# 11 türk askerinin süleymaniye'de gözaltına alınmasına ilişkin

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim
- **Tarih:** 8 Temmuz 2003
- **Gündem:** 11 TÜRK ASKERİNİN SÜLEYMANİYE'DE GÖZALTINA ALINMASINA İLİŞKİN
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2003-07-08-11-turk-askerinin-suleymaniye-de-gozaltina-alinmasina-iliskin

> Abdullah Gül (AK Parti), 8 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 11 TÜRK ASKERİNİN SÜLEYMANİYE'DE GÖZALTINA ALINMASINA İLİŞKİN); konuşma 1.402 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; önce, değerli arkadaşımız Denizli Milletvekili Haşim Oral'a konuyla ilgili bana açıklama fırsatını verdikleri için teşekkür ederek sözlerime başlamak istiyorum. Şayet, kendilerinin böyle bir söz alması söz konusu olmasaydı, ben, ayrıca açıklamada bulanacaktım; ama, değerli arkadaşımızın bu konuyu Meclise getireceğini öğrenince, zaten, burada bilgi verme imkânı çıkmış oldu; onun için, kendisine teşekkür ediyorum.

Değerli arkadaşlar, olayı önce özetlemek istiyorum; ama, başında da şunu söylemek istiyorum: Maalesef, Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri, müttefik olan iki ülkeye hiç yakışmayacak, neresinden bakarsanız bakın izahı mümkün olmayan, yakışık almayan, çirkin bir olay olmuştur. Eminim ki, bu olay...

ŞEFİK ZENGİN (Mersin) - İki ülkeye değil, bir ülkeye...

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Tabiî, onu söyledim, bunu anlamanız gerekir. Bunu, gayet açık anlamanız gerekir; yani, burada müdahalenin bir anlamı yok. Şüphesiz ki, bu olayı yapan Amerika Birleşik Devletleridir; şüphesiz ki, bütün söylediğim bu laflar da Amerika Birleşik Devletlerine aittir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Bunun, alkışlanacak bir yanı da yok, bunun itiraz edilecek bir yanı da yok; olay ortadadır, hepimiz, üç dört gündür bu konuyla ilgileniyoruz.

Bu olay, gerçekten yakışık almamıştır, hiçbir şekilde de izah edilemez. Ortaya çıkınca da, muhakkak ki, mahcubiyet daha çok anlaşılacaktır.

Bu olay, 4 Temmuz 2003 tarihinde, saat 14.30 civarında olmuştur. Bizim, Kuzey Irak'ta, uzun süredir bulunan bir timimiz vardır, bu tim de, davet üzerine gitmiştir. Vaktiyle, oradaki çatışmaları gözlemek, izlemek ve gerektiğinde arayı bulmak için davet edilmiştir ve oradaki bu timimizden de, gerek Kuzey Irak'taki herkesin gerekse Amerika Birleşik Devletlerinin haberi vardır. Dolayısıyla, orada gizli bir kuvvet değildir, orada bilinmeyen bir askerî birlik de değildir, bilinen bir kuvvettir ve özel kuvvetlerimizdir; bunların 3'ü subay, 8'i de assubaydır. 150 civarında Amerikan askeri, özel kuvvetlerimizin bulunduğu binayı sarmışlar; onlarla birlikte, 10'a yakın, Irak Türkmen cephesine mensup, Irak Türkmeni vatandaşı da, hepsini bir gözaltına almışlardır. Bu olayı duyar duymaz, hemen, en üst seviyede müdahaleler başlamıştır. Olayın olduğu gün, Amerika Birleşik Devletlerinin ulusal bayramına tesadüf etmiştir; ama, gerek Ankara gerek Washington nezdinde hemen müdahale başlamıştır. Dışişleri Bakanlığına ilgililer hemen çağrılmıştır; bir an önce bunun sona erdirilmesi, bu işi yapanların cezalandırılması, Türkiye'den özür dilenmesi ve Türkiye'ye bilgi verilmesi istenilmiştir.

Ben, o gün, yurt dışında -Londra'da- resmî bir ziyaretteydim, döner dönmez, hemen, havaalanında, ikindi vakti, saat 4-5 civarında haberim oldu. Bakanlığa geldiğimde, Sayın Başbakanın da bilgisi olmuştu. Sayın Başbakanımızla görüştükten sonra, Genelkurmay Başkanımızı aradım ve kendisinden daha detaylı bilgileri aldıktan sonra, Amerikan Dışişleri Bakanı Powell'i aradım ve kendisine, böyle bir şeyin mümkün olamayacağını, kabul edilemeyeceğini, bir müttefik ülkeye yapılabilecek en son işin yapıldığını, aramızdaki güvenin büyük ölçüde sarsıldığını, hemen, bir an önce bu işe son verilmesi gerektiğini ve bu işin niçin yapıldığının bize izah edilmesi gerektiğini, yapanların cezalandırılması gerektiğini, gayet açık, net bir şekilde söyledim. Gördüğüm kadarıyla, kendisinin de olaylardan tam bilgisi yoktu. Olayları hemen sonuna kadar inceleyeceğini ve gerekeni yapacağını ve beni arayacağını söyledi.

Bu arada, Genelkurmay Başkanımız da, NATO Başkomutanını ve Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa'daki kuvvetlerinin komutanını aradılar ve aynı şekilde, Genelkurmay Başkanımız da, böyle bir işin düşünülemeyeceğini bile ve hemen sona erdirilmesi gerektiğini, Türkiye'ye gerekli izahatın verilmesi gerektiğini söylemişlerdir.

Bu süre içerisinde 3 subay ve 8 assubayımız Bağdat'a götürülmüş, diğer siviller bırakılmış. Bizden, Genelkurmay Başkanlığımızın ve Dışişleri Bakanlığımızın Silopi'deki temsilcilerinden kurulan bir heyet hemen Süleymaniye'ye gönderilmiş, akşam Süleymaniye'ye vardıklarında temaslara başlamışlardır.

Cumartesi günü akşamı Dışişleri Bakanı Powell beni aradı ve gerekenlerin yapıldığını, bir istihbarat bilgisi olduğunu ve bu olaya bunun sebep olduğunu söyledi. Bunun üzerine, kendisine, gayet açık bir şekilde, müttefik ülkelerin arasında bu tip şeylerin olamayacağını, varsa bir istihbarat bilgileri, önce bunu bize sormaları gerektiğini, bizimle doğrulatmaları gerektiğini ve bu kuvvetlerin orada yabancı olmadığını kendilerinin de bildiğini; dolayısıyla, silahlarının tabiî olacağını, bütün bunların şikâyet konusu olamayacağını ve bu işin kesinlikle bizi tatmin etmediğini ve bir an önce bu işin sonuçlandırılması gerektiğini kendisine, söylenmesi gereken şekilde söyledim.

Gördüğüm kadarıyla, Washington'un biraz bilgisi dışında işler cereyan etmiş; hatta, Bağdat'taki Amerikan kuvvetlerinin en üst temsilcisi Bremer'in de olaydan haberi olmadığını yapılan konuşmalardan anladım ve bu işin o gece bitmesi gerektiğini kendisine tekrar söyledim ve kendisi de, bu işi bir an önce bitirmek için ne gerekiyorsa bunu yapmaya hazır olduğunu ve yaptığını söyledi. Daha sonra, sabaha kadar bu iş bitmeyince, o gün Sayın Başbakanımız, Başkan Yardımcısı Cheney'i aradı; fakat, kendisi Washington'da değil başka bir yerde olduğu için o gün görüşme olmadı, ertesi günü Cheney Başbakanımızı aradı. O konuşmada bulundum, söylenebilecek her şeyi Sayın Başbakan söylemiştir, o konuşmanın metnini görürseniz eminim ki, sizler de, açıkça söylemeseniz de içinizden takdir edeceksinizdir. Bu işin kesinlikle su götürür bir tarafı olmadığını, iki müttefik arasında böyle bir şeyin olamayacağını ve kendilerinin böyle bir şey yapamayacaklarını, ellerindeki istihbarat dedikleri şeylerin saçma olduğunu, bunların Türk-Amerikan ilişkilerini bozmak isteyen çevrelerin kendilerine aktardığı bilgiler olabileceğini; ama, bunların Türkiye'ye hemen sorulması gerektiğini, Türkiye tarafından bunlarla ilgili bilginin alınması gerektiğini, yapılan işin hiçbir şekilde kabul edilebilir bir iş olmadığını ve Türk-Amerikan ilişkilerini zedelemeye hiç kimsenin hakkı olmadığını, Sayın Başbakan, çok açık, net ve ısrarlı bir şekilde söylemiştir. Orada da gördüğümüz kadarıyla Başkan Yardımcısının da, çok detaylı bilgisi yoktu, o da hemen bize döneceğini ve Sayın Başbakana bilgi vereceğini söylemişlerdir. Bu süre içerisinde, her saat başı, gerek Ankara nezdinde gerek Washington nezdinde gereken her türlü temas yapılmıştır ve söylenecek her şey söylenmiştir. Dolayısıyla, iki telefon konuşması yapılıp, oturulup beklenmemiştir. Gerek Genelkurmay Başkanlığımız gerek Dışişleri Bakanlığımız gerekse Sayın Başbakan ne gerekiyorsa her şeyi yapmıştır.

Değerli arkadaşlar, varılan bir mutabakat çerçevesinde, o gece askerlerimiz, subaylarımız serbest bırakılmıştır. Gece yarısı Dışişleri Bakanları Powell, beni arayarak, o gün, hemen, askerlerimizin, subaylarımızın misafirhaneye alındıklarını, güvenlik gerekçesiyle de, gece değil, sabah saat 6'da Bağdat'a hepsinin nakledilip, oradaki Türk Silahlı Kuvvetlerinin temsilcilerine teslim edileceğini söylemiştir ve gerçekten, sabah saat 6'da da 3 subay, 8 assubayımız Bağdat'tan Süleymaniye'ye getirilmişlerdir.

Bu, tabiî, bitmemiştir, burada kalmamıştır; şüphesiz ki bu işin izahatının bize yapılması gerekir, yapılacaktır da ve ayrıca, bu işi yapanlara, Türk-Amerikan ilişkilerini bu şekilde zedeleyenlere de, muhakkak ki, gerekli cezalar verilecektir. Bunlar bizim talebimizdir. Bu da, muhakkak olacaktır. Bunu da takip ediyoruz. Bu işin sorumluları, bu işe yol açanlar kimlerse, bunlarla ilgili gerekli işlem muhakkak yapılacaktır.

Bugün, NATO Başkomutanı ve Amerika Birleşik Devletlerinin Avrupa'dan sorumlu, oradaki güçlerinden sorumlu komutanı Jones, bugün saat 13.30 sıralarında Ankara'ya gelmiştir -mesele, en üst seviyede ele alınmaktadır- bugün, Genelkurmayda, Dışişleri Bakanlığımızın da katıldığı bir toplantı yapılmıştır kendisiyle; yarın korgeneraller seviyesinde bu meselenin detayları görüşülecektir.

Şüphesiz ki, bizim açımızdan, söylediğiniz şeylere aynen katılıyoruz, komiteler kurulacaksa, başka işler için komiteler kurulacaktır; onlar da kurulacaktır, onları da göreceksiniz, onlarla ilgili gerekli işlemler de yapılacaktır; çünkü, başından beri, oradaki otoriteye bizim söylediğimiz şey "sizin terör listeniz içerisinde bulunanlarla siz uğraşacaksınız; yoksa, biz uğraşırız; mademki şu anda o toprakları siz kontrol ediyorsunuz..."

O konuya gelinecektir; fakat, bu tip iddialar vardır, yani, saçma iddialar vardır. Bu iddiaları, iki ülkenin, oturup, konuşması gerekir. Bunlar, aslında, bugün, Süleymaniye'de, daha alt seviyedeki generaller arasında görüşülecekti; fakat, oradaki görüşmeler durdurulmuştur ve Ankara'da, yarın, daha üst seviyede bu görüşmeler yapılacaktır; neyse, bakacağız.

Değerli arkadaşlar, bu, şunu göstermiştir, gayet açıktır: Amerika Birleşik Devletleri veyahut da onu orada temsil edenler, gerçekten, yanlış yapmışlardır. Türkiye'nin müttefikliğine, dostluğuna en çok ihtiyaçları olduğu bir dönemde bu olay olmuştur; bunu, bütün dünya bilmektedir. Türkiye, Irak'ın istikrarını isterken, Irak'ın bir an önce uluslararası sisteme kavuşmasını isterken, Irak Halkının bir an önce huzura kavuşmasını isterken, Irak'ta, Irak'ı temsil eden sivil yönetimin bir an önce görevi devralmasını beklerken, Irak'ı istikrarsızlığa sevk edecek bir hareket içerisinde olamaz; böyle bir şey olamaz. Türkiye'nin, Türk Silahlı Kuvvetlerinin, orada, illegal bir terörist örgüt gibi, terör olaylarına girmesini düşünmek bile saçmadır; ama, ne yazık ki, bunlar, bu yönde aldıkları bir istihbarat, bilgi... Ki, bizim onlara söylediğimiz şu olmuştur: "Bunu, ancak, ilişkileri bozmak isteyen terörist örgütler veyahut da başka güçler yapabilir; ne yazık ki, siz de bunlara itibar etme yanlışlığı içerisine düşmüşsünüzdür." Ama, ortada bir olay vardır; şüphesiz ki, çok yanlış olmuştur. Güvenin tekrar kurulabilmesi için, demin söylediğim hususları takip edeceğiz; yoksa, bu tahribat, tabiî ki, unutulmaz.

Tezkere söz konusu olunca... Değerli arkadaşım burada söyledi; o konuda, gayet açık bir şekilde, bağımsız ve demokratik bir ülkede ne olduysa o olmuştur. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu kararı verdikten sonra, hükümetimiz, o kararın arkasında durmuştur. Hükümet olarak, hiçbir zaman, biz, eziklik içerisine girmemişizdir. (AK Parti sıralarından alkışlar) Hükümet olarak, herhangi bir özür, herhangi bir suçluluk psikolojisi içerisine de kimse girmemiştir.

HALUK KOÇ (Samsun) - İran konusunda da beraber olacağınızı söylüyorsunuz Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Efendim, anlamadım.

HALUK KOÇ (Samsun) - İran konusu geldiğinde beraber davranacağınızı beyan ediyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Kimden ne duydunuz böyle?..

---

**Kaynak gösterme:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “11 türk askerinin süleymaniye'de gözaltına alınmasına ilişkin”. TBMM Genel Kurulu, 103. Birleşim tutanağı, 8 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2003-07-08-11-turk-askerinin-suleymaniye-de-gozaltina-alinmasina-iliskin (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
