# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdulaziz Yazar (CHP, Hatay)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdulaziz-yazar-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Abdulaziz Yazar (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.523 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ABDULAZİZ YAZAR (Hatay) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; görüşülmekte olan 701 sıra sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 23 üncü maddesi üzerine, şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum; konuşmama başlamadan önce, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu madde, lisanslı depo işleticilerinin tutmak zorunda olacakları kayıtlarla ve defterlerle ilgili olarak bazı düzenlemeler ve mükellefiyetler getiriyor. Her lisanslı depo işleticisi, tam ve doğru olarak lisanslı depoya giren ve çıkan tüm ürünlerin kayıtlarını, ürün senetlerine ilişkin noterden tasdikli bir ürün senedi defterini ve kanunen tutmakla yükümlü olduğu diğer defterleri tutmak zorunda kalacaktır. Kayıtdışı ticareti kayıt altına almak açısından çok önemli bir uygulama; ancak, bu düzenlemenin kayıtdışılığı tamamen ortadan kaldırmayacağını düşünüyorum.

Bu maddede, ayrıca, elektronik ortamda tutulanlar da dahil, defterler, sigorta poliçeleri, iptal edilen ürün senetleri, depolama kayıtları ve diğer tüm kayıt ve belgelerin lisanslı depo işleticisi tarafından on yıl müddetle saklanacağı belirtiliyor. Tamamen katılıyorum; ancak, elektronik ortamda tutulan kayıtlar usulsüzlüğe oldukça müsait. Elektronik ortamdaki kayıtlar nasıl sabit hale getirilecek? Elektronik ortamdaki kayıtların, dönemsel olarak sabitlenerek ilgili kuruluşların onayından geçmesinin faydalı olacağını düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, Amerikan sistemi model alınarak kurulmaya çalışılan lisanslı depoculuk sisteminin tam olarak işleyemeyeceğini düşünüyorum. Amerika Birleşik Devletlerinde, bu lisanslı depoculuk sisteminin, tarım politikası uygulama aracı olma işlevi de vardır. Bu sistem Türkiye'ye uygulanırken, tarım politikası uygulama aracı olma yönü değerlendirilmezse, sorunlu bir yapı ortaya çıkacaktır.

Türkiye'de lisanslı depoculuğun uygulanabilmesi için uygun bir zemin yoktur. Bu ülkede lisanslı depoculuk sisteminin kullanılabilmesi için yerine getirilmesi zorunlu önşartlar vardır:

Öncelikle, ülke çapında geçerli bir ürün standartları belirlenmesi gerekir.

Çeşit sayısı indirgenmiş ve mümkün olduğunca her yerde benzer bir üretim yapısı gereklidir.

Sağlıklı yapılanmaya uygun tesisler olmalıdır.

Sağlam ve eksiksiz bir hukukî altyapı hazırlanmalıdır.

Nitelikli bir bilgiişlem altyapısı kurulmalıdır.

Finans dünyasını sisteme katabilecek düzenlemeler yapılmalıdır.

Ülke ekonomisinin düşük faizli ve dengeli bir yapı sergilemesi sağlanmalıdır.

Türkiye, bu önşartların hemen tümünde sorunlu bir yapıya sahiptir.

Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 3 üncü maddesinde, lisanslı depoculuk hizmetlerine konu olacak tarımsal ürünler, depolanmaya uygun nitelikli hububat, bakliyat, pamuk, tütün, fındık, yağlı tohumlar, bitkisel yağlar, rafine şeker gibi standardize edilebilen temel ve işlenmiş tarım ürünleri olarak tanımlanmaktadır. Belirttiğim bu ürünlerde, ülke çapında uygulanan ve herkes tarafından kabul gören bir standartlaşma sisteminin bulunduğu söylenemez. Hububatta, Toprak Mahsulleri Ofisinin, Türk Standartları Enstitüsünün, borsaların uyguladığı standartlar birbirinden farklıdır. Benzer sorunlar pamukta da vardır. Sadece bu durum bile, tek başına sistemin işlememesi için yeterli nedendir.

Türkiye'de havalandırma ünitesine sahip, yükleme, boşaltma olanakları gelişmiş depo sayısı, sanıldığının aksine, yeterli değildir.

Hukukî altyapı, bahsettiğim gibi, sorunludur.

Kapsama alınacak ürünler, depolama özellikleri farklı olan ürünlerdir. Bu nedenle de, genel bir lisanslı depoculuk kanunuyla tüm ürünlerin kapsanması imkânsızdır. Gruplanabilen ürünlere göre değişen yönetmeliklerin varlığı zorunludur. Bu kapsamda karşılaştırılabilen hububat gibi ürünler, ayrı depolanması gereken ürünler, pamuğun balya bazında depolanması için ayrı yönetmelikler hazırlanmalı ve kanunla eşzamanlı olarak yürürlüğe sokulmalıdır.

Ayrıca, elektronik ürün senedi için de gerekli hukukî altyapının bulunmadığı söylenebilir.

Diğer taraftan, sistemin güvenli işlemesi için, zarar görenlerin zararının derhal tazmin edilmesi için kurulması öngörülen fonun Borçlar Kanunu içindeki durumu sorunlu olabilir.

Lisanslı depoların, Türkiye genelinde bilgi paylaşımını sağlayacak bir bilgiişlem altyapısı yoktur.

Son ekonomik krizlerden sonra alternatif finansal enstrümanlar, en kârlı yatırım aracı olma özelliklerini sürdürmektedirler. Bu durum, makbuz senedini teminat olarak kabul edip, kredi verecek finans kurumlarının ortaya çıkmasına da engel olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, tasarıda, lisanslı depoculuk, genel tarım politikalarının uygulanmasında yararlanılacak bir araç olarak görülmemektedir. Kamusal destekleme politikaları olmaksızın, hububat üretiminin sürdürülebilmesi ve makbuz senetleri sisteminin işletilebilmesi olanaklı değildir.

Ürün senetleri, sistemin en önemli ayaklarından birisidir. Ürün senedine sahip üreticinin senedinin teminat unsuru olmasının bir sonucu olarak, acil nakit ihtiyacını karşılamaya imkân bulmasıdır.

Ürün senetleri sisteminin diğer önemli ayağı ise, ürün senetleri veri tabanından kendi gereksinimine uygun kalitede ve miktarda satın alma yapan işleyicinin zamanında hammaddeye ulaşmasını güvence altına almasıdır.

Tasarıda lisanslı depoculuk borsa sisteminin bir tamamlayıcı unsuru olarak gösterilmeye çalışılmaktadır. Lisanslı depocular borsalarla sözleşme yaparak ürün senetlerinin piyasa fiyatlarını tespit ettirecektir. Amerika'dan devşirilmiş bu tasarının Türkiye şartlarına uygun olup olmadığını siz takdir ediniz.

Tasarıda ilginç bulduğum bir husus da lisanslı depoculuk sisteminin Sanayi ve Ticaret Bakanlığının kontrol ve denetimine bırakılmasıdır. Bu durumda, sözü edilen bakanlığın teknik bilgi isteyen ve birbirinden çok farklı özellikler gerektiren ürün depolamalarında uzman olmaması nedeniyle sorunlar ortaya çıkacağı kesindir.

Türkiye'de tarımın içerisinde bulunduğu durumu değerlendirirsek, depoculukla ilgili bu tasarı doğru, gereken bir kanun tasarısıdır; ama, depoya mal koyabilmek için onu yetiştirenin ne durumda olduğunu hepimiz biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türk tarımı adına kaygılanıyorum. Sorunlarına çözüm arayan, derdini anlatmaya çalışan çiftçiler için kaygılanıyorum. Partim Cumhuriyet Halk Partisi ülkemizin ve çiftçimizin yararına olan her türlü düzelmeyi her zaman için desteklemiştir.

Değerli arkadaşlarım, daha önce bir ulusal Türk tarım politikası vardı. Bizim çiftçimizi, devlet, gübrede desteklerdi, ilaçta desteklerdi, tohumda desteklerdi; çiftçi desteklenirdi. Vahşi liberalizmin ülkemize yansıması sonucu tarım politikaları değişmeye başladı. Destekleme alımı yerine doğrudan gelir desteği başladı. Doğrudan gelir desteğinin çiftçilere gitmediğini hepimiz biliyoruz. Tarımın geldiği nokta ortada.

Çiftçimizin bu duruma gelmesinin iki temel nedeni vardır. Birinci temel nedeni, tarımsal ürünlerde hiç ürün kısıtlaması olmadan ithalat yapılmasıdır. Avrupa Birliğine bağlı ülkelerden, bizdeki desteklemenin en az 10 katı fazla desteklemeler sonucu oluşmuş fiyatlarla Türkiye'ye her türlü tarımsal ürün ithal edilmektedir.

Avrupa Birliğinin tarım nüfusu Türkiye'nin tarım nüfusuyla karşılaştırıldığında, Türkiye tarım nüfusunun, Avrupa Birliği ülkeleri tarım nüfusunun 3 katı olduğu görülmektedir. Avrupa Birliği ülkeleri, Türkiye'deki tarım nüfusunun azaltılmasını öngörmektedir. Türkiye'deki tarım nüfusunun azaltılmasının tek bir yolu vardır; o da, çiftçiyi zarar ettirmektir. Türk çiftçisinin zarar ettirilmesinin yolu da, tarımsal ürünlerin ithal edilmesidir. Desteklemelerle fiyatı ucuzlatılmış her türlü tarımsal ürün Türkiye'ye satılmaya başlanmıştır. Buradaki temel amaç, Türkiye'deki tarım nüfusunu azaltmak, Avrupa Birliği ülkelerinin kendi tarım nüfusunu korumak, Türkiye'yi, Avrupa Birliği tarım pazarının sıkı ve daimî bir müşterisi haline getirmektir.

En son, 2004 yılında, 7307 sayılı Bakanlar Kurulu kararıyla, 31.8.2004 tarihine kadar geçerli olmak üzere, yüzde 70 olan gümrükler yüzde 25'e düşürülerek, 900 000 ton mısır ithal edilmesine izin verilmiştir. Türkiye'de, mısırın hasat edileceği döneme rastlayan bu ithalat izni, mısır üreticisini büyük zarara uğratmıştır. Bu nedenle, geçen sene 310 000 liraya satılan mısır, bugün, artan girdi maliyetlerine rağmen, yine aynı fiyatlarla satılabilmektedir.

Çiftçimizin bu duruma gelmesinin ikinci temel nedeni ise, çiftçimize desteklemenin yapılmamasıdır. Avrupa Birliği ülkelerindeki tarım desteklemeleri ile Türkiye'deki tarım desteklemeleri karşılaştırıldığında, Türk çiftçisinin ve tarımının gözden çıkarıldığı anlaşılmaktadır.

Görüldüğü gibi, bir yandan Avrupa Birliği, bir yandan hükümet, tarımı bitirmeye çalışıyor. Diyorum ki, çiftçimiz köylerden şehirlere göç ederek, orada aç biilaç yaşamasınlar, topraklarını ekip biçsinler; tüm ülke olarak, ucuz ve yerli meyve, sebze yiyelim.

Yakın zamanda, üretim yapan çiftçi bulamayacağız, tarıma dayalı sanayi de etkilenmiş olacaktır; depoya neyi koyacaksınız? Birçok tarımsal üründe üretim girdileri arttı. Fiyatlar üç yıldır çakılı, hatta geriledi. Çiftçi, elektrik, tohum, mazot, ilaç parasını ödeyemiyor; traktörünü satıyor. Çiftçiye düşük faizli krediler verilmeli, indirimli mazot verilmeli, Akaryakıt Tüketim Vergisi alınmamalı, elektrik indirimli olmalıdır ki, onlar, kaygısızca çalışsınlar, meyve, sebze yetiştirsinler.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'de tarım alanında adından fazlaca bahsedilen bir il olan Hatay'ı temsilen bu Parlamentoda bulunuyorum. Bölgemdeki çiftçiler, diğer bölgelerdeki çiftçiler gibi, bu yıl çok büyük zorluklar yaşadılar.

Buğday, Hatay'da üretilen önemli bir tarımsal üründür. Yaklaşık olarak kilosu 382 000 liraya mal olmaktadır. Şu anda çiftçi, elindeki buğdayı 290 000 ile 300 000 lira arasında elinden çıkarmıştır. Çiftçinin buğdaydaki kilo başına zararı, 80 000 liradır.

Hatay'da diğer bir önemli tarımsal ürün de, pamuktur. Doğal afetler dolayısıyla bu yıl üç defa ekimi yapılan pamuk, şu anda 530 000 ile 580 000 lira arasında satılmaktadır. Pamuk tohumunun kilosu ise 550 000 ile 600 000 lira arasındadır. Cumhuriyet tarihimizde ilk kez, 1 kilo pamuk, 1 kilo pamuk tohumu etmemektedir; ancak, 1 kilo pamukla 1 kilo gübre alınabilir durumdadır.

Türkiye'de pamuk üreticisine 90 000 lira destekleme verilmektedir. Onun da 2 000 lirasını banka kesmekte, çiftçinin eline 88 000 lira geçmektedir; bu destekleme de bir yıl sonra ödenmektedir. Pamuk desteklemesinin hükümet tarafından önceden açıklanmaması nedeniyle, bu yıl ekili pamuk alanları, geçen yıla oranla yüzde 50 azalmıştır. Hükümet bu yanlış politikasını sürdürmeye devam ederse, gelecek yıl ekili pamuk alanı kalmayacak ve pamuğun tümünü ithal eden bir ülke durumuna düşeceğiz.

Narenciyede de aynı sorunlar yaşanmaktadır. Bilindiği gibi, dünyanın en lezzetli narenciyesi Türkiye'de, Türkiye'nin de en lezzetli narenciyesi Hatay'ın Dörtyol, Erzin, Samandağ ve İskenderun çevresinde yetişir. Narenciye yetiştirilmesi, çok zahmetli ve masraflı bir iştir. Bir ağacın ekonomik değer kazanması, ortalama on yıllık bir bakım gerektirir. Nisan ayında çiçek açıp kasım ayında hasat edilecek hale gelmesi, masraf isteyen, zahmetli bir süreçtir.

Yakın zamana kadar bu bölgenin narenciyesi, ihracattan dolayı Türkiye'nin iç pazarına bile girmeden tüketilmekteydi; ancak, önemli ihracat ürünlerimizden olan narenciyede iktidarın düşük kur politikası ve desteklemeleri düşürmesi sonucu, ihracatçılarımızın dış piyasada rekabet şansı azalmıştır. Halbuki, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin, nakliye dahil birtakım avantajlarla pazara girmeleri, ayrıca bu pazarda rakiplerimiz olan ihracatçıların da bizim ihracatçılardan fazla destek almaları sonucu, rekabet şansımız ortadan kalkmıştır. Fiyatlar, geçen yılki fiyatların çok altına düşmüştür; toplayanın yevmiyesini kurtaramayacak durumdadır. Şimdi oturmuşuz, depo kanunu görüşüyoruz. Ön hazırlık yapılmadan, zemin hazırlanmadan, lisanslı depoculuğa geçiş, sektörde emeğiyle yaşayanlara ve ülkeye yarar değil, zarar getirecektir.

Değerli arkadaşlarım, depo şarttır. Tarımsal depolar elbette gereklidir; ama, içine ne koyacağız; hangi çiftçiye, ne ürettireceğiz?! Yani, işe tersinden başlamayalım. Tarım politikamızı baştan gözden geçirelim; hükümetin IMF'den yalvar yakar aldığı döviz, tarımsal ürünlerin ithalatına gitmesin. Bir millî tarım politikası oluşturalım, belli bir plan dahilinde tarımsal üretim yapalım.

Değerli arkadaşlarım, sorunlarını anlatmaya çalıştığım çiftçilerimiz ciddî düzenlemeler bekliyor ve en önemlisi de icraat...

Hepinize, saygılar, sevgiler sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Abdulaziz Yazar (CHP, Hatay). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdulaziz-yazar-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
