# Toplumsal Barış ve Demokrasinin Tesisi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi (2/167)

- **Tür:** Kanun teklifi (TBMM 28. Dönem)
- **Esas no:** 2/167
- **Sunuluş tarihi:** 2 Temmuz 2018
- **İlk imza:** Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP, Diyarbakır)
- **İmza sayısı:** 1
- **Esas komisyon:** Anayasa Komisyonu
- **Son durum (TBMM):** KOMİSYONDA
- **TBMM kaydı:** https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/aec303d2-2908-4cd5-960f-0188d8d05fad
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-167-toplumsal-baris-ve-demokrasinin-tesisi-amaciyla-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakki

> 2/167 esas numaralı kanun teklifi 2 Temmuz 2018 tarihinde TBMM Başkanlığına sunuldu; ilk imza: Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP); 1 imza. Son durum (TBMM): KOMİSYONDA.

## Özet

Teklif ile; seçim barajının %10'dan %5'e indirilmesi, siyasi partilerin propagandalarında Türkçeden başka dillerde pankart, levha, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyanname kullanabilmelerinin serbest bırakılması, genel seçimlere katılan tüm partilere Hazineden ödenek ayrılması, Dersim olayları ile ilgili arşivlik malzeme niteliğinde olan evrakın bu evrakları bulunduran kişi veya kurumlarca TBMM'ye verilmesi, 5442 sayılı Kanun kapsamında adları değiştirilen köy, bucak, ilçe ve diğer yerleşim yerleriyle coğrafi yerlerin eski adlarının yeni adlarıyla birlikte kullanılması, 21 Mart gününün Nevruz Bayramı adıyla resmi tatil olması, Diyarbakır Cezaevi'nin 'İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi' yapılması, geçici köy koruculuğunun kaldırılması, geçici köy korucularından 50 yaşını dolduranların görevleriyle ilişiklerinin kesilmesi, 2001-2013 yılları arasında meydana gelen terör, çatışma ortamı ve güvenlik kaygısı ile boşaltılan ve kalıcı yerleşimin sağlanamadığı boş köy ve mezralar nedeniyle mağdur olan vatandaşların maddi zararlarının tazmininin sağlanması, Türkiye Cumhuriyeti Devleti ile Suriye Arap Cumhuriyeti Devleti Arasındaki Kara Sınırı Boyunca Yapılacak Temizleme Faaliyetleri ile İhale İşlemleri Hakkındaki Kanun çerçevesinde mayınlardan temizlenen arazilerin bulunduğu bölgede yerleşik olan ve bir aylık ortalama geliri net asgari ücret tutarının altında olanlara, sadece tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere bedelsiz tahsis edilmesi, İstanbul ili Şişli ilçesinde bir caddenin adının 'Hrant Dink Caddesi' olarak değiştirilmesi, Ağır Ceza Mahkemelerinin görev alanına giren işlerde hazırlık aşamasındaki tutukluluk süresinin 6 ayla sınırlandırılması, nerede işlenmiş olursa olsun kasten öldürme, kasten öldürmenin nitelikli şekilde işlenmesi, işkence, neticesi sebebiyle ağırlaşmış işkence, çocukların cinsel istismarı gibi suçlarda zamanaşımı ile ilgili hükümlerin uygulanmaması ve TBMM'de 'Toplumsal Mutabakat ve Ortak Akıl Heyeti' oluşturulması öngörülmektedir.

## Teklif metni

26. Dönemde vermiş olduğum;

2/2163,2/1787,2/1764,2/1 734,211731,2/1719,2/1705,2/1699,2/1698,2/1691,2/1654 ,2/11629 211609,2/1497,2/1496,2/1459,2/1414,2/1384,2/1369,2/1359,2/1341,2/1311,2/1284,2/1283 2/1206,2/1042,2/1016,2/1003,2/926,2/846,2/804,2/637,2/636,2/594,2/593,2/592,2/591,2/590 2/1589,2/542,2/531,2/500,2/494,2/290,2/289 j ( 4/ bi287, 21286 2/285.2/284 2128321282 2/281,2/280,2/279,2/278,2/277,2/1276,21275,2/274,21273,2/271,21270,21269,21268,2/267,

2/265,2/264 ,2/263,2/262,2/261,2/260,2/259,2/258,2/257,2/256,2/255,2/254,2/253,2/217,

2/215,2/214,2/213,2/212,2/211,2/210,2/209,2/208,2/207,2/1206,2/205,. .2/203,2/202, 2/1200,2/199,2/198,2/197,2/196,2/195,2/194,2/193,2/192,2/191,2/190,2/189,2/188,2/187.

2/186. 2/185,2/184,2/183,2/182,2/181,2/180,2/179,2/178,2/177,2/176,2/175,2/174,2/173, 2/1171, 21170, 2/169, 2/168, 2/167,2/166,2/165,2/164,2/163,2/162,2/161,2/160,2/159,2/158, 2/156,2/155,2/154,21153,2/152,2/151,2/150,2/149,2/148,2/127,2/126,2/125,2/124,2/123 2/122,2/121,2/120,2/119,2/118,2/117,2/116,2/115,2/114,2/113,2/112,2/111,2/110,2/109 21108,2/107,2/106,2/105,2/104,2/103,2/102,2/101,2/100,2/99,2/98,2/97,2/96,2/95,2/94 2/93, 2/92,2/91,2190,2/89,2/88, 2/87, 2/86, 2/85, 2/84, 2/83, 2/82, 2/81, 2/80, 2/79, 2/78, 2/77, 2176, , 2174, 2/73, 2172, 2171, 2170, 2169, 2168, 2167, 2166, 2/65, 2/64, 2/63, 2/62, 2161, 2/60,

2/59, 2/58, 2/57, 2/56, 2/55, 2/54 ve 2/53 esas numaralı Kanun Tekliflerimi yeniliyorum.

29.06.2018 K ON Av. Dr.M. Nİ in TANRIKULU İstanbul Milletvekili Adalet Tali İçişleri Komisyonlar İnsan Haklarını İnceleme Plan ve Bütçe

Esas , Anayasa Komisyon i

Tarih01.10.2018 Esas No:66

K 02 bmv 2018

İ gep 22: Sa Ş6$i

<7 e. CUMRURİ YET HALK PARTİSİ

Tarih 3 iğ EN 5

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

25. Döneme ait 4965, 52941, 5293, 5296, 5711, 5713, 5714, 5718, 5779, 5987, 6442, 6673,

6786, 6788, 7312, 8147, 8149, 8152, 9234, 9567, 9570, , 10107, 10111, 10114, 10887, 11122, * 13142, 13143, 13146, 15248 15523, 15524, 16535, 16694, 17646, 21780,

23657, 24261, 24489, 26619 ve 27305 evrak numaralı Kanun Tekliflerimi yeniliyorum.

• Sezgin TANRIKULU İstanbul Milletvekili

Saygılarımla.

DAA

Tan İ— Sİ karın Nede!

Komisyon 2 Münve, ve ike Komisyon EN Wa N Tarih: 99 Aralik E. Ne: Z7267

77 sy e EE Gis

2k Kasm 2015 er Şİİ

CUMHURİYET HALK PARTİSİ Grup Başkanlığı

CHP yar Lü mn

TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞINA

Toplumsal Barış ve Demokrasi için Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifimiz ve gerekçesi ektedir.

Hu, CİYA. nar İran Hah oral Bediş.

TBNM iğ , Mumara.

7 28 bm 2015 dey , , " Lla , 5? " hala EN

Adı Soyadı

Seçim Bölgesi

İmza

AMOİ

27)

Mzh YA pi GÖLDAZL

Coyenler

MAYA O kal *N EAup Bi

GEREKÇE

Türkiye'nin en önemli meselelerinden olan Kürt sorunu, eşit yurttaşlık ve demokrasi temelinde kalıcı bir şekilde çözüme kavuşturulmalıdır.

Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının kimlikleri nedeniyle hiçbir ayrımcılığa ve eşitsizliğe maruz kalmayacakları, herkesin ülkesine eşit derecede "aidiyet" hissedebileceği, insan hak ve özgürlüklerini sonuna kadar kullanabileceği, eşit vatandaşlık prensibinin gereklerinin eksiksiz hayata geçirileceği gerçek bir demokrasinin inşası temel hedef olmalıdır. Bu temel hedefin gereği olarak, Kürt sorununun da mutlaka insan hakları ve demokrasi ekseninde, eşit vatandaşlık temelinde çözülmesi, gerçekten özgür ve demokratik bir Türkiye'nin oluşumu için ön şarttır. Bu doğrultuda çağdaş demokrasinin gereği olan tüm hakların garanti altına alınması, yerinden yönetimin güçlendirilmesi, bölgeler arası sosyal ve ekonomik eşitsizliklerin gerekirse doğrudan kamu yatırımları ile giderilmesi gerekmektedir.

Temel bir insan hakkı olarak anadil öğretimi desteklenmeli, tüm seviyelerde resmi dil ve ortak dil olan Türkçe'nin eğitimi ve öğretiminin yanı sıra, anadilin eğitiminde çocuğun yararını gözeten, bilimsel, pedagojik bir yaklaşımla ele alınıp çözülmelidir.

Kürt sorununu otuz yıldır çözümsüzlüğe iten ve giderek daha da derinleştiren "güvenlikçi yaklaşımlar? yerine, sorunun TBMM zemininde, geniş bir toplumsal mutabakatla çözülmesi gerekmektedir. Bu yaklaşımın gereği olarak CHP, her zaman barıştan yana tavır almış, barış ve çözüm yönünde atılan tüm adımlara samimiyetle destek vermiş, yapıcı eleştiriler ve somut öneriler ortaya koymuş, tüm toplumumuzun özlemi olan barışa 'açık çek" vermiştir. N

Hükümet tarafından yürütülmekte olan mevcut çözüm sürecine olan eleştirilerimiz de, sürecin gerekliliğine dair bir tereddütten değil, tam aksine, izlenen yöntemin kalıcı barışın sağlanması için doğru yöntem olmadığı inancından kaynaklanmaktadır.

Kürt sorununa kalıcı çözümün en önemli unsurlarından biri, demokratik, özgürlükçü ve eşitlikçi bir perspektifle hazırlanacak olan yeni bir anayasadır. Ancak ne yazık ki mevcut ortamda yeni bir anayasanın hazırlanması fırsatı ıskalanmıştır. Diğer yandan yeni bir anayasanın toplumsal katmanlarda zemin ve karşılık bulabilmesi için de ciddi bir zihniyet değişikliğine ihtiyaç vardır. Bu zihniyet değişikliği zaruretinden hiçbir kesim azade değildir. Gerek devletin, bürokrasinin, iktidarın ve genel olarak siyaset kurumunun gerekse yanlış uygulamalar sonucu yaratılmış olan toplumsal kutuplaşmanın giderilmesi açısından bu kaçınılmazdır.

Kürt sorununun temelinde, eşit vatandaşlığın gereklerinin yerine getirilmemesi ve demokrasi konusundaki eksiklerin yanı sıra, otuz yıllık şiddet sürecinin beslediği bir aidiyet ve karşılıklı güven sorunu yatmaktadır. Toplumumuzun bir kesiminin Türkiye Cumhuriyeti'ne olan aidiyet bağlarında uygulanan ayrımcı politikalar ve hak ihlalleri nedeniyle zayıflama meydana gelmiş, öte yandan, bir diğer kesiminde de eşit vatandaşlığa yönelik olarak atılan adımların ülkenin bölünmesine yol açacağı kaygısı yerleşmiştir. Yasal değişiklikler ve müzakerelerle eşit vatandaşlığın kâğıt üzerinde sağlanabilmesi ve şiddetin durdurulabilmesi mümkün olsa da, çözümün diğer iki temel ayağı olan demokratikleşme ve toplum kesimleri arasındaki duygusal kopuşun giderilmesinin, şeffaf ve demokratik bir sürecin inşasını zorunlu kıldığı açıktır.

Barışın, demokrasinin ve özgürlüklerin garantisi kişiler değil, hukuk kurallarıdır. Ve bu hukuk kuralları parlamentolarda yapılır. Bu nedenle kalıcı bir çözüme ulaşılabilmesi, barışın sigortalanabilmesi için çözüm sürecinin kapalı kapılar ardında, kamuoyundan gizlenerek, hükümet tarafından güvenlik bürokrasisi eliyle yürütülmesinden vazgeçilerek, meşru zemin olan TBMM'ye taşınması, tüm, ERİM N olarak çalışacak bir "Toplumsal Mutabakat ve Ortak Akıl Heyeti Komisyonu" denetiminde, tüm kamuoyu önünde şeffaf biçimde yürütülecek ve bu sayede eşit vatandaşlık temelinde yeni bir demokratik mutabakatın ortaya çıkmasını sağlayacak somut çözüm modelini ortaya koymuştur.

Ancak çözüm konusunda samimi olmayan Hükümet, süreci TBMM'den ve kamuoyundan kaçırmakta ısrar etmektedir. AKP'nin çözüm sürecini sürüncemede bırakarak, çözümden yana herkesi kendisine mahkum kılmayı amaçlayan bu politikasının sonucunda süreç her türlü provokasyona açık hale gelmekte, toplumun çözüme olan inancı azalmakta, sürece yönelik kaygılar derinleşmekte ve toplum kesimleri arasındaki duygusal kopuş daha da derinleşmektedir. İlk günden itibaren uyardığımız gibi, demokratik ve şeffaf yürütülmeyen bir süreçten, demokrasi, kalıcı barış ve özgürlük çıkmasının mümkün olmadığı her geçen gün daha net görülmektedir.

Kanun Teklifimizde de görüleceği üzere CHP, hepimizin umudu olan çözümü ve kalıcı barışı AKP'nin günlük siyasi hesaplarına kurban etmeyecek somut ve gerçekçi çözüm perspektifinde ısrar etmeyi sürdürmektedir.

Bu çerçevede, ülkemizde temel hak ve hürriyetlerin etkin bir şekilde korunması ve Kürt sorununun barışçıl çözümü için vazgeçilmez bir şart olan demokratik zeminin oluşturulmasına yönelik olarak;

İ. Demokratik temsilin sağlanabilmesi için milletvekili genel seçimlerinde barajın yüzde 5'e indirilmesi; belediye ve il genel meclisleri seçimlerinde ise barajın 90 17*lere çıkmasına yol açan "onda birlik baraj" uygulamasının kaldırılması,

2. Siyasetteki dil yasaklarının tamamen sona erdirilmesi,

3. Siyasi partilere devlet yardımının tüm siyasi partileri kapsayacak şekilde adil bir hale getirilmesi,

4. Türkiye Büyük Millet Meclisinde bir "Toplumsal Mutabakat ve Ortak Akıl Heyeti Komisyonu'nun oluşturulması,

5. Geçmişte yaşanan acı ve travmaları hatırlatan isimleri taşıyan; meydan, bulvar, cadde, yol, sokak, park ve benzeri alanlar ile kamu kurum ve kuruluşlarına ait işletme, tesis, bina ve benzeri tüm yapıların ve kışlaların tespit edilmesi ve bu isimlerin değiştirilmesi amacıyla TBMM'de Komisyonu kurulması,

6. Adları değiştirilen köy, bucak, ilçe ve diğer yerleşim yerleriyle coğrafi yerlerin eski adları, yeni adlarıyla birlikte kullanılması,

7. Dersim olaylarının tüm boyutlarıyla araştırılması için Dersim arşivlerinin devletin ilgili tüm kurumlarından alınıp TBMM'de toplanarak halka ve araştırmacılara açılması,

8. 21 Mart gününün Nevroz Bayramı olarak, tatil ilan edilmesi,

9. Eski Diyarbakır Cezaevi'nin "İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi"ne dönüştürülmesi,

10. Koruculara kamuda başka alanlarda istihdam olanağı getirilerek, koruculuk sisteminin kaldırılması,

11. Boşaltılan yerleşim yerleri nedeniyle mağdur olan vatandaşlara yardım yapılmasını öngören 5233 Sayılı Yasa'nın yeniden düzenlenerek, mağduriyetlerin giderilmesi ve köye dönüşlerin önünün açılması,

12. Mayınlı arazilerin temizlenip, yoksul köylüye tarımsal faaliyetler için tahsis edilmesi,

13. Demokrasilerin vazgeçilmez bir koşulu olan toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin özgürce yapılabilmesi için gerekli değişikliklerinin yapılması,

14. Terörle Mücadele Kanunu ve Türk Ceza Kanunu'ndaki ifade özgürlüğünü engelleyen hükümlerin kanun metinlerinden çıkarılması,

15. Tutuklamaların cezaya dönüşmemesi için uzun tutukluluk sürelerinin kısaltılması,

16. Davaların başka illere nakledilerek adil yargılamanın engellenmesine son verilmesi,

17. Özel yetkili mahkemelerin verdiği kararlar için yeniden yargılama imkanının sağlanması,

18. Polisin biber gazı kullanması ve orantısız şiddet uygulamasının önüne geçilmesi,

19. İşkence ve benzeri gayri insani suçlar nedeniyle Anayasa Mahkemesince veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesince verilen tazminat kararlarının gerekirse Başbakana varınca a-kadartüm sorumlulara rücu edilmesi, DA

İzi

Temel Hak ve Hürriyetlerin kullanımı sırasında güvenlik görevlilerinin orantısız şiddetine maruz kalarak ölenlerin yakınlarına ve yaralananlara nakdi tazminat, aylık bağlanması, kamuda istihdam gibi hakların tanınması,

Adil yargılamayı ve savunma hakkını engelleyen "gizli tanık" uygulamasına son verilmesi, Faili meçhul cinayetlerde zaman aşımının kaldırılması,

Nefret suçlarının zamanaşımına uğramaması ve para cezasına çevrilmemesi,

Darbe dönemlerinin mahkemesi olan DGM"lerce verilen kararlarda zamanaşımı süresinin yarı oranda düşürülmesi,

Hukuka aykırı şekilde elde edilen kişisel verilerin imha edilerek, fişleme uygulamalarına son verilmesi,

Ceza evlerinde soyut ve yoruma açık düzenlemelere dayanarak yapılan haksızlıkların engellenmesi,

Hrant Dink'in adının İstanbul Şişli'de bir caddeye verilmesi, konularındaki Kanun Tekliflerimizi bir kez daha, bir paket olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin ve halkımızın takdirine sunuyoruz.

Ayrıca, Meclis Araştırma Komisyonu kurulması amacıyla Türkiye Büyük Millet Meclisi

Başkanlığına sunmuş olduğumuz;

Geçmişte Yaşanan İnsan Hakları İhlallerinin Araştırılması, Toplumsal Barışı Bozan Olayların ve Nedenlerinin Araştırılması, Uludere / Roboski Katliamının Araştırılması,

Zorunlu Göçün Yarattığı Sorunların Araştırılması,

Faili Meçhul Cinayetlerin ve Kayıpların Araştırılması,

İşkence ve İşkencecilerin Araştırılması,

Yasadışı Dinlemelerin Araştırılması,

Fişlemelerin Araştırılması,

Seçim Sistemlerindeki Adaletsizliklerin Araştırılması, Cezaevlerinde Yaşanan Hak İhalelerinin Araştırılması, Cumartesi Annelerinin Taleplerinin Araştırılması,

Nefret Suçlarındaki Artışın Araştırılması,

Gerçekleri Araştırma Komisyonu Kurulması,

İşkence Mağdurları Aleyhinde Memura Mukavemet Suçlamasıyla Açılan Davalardaki Artışın Araştırılması konularındaki önergelerimizin bazılarının AKP oylarıyla reddedilirken, çoğunun gündeme alınmayı beklediğini; 3 Mayıs 2013 tarihinde verdiğimiz Avrupa Yerel Yönetimler Şartı"na konulan çekincelerin bugüne değin neden kaldırılmadığına ilişkin soru önergemizin ise hala yanıtlanmadığını TBMM üyelerine ve kamuoyuna bir kez daha hatırlatmak istiyoruz.

MADDE GEREKÇELERİ

MADDE 1- Maddeyle, genel seçimlerde uygulanan 9010*luk seçim barajının 965*e düşürülmesi amaçlanmaktadır. Anayasaya göre seçim sistemleri temsilde adalet ve yönetimde istikrar ilkelerine dayanır. Ancak Türkiye'de 12 Eylül darbe döneminden kalan 9410'luk seçim barajı sadece "yönetimde istikrarı" sağlamakta, "temsilde adalet" ise kesinlikle hayata geçirilememektedir. Örneğin 2002 seçimleri sonucunda seçmenlerin "45'i Meclis'te temsil edilememiştir. AKP, oyların yüzde 34'ünü alarak TBMM'de yüzde 66'lik bir çoğunluğa sahip olmuş, CHP yüzde 19 oyla Meclis'te yüzde 33 oranında temsil edilmiş; DYP, MHP, Genç Parti, DEHAP ise barajı geçememiştir.

2007 seçimlerinde AKP oyların yüzde 46,5'ini alarak Meclis'te yüzde 62'lik bir çoğunluk elde etmiş, CHP yüzde 21 oyla, Meclis'te yüzde 20'lik bir temsil oranında kalmış; MHP ise yüzde 14 oy oranıyla, yüzde 13'lük bir temsil sağlayabilmiştir. 2011 seçimlerinde ise yüzde 49,8 alan AK Parti, Meclis'in yüzde 60'ına hâkim olurken; yüzde 26 oranında oy alan CHP Meclis'te yüzde 24,5'lik, yüzde 13 oy alan MHP ise yüzde 96'lik bir güçle yetinmek zorunda kalmıştır.

12 Eylül Darbe rejimin seçim barajları, halkın büyük bir kısmının temsil edilmesini engellemekte, en çok oyu alan partilere Meclislerde, aldıkları oy oranından daha fazla sandalye kazandırırken, muhalefette kalan partilere oy oranlarının altında bir temsil gücü vermektedir.

Türkiye'nin bu sistemle devam etmesi toplumsal barış ve demokrasi adına en büyük engeldir.

MADDE 2- Son yerel seçimlerde CHP, Gediz'in Eskigediz Beldesinde 9417,11 oy almasına rağmen; MHP, Kırıkkale Bahşili'de 9017,15 ve Amasya Hamamözü'nde 9617,39 oranında oy almasına rağmen, AKP Şırnak Uludere'de "17,02 oy almasına rağmen belediye meclislerine üye gönderememişlerdir. İl genel meclisi seçimlerinde ise MHP, Bolu'da 616,09, Artvin'de "614,22 ve Zonguldak'ta "oli,42, Saadet Partisi ise Rize'de 910,98 oranında oy almasına rağmen il genel meclislerine üye gönderememişlerdir.

2972 sayılı Mahalli İdareler ile Mahalle Muhtarlıkları ve İhtiyar Heyetleri Seçimi Hakkında Kanun'da yer alan "onda birlik baraj" uygulaması, "temsilde adalet" ve demokrasi adına genel seçimlerdeki Yol 0*luk barajdan daha vahim sonuçlar ortaya çıkarmaktadır.

Bu sistemin tek kazananı her seçim bölgesinde en fazla oyu alan parti olmaktadır. Örneğin, Düzce'nin Çilimli ilçesinde oyların *065,6'sını alan AKP, belediye meclis üyeliklerinin tamamına ("0100*üne) sahip olurken 9616,81 oy alan MHP ve 912,49 oy alan CHP belediye meclisine üye gönderememiştir.

Madde ile, il genel meclisi ve belediye meclisi seçimlerinde, "temsilde adaleti sağlamak için", "onda birlik baraj" uygulamasının kaldırılması ve belediye meclislerinin kontenjan üyelerinin seçiminde, "yönetimde istikrarı sağlamak için", belediye meclisi için yapılan seçim sonuçlarının değil, belediye başkanlığı için yapılan seçim sonuçlarının esas alınması amaçlanmaktadır.

MADDE 3- Yıllardır kaldırılması için mücadele verdiğimiz siyasetteki dil yasakları hala tam olarak kaldırılmamıştır. Siyasi Partiler Kanunu'nun 81. Maddesinin c) fıkrasına göre siyasi partiler; "Tüzük ve programlarının yazımı ve yayınlanmasında, kongrelerinde, açık veya kapalı salon toplantılarında, mitinglerinde, propagandalarında Türkçe'den başka dil kullanamazlar; Türkçe'den başka dillerde yazılmış pankartlar, levhalar, plaklar, ses ve görüntü bantları, broşür ve beyannameler kullanamaz ve dağıtamazlar; bu eylem ve işlemlerin başkaları tarafından da yapılmasına kayıtsız kalamazlar..." Madde ile siyasi partilerin Türkçe*den başka dillerde faaliyette bulunmasının önündeki bu yasakların tamamen kaldırılması amaçlanmıştır.

MADDE 4- Madde ile, Kanunlar çerçevesinde kuruluşunu gerçekleştirmiş, teşkilatlanma barajını aşmış, ilk büyük kurultayını yapmış ve seçime girmeye hak kazanmış tüm siyasi partilere, bir milletvekilliği genel seçimine girdikten sonra, herhangi bir baraj şartı olmadan, aldıkları oy sayısı ile orantılı şekilde her yıl devlet yardımı verilmesi amaçlanmıştır.

MADDE 5- Dersim'de meydana gelen hadiseler, toplumun çok geniş bir bölümünü derinden etkilemiş ve olumsuz etkileri günümüze kadar gelmiştir. Bu olaylara ait gizli ve açık bütün arşivlerin konuya ilişkin olan tarafların bilgisine sunulması, açık toplum olmanın, doğru düzlemde tartışmanın ve şeffaflığın bir gereğidir.

Dersim olayları ile ilgili arşiv niteliğindeki bilgi ve belgeler birçok kamu kurum ve kuruluşunun nezdinde bulunmaktadır. Dersim arşivi ile ilgili olarak araştırma yapmak isteyen siyasetçiler, bilim adamları, araştırmacılar birçok zorlukla karşılaşmaktadır. Dersim konusu ile ilgili araştırma yapmak isteyen bir araştırmacının yirmiyi aşkın kamu kurum ve kuruşuma başvurması gerekmektedir. Ayrıca, 1926, 1937, 1938 hareketlerinde görev almış, olaylara tanıklık etmiş sivil ve askeri yöneticilerin/kişilerin günlükleri, hatıratları, özel arşivleri, fotoğrafları vb. ile sivil toplum örgütlerinin elinde bulunan belgelerin de bu kapsamda değerlendirilmesi gerekmektedir.

Bu teklifle, dağınık halde bulunan Dersim olayları ile ilgili kamuoyuna açık veya gizliliği devam eden her türlü bilgi, belgenin Türkiye Büyük Millet Meclisine taşınması için çalışmalar yapılması amaçlanmıştır.

MADDE 6- 5442 sayılı kanunun 2. maddesindeki, yerleşim adlarının değiştirilmesi konusunda İçişleri Bakanlığına yetki veren düzenlemelerin kanundan çıkarılması ve bu kanun çerçevesinde değiştirilmiş olan yer adlarının, eski adlarıyla birlikte kullanılmasının sağlanması amaçlanmaktadır.

MADDE 7-21 Mart günü, kışın bahara döndüğü, her türlü husumetin, sıkıntının, karamsarlığın bir kenara bırakıldığı aydınlık bir gündür. Ülkemizde etnik aidiyet gözetmeksizin tüm halklar tarih boyunca Nevruz/Newroz bayramını kutlayagelmişlerdir. Maddeyle 21 Mart gününün Nevruz Bayramı olarak, resmi tatil ilan edilmesi amaçlanmaktadır.

MADDE 8- 12 Eylül Askeri darbesinin en korkunç yüzünün ortaya çıktığı Diyarbakır Cezaevi, insanlık adına utanç verici işkence ve infazlara tanıklık etmiştir. 1981 ve 1984 yılları arasında Diyarbakır Ceazevi'nde toplam 34 kişi hayatını kaybetti. Gördükleri işkencelerden dolayı sakat kalan onlarca kişinin yanı sıra, bu korkunç uygulamalardan geçen yüzlerce kişi, hayatlarını psikolojik travmalarla geçirmek zorunda kaldı, kalıyor. Travmanın sınırları sadece bu korkunç işkencelere maruz kalanlarla sınırlı kalmadı. 1980'ler boyunca tüm Doğu ve Güneydoğu Anadolu'da burası "devletin yüzü" olarak bellendi ve devlete yönelik öfkeyi kabarttı. Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanan insanlık dışı uygulamalar binlerce habere, onlarca kitaba konu olduğu gibi The Times gazetesi burayı "Dünyanın en kötü şöhretli 10 cezaevi" arasında göstermiştir. Diyarbakır Cezaevi'ndeki işkencelere maruz kalan yurttaşların daha sonra belgesellerde veya kitaplarda aktardıkları tanıklıklarında dikkat çeken bir nokta bulunmaktadır. Hemen hepsi, karşılaştıkları uygulamaların sadece küçük bir bölümünü anlatabildiklerini ifade etmektedirler. Yani mağdurlar, dile dahi dökemeyecekleri işkencelere maruz kaldıklarını belirtmektedirler.

"Eski Cezaevi" olarak bilinen Diyarbakır Cezaevi yerleşkesi, Diyarbakırlılara sadece bu korkunç zulmü hatırlatmakla kalmıyor, mevcudiyeti sayesinde o korkuyu yeniden yaşatıyor. Oysa Diyarbakır Cezaevi'nin yarattığı korku ve travmanın giderilmesi için geç de olsa yeni bir adım atılması gerekmektedir. Diyarbakır Cezaevi sadece devletin değil, tüm insanlığın ders alması gereken korkunç bir deneyimdir. Bu deneyimi insan hakları ve demokrasi lehine dönüştürmek gerekmektedir. Bu bağlamda Eski Diyarbakır Cezaevi'nin "İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi"ne dönüştürülmesi, travmanın bir nebze de olsa giderilmesine yarayacaktır. Geçmişindeki kötü deneyimlerin üstünü örtmek, unutulmalarını sağlamaz. Aksine, travmanın devam etmesine neden olur. Dolayısıyla Diyarbakır Cezaevi gerçeğinin üstünü örtmek yerine, onu tamamen teşhir etmek toplumsal barış açısından da faydalı bir adım olacaktır. Maddeyle Kültü ve Turizm Bakanlığı tarafından Eski Diyarbakır Cezaevi'nin "İnsan Hakları ve Demokrasi Müzesi"ne dönüştürülmesi amaçlanmaktadır.

MADDE 9- Anayasanın 128. Maddesine göre, "Devletin, kamu iktisadi teşebbüsleri ve diğer kamu tüzelkişilerinin genel idare esaslarına göre yürütmekle yükümlü oldukları kamu hizmetlerinin gerektirdiği asli ve sürekli görevler, memurlar ve diğer kamu görevlileri eliyle görülür."

Dolayısıyla güvenlik gibi, devletin yürütmesi. gereken asli ve sürekli bir. ra GO de Korucularının da çalışma şartlarının ve özlük haklarının iyileştirilmesi ve başka kurumlarda çalışma olanağı gibi talepleri bulunmaktadır.

Madde ile, 442 Sayılı Köy Kanunun Sekizinci faslı olan "Köy Korucuları ve Göreceği İşler" başlığında düzenlenen, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82. Maddeler ile EK 18. Maddelerinin kanun metninden çıkarılarak Köy Koruculuğu sisteminin kaldırılması amaçlanmaktadır. Bu kapsamda Geçici Köy Korucusu olarak çalışanların üç ay içinde görevleriyle ilişiğinin kesilmesi de bu madde ile düzenlenmektedir. Böylece Geçici Köy Korucularının emeklilik ve başka kamu kurumlarında işe yerleştirilmesine yönelik işlemler için yürütme organına süre verilmiş olmaktadır.

MADDE 10- Maddeyle, Geçici Köy Korucusu olarak çalışanlara yaşadıkları riskler ve sorunlar nedeniyle bu işte geçen çalışma sürelerinin her 360 günü için, 180 gün fiili hizmet süresi zammı olarak eklenmesi düzenlenmektedir. Emeklilik yaşı ise 55'ten 50" ye indirilmektedir. Bu şekilde hesaplanacak hizmet süreleri 15 yılı geçen ve 50 yaşın üzerinde olan Geçici Köy korucularına mevcut maaşlarını emeklilikte de alabilecekleri şekilde emeklilik hakkı getirilmekte, böylece sağlanan emekli maaşı iyileştirmesi bu kanunun yürürlüğe girmesinden önce emekli olanlara da uygulanacak şekilde düzenleme yapılmaktadır.

MADDE 11- Bu Kanununla 50'ye çekilen Geçici Köy Korucuları için emeklilik yaşı, kanunun Ek 17. Maddesine de işlenmektedir.

MADDE 12- Geçici Köy Koruculuğundan emekli olmak için getirilen "50 yaşını aşmış olmak" ve "15 yıl hizmeti bulunmak" koşullarını sağlayamayan geçici köy korucularının bu koşulları sağlayıncaya kadar kamu kurumlarında işe yerleştirilmesi ve bu işlemler için Bakanlar Kurulu'nun en geç iki ay içinde bir yönetmelik çıkarması düzenlenmektedir.

MADDE 13- Ülkemizdeki yurttaşların sorunlarının demokratik yollardan çözülememesi nedeniyle son 30-40 yıldır süregelen terör ve çatışmalı ortam neticesinde özellikle birinci madde de belirtilen illerimizde yüzlerce köy ve binlerce mezra 1990'lı yıllarda boşalmış veya boşaltılmıştır. 2004 yılında yürürlüğe giren 5233 sayılı yasanın uygulamasından ne yazık ki istenilen amaç elde edilememiştir. Bu nedenle toplumsal barış zemininin kalıcılaşması ve güçlenmesi için köy ve mezraları halen terör ve çatışmalı ortam nedeniyle boş olan, arazilerinde mayın bulunan, 2001-2013 yılları arasında can güvenliği tesis edilemediğinden köy ve mezralarına yerleşemeyen, köylerinin alt yapısı çatışmalı süreçte (yol-su- elektrik-okul- sağlık ocağı) yerle yeksan olmuş, çatışmalı ortam nedeniyle göç ettikleri yerlerde bin bir maddi ve manevi eziyet çekmiş ve halen çekmekte olan yurttaşlarımızın son 12 yıldır mülkiyetlerine ulaşamamalarından kaynaklı zararlarının telafisi ve alt yapısı tekrardan inşa edilecek köylerine tekrardan yerleşmeleri için iş bu kanun teklifini yapmak gerekmiştir. Maddeyle, 2001 yılı sonrası mülkiyete ulaşamama nedeniyle vuku bulan zararların telafisi ve hakkaniyete aykırı Mahkeme kararlarıyla başvuruları reddedilen mağdurların zararının telafisi amaçlanmıştır,

MADDE 14- Madde ile, 5233 sayılı yasadan yararlanma koşullarının değiştirilmesi amaçlanmıştır.

MADDE 15- Madde ile, 5233 sayılı yasadan yararlanmak üzere başvuruların keyfi olarak yıllarca bekletilmesinin önüne geçilmek istenmiştir.

MADDE 16- Madde ile, başvurucuların taleplerinin göz ardı edilmemesi gerektiği ve keşfi yapılan dosyaların yıllarca sürüncemede kalmaması; Kadastro Tespiti yapılmamış boş köylerde taşınmaz zilyetliğine ilişkin hükümlerin uygulanması ve böylece başvurucuların malvarlıklarının sağlıklı tespiti ve zarar Tespit Komisyonlarının başvurucuları mağdur edici birim fiyatlar önermemesi ve zarar tespit komisyonlarınca hakkaniyete uygun zarar tazmini yoluna gidilmesi amaçlanmıştır.

MADDE 17- Madde ile 5903 sayılı Kanun uyarınca mayınlardan temizlenen arazilerin bulunduğu bölgede yerleşik olan ve bir aylık ortalama geliri net asgari ücret tutarının altındazğlanlara, işisis bilesin bu talep etmeleri halinde sadece tarımsal faaliyetlerde kullanılmak üzere bedelsiz arazi t maddenin uygulanmasına yönelik usul ve esasların ise Maliye Bakanlığınca belirlenmesi amaçlanmaktadır.

MADDE 18- Toplumsal hafızanın diri tutulması amacıyla cadde ve sokaklara genellikle tarihte iz bırakmış kişilerin isimleri verilmektedir. Toplumun aydınlanmasına, barışa hizmet etmiş kişilerin kadrinin bilinmesinin göstergesi olan bu uygulama neticesinde Türkiye'nin her yerinde önemli şahsiyetlerin isimleri sokaklarda, caddelerde, bulvarlarda yaşatılmaktadır. 19 Ocak 2007 tarihinde katledilen gazeteci Hrant Dink ismi de bu ülkenin tarihinde önemli bir yer tutmaktadır. Her ne kadar katilleri ve arkasındaki örgüt ısrarla korunsa da, bu toplumun önemli bir bölümü, sorumluları kendi vicdanında mahkum etmiş ve Hrant Dink'e hak ettiği değeri vermiştir. Dink'in cenaze törenin katılan yüzbinlerce insan, Dink"e yapılanı asla unutmama sözü vermiştir.

Dink'in cenazesi kaldırılırken, İstanbul-Şişli"de bulunan bir caddenin ismi, bazı yurttaşlar tarafından protesto maksadıyla Hrant Dink Caddesi olarak değiştirilmiştir. Şubat 2010 tarihinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne, Şişli'de bir caddenin "Hrant Dink Caddesi" olarak değiştirilmesi teklifinde bulunulmuş, ancak İstanbul Büyükşehir Belediye Meclis'i oy çokluğuyla bu teklifin gündeme gelmesi reddetmiştir. Keza Şişli Belediyesi'nin "Şafak Sokağı" ismini "Hrant Dink Sokağı" olarak değiştirilmesi için İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne yaptığı başvuru da reddedilmiştir. İBB'nin ret gerekçesi olarak da ilçe belediyelerinden gelen meydan, bulvar, cadde, sokak, park vb. yerlere dair isim değişikliği taleplerinin, şehrin kültürel değerlerinin ve mevcut adres sisteminin bozulması, adres kargaşası, maddi ve manevi kayıplara neden olması ve emniyet açısından sakıncalar oluşturması gösterilmiştir.

Muammer Aksoy, Ahmet Taner Kışlalı, Uğur Mumcu, Abdi İpekçi gibi pek çok şahsiyet gibi Hrant Dink de bu toplumun önemli isimlerinden biridir. Dink isminin toplumsal hafızada daimi kılınması için sokak, bulvar veya caddelere adının verilmesine gerek olmasa da, onun anısına, şahsiyetine yakınları ve sevenlerinin acısına hürmet gösterildiğinin belirtilmesi bakımından bu teklifi önemsemekteyiz. Bu çerçevede İstanbul-Şişli İlçesindeki bir caddenin isminin ülkemiz kültürel zenginliği ve toplumsal barışı adına "Hrant Dink Caddesi" olarak değiştirilmesini önermekteyiz.

MADDE 19- Madde ile toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenleme hakkının herkese tanınması düzenlenmiştir. Gerçek veya tüzel kişilerin gerçekleştireceği toplantı ve gösteri yürüyüşü haklarının kullanılmasının amacı ve kapsamı düzenlenmiştir.

MADDE 20- Madde kapsamında toplantı ve gösteri yürüyüşleri hakkının herkes tarafından, şiddeti, kin ve düşmanlığı içermemesi ve tahrik veya teşvik etmemesi hallerinde izin alınmadan kullanılmasını düzenlemektedir.

MADDE 21- Madde ile toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin yer ve güzergâhları açıklanmıştır. Madde kapsamına göre, toplantı ve gösteri yürüyüşleri, tüm il veya ilçe sınırlan içerisinde her yerde belirlenen şartlar çerçevesinde yapılabilecektir.

Toplanma ve dağılma yerleri ile izlenecek yol ve yönlerin, toplantı ve gösteri yürüyüşü yapan kişilerin güvenliğini sağlanabilmesi ve gerekli güvenlik tedbirlerinin alınabilmesi amaçlarıyla belirlenebileceği düzenlenmiştir. Yine aynı doğrultuda; gidiş gelişi, güvenliği bozmayacak ve pazarların kurulmasına engel olmayacak biçimde, toplantıların genel olarak yapıldığı, elektrik tesisatı olan yerlerin, toplantı yeri olarak tercih edilebileceği düzenlenmiştir.

MADDE 22- Madde bildirimin esaslarını ve amacını düzenlemiştir. Bildirimin toplantı veya gösteriyi düzenleyenler adına bir kişinin imza altına aldığı yazılı olarak yapması gerekmektedir. Bildirimin toplantının yapılmasından en az yirmi dört saat önce ve çalışma saatleri içinde, toplantının yapılacağı yerin bağlı bulunduğu valilik veya kaymakamlığa verilmesi gerekmektedir. Toplantı veya gösteri düzenleyen tüzel kişilere ait bildirimin tüzel kişinin yetkilendireceği kişi tarafından yapılması düzenlenmiştir.

Yapılan bildirimin; Toplantının amacını, yapılacağı yeri, günü, başlama şaatiniEve7bi/dirimi veren kişinin açık kimlik bilgilerini içermesi gerekmektedir. Şehir ve kasaba ifiigeki Eehel" yollar üzerinde yapılacak yürüyüşlere ait bildirimlerde yürüyüşe geçmek için seçilecek toplanma yeri ile izlenecek yol ve dağılma yeri belirtilmesi gerekmektedir.

Maddenin üçüncü fıkrası ile, bildirimin amacı doğrultusunda valilik ve kaymakamlıklara bildirimi alma sorumluluğu yüklenmiştir. Valiliğin veya kaymakamlığın, toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkının kullanılması amacıyla gerekli önlemlerin alınması, kamu düzeni ve güvenliliğini sağlamak amaçlarıyla bildirimin gerektirdiği tüm tedbirleri alması gerekmektedir.

Maddenin dördüncü fıkrası ile düzenlenen toplantı ve gösteri yürüyüşlerin; şiddet, kin ve düşmanlığı içermemesi, tahrik veya teşvik etmemesi halinde sadece bildirimin verilmemiş olması nedeniyle kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü olarak kabul edilemeyeceğini düzenlemiştir. Bir başka deyişle, fıkra ile yapılacak toplantı veya gösteri yürüyüşüne dair bildirim verilmemiş olması, toplantı veya gösteri yürüyüşünü "kanuna aykırı" olarak nitelendirilemeyeceğini öngörülmüştür.

Madde ile ayrıca, aynı yerde, aynı gün toplantı yapılmasına dair ayrı ayrı kişiler tarafından bildirim verilmişse ilk verilen bildirim geçerli olacağı bulunan ve diğer bildirimde bulunan kişilere durumun hemen yazılı olarak bildirileceği düzenlenmiştir.

MADDE 23- Madde ile toplantı veya gösteri yürüyüşü düzenleyenler tarafından geri bırakılması düzenlenmiştir. Ayrıca "Toplantının Ertelenmesi veya Yasaklanması" şeklindeki bölümünün başlığı "Toplantının Ertelenmesi ve Geri Bırakılması" olarak değiştirilmektedir.

MADDE 24- Bir il sınırı içinde aynı günde birden çok toplantı yapılmasının istemesi halinde, toplantının ertelenmesini düzenleyen madde, erteleme yetkisini valiye vererek, ertelemenin yalnızca bir defa, on günü geçmeme, kararda gerekçenin bulunması ve yazılı olarak bildirilmesi şartlarına yer vermiştir.

MADDE 25- Madde ile vali veya kaymakama, kamu düzeni veya başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması amaçlarıyla on beş günü aşmamak üzere, gerekçeli karar ve yazılı olarak bildirilerek bir defaya mahsus erteleyebilme yetkisi tanınmıştır.

MADDE 26- Madde ile bildirimi yapan kişiye gerekçeli erteleme kararının toplantının başlama saatinden en az yirmi dört saat önce tebliğ edilmesi düzenlenmiştir. Erteleme kararını takiben, yeni bildirimde bulunarak toplantının veya gösteri yürüyüşünü yapılabilecektir. Ayrıca madde kapsamında, vali veya kaymakamlar tarafından ertelenen toplantılar hakkında İçişleri Bakanlığına bilgi verme sorumluluğu düzenlenmiştir.

MADDE 27- Madde ile toplantı ve gösteri yürüyüşlerinin hangi hallerde kanuna aykırı sayılacağı düzenlenmiştir.

MADDE 28- Madde düzenlemesi, kanuna uygun olarak başlayan bir toplantı veya gösteri yürüyüşünün niteliğinin değişmesi halini düzenlemiştir. Kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşü olması halinde görevli amirin ihtarda bulunması zorunlu kılınmıştır. İhtarın istisnası maddenin üçüncü fıkrası ile güvenlik kuvvetlerine karşı fiili saldırı veya korudukları yerlere ve kişilere karşı fiili saldırı-hallerinin olması halinde kabul edilmiştir. İhtara rağmen topluluğun dağılmaması halinde zor kullanılarak dağıtılmasına yer verilerek, maddenin açık düzenlemesi uyarınca zor kullanmanın orantılı ve zorunlu olması gerekmektedir.

Toplantının niteliğinin değişmesi veya zor kullanılarak dağıtılması gibi durumların mahallin güvenlik amirine, durumu tutanakla en kısa zamanda mahallin en büyük mülki amirine tevdi edilmesi yükümlülüğü düzenlenmiştir.

Maddenin son fıkrası ile bu Kanun teklifi ile yeniden düzenlenen "Kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşleri" kenar başlıklı 23 üncü maddenin birinci fıkrasında yazılı silahs- saraç, alet veya maddelerin güvenlik kuvvetlerince uzaklaştırılarak toplantı ve gösteri yürüyüşüne Mövati gedileceği düzenlenmiştir. NN AYETA,

MADDE 29- Madde ile çağrı ve propaganda araçlarının esasları düzenlenmiştir. Maddenin ikinci fıkrası ile çağrının yapılış usulü ve tahrik yasağı düzenlenerek güvenlik kuvvetlerine men yetkisi tanınmıştır.

MADDE 30- Madde ile, kanuna aykırı toplantı veya gösteri yürüyüşleri düzenleyen veya hareketlerine katılanlara dair cezai yaptırım düzenlenmiştir.

MADDE 31- Madde ile, toplantı veya yürüyüş yapılmasına engel olan veya devamına imkan vermeyecek tertipler ile toplantı veya yürüyüşü ihlal eden kimseler hakkında fiil daha ağır bir cezayı gerektiren ayrı bir suç teşkil etmediği takdirde verilecek cezai yaptırım düzenlenmiştir. Suçun kamu görevlisi tarafından işlenmesi hali ise ağırlaştırıcı hal olarak düzenlenmiştir.

MADDE 32- Madde ile, propaganda vasıtaları veya başka araçlar ile halkı suç işlemeye teşvik ve tahrik edilmesi; teşvik ve tahrik neticesi olarak suç işlenmesi veya suçun icrasına teşebbüs edilmesi, halkın şiddete, kin ve düşmanlığa, tahrik veya teşvik edilmesi hallerinde uygulanacak cezai yaptırımlar düzenlenmiştir.

MADDE 33- Madde ile, ihtara ve zor kullanmaya rağmen kolluk görevlilerine karşı cebir veya tehdit kullanılarak direnilmesi düzenlenmiştir. Madde ile, 14 üncü madde hükmü yerine getirilmeden yetki sının aşılarak toplantı veya gösteri yürüyüşlerinin dağıtılması vakalarını ortadan kaldırmak ve engelleyebilmek amacıyla, verilecek cezaların ağırlaştırılarak uygulanması öngörülmüştür.

MADDE 34- Madde ile, çocuklar hakkında bu kanunun cezai yaptırımlarının uygulanmayacağı istisnai hüküm olarak düzenlenmiştir

MADDE 35- 6/10/1983 tarihli ve 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu'nun 7, 9,11,12,17,19,20,21,25,27,30,33,34, 37 ve 38. maddeleri ile Geçici | inci ve 2 inci maddeleri yürürlükten kaldırılarak, toplanma ve gösteri yürüyüşleri hakkının kullanılmasının önündeki sınırlar, yasaklar ve Anayasaya aykırılıkların ortadan kaldırılması amaçlanmıştır.

MADDE 36- Türkiye'de düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın yayın özgürlüğünün sınırlanmasına yol açan düzenlemelerin en önemlilerinden biri, Terörle Mücadele Kanunu'nun 6. Maddesidir. Mevcut düzenlemede bu maddenin kapsamı o kadar geniş biçimde yazılmıştır ki, "terör örgütü" olarak değerlendirilen bir grubun bir temsilcisinin yaptığı herhangi bir açıklamanın basılması, içeriğine veya hangi bağlamda söylendiğine bakılmaksızın kovuşturma sebebi olabilmektedir. Nitekim madde ilk bakışta muhakkak kovuşturulması gereken bir suç fiili gibi anlaşılmaktadır. Böyle olunca da ifade özgürlüğüne haksız kısıtlama anlamına gelmekte ve pratikte de böyle uygulanmaktadır.

Mevcut düzenleme, şiddete teşvik etmeye varmayan açıklamaları basan kişiler hakkında kovuşturma açılmasına olanak vermektedir. Bu nedenle ifade özgürlüğü üzerinde uluslararası insan hakları hukukunca kabul edilemez kısıtlamaları dayatmaktadır. Nitekim Uluslararası Af Örgütü'nün incelediği "terör örgütlerinin açıklamalarını basma ve yayınlama" suçuyla 6. Maddeden son dönemde açılmış bazı davalarda mahkemelerin ifade özgürlüğüne müdahale ederken, bu özgürlüğe uluslararası hukukun izin verdiği kısıtlamalar bağlamında bir gerekçe aramadıkları görülmektedir.

Oysa Türkiye Cumhuriyeti'nin taraf olduğu birçok uluslararası belgede, düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın yayın özgürlüğü temel insan haklarından kabul edilmektedir. Temel insan haklarının keyfi olarak sınırlandırılması, kullanılmasının engellenmesi demokratik hukuk devletlerinde kabul edilmez.

Madde ile amaçlanan Anayasa'nın 25 ve 26. Maddeleri ile güvence altına alınan düşünce ve ifade özgürlüğü ile basın özgürlüğünün Anayasaya aykırı şekilde kısıtlayan Terörle Mücadele Kanunu'nun 6. Maddesindeki düzenlemelerin yürürlükten kaldırılmasıdır.

MADDE 37- Bu madde ile Terörle Mücadele Kanunu'nun 7. Maddesinin ikinci ve üçüncü fıkralarının yürürlükten kaldırılması öngörülmüştür. Toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununda yapılması öngörülen değişiklik ile uyum sağlanması ve basın ve yayın organlarihin liğin. işlenişine iştirak etmemiş olsalar dahi cezalandırılmaması amacıyla kaldırılmıştır. Ağ üçünü fıkrada düzenlenen bir nevi suçun nitelikli halinin mekâna bağlı olarak düzenlenmesinin önüne geçilmesi hedeflenmiştir.

MADDE 38- Türk Ceza Kanunu'nun 215. maddesi, 218. maddesi, 220. maddesinin altıncı ve sekizinci fikraları ile 285 inci, 288 inci, 301 inci ve 318 inci maddeleri, ifade özgürlüğü hakkının sınırlandırılması için uluslararası insan hakları hukukunun getirdiği kesin şartları karşılamamaktadır. Nitekim bu maddeler ile ifade ve düşünce özgürlüğüne getirilen kısıtlamalar tarafı odluğumuz uluslararası insan hakları sözleşmelerine ve Anayasaya aykırı sonuçlar doğurmaktadır. Nitekim bu maddelerin yarattığı hak ihlalleri AİHM kararlarında da açıkça görülmektedir. Söz konusu maddelerin değiştirilmesi ve kaldırılması yargının mevcut yasaları çoğunlukla ifade özgürlüğü aleyhine yorumlama ihtimallerini büyük ölçüde bertaraf edecektir. Dolayısıyla ulusal veya uluslararası insan hakları örgütlerinin, muhalefet partilerinin ve sivil toplum kuruluşlarının her seferinde dikkat çektiği gibi Türkiye'nin ifade özgürlüğü bakımından dünya sıralamasındaki dramatik yerinin de değiştirilmesi, uluslararası insan hakları standartlarına yakınlaşması mümkün hale gelecektir.

Maddeyle Türk Ceza Kanunu'nda yer alan ve düşünce ve ifade özgürlüğünü, uluslararası insan hakları hukukunun getirdiği kesin şartlara aykırı olarak sınırlayan 215. maddesi, 218. maddesi, 220. maddesinin altıncı ve sekizinci fıkraları ile 285 inci, 288 inci, 301 inci ve 318 inci maddelerinin yürürlükten kaldırılması amaçlanmaktadır.

MADDE 39- Ceza yargılamasında tutuksuz yargılama kural, tutukluluk istisna olduğu halde Türkiye?de tutuklamanın, istisna olmaktan çıkarak kural haline geldiği kaçınılmaz bir gerçektir. Bugün ceza evlerinin kapasitelerinin büyük bir çoğunluğunu tutuklu kişiler oluşturmaktadır. Üstelik bu tutuklamalar uzun süreli tutuklamalardır. İnsan hakları konusunda, uluslararası sözleşmelere özellikle de İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesini imzalayan ülkemizin halen insan hakları ihlallerinde birinci sıralarda yer alması üzüntü vericidir. Bu ihlallerin başında Adil yargılama ilkesine aykırılık, davaların makul bir sürede bitirilmemesi gelmektedir.

Maddeyle, 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun aradığı koşullara kuvvetli suçşüphesi "100 üncü maddenin ikinci fıkrasında belirtilen nedenlerin varlığı" ile "Kamu menfaati açısından bireysel özgürlüğün sınırlandırılmasında mutlak bir zorunluluğun olduğunu" da gösteren delillerin somut olgularla gerekçelendirilerek açıkça gösterilmesi amaçlanmıştır.

MADDE 40- Madde ile, Ağır ceza mahkemesinin görevine giren işlerde, tutukluluk süresinin hazırlık aşamasında -mevcut düzenlemede olduğu gibi- en çok iki yılı değil altı ayı geçememesi, zorunlu hallerde ise toplam üç yılı değil sadece | yılı geçememesi hüküm altına alınmaktadır. Ayrıca uzatma kararlarının itiraza tabi olması ve söz konusu tutukluluk sürelerine ilişkin sınırların, hakkında tutukluluk kararı verilmesine neden olan fiile ilişkin olarak mahkümiyetine karar verilen sanık açısından istinaf veya temyiz incelemesi aşamasında uygulanmaması, tutuklu işlere ilişkin istinaf veya temyiz incelemeleri, toplam bir yıl içinde karara bağlanmayan tutuklu sanıkların derhal salıverilmesi amaçlanmaktadır.

MADDE 41- Madde ile, 5271 sayılı Kanunda belirlenen azami tutukluluk sürelerinin dolmasına rağmen kovuşturmanın henüz sona ermemesi ve tutuklama sebeplerinin varlığının devam ettirmesi halinde, sanığın tutuklanması yerine adli kontrol altına alınmasına karar verilebilmesi hüküm altına alınmaktadır.

MADDE 42- 5271 Sayılı Kanun'un 19 uncu maddesi vasıtasıyla birçok dava kamuoyunun takibinden kaçırılarak adil yargılamanın gerçekleştirilmesi, kamu vicdanının tatmin edilmesi ve faillerin bulunarak gerekli cezaların verilmesi engellenmektedir. Bu madde ile davaların nakledilmesi engellenmekte ve özellikle yargılamaya yetkili mahkemelerin yerinde keşif vb. işlemlerini gerçekleştirebilmesi ve devletin yetkili mahkemelerin görevini yerine getirebilmesi için gerekli tüm önlemleri almakla yükümlü olduğu gerçeği tekrar vurgulanmaktadır. Duruşmaların güvenliğini. sağlayamama gibi gerekçeler, çağdaş bir hukuk devleti olma iddiasıyla tamamen çelişmektedir.

MADDE 43- Bu madde ile 5271 sayılı Kanun'un mülga 250 nel addesiz.kapsamında görevlerine son verilen özel yetkili ağır ceza mahkemeleri tarafından W4 ahkeme, kârarlarının -amaçlanmaktadır. /ç YE Ri, kesinleşmiş olsalar dahi, 6526 Sayılı Kanun'un 11, 12, 13 ve 14 üncü maddeleri ile işbu kanunun 3 ve 4 üncü maddesi kapsamında yeniden yargılama yapılıp yapılmayacağı konusunda karar verilmek üzere görevli ve yetkili ağır ceza mahkemelerine gönderilmesi, bu konuda inceleme yapacak ağır ceza mahkemesinin verilen kararın yürürlükte bulunan mevzuat çerçevesinde yeniden yargılama yapılıp yapılmayacağı yönünde karar vermesi amaçlanmaktadır. Bu şekilde, devam eden davalar için adil yargılanma hakkının tesisi için yapılan değişikliklerin haklarında kesin hüküm bulunan davalar i için de uygulanması sağlanacaktır.

MADDE 44- İşbu madde ile özellikle 6526 sayılı kanun yürürlüğe girmeden önce 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 135*inci maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi, 139'ıncı maddesi, 140*ıncı maddesinin üçüncü fıkrasının son cümlesi ile 5726 sayılı Tanık Koruma Kanununun 5'inci maddesinin 1'inci fıkrasının b bendi çerçevesindeki yetkilerle elde edilmiş delillerin devam eden davalarda hükme esas alınamayacağı ve kesin hüküm bulunan davalarda ise yeniden yargılama sebebi sayılması kararlaştırılmıştır. Bu yolla, 6526 sayılı Kanun'un yürürlüğe girmesinden sonra gerçekleştirilen olumlu değişikliklerin haklarında kesin hüküm bulunan kişi ve davalar hakkında da uygulanarak, eşitlik ve adil yargılanma haklarının tesisi amaçlanmıştır.

MADDE 45- Yeniden yargılama başvurusu için, kesinleşmiş hükümler bakımından işbu kanunun yayımı tarihinden itibaren 6 ay; infazı tamamlanmayan hükümler bakımından infaz tamamlanıncaya kadar süre öngörülmüş olup, delillerin toplanabilmesi ve adil bir başvuru hakkı tanınabilmesi amacıyla infazın durdurulması yönündeki taleplerin görevli mahkeme tarafından | hafta içerisinde karar bağlanması ve mahkeme tarafından verilecek kararın itiraza tabi tutulması düzenlenmektedir.

MADDE 46- Madde ile polisin sahip olduğu "zor ve silah kullanma" yetkisinin orantısız güç kullanımına ve yaşam hakkı ihlallerine yol açmayacak kurallara bağlanması amaçlanmaktadır. Bu amaçla, öncelikle birçok yurttaşımızın ölümüne neden olan ve yakın zamanda aynı nedenle Fransa'da da yasaklanan kimyasal ve başkaca gaz veya tozların kullanılması yasaklanmaktadır.

Ayrıca polisin ihtarda bulunmadan silah kullanmaması; direnmeyi etkisiz hale getirebilmek için kullanacağı araç ve gereç ile kullanacağı zorun derecesini belirlerken kişinin yaşam hakkını tehdit etmeyecek şekilde somut delillere göre karar alması; ancak şiddet unsurlu bir direniş olması halinde polisin kendisinin veya vatandaşın yaşamını korumak için son çare olarak silah kullanabileceği hüküm altına alınmaktadır.

Polis güvenliğinden sorumlu olduğu vatandaşın yaşamını korumak için başkaca bir yol kalmamış ve silahla müdahale kesin zorunluluk halini almışsa, silah kullanabilmelidir. Ancak her durumda bu yetkiyi, kendisinin veya başkasının yaşamını hedef alan şiddetin maddi unsurlarının herkesin anlayabileceği şekilde ortaya çıkması halinde, sadece yaşamı korumak için kesinlikle zorunlu olduğu zaman kullanabilmelidir.

MADDE 47- Bu madde ile insan sağlığına zararlı olan tüm gaz ve tozların (göz yaşartıcı gazlar dâhil olmak üzere) ithalatı veya imalatı yasaklanmaktadır.

MADDE 48- 2000-2011 yılları arasında AİHM?e yapılan başvurular sonucunda Türkiye, 64 davada yaşam hakkını ve işkence yasağını esas yönünden ihlalden dolayı tazminata mahkum edilmiş ve mağdurlara 4 milyon 574 bin Avro tazminat ödenmiştir. Bu tazminatlar sorumlular tarafından değil, tüm yurttaşlarımız tarafından ödenmektedir. Oysa Danıştay 5'inci Dairesi'nin 2008 yılında verdiği bir kararda vurgulandığı gibi, kamu hizmeti görevlilerinin hukuka aykırı eylem ve işlemlerinden ve kendi kusurlarından doğan zararı toplum ödemek zorunda değildir.

Maddeyle, Anayasa'nın 129. Maddesindeki tüm açıklığa ve kesinliğe rağmen 657 sayılı kanunda muğlak bir şekilde düzenlenmiş olan, devletin işkence ya da zalimane, gayri insani veya haysiyet kırıcı muamele suçları nedeniyle ödemek zorunda kaldığı tazminatların ilgili personele rücu edilmesi zorunlu hale getirilmekte, ilgili personele rücu edilmemesi durumunda ise suçun meydana geldiği sırada Başbakan olan kişi, ilgili Bakan ve ilgili idarenin en üst amirinezfücu,, edilmesi 1823 / © 13

Eni

MADDE 49- Ülkemizde güvenlik güçlerinin haksız ve orantısız kuvvet kullandığı olaylar nedeniyle her yıl onlarca insan yaşama hakkından yoksun bırakılmakta, yüzlerce insan eşlerini, çocuklarını, anne veya babalarını, kardeşlerini kısacası en yakınlarını güvenlik güçlerinin keyfi ve orantısız şiddeti nedeniyle kaybetmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında, yasaya aykırı bile olsa barışçıl bir toplantıya güvenlik güçlerinin fiziksel müdahalesi insan hakları ihlali sonucunu doğurmaktadır. Kaldı ki, toplantı ve gösteri özgürlüğü en temel insan haklarından olup, devletin sadece korumakla kalmayıp aynı zamanda etkili bir şekilde kullanılmasını sağlamak gibi pozitif bir yükümlülüğünü de kapsamaktadır.

Devletin en başta gelen görevi yurttaşlarının can güvenliğini sağlamak olduğuna göre bizzat kendi güvenlik güçlerinin haksız ve orantısız güç kullanarak ölmelerine yol açtığı kişilerin yakınları ile yaralanan veya engelli hale gelen kişilere karşı yükümlülüklerini kabul etmesi ve yasal düzenlemelerle üstlenmesi gerekir. Bu doğrultuda, Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla, temel hak ve hürriyetlerin kullanılması sırasında güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması nedeniyle yaralandığı, engelli hâle geldiği veya öldüğü tespit edilen kişilere ve yakınlarına nakdi tazminat ve aylık bağlanması, kamuda istihdam olanağı sağlanması, yurtiçinde ücretsiz seyahat, gerektiğinde yurt dışında tedavi, ücretsiz yurt, huzurevi, özel rehabilitasyon ve bakım merkezi hizmetleri gibi hak ve olanaklar tanınması devletin bir an önce üstlenmesi gereken yükümlülüklerdendir. Maddeyle, Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un amacına güvenlik güçlerinin sadece maruz kaldıkları değil neden oldukları ölme, yaralanma, engelli hale gelme vakaları da eklenmektedir.

MADDE 50- Maddeyle, Nakdi Tazminat ve Aylık Bağlanması Hakkında Kanun'un kapsamına, Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması nedeniyle yaralandığı, hastalandığı, engelli hâle geldiği veya öldüğü tespit edilen kişiler ve yakınları da eklenmektedir. Böylece bu kişilerin de Kanunun getirdiği nakdi tazminat ve aylık bağlanması gibi haklardan faydalanabilmesi amaçlanmıştır.

MADDE 51- Maddeyle, Anayasa Mahkemesi veya Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararıyla, güvenlik güçlerinin orantısız güç kullanması nedeniyle yaralandığı, hastalandığı, engelli hâle geldiği veya öldüğü tespit edilen kişilerin ve yakınlarının 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu'nun "Yardımlar" başlıklı 21. Maddesinin c) bendinde yer alan "konut kredisi", d) bendinde yer alan "yurtiçinde ücretsiz seyahat", f) bendinde yer alan "yurtdışında tedavi", g) bendinde yer alan "ücretsiz yurt, huzurevi, özel rehabilitasyon ve bakım merkezi hizmetleri" gibi hak ve olanaklardan faydalanabilmesi amaçlanmıştır.

Ayrıca bu durumda olan kişilerden ölenlerin iki yakınına, engelli hale gelip de çalışabilir durumda olanların kendilerine, çalışamayacak durumda olanların ise eş veya çocuklarından birisine, eşi ve çocuğu yoksa kardeşlerinden birisine kamuda istihdam hakkı sağlanmaktadır.

Bu hak ve olanaklardan faydalanabilmeye ilişkin esas ve usullerin düzenleneceği yönetmeliği hazırlama görevi Adalet Bakanlığına verilmiştir.

MADDE 52- Maddeyle, bu kanunun yürürlük tarihinden önce yaşanan orantısız güç kullanma olaylarında yaralandıkları, engelli hale geldikleri veya öldükleri Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin kararlarıyla tespit edilenler de kanun kapsamına alınmaktadır.

MADDE 53- Bu madde ile ceza muhakemesinde tanığın kimliğinin gizlenmesinin önlenmesi ve bu yolla savunma hakkının etkin olarak kullanılmasının sağlanması amaçlanmaktadır. Özellikle tanığın yargılama konusu dava ile ilgisinin tüm ilgililerce bilinebilmesi ve bu yolla etkin bir iddia veya savunma hakkının kullanılmasını sağlayacaktır. Buna ek olarak, duruşmada hazir bulunma hakkı olanların yokluğunda tanık dinlenmesi imkânı ortadan kaldırılarak, dinlenen tanık ifadeleri karşısında etkin iddia ve savunma hakkının kullanılması sağlanacaktır.

MADDE 54- Bu madde ile tanığın yargılama konusu dava ile irtibatının bulunup bulunmadığının belirlenmesi ve etkin iddia ve savunma hakkının kullanılması amaçlanmıştır. —

MADDE 55- Bu madde ile yine etkin bir iddia ve savunma hakkının kullanılabilmesi amacıyla değişiklik yapılmış, Cumhuriyet Savcılıkları tarafından uygulanacak gizlilik uygulamaları madde metninden çıkarılmıştır.

MADDE 56- Diğer maddelerde yapılan değişiklikler nedeniyle atıf yapılan bentler değiştirilmiştir.

MADDE 57- Mevcut uygulamada, zamanaşımı hükümlerinin varlığı nedeniyle, failler kaçarak kurtulma yolunu tercih etmektedir. Yurtiçinde veya yurtdışında kendilerine yeni bir hayat kuran failler yargılamaların uzunluğundan da istifade ederek, cezadan kurtulmaktadırlar. Bu durum kamu vicdanını da derin bir şekilde yaralamaktadır. Başta kamuoyunda Sivas Katliamı Davası olarak bilinen davada olduğu gibi, failler yirmi yıla yakın bir süre kaçarak kurtulmaya çalışmışlardır. Bu gibi davalarda zamanaşımının işlemeye devam etmesi, zamanaşımı kurumunun mantığı ile de bağdaşmamaktadır; zira deliller toplanmış; yalnızca muhakeme engelinin ortadan kalkması yani faillerin ifadesinin alınması beklenmeye başlanmıştır. Zamanaşımının varlığı gerçek faillere ceza verilmesini engellediği gibi, beraat etmesi muhtemel kişilerin kamuoyu vicdanın da tam ve geçek anlamda beraat etmesine engel teşkil etmektedir. Bu nedenle, TCK 66. Maddesinin 6. Fıkrasına "Failin arandığı ancak yakalanamadığı ve ifadesinin alınamadığı hallerde zamanaşımı hükümleri işlemez" hükmünün eklenmesi teklif edilmektedir.

MADDE 58- Ceza kanununun amacı suç nedeniyle bozulan kamu düzenini yeniden sağlamaktır. Bu bakımdan yeterli suç şüphesinin bulunduğu hallerde kamu davası açmak Cumhuriyet Savcısı bakımından bir zorunluluktur. Temel prensip bu olmakla birlikte, kamu davası belirli istisnalar dışında zamanaşımı nedeniyle düşebilmekte ve etkisiz kalmaktadır.

Zamanaşımı düzenlemesi ile amaçlanan, uzun zaman önce işlenen suçlar nedeniyle insanların suç isnadı ile karşılaşmalarının yaratabileceği haksızlığın önüne geçmek ve geçen zaman nedeniyle maddi gerçeğe ulaşmanın güçleşmesidir. Ayrıca bir diğer yönü ile üzerinden uzun zaman geçen suçlar bakımından yapılacak Oyargılamanın bozulan kamu düzenini tekrar sağlamayacağı da değerlendirilmektedir. Ne var ki yaşam hakkı, çocukların cinsel dokunulmazlığı ve işkence suçlarının soruşturulması ve kovuşturulmasının belli bir süreye bağlanmış olması sadece bozulan kamu düzeninin tesisi bakımından değil; ayrıca kamu vicdanı ve mağdurlar ve maktul yakınları bakımından da ayrı bir anlam ifade etmektedir. Zira bu suçlarla ihlal edilen haklar niteliği gereği diğer hak ihlalleri arasında özel bir önemi haizdir. Özellikle de yaşam hakkının olmadığı bir yerde diğer haklardan söz etmek olanaksızdır. Bu nedenle zamanaşımı uygulamasının failler tarafından suistimal edilmesinin önüne geçilmesi bu suçların zamanaşımından istisna tutulmaları ile mümkündür.

Kanunun 66. maddesinin yedinci fıkrasında ikinci kitabının dördüncü kısmında yazılı ağırlaştırılmış müebbet veya on yıldan fazla hapis cezasını gerektiren suçların yurtdışında işlenmiş olması halinde dava zamanaşımı süresinin uygulanmayacağı düzenlenmiştir. Bilindiği üzere ilgili kısmın başlığı "Millete ve Devlete Karşı Suçlar ve Son Hükümler"dir. Bu suçların kovuşturulmasının önemi açık olmakla birlikte salt yurtdışında işlenmeleri nedeniyle bu suçlara tanınan istisnanın katalog olarak belirlediğimiz suçlarda tanınmaması anlaşılamamaktadır. Zira millet ve devletin varlığı bireyin varlığına bağlıdır. Ayrıca, failin kaçması nedeniyle uzun yıllar sonuçlanmayan bu tip davalarda, suç işledikten sonra teslim olan fail cezasını çekerken, kaçan failin cezalandırılamaması durumlarının toplumda yarattığı adalet algısı tehlikeli bir boyuttadır. Bu nedenle yargıya ve devlete olan güven sarsılmaktadır.

MADDE 59- Dava zamanaşımı bakımından öngörülen zorunluluklar ceza zamanaşımı bakımından da geçerli olmakla birlikte konuyu vahim kılan bir yön daha bulunmaktadır. Bu düzenleme mahkeme tarafından verilmiş olan kesin hükmün uygulanmasına engel olmaktadır. Durumun vahameti suçlu veya sanığın adaletten kaçabilmeyi başarması nedeniyle adeta mükâfatlandırmasından kaynaklanmaktadır. Bağımsız yargı organları tarafından verilen mahkumiyet kararının devletin cezalandırma yetkisinden feragat ederek yok sayılmasının yaşam hakkı ihlali söz konusu olduğunda uygulaması bulunmamaktadır. | "EN ET kg 2 N

MADDE 60- 59, 60 ve 61. Maddeler ile getirilen düzenlemelerin devam etmekte olan soruşturma, kovuşturma ve infaz edilemeyen hükümler bakımından da uygulanmasını, herhangi bir yoruma ya da karışıklığa mahal vermeden, sağlamak amaçlanmıştır.

MADDE 61- Bu madde ile 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ile mülga 765 Sayılı Türk Ceza Kanunu'na yer alan "ceza zamanaşımı" sürelerinin 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu ile 2845 sayılı Devlet Güvenlik Mahkemelerinin Kuruluş ve Yargılama Usuller Hakkında Kanun kapsamında kurulmuş mahkemeler tarafından verilmiş ve kesinleşmiş bulunan kararlar bakımından yarı oranında uygulanması amaçlanmaktadır. Buna ek olarak, yarı oranında uygulanması öngörülen zamanaşımı uygulamalarının ilgililerin başvurularına ihtiyaç olmaksızın dosyalar devredilmişse devredilen mahkemeler; devredilmemiş ise kararı veren mahkemenin bulunduğu il merkezinde yer alan | nolu Ağır Ceza Mahkemesi'nce re'sen incelenerek gerekli işlemlerin yapılması öngörülmektedir.

MADDE 62- Anayasa'nın "Özel hayatın gizliliği" başlıklı 20. Maddesine göre; "Herkes, kendisiyle ilgili kişisel verilerin korunmasını isteme hakkına sahiptir. Bu hak; kişinin kendisiyle ilgili kişisel veriler hakkında bilgilendirilme, bu verilere erişme, bunların düzeltilmesini veya silinmesini talep etme ve amaçları doğrultusunda kullanılıp kullanılmadığını öğrenmeyi de kapsar. Kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebilir. Kişisel verilerin korunmasına ilişkin esas ve usuller kanunla düzenlenir."

"Fişlemeler tarihe karışacak" iddiasıyla 12 Eylül 2010 tarihinde Anayasaya eklenen bu hükümlerin gerektirdiği Kanun, aradan 4 yıl geçmesine rağmen çıkarılmadığı gibi idare hem hukuka aykırı fişlemeleri kullanmaya devam etmekte hem de her gün yeni bir fişleme iddiasıyla gündeme gelmektedir. Anayasa'nın açık hükümlerine rağmen Devletin fişlemelere ve ellerindeki fişlere göre karar vermeye devam ettiği, bu konudaki genelge ve yönergelerin bile halen yürürlükte olduğu görülmektedir. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin verdiği birçok kararda, bir kişinin özel hayatıyla ilgili verilerin saklanmasının 8. Maddenin ihlal edilmesi anlamına geldiğine hükmedilmiştir.

Maddeyle vatandaşlarımızın dini, ekonomik, siyasi ve sosyal yaşamlarına yönelik hukuka aykırı bir şekilde tutulan kayıtların yok edilmesi, bunu yapmakla yetkili olanların görevlerini ihmal etmeleri durumunda uygulanacak cezai yaptırımların neler olduğu belirtilmektedir.

MADDE 63- Maddeyle geçmişte oluşturulan ve muhafaza edilen hukuka aykırı kişisel kayıtların yok edilmesine ve bu hükmü süresi içinde yerine getirmeyenlere uygulanacak cezai yaptırım düzenlenmektedir.

MADDE 64- 5275 sayılı Kanunun 42 nci maddesinin ikinci fıkrası, hükümlülerin haberleşme veya iletişim araçlarından yoksun bırakılma ve kısıtlanmalarını gerektiren cezaları düzenlemektedir. Söz konusu fıkranın (e) bendi "Gereksiz olarak marş söylemek veya slogan atmak" şeklinde soyut ve yoruma açık bir düzenleme içerdiğinden, bu hükmün haksız uygulamalara neden olacak şekilde geniş bir takdir yetkisi ile uygulandığı görülmektedir. Bu nedenle, madde ile bu bendin yürürlükten kaldırılması amaçlanmaktadır.

MADDE 65- Bu madde ile Türkiye'de son yıllarda giderek artmakta olan ırkçılık, milliyetçilik ve hoşgörüsüzlükten kaynaklanan nefret suçlarının ve ayrımcılığın önlenmesinde etkin ve caydırıcı bir düzenlenme yapılması hedeflenmiştir. Yürürlükteki mevzuat hükümleri ve Türk Ceza Kanunun 216. maddesi nefret suçlarının önlenmesinde caydırıcı bir yere sahip değildir. Türk Ceza Kanunu'nun 216.maddesi nedeniyle şuan kadar ırkçılık veya ayrımcılıktan kaynaklanan bir eylem nedeniyle yargılanan kimse bulunmamaktadır. Bilakis TCK'nın 216. maddesinden yargılananların nerdeyse tamamı nefret söylemine muhalefet eden aydın, yazar, gazeteci, insan hakları savunucuları olmuştur.

Nefret suçlarının ve ayrımcılığın önlenmesi bakımından etkin bir yasal düzenlenme yapılması zorunluluğu her geçen gün kendisini daha yakından hissettirmektedir. Farklılıkların zenginlik olarak kabul edilmesi gerektiği düşüncesinden yola çıkarak kendisini öteki hisseden toplum kesimlerinin güvenli bir yaşam alanı içerisinde olduklarını bilmeleri gerekmektedir.

Nefret suçları, insan hakları kavramının vardığı çıtayı göstermesi bakımında da önemlidir. Bir Le N kültürler ve haklar mozaiği olan ülkemizde artan nefret söylemi nazara alındığında ayrımcılık 'i içeren. Va r eni dilin siyaset kurumundan medya diline kadar arttığı düşünüldüğünde böyle bir yasal düzenlemenin zorunlu olduğu anlaşılmaktadır.

Avrupa Konseyinin ırkçılık ve hoşgörüsüzlükle mücadele alanın da oluşturduğu Irkçılık Ve Hoşgörüsüzlüğe Karşı Avrupa Komisyonu, 2002 yılında 7 No'lu Genel Politika Tavsiyesi ile aralarında Türkiye'nin de bulunduğu 47 Avrupa Konseyi üyesi ülkeyi "ulusal mevzuatların ırkçılık ve ırk ayrımcılığına karşı mücadele" amacıyla işlenen suçları ağırlaştırıcı bir faktör olarak ceza yasalarına eklemesi yönünde teşvik etmektedir.

Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Komitesi, 1989 tarihli 18 Nolu Genel Yorumunda nefret suçlarını "Komite sözleşmelerde kullanılan ayrımcılık teriminin ırk, renk, cinsiyet, dil, din, politik ya da diğer görüşler, ulusal yada sosyal köken, mülkiyet, doğum yada diğer statüler gibi herhangi bir zemin üzerine dayandırılan ve bütün hak ve özgürlüklerin eşit ölçüde bütün kişiler tarafından tanınmasını, kullanılmasını ve yararlanmasını veya zayıflatma amacına sahip herhangi bir ayırma, dışlama, kısıtlama veya üstünlük tanıma olarak anlaşılması gerektiğine inanmaktadır." Şeklinde tanımlamaktadır.

Türkiye'nin de imza attığı 1966 tarihli BM Kişisel Ve Siyasi Haklar Sözleşmesinin 20.maddesi "her türlü savaş propagandası ve ulusal, ırksal ya da dinsel nefretin ayrımcılık, düşmanlık yada şiddete kışkırtma şeklini alacak biçimde savunulması yasalarla yasaklanmalıdır" düzenlenmesini getirmiştir.

Türkiye'de bu anılan çerçeveyi

[… metnin devamı TBMM kaydında]

---

**Kaynak gösterme:** Mustafa Sezgin Tanrıkulu (CHP, Diyarbakır). “Toplumsal Barış ve Demokrasinin Tesisi Amacıyla Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi”. TBMM 28. Dönem kanun teklifi 2/167, 2 Temmuz 2018. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/kanun-teklifi/2-167-toplumsal-baris-ve-demokrasinin-tesisi-amaciyla-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapilmasi-hakki (erişim: 15 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/Yasama/KanunTeklifi/aec303d2-2908-4cd5-960f-0188d8d05fad

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
