# Başbakan recep tayyip erdoğan'ın türkiye ve avrupa birliği arasındaki ilişkiler

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim
- **Tarih:** 23 Mayıs 2003
- **Gündem:** BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2003-05-23-basbakan-recep-tayyip-erdogan-in-turkiye-ve-avrupa-birligi-arasindaki

> Abdullah Gül (AK Parti), 23 Mayıs 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BAŞBAKAN RECEP TAYYİP ERDOĞAN'IN TÜRKİYE VE AVRUPA BİRLİĞİ ARASINDAKİ İLİŞKİLER); konuşma 3.932 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce, Hükümetimiz adına, hepinize, saygılar sunuyorum.

Bugün, önemli bir gündemle toplanmış vaziyetteyiz. Hükümetimiz, Avrupa Birliğiyle ilgili Türkiye'nin geldiği bu kritik durumu göz önüne alarak, bir genel görüşme talebinde bulunmuştur. Bu genel görüşme, gerçekten, kritik bir dönemece gelmiştir. İnancımız odur ki, Türkiye, eğer, üstüne düşenleri en iyi şekilde yaparsa, siyasî irade kararını ortaya koyarsa, ki, koymuştur, iktidar, muhalefet, sivil toplum örgütleri hep beraber, el ele hareket edersek, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle müzakereleri önümüzdeki yılın sonunda başlayacaktır.

Bu düşüncelerle, bu konunun, böyle önemli bir konunun, Türkiye Cumhuriyetinin en büyük projesinin Türkiye Büyük Millet Meclisinde tartışılmasını hükümet olarak arzu ettik ve onun için huzurlarınızdayız; hepinize, tekrar, saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, uzun bir geçmişe dayanan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, her zaman tam üyelik hedefine yönelik olmuştur. Türkiye, Avrupa Ekonomik Topluluğunun kuruluşundan hemen sonra, tam üye olmak için buraya müracaat etmiştir ve 1963 yılında, Ankara'da, Ankara Anlaşması yapılmıştır. Daha sonra, önemli bir gelişme, yıllar geçtikten sonra, 1987 yılında olmuştur ve o zamanki hükümet, Türkiye'nin tam üyeliği için Avrupa Birliğine başvurmuştur. Daha sonra geçen yıllar şunu göstermiştir ki, Türkiye ısrarlı olursa, Avrupa Birliğinde yol alabilir. Türkiye, 1995 yılında, Avrupa Birliğine önemli bir adım atmıştır, Avrupa Birliğinin gümrük birliğine girmiştir; dolayısıyla, Türkiye, Avrupa Birliğiyle şu anda gümrük birliği içerisindedir. Daha sonra ise en önemli adım 1999 yılında Helsinki'de atılmıştır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye'nin Avrupa Ekonomik Topluluğuna üyelik için başvurusu üzerinden 44 yıl geçmiş, Ankara Anlaşmasının üzerinden ise 40 yıl geçmiştir. Bütün bu dönemler içerisinde inişler çıkışlar olmuştur; Türkiye içerisinde farklı farklı bakışlar olmuştur, Avrupa Birliğinden de Türkiye'ye karşı farklı farklı bakışlar olmuştur; ama, Türkiye, bütün bu dönemler içerisinde, Avrupa Birliği yolunda hızlı, bazen de yavaş ilerlemeye devam etmiştir. Bu, bir devlet projesi haline gelmiştir ve bir devlet politikasıdır. Dolayısıyla, dönüşü olmayan bir yoldayız; 40 yıl, yarım asır... Bundan dolayı, şimdi, ben, burada, Avrupa Birliği Türkiye'nin lehine midir, aleyhine midir, girelim mi, girmeyelim mi tartışmalarının içerisine girmeyeceğim; çünkü, o zaman, şimdiye kadar yapılan konuşmaların, tartışmaların anlamı olmayacak.

Bizim, bugün, burada, bir genel görüşme istememizin altındaki sebep, çok kritik bir döneme gelmiş olmamızdır, hükümet olarak bunun farkına varmamızdır. Hükümet olarak, önümüzdeki ayların ve önümüzdeki birbuçuk senenin çok önemli olduğunu gördüğümüzden dolayı, iktidar-muhalefet, siyasî irade söz konusu olduğuna göre, bütün Türkiye'de geniş bir uzlaşma söz konusu olduğuna göre, bu fırsatı kaçırmamaya dönüktür.

Değerli arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 1999 Helsinki Zirvesinde Türkiye'nin Avrupa Birliğine adaylığı tescil edilmiştir. Helsinki Zirvesiyle birlikte, gerek Türkiye gerek Avrupa Birliği birbirlerine daha da yakınlaşmışlar ve bu süre içerisinde, Türkiye, Avrupa Birliğinin bütün toplantılarına aday ülke olarak katılmıştır; zirve toplantılarına katılmıştır, dışişleri bakanları toplantılarına katılmıştır ve katılan başbakanlarımız, bakanlarımız aktif bir şekilde katkıda bulunmuşlardır.

3 Kasım 2002 seçimlerinden sonra Türkiye'de yeni bir dönem başlamıştır. 2002 yılının aralık ayında, bildiğiniz gibi, Kopenhag'da önemli bir zirve toplantısı yapılmıştır. Bu zirve toplantısının bilinci içerisinde, hükümetimiz büyük bir gayret içerisinde olmuştur. Seçimlerden yeni çıkan Türkiye'de, daha hükümet kurma çalışmaları sürerken, iktidar partisi olarak, Genel Başkanımız bütün Avrupa Birliği başkentlerini ziyaret etmiştir. Belki de, Türkiye'de ilk defa, bir siyasetçi, Avrupa Birliği başkentlerini böyle kısa bir süre içerisinde ziyaret eden tek kişi olmuştur. Genel başkanımız bütün Avrupa Birliği başkentlerini ziyaret ederken, biz de, Türkiye'de hükümeti kurup, hükümet olarak 2002 Aralık ayındaki zirve toplantısına hazırlandık ve geçirilmesi gereken reform paketlerini büyük bir kararlılıkla, iktidar-muhalefet elbirliği içerisinde geçirdik.

Kopenhag toplantısında Türkiye'yle ilgili önemli bir karar çıkmıştır. Bu karar nedir; bu karar, Türkiye, üzerine düşenleri yaptığında, 2004 yılının sonunda, vakit geçirmeden -ki, bu ibare önemlidir; bu, Avrupa Birliğinin kararlılığını göstermiştir- müzakerelere başlayacaktır.

Türkiye üzerine düşenleri yaparsa dedim. Bu, her ülke için geçerli olmuştur; Avrupa Birliğine, hiçbir ülke, otomatik olarak girmemiştir. Kopenhag siyasî kriterlerini gerçekleştirmek, Avrupa Birliğiyle müzakereler için şarttır. Bu da, Avrupa Birliği komisyonlarının hazırladığı ilerleme raporlarıyla ortaya çıkmaktadır. O bakımdan, hükümetimiz, bunun bilincindedir ve biraz sonra detaylı olarak değineceğim 2003 ve 2004 yılı ilerleme raporlarını en iyi şekilde çıkarmak için üzerine düşen her şeyi yapacaktır.

Kopenhag Zirvesinde, ayrıca, Türkiye'nin katılım ortaklığının gözden geçirilmesi, Avrupa Birliği mevzuatının analitik inceleme sürecinin güçlendirilmesi, gümrük birliğinin geliştirilip derinleştirilmesi, Türkiye'ye verilen katılım öncesi malî yardımların önemli ölçüde artırılması ve katılım bütçe kalemine alınması da kararlaştırılmıştır.

Kopenhag Zirvesinden bu yana geçen dönemde, Avrupa Birliğiyle üst düzeydeki temaslarımızda, son derece olumlu yaklaşımlar ortaya çıkmaya başlamıştır. Çeşitli faktörlerin etkisiyle, Avrupa Birliği çevrelerinde, Türkiye lehine, iyi bir konjonktür oluşmuştur. Irak savaşının akabinde, Birleşmiş Milletler ve NATO yanında, Avrupa Birliğinin de uluslararası alandaki siyasî ağırlığının yetersizliği daha fazla ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin siyasî, ekonomik, askerî ve kültürel potansiyeliyle, Avrupa'nın stratejik ağırlığının giderek artacağı, transatlantik ilişkilerinin güçlenmesine Türkiye'nin hayatî katkıda bulunacağı görülmüştür.

Değerli arkadaşlar, son günlerde, son aylarda, gerçekten, yaptığımız bütün gezilerde, bulunduğumuz bütün toplantılarda, bu, açıkça ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliği-Türkiye arasında yeni bir konjonktür vardır. Irak savaşı da bunu göstermiştir. Avrupa Birliği, Türkiye gibi önemli bir ülkeyle birlikte, Avrupa'da ve dünya olaylarında önemli rol alabileceğini göstermiştir. Ayrıca, Türkiye, Avrupa Birliğine girince, sadece, Türkiye'nin kazançlı çıkmayacağı, Avrupa Birliğinin de bundan kazançlı çıkacağı ortaya çıkmıştır; dolayısıyla, iki taraflı bir kazanç söz konusu olmuştur ve ayrıca, şu da çok önemlidir ki, Türkiye, Avrupa Birliğine ayrı bir zenginlik katacaktır.

Son yıllardaki medeniyetler çatışması fikrinin bazı çevreler tarafından çok desteklendiğini veyahut da çok büyük bir ilgiyle takip edildiğini dikkate alırsanız, medeniyetlerin çatışması değil, medeniyetlerin harmonizasyonu, medeniyetlerin beraber olabileceğini gösterme açısından da, Türkiye, Avrupa Birliğine çok büyük bir şey katacaktır, dünya barışına da çok önemli katkıda bulunacaktır. Bunu, sadece, biz değil, Avrupa'nın siyasî liderlerinin, Avrupa Birliği ülkelerinin başkanlarının, başbakanlarının ve Avrupa Birliğinin önemli simalarının hepsi açıkça zikretmektedirler.

Lehimize olan tutumun güçlendiğini, geçtiğimiz günlerde katıldığım çeşitli Avrupa Birliği zirvelerinde ve konferanslarda bizzat gözleme imkânı buldum. Bu ayın başında Meis ve Rodos'ta yaptığımız toplantıda -ki, ilk defa Avrupa Birliği kendi sınırları dışında bir toplantı yapmıştır- 28 Avrupa Birliği ülkesi dışişleri bakanlarının bir araya geldiği toplantılarda da, bu hava açıkça ortaya çıkmıştır ve ilk defa, belki, uzun yıllardan sonra, Avrupa Birliğinin önemli simaları Türkiye lehinde, hiç de alışık olunmayan demeçler vermeye başlamışlardır ki, bunların hiçbiri tesadüfî değildir.

Geçen dönemde Türkiye'nin Avrupa'daki yerini tartışmaya açan bazı Avrupalı şahsiyetlerin de, aslında, bize katkısı olmuştur. Türkiye'nin ve Müslümanlığın, Avrupa Birliği içerisinde yeri olmadığını söyleyen bazı liderlerin de, aslında, Avrupa Birliğinin Türkiye'ye yakınlaşmasına ayrı bir katkısı olmuştur.

Değerli arkadaşlar, bunları da normal karşılıyoruz; çünkü, çoğulcu bir toplumda, her türlü siyasî akımın, düşüncenin bulunduğu bir ortamda, tabiî ki, birçok ülkeyle birlikte, Türkiye'nin de Avrupa Birliğine katılmasını arzu etmeyenler olabilir; ama, önemli olan, esas yol, esas hareket, esas siyasî akımların nasıl düşündüğüdür ki, bunlar da -demin söylediğim gibi- Türkiye lehinde bir tavır almaya başlamışlardır.

Kopenhag kriterlerini yerine getirmiş bir Türkiye'nin Avrupa Birliği tarafından reddedilmesinin felaket olacağı, artık, komisyon yetkililerince de dile getirilmektedir. Eskiden Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olup olamayacağı tartışılırken, şimdi ne zaman olacağı tartışılmaya başlanmıştır. Türkiye'nin hangi tarihte Avrupa Birliğine tam üye olacağını şu anda söylemek mümkün değildir; ancak, lehimize olan bu tutumun ve söylemin devam etmesi, bu tavırların giderek güçlenmesi için Türkiye olarak bizim de üstümüze düşen bazı sorumluluklar vardır. Bu anlayışla, Aralık 2004'te yapılacak zirveye kadar üye ülkelerle üst düzeyde temaslarımızı kesintisiz sürdürmeye devam edeceğiz.

Değerli arkadaşlar, kendi içimizde de, siyasî kriterlere uyum açısından ilave yasal değişikliklerin tamamlanması, uygulamaya yönelik eksikliklerimizin giderilmesi, temel hak ve özgürlüklerin genişletilmesi ve işkenceyle mücadeleye yönelik çabalarımızın sonuçlandırılması da gerekmektedir. Kopenhag Zirvesi sonrasında, esasen, hükümet olarak Avrupa Birliğine uyum sürecindeki çalışmalarımızı sürdüreceğimizi de açıklamıştık ve bu taahhüdümüzü yerine getirme konusunda da kararlılığımızı her zaman ortaya koymaktayız.

Kopenhag Zirvesi kararlarını hayata geçirmek için önümüzde yaklaşık 15 aylık bir süre vardır. Siyasî kriterlerin bu yıl içinde tamamlanması, bunun 2003 ilerleme raporuna olumlu bir şekilde yansıması, gelecek yıl da uygulamaların değerlendirilmesi ve 2004 ilerleme raporundaki nihaî değerlendirme sonucunda 2004 yılı aralık ayında Avrupa Birliği zirvesinde üyelik müzakerelerinin başlaması kararı alınabilecektir. Dolayısıyla, önce 2003 yılının ilerleme raporlarını en iyi şekilde çıkarmak, siyasî kriterleri yerine getirdiğimizi bütün dünyaya göstermek, 2004 yılında da bunların en iyi şekilde Türkiye'de uygulandığını göstermek, 2004 yılı sonunda yapılacak zirve toplantısında Türkiye'yi hazır hale getirecektir.

Bunun için değerli arkadaşlar, sadece kanunları çıkarmak yetmemektedir. Hepimizin sorunudur; kanunları çıkarmak, Türkiye Büyük Millet Meclisinin görevidir; ama, çıkarılan kanunların tam olarak uygulanması da, yine, yürütmenin, hükümetin ve hepimizin sorumluluğudur.

Bu konuda birçok tenkitleri görüyoruz ki, bunların bir kısmı, maalesef, haklıdır. Hepimiz bunu izlemek durumundayız.

Türkiye Büyük Millet Meclisine de çok görev düşmektedir; İnsan Hakları Komisyonuna da çok görev düşmektedir. Dolayısıyla, elbirliği içerisinde, bir taraftan kanunları çıkarırken, bir taraftan da çıkan kanunların en iyi şekilde uygulanması için kararlılığımızı göstermek durumundayız.

Kopenhag Zirvesinden bu yana Avrupa Birliğiyle yaptığımız temaslarda, önümüzdeki dönemle ilgili çalışma faaliyetlerinin ana hatlarını tespit etmiş bulunuyoruz. 13 Mart 2003 günü, Brüksel'de toplanan Ortaklık Komitesi, 2003 yılı için bir çalışma programı benimsemiştir. Bu çalışma programı aşağıdaki unsurları içermektedir:

Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki siyasî ve ekonomik diyalogun daha da derinleştirilmesi.

Ülkemizin Avrupa Birliği müktesebatına uyum durumunun ele alındığı ayrıntılı inceleme sürecinin güçlendirilmesi.

Gümrük Birliği kapsamındaki teknik sorunların çözüme yönelik bir anlayışla ele alınması; ki, gümrük birliğiyle ilgili -biraz sonra değineceğim- bazı sorunlar vardır.

Avrupa kamuoyunda, ülkemizin üyeliği aleyhindeki önyargıların azaltılması ve Avrupa kamuoyunda, Türkiye'nin üyeliği lehinde bir ortamın oluşturulması. Burada memnuniyetle ifade etmek isterim ki, son üç dört ay içerisinde, bütün Avrupa kamuoyunda Türkiye'ye karşı çok olumlu bir hava vardır. Bu, yapılan anketlerde, yapılan araştırmalarda açıkça kendisini belirtmeye başlamıştır.

Değerli arkadaşlar, Ortaklık Komitesinde ele alınan bu hususlar, 15 Nisan 2003'te Lüksemburg'ta benim Başkanlığımda toplanan Türkiye-Avrupa Birliği Ortaklık Konseyinde bu kez en üst seviyede, siyasî düzeyde ele alınmış ve teyit edilmiştir.

Ülkemize ilişkin gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi, 14 Nisan 2003 tarihinde onaylandı. Belgede siyasî kriterler bakımından kısa-orta vade ayırımı yapılmadan bütün siyasî önceliklerin 2003 ve 2004 yılları içerisinde bitirilmesi öngörüldü. Ekonomik kriterlere ilişkin unsurlar ise bir öncekinin hemen hemen aynısı şeklinde kalmıştır. Dolayısıyla, Türkiye'yle ilgili yeni unsurlar, yeni arzular kesinlikle söz konusu değildir. Daha önce ne kararlaştırıldıysa, bütün bunlar geçerlidir.

Gözden geçirilmiş Katılım Ortaklığı Belgesi ışığında yeni bir ulusal program hazırlanması çalışmaları, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin eşgüdümünde başlatıldı. Yeni ulusal programın, hükümetimizce haziran ayının ortalarında kabul edilmesi öngörülmektedir. Yapmamız gereken, kendi Ulusal Programımızda Katılım Ortaklığı Belgesine paralel öncelikleri tespit etmektir. Bu öncelikler kapsamındaki uyum çalışmalarının bir takvim içinde verilmesi, Avrupa Birliği tarafından da talep edilmektedir. Siyasî kriterler dışındaki konularda kısa vadede yapılacak çalışmaların, 2003-2004 yılları içinde, orta vadede gerçekleştirilecek olanların ise 2005 yılı sonuna kadar yerine getirilecek şekilde planlanması önem arz etmektedir. Bu uyum çalışmaları için gerekli kurumsal yapılanma ve finansman ihtiyacı da planlanmış ve düşünülmüştür.

Değerli arkadaşlar, 2004 yılı sonunda ülkemizle müzakerelerin başlatılmasına ilişkin karar, Avrupa Birliği Komisyonu tarafından hazırlanacak 2003 ve 2004 ilerleme raporlarına göre alınacaktır. Bunun için, söz konusu raporların, mümkün mertebe objektif değerlendirme içermesini sağlamakta kararlıyız.

Avrupa Komisyonunun, Kopenhag Siyasî Kriterlerine uyum durumumuzu değerlendirecek olan 2003 yılı ilerleme raporu yaz aylarında kaleme alınacaktır ve eylül ayında büyük ölçüde nihaî şeklini almış olacaktır. Yani, 2003 yılı raporu bu yaz hazırlanacaktır. Bu bağlamda, yazımı ekim ayında tamamlanacak 2003 yılı ilerleme raporunda, Kopenhag Siyasî Kriterleri bağlamındaki mevzuat uyum çalışmalarımızı tamamladığımız yolunda bir komisyon görüşünün yer alması son derece ödemlidir. 2004 yılı ilerleme raporu çalışmaları için de, 2003 yılı sonundan itibaren fiilen 8 ay gibi kısa bir dönem kalmıştır.

Aslında bütün bunlarla söylemek istediğim şey şudur: Biz, her ne kadar, önümüzde 15 ay var diyorsak da, önümüzde aslında 2-3 ay vardır. Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak bu yaz tatile girmeden önce, birçok reform paketini çıkarmak zorundayız. Hükümetimiz bu konuda kararlıdır; bakanlıklarımız gayet ciddî bir şekilde çalışmaktadır; ilgili reform teklifleri hazırlanmakta, ilgili bakanlıklara gönderilmekte; devletin bütün kurumlarının, diğer bakanlıkların herkesin görüşü toplanmakta ve buna göre Türkiye Büyük Millet Meclisinde huzurunuza getirilecektir; ama, bu 2-3 ay hepimiz için önemlidir; çünkü, müzakerelere kapı açacak olan raporlar, 2003 yılının raporları olacaktır.

Bunları dikkate alarak mevzuat çalışmalarımızın, Yüce Meclisimizin tatile girmesinden önce tamamlanması gereğini bir kez daha önemle vurgulamak isterim.

58 inci hükümet döneminde siyasî kriterlere uyum yolunda daha önceki hükümetler döneminde gerçekleştirilen Anayasa değişiklikleri, yeni Medenî Kanun ve 3 reform paketine ilaveten 2 kanun paketi yasalaştırıldı.

Burada bizden önceki hükümetin bu yolda attığı adımları da hatırlamamız gerekir. Gerçekten, bizden önce 3 reform paketi geçirilmiştir, bizim hükümetimiz 2 reform paketi geçirmiştir, üçüncüsü de, yani altıncısı da önümüzdeki günlerde huzurunuza getirilecektir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Gül.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Değerli arkadaşlar, burada hep beraber, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak yaptığımız kanun değişiklikleriyle, işkencenin önlenmesi; adil yargılanma ve muhakemenin yenilenmesi, yani yeniden yargılanma; basın özgürlüğünün genişletilmesi; Siyasî Partiler ve Seçim Kanunlarının iyileştirilmesi; dilekçe hakkının güçlendirilmesi; derneklerin faaliyetlerinin kolaylaştırılması; vakıfların mal edinmelerinin sağlanması amacıyla hep beraber düzenlemeler yapıldı, şimdi, bunların uygulamalarını takip ediyoruz.

Halen yeni bir uyum paketi taslağının hazırlıkları içerisindeyiz. Bu, demin söylediğim gibi, altıncı paket olacaktır. Bu paket, Terörle Mücadele Kanununun ifade özgürlüğünü kısıtlayan 8 inci maddesinin kaldırılması; özel radyo ve televizyonların farklı dil ve lehçelerde yayın yapabilmeleri; seçimlerin uluslararası gözlemciler tarafından izlenebilmesi ve seçimlerde yayın yasağı süresinin daraltılması; İmar Kanununda yapılacak bir değişiklikle farklı din ve inançlara sahip bireylerin ibadet özgürlüklerinin genişletilmesi; Nüfus Kanunumuzun isim konulması hususunda sınırlayıcı yorumlarının önlenmesi; sinema, video ve müzik eserlerine ilişkin kısıtlamaların azaltılması; töre cinayetlerinin faillerine verilecek ceza miktarının artırılması; cemaat vakıflarının gayrimenkullerinin tesciline ilişkin sürenin uzatılması; RTÜK'ün ve Sinema, Video ve Müzik Eserleri Denetleme Kurulunun yeniden modern normlara göre yapılandırılması gibi değişiklikler içermektedir.

Bütün bunlar buraya geldiğinde burada hep beraber tartışacağız. Bunlarla ilgili kamuoyunda çeşitli şeyler söylenmektedir. Eminim ki, bunların büyük bir kısmı bilgi noksanlığından olmaktadır. Aslında, bunların büyük bir kısmı bütün dünyada uygulanmaktadır. Mesela, seçimlere gözlemci gelmesi. Biz AGİT'e imza atmış bir ülkeyiz İstanbul Zirvesinde. Bütün ülkelere, İngiltere'ye de, Almanya'ya da, Fransa'ya da, başka ülkelerin seçimlerine de gözlemciler giderler ve görürler, bakarlar. Dolayısıyla, Türkiye'deki seçimlere... Ki, 1946'dan sonra yapılan seçimlerin hepsi açık seçik ve düzgün seçimler olmuş, bizim sakınacak hiçbir tarafımız yoktur. Bunun gibi diğer maddelerle ilgili çeşitli kaygılar olabilir. Bu kaygıları saygıyla karşılamamız gerekir; ama, oturup konuştuğumuzda bunlarla ilgili kaygıları giderecek tedbirlerin alındığını da hep beraber göreceğiz.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, siyasî kriterlere uyumun sadece mevzuat düzenlemelerinden ibaret olmadığını bir kere daha vurgulamak istiyorum. Mevzuatın etkin ve yeknesak biçimde uygulanması, üzerinde hassasiyetle durmamız gereken bir konudur. Uygulamanın iyileştirilmesi hepimize düşen bir sorumluluktur. Yüce Meclisimizin bünyesindeki İnsan Hakları Komisyonu başta olmak üzere, hepimizin, bu alandaki yapıcı katkı ve desteğinize ihtiyacımız vardır.

Öte yandan, siyasî alan dışında olan teknik anlamdaki AB'ye uyum çalışmaları, kısa bir süre önce Bakanlığıma bağlanan, Avrupa Birliği Genel Sekreterliğinin koordinasyonunda, 58 kamu kurum ve kuruluşu tarafından yoğun bir şekilde sürdürülmektedir; açıldığında üyelik müzakerelerinin temelini bu çalışmalar oluşturacaktır.

Uyum çalışmaları bağlamında, Avrupa Birliği müktesebatının analitik incelemesini gerçekleştirmek için, 2000 yılında Ortaklık Konseyi kararıyla 8 alt komite kurulmuştur. Bugüne kadar üç tur toplantı yapılmıştır. Kopenhag Zirvesinde alınan karar ışığında, önümüzdeki dönemde değişik sektörlerdeki Türk mevzuatının, taslak, yasa ve yönetmeliklerin teknik düzeyde daha da ayrıntılı bir incelemeye tabi tutularak, topluluk müktesebatıyla uyum açısından farklılıkların tespiti amaçlanmaktadır.

Değerli arkadaşlar, aslında, yapılacak o kadar çok büyük iş vardır ki... Avrupa Birliği normlarına bizim normlarımızın uyması, tarımdan ormancılığa kadar, çevreden sağlığa kadar, sanayie kadar bütün kanunların, mevzuatın, bütün bunların AB normlarına uyması için binlerce, yüzbinlerce sayfa tercümeler yapılmaktadır, çalışmalar yapılmaktadır, düzenlemeler yapılmaktadır. Bunun için dönüşü olmayan bir yol içerisindeyiz dedik. İş, geri dönülmez bir noktadadır. Gerçekten çok ileri adımlar atılmıştır; ne Türkiye ne Avrupa Birliği açısından dönüşü olmayan bir yol içerisindeyiz. Onun için, bu süreyi kısaltmak için ne gerekirse yapmak gerektiğine inanıyoruz.

Değerli milletvekilleri, sizlerin de yakından takip ettiğiniz üzere, malî işbirliği, ilişkilerimizin eksik kalan yönlerinden birini oluşturuyor. Aralık 1999 Helsinki Zirvesinden bu yana gelişme kaydedilmesine rağmen, hâlâ, istenen düzeye erişilememiştir. Diğer üye olan ülkelerin ne büyük malî imkânlar elde ettiklerini düşünürseniz, bu konuda çok geciktiğimiz ortaya çıkacaktır.

Ülkemize, yılda ortalama, 127 000 000 Euroluk meblağ aktarılmaktaydı. Bunun artırılması yönünde sürekli girişimlerde bulunulmuştur. Kopenhag Zirvesi sonrasında, komisyon, ülkemize verilecek hibe yardımlarının 2004 yılında 250 000 000 Euro, 2005 yılında 300 000 000 Euro, 2006 yılında ise 500 000 000 Euroya yükseltilmesini üye ülkeler ve Avrupa Parlamentosuna önermiştir. Bu artış önerisini memnuniyetle karşıladığımızı; fakat bunun yeterli olmadığını, bunun daha da çok artırılması yönünde çaba gösterdiğimizi burada ifade etmek isterim.

Adaylık süresi içinde ülkemize sağlanacak malî yardımların, münhasıran, Katılım Ortaklığı Belgesi ve Ulusal Programda yer alan önceliklere yönlendirilmesi de gerekmektedir. Bu amaçla, diğer aday ülkelerde olduğu gibi, ülkemizde de "merkezî olmayan yapılanma" adıyla yeni bir yapılanma oluşturulmuştur. Yeni sistemin idarî kapasitesinin ve malî özerkliğinin AB tarafından tescilini müteakip, bu yılın ortalarına kadar tüm unsurlarıyla işlerlik kazanmasını öngörmekteyiz; yani, bu hibelerin en iyi şekilde kullanılabilmesi için.

Halen, Avrupa Birliğiyle en önemli kurumsal bağımızı oluşturan gümrük birliğinin işleyişinde, hem AB'den hem de bizden kaynaklanan sorunların yaşandığı bir gerçektir. Bu sorunların giderilmesi için gerek Ortaklık Konseyi toplantılarında olsun gerek diğer toplantılarda olsun, bunlar karşılıklı olarak dile getirilmiştir ve bunları düzeltme yönünde karşılıklı gayretler vardır. Yalnız, son yıllarda Türkiye olarak içinden geçtiğimiz ekonomik krizi de dikkate alırsak, bütün suçlamaları gümrük birliğine yüklemenin de doğru olmadığı kanaatindeyiz.

Değerli arkadaşlar, 15 Nisandaki Ortaklık Konseyinde, gümrük birliği kapsamındaki çeşitli sorunların çözümüne ve işbirliğinin geliştirilmesine yönelik görüş alışverişlerinde bulunduk. Bu amaçla, gerçekleştirilebilecek çeşitli faaliyetleri içeren bir eylem planı taslağı hazırlayarak Ortaklık Konseyine sunduk. Şimdi, Avrupa Birliği tarafının taslağa dair görüş ve önerilerini bekliyoruz ve inanıyorum ki, bunlar kısa süre içerisinde çözümlenecektir; ama, bütün bu problemlerin tam çözümü, Türkiye'nin Avrupa Birliğine tam üyeliğinden geçecektir.

Değerli milletvekilleri, bu noktada, Kıbrıs'la ilgili de bazı şeyler söylemek istiyorum. Ülkemizin Avrupa Birliği üyeliğiyle doğrudan bağlantısı olmamasına karşın, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Avrupa Birliğine katılımına da kısaca değinmekte fayda var. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin de dahil bulunduğu 10 yeni ülke, bildiğiniz gibi, Katılım Anlaşmasını, 16 Nisan 2003 tarihinde Atina'da imzalamışlardır. Bunlardan birisi de Güney Kıbrıs Rum Yönetimidir. Diğer 9 ülke ise, Çek Cumhuriyeti, Estonya, Macaristan, Letonya, Litvanya, Malta, Polonya, Slovak Cumhuriyeti ve Slovenya'dır. Dolayısıyla, Avrupa Birliğinin 15 ülkesine yeni ilave 10 ülke daha gelmiştir ve Avrupa Birliği 25 ülkeye çıkmak üzeredir. Bundan ayrı olarak, 3 tane de aday ülke vardır; Romanya, Bulgaristan ve Türkiye. Dolayısıyla, şu anda, 28 ülke başbakanları ve dışişleri bakanları, Avrupa Birliği toplantılarında sürekli bir araya gelmektedirler.

Değerli arkadaşlar, her ne kadar 16 Nisan 2003 tarihinde bu 9 ülke ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Avrupa Birliğine giriş adımını atmışlarsa da, şu anda, toplantılara katılmaktadırlar, fakat, oy kullanmamaktadırlar. Bir sene sonra, 1 Mayıs 2004 tarihinde tam üye olacaklar ve oy kullanmaya da başlayacaklar. Dolayısıyla, biz, 15 ülkeyle değil, 25 ülkeyle muhatap olmaya başlayacağız. Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin üyeliğine tepkimiz, Bakanlığım tarafından aynı gün yapılan açıklamayla, net bir biçimde ortaya konmuştur. Açıklamada, yalnızca Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin Avrupa Birliğine üyeliğinin söz konusu olduğu söylenmiştir ve bu anlaşmayla, Türkiye'nin garantörlük haklarının gitmediği ve yeni bir hukukun ortaya çıkmadığı da, açık bir şekilde, bütün zabıtlara geçirilmiştir. Bakanlık olarak, bu yönde bütün girişimler yapılmıştır; ama, bugün, bir realiteyle karşı karşıyayız, bunu görmemiz gerekir; Kıbrıs bütün olarak değil, Kıbrıs bölünmüş olarak, Rum kesimi, Avrupa Birliğine adım atmıştır.

Bu meyanda vurgulamam gerekir ki, Kıbrıs sorununun çözümü, ülkemizin Avrupa Birliğine katılımına dair siyasî kriterler arasında bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bizi bağlayan siyasî kriterler, Kopenhag siyasî kriterleridir. Kıbrıs meselesi, bu kriterlerin içerisinde değildir; ama, Rum kesiminin ve Yunanistan'ın Avrupa Birliğine tam üyeliğini düşünürseniz, ayrıca, bütün Avrupa ülkelerindeki havaya da bakarsanız, böyle bir direkt ilişki olmamasına rağmen, bunun da bir faktör olarak ele alınması ve dikkatle takip edilmesi gerekmektedir; çünkü, bu konuda gözümüzü de kapalı tutamayız.

Aslında, böyle bir sorun olmasa bile, biz, Kıbrıs'ta bir çözümün, kalıcı bir çözümün gerçekleşmesi için uğraşıyoruz. Hükümetimiz, işbaşına geldikten sonra, çözümsüzlüğü çözüm olarak görmediğini açıkça ilan etmiştir. Kıbrıs'ta bir çözüm olsun diye, gerek Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti gerekse Türkiye elinden gelenleri yapmaktadır. Bu bağlamda, son günlerde atılan adımlar, bütün dünyanın dikkatini çekmiştir. Yıllardır masa üzerinde yapılan konuşmalarla, müzakerelerle bir yere varılamamış; ama, sahada önemli adımlar atılmıştır. Birkaç gün öncesi itibariyle, 250 000 Rum kuzey kesimini ziyaret etmiş, 80 000'in üzerinde Kuzey Kıbrıslı Türk de Rum kesimini ziyaret etmişlerdir. Ayrıca, dünden itibaren başlattığımız bir uygulamayla, Türkiye olarak biz de, kırk seneden sonra ilk defa, Güney Kıbrıs Rum kesimindeki Rumların Türkiye'ye rahatlıkla gelip gidebileceklerini bütün dünyaya duyurduk ve memnuniyetle ifade etmek isterim ki, çok büyük sayıda rakamlarla, Rum kesimi Türkiye'yi ziyaret etmeye başlamıştır. Bütün bunlar şunu göstermiştir ki, karşılıklı güven oluşturmak gerekir. Sadece masa başında değil, sahada da birçok işler yapılacaktır. Bütün bu atılan adımların, Avrupa Birliği, Güney Kıbrıs Rum kesimi ve Yunanistan tarafından en iyi şekilde değerlendirileceğine inanıyoruz ve bunun neticesindedir ki, Avrupa Birliğinin Kıbrıs'a uyguladığı ambargoyu kaldırmaya yönelik çalışmalar da başlatılmıştır.

Değerli arkadaşlar, bütün bunlar yapılırken, hepimizin yapması gereken başka bir şey daha vardır. Bu da, Avrupa kamuoyunu hazırlamaktır. Kopenhag'da biz bunun sıkıntısını gördük. Almanya ve Fransa'daki kamuoyunun hazır olmaması, Almanya ve Fransa liderlerinin daha cesur adım atmalarını engellemiştir; ama, demin ifade ettiğimi bir kez daha ifade etmek istiyorum ki, bu geçen süre içerisinde her iki ülkenin kamuoyunda da Türkiye'ye müzahir olumlu gelişmeler söz konusudur. Bunlar, ölçülebilecek nitelikte olumlu gelişmelerdir. Ayrıca, bütün bu ülkelerin liderleri, Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili şimdiye kadar yapmadıkları olumlu açıklamaları yapmaya başlamışlardır. Bunların hiçbiri de tesadüfi değildir.

Bu bağlamda, kamuoyunu hazırlamak için gerek Bakanlığım, bakanlık olarak gerek hükümet olarak gerekse birçok sivil toplum örgütleri olarak birçok çalışmalar yapmaktayız ve ilişkileri, sadece hükümetlerden hükümetlere değil, Türkiye Büyük Millet Meclisi ile Avrupa Parlamentosu arasında, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki dostluk grupları ile Avrupa Birliğine üye ülkelerin dostluk grupları arasında da geliştirmek zorundayız. Dolayısıyla, sadece hükümetlerden hükümetlere değil, milletvekillerinden milletvekillerine dönük çalışmaları da başlatmak zorundayız. Bu bakımdan, Türkiye Büyük Millet Meclisine de çok büyük görev düşmektedir.

Ayrıca, sivil toplum örgütlerine de çok büyük görev düşmektedir. Her şey, bir kez daha tekrar ediyorum, resmî kanallardan gitmemelidir. Sivil toplum örgütlerinin giderek artan rolünü ihmal etmememiz gerekir. Bazen, bizim sözlerimizden çok, onların sözleri güven oluşturmaktadır. O açıdan bütün sivil toplum örgütlerini de göreve çağırıyoruz. Onların büyük bir kısmıyla bu geçen süre içerisinde yaptığımız toplantılarda, onları da bu çalışmalara davet ettik.

Değerli arkadaşlarım, size, son olarak, Avrupa Konvansiyonuyla ilgili de biraz bilgi vermek istiyorum. Aralık 2001 tarihli Laeken Zirvesinde, Avrupa Birliğinin genişleme perspektifi çerçevesinde, birliğin geleceğini konuşmak, değerlendirmek, Avrupa Birliği gelecekte nasıl olacak, nasıl bir anayasası olacak, nasıl bir çalışma şekli olacak diye bir konferans kurulmuştur. Bu konferansa her ülkeden 3 kişi katılmıştır. Türkiye de, hükümetin yanında, iktidar ve muhalefetten birer milletvekili arkadaşımız katılmaktadırlar ve buralarda, Türkiye'yi temsil eden arkadaşlarımız, çok aktif şekilde, konvansiyona katkıda bulunmaktadırlar. Önümüzdeki aylar içerisinde, hükümetlerarası konferans yapılacaktır. Ümit ediyoruz ki, bu konferansta da, Türkiye, yerini alacaktır.

Değerli milletvekilleri, başından beri anlattığım süreç, kırk yıllık bir süreçtir, yarım asırlık bir süreçtir. Kırk yıllık bir sürecin sonunu iyi bitirmemiz gerekir.

Birçok demirperde ülkesi, on sene önce demirperde ülkesi diye gördüğümüz ülkeler Avrupa Birliğine girmişlerdir veya çok daha ileri mesafeler almışlardır. Şöyle düşünmeyelim: Nasıl olur da, onları bizden önce alır? Onlarda büyük değişiklikler olmuştur, onlarda ihtilaller olmuştur, devrimler olmuştur ve mevcut yapı tamamen silinmiştir, yok edilmiştir, onun üzerine yeni yapılar kurulduğu için girişleri kolay olmuştur; ama, bizim ise, büyük bir geleneğimiz var. Biz, bir demirperde süreci yaşamadığımız için, 1950'den beri çoğulcu bir demokrasinin içinde olduğumuz için, bizim işimiz biraz daha zor olmuştur. Ta Osmanlıdan gelen gelenekleri olan bir devletiz, ülkeyiz. O bakımdan, alışkanlıklarımızı gidermek biraz daha zor olmaktadır; ama, geldiğimiz nokta kritik bir noktadır. Şu birbuçuk sene içerisinde ve hatta şu üç dört ay içerisinde Avrupa Birliğine müzakere kapısını açabiliriz veyahut da bunu tamamen kapatabiliriz.

O bakımdan, hükümetimiz bunun bilinci içerisindedir. Tekrar ediyorum; bunun bilinci içerisinde olduğumuz için, seçimlerden hemen sonra, daha hükümet çalışmalarını başlatmadan, parti olarak da bu atağa geçtik. Aslında, propagandalar ve bazı yanlış algılamalardan dolayı, bizden, AK Parti Hükümetinden böyle bir tavır beklenmiyordu. Belki de bunun şaşkınlığıdır ki, Avrupa Birliğini bugün çok daha değişik bir noktaya getirmiştir ve hükümetin siyasî iradesini ve kararlılığını açık açık ifade etmeye başlamışlardır.

Burada memnuniyet verici olan bir şey, bu konuya, iktidar- muhalefet beraber sahip çıkmamızdır. Burada çıkan reform paketlerinin hepsini beraber çıkardığımızı, her ortamda açıkça söylüyorum. O bakımdan, inanıyorum ki, önümüzdeki bu fırsatı da iyi bir şekilde değerlendireceğiz.

Hükümet olarak, biz, bu yolda kararlı bir şekilde devam ediyoruz. Bakanlar Kurulunda bu konuyla ilgili olağanüstü toplantı yaptık. Bu yolda yeni bir seferberlik başlatacağız ve bunu, sadece hükümet olarak değil; Meclis içindeki partilerimiz, Meclis dışındaki partilerimiz, sivil toplum örgütleri, basın, aydınlar, entelektüeller; herkesi katarak götürmek amacındayız.

Bu dileklerle, hepinize saygılar sunuyorum ve genel görüşmenin açılması yönünde oy vermenizi hepinizden rica ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “Başbakan recep tayyip erdoğan'ın türkiye ve avrupa birliği arasındaki ilişkiler”. TBMM Genel Kurulu, 84. Birleşim tutanağı, 23 Mayıs 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2003-05-23-basbakan-recep-tayyip-erdogan-in-turkiye-ve-avrupa-birligi-arasindaki (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
