# Kıbrıs hk.(8/7)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim
- **Tarih:** 17 Şubat 2004
- **Gündem:** KIBRIS HK.(8/7)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2004-02-17-kibris-hk-8-7

> Abdullah Gül (AK Parti), 17 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KIBRIS HK.(8/7)); konuşma 3.873 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi Hükümetim adına saygıyla selamlayarak sözlerime başlamak istiyorum.

Herkesin yakinen takip ettiği gibi, geçen hafta içerisinde New York'ta Kıbrıs'la ilgili müzakereler yapıldı. Aslında, bu süreç içerisinde Türkiye Büyük Millet Meclisini bilgilendirmek için teşebbüse geçtim; ama, daha sonra, müzakerelere zarar vereceği düşüncesiyle -ki, bu konuda uyarıldık- sizlerle, gruplarla da istişare ederek bilgilendirmekten vazgeçtim. Ayrıca, Cumhuriyet Halk Partisinin de böyle bir genel görüşme talebi vardı; yine, gruplar olarak konuşuldu, bütün arkadaşlar makul buldular ve bu haftaya kalmış oldu; bundan dolayı, Cumhuriyet Halk Partisine ve milletvekili arkadaşlarıma teşekkür etmek istiyorum.

Kıbrıs konusu, hepimizin millî davasıdır. Kıbrıs konusunda Türkiye'nin ve Kıbrıs Türk Halkının yüksek çıkarlarının korunması hepimizin müşterek temel hedefidir. Bu amaçla, adil, kalıcı, kapsamlı ve -çok daha önemlisi- yaşayabilir bir çözüme ulaşılması Türkiye'nin her zaman temel tercihi olmuştur.

Türkiye, bugüne kadar, Kıbrıs Türk Halkının, barış, huzur ve refah içinde yaşaması, dinî ve millî kimliğini ve Türkiye'yle bağlarını muhafaza etmesi için elinden gelen her çabayı göstermiştir ve göstermeye de devam edecektir; bu konuda hiçbir fedakârlıktan da şimdiye kadar kaçınılmamıştır. Her zaman vurguladığım gibi önceliğimiz, Kıbrıs Türkünün haklarının, güvenliğinin ve refahının korunması olmuştur. Bu, bizim için hem siyasî ve hukukî hem de ahlakî bir yükümlülüktür.

Bu çerçevede, Hükümetimiz, iktidara geldiği günden itibaren, Kıbrıs sorununun, adil, kalıcı ve kapsamlı bir çözüme kavuşturulması, Kıbrıs Türklerinin gerek siyasî gerekse ekonomik olarak maruz kaldıkları baskılardan kurtulmaları için gayret göstermiştir. Bu doğrultuda, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş başta olmak üzere, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümetiyle daima yakın ilişkiler içerisinde olunmuştur.

Değerli arkadaşlar, özellikle Avrupa Birliği içindeki bazı gelişmeler, 2004 yılını Kıbrıs için önemli ve belirleyici bir yıl olarak ortaya çıkarmıştır. Bilindiği üzere, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin 1990 yılında Kıbrıs Cumhuriyeti adına Avrupa Birliğine tek taraflı olarak yaptığı tam üyelik başvurusu, çeşitli merhalelerden geçmiştir. 1999 yılında müzakerelere başlamışlar ve nihayet, tarafların, Birleşmiş Milletler çerçevesinde bir çözüme ulaşamaması üzerine, tam üyelik süreci 12-13 Aralık 2002 tarihinde Avrupa Birliğinin Kopenhag Zirvesinde kabul edilmiştir. Yani, 2002 Kopenhag Zirvesinde, Rum kesiminin, herhangi bir anlaşma olmazsa, tek taraflı olarak Kıbrıs'ı temsilen Avrupa Birliğine tam üye olacağı kararlaştırılmıştır. Böylece, Kıbrıs adı altında, Güney Kıbrıs Rum Yönetiminin 1 Mayıs 2004 tarihinde Avrupa Birliğine üye olması yönünde bir siyasî karar benimsenmiştir. Bu doğrultuda, Avrupa Birliği müktesebatının Kuzey Kıbrıs'ta uygulanmasının, Avrupa Birliği Konseyinin ikinci bir kararına kadar askıya alınacağı da açıklanmıştır.

Türkiye olarak, tüm bu safhalarda, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin tek taraflı üyelik başvurusuna karşılık hukukî ve siyasî itirazlarımızı her zaman yapmışızdır; daha önceki uluslararası anlaşmalardan hakkımız olan garantörlük haklarından doğan yükümlülükleri her zaman yerine getirmişizdir; ama, bir taraftan da, gerçek, bu olarak karşımıza çıkmıştır.

Kopenhag Kararına göre, Kıbrıs sorununda bir çözüme varılamaması halinde, fiilen, sadece, Ada'daki Rum yönetiminin Avrupa Birliğine üye olması söz konusu olacaktır. Türkiye, söz konusu kararı, hukukî ve siyasî bakımdan kabul etmediğini açıklamıştır. Bu çerçevede, Kıbrıs'taki barışın ve mevcut garantilerimizin devamını sağlayan, Türk-Yunan dengesini koruyan, Ada'daki iki tarafın eşitliğini kabul eden, uzlaşmaya dayalı yeni bir ortaklık oluşturulmasına yönelik bir siyasal anlaşmaya varılmasını arzu ettiğimizi ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin önerilerinin müzakeresine devam edilmesini desteklediğimizi de her zaman açıklamışızdır.

Güney Kıbrıs Rum yönetiminin 1 Mayıs 2004 tarihi itibariyle Avrupa Birliğine üye olmasının, başta Kıbrıs sorunu olmak üzere, Türkiye'ye ve Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerine olumsuz etkilerde bulunması kaçınılmazdır. Her şeyden önce, Rum liderliği, Avrupa Birliği içerisinde, Kıbrıs sorununu kendi tezleri doğrultusunda çözümlemek ve Kıbrıs Türk Halkını Avrupa Birliği potası içerisinde eritmek yollarını arayacaktır; esas tehlike de buradadır.

Değerli arkadaşlar, biz, bütün bu çalışmalara başlarken, Bakanlık olarak, 2004 yılının kritik yıl olduğunu görüp, yani, Rum kesiminin tek başına Avrupa Birliğine girmek üzere olduğunu görünce ve bunu engellemeye hiç kimsenin de gücünün olmadığı açıkça ortaya çıkınca, o zaman, oturduk, ciddî ciddî çalışmalar yaptık, alternatiflere baktık; Kıbrıs Türk toplumunun yapısını inceledik -bunların hepsini, yakından takip ediyorsunuz- bunun ortaya çıkaracağı olumsuzlukları konuştuk. Hiç tanımadığımız bir ülke, Avrupa Birliğinin tam üyesi olacak ve bizim de bu toplulukla ilişkilerimiz devam edecek; ya Avrupa Birliğiyle ilgili bütün beklentilerimizi ve iddialarımızı bırakacağız veyahut da Avrupa Birliğiyle temaslarımıza devam edeceğiz. Gün gelecek, karşımızda, toplantıların başkanı Rum olacak. Gün gelecek, Avrupa Birliğinden Türkiye'ye gelen heyetlerin başkanı Rum olacak. Gün gelecek, Avrupa Savunma ve Güvenlik Politikasında Türk askeri ile Rum askeri beraber olacak. Tabiî, bütün bunların çıkaracağı inanılmaz sorunlar vardı.

Diğer taraftan, Türk kesimine baktığımızda, Türk kesiminde de Avrupa Birliğinin cazibesi karşısında dayanılmaz bir durum söz konusuydu. Bunu hepiniz yakından biliyorsunuz. Yapılan son seçimde bu konunun ne kadar gündeme geldiğini ve orada, neticede, halk tarafından da ne kadar destek gördüğünü hep beraber gördük. Dolayısıyla, bütün bunlar dikkatli bir şekilde çalışılarak bu noktalara gelindi.

Esas tehlike buradadır dedim. Esas tehlike, Rum kesiminin tek taraflı olarak Avrupa Birliğine girmesi ve planları da, dışarıda kalan Türk kesimini eritmek için her şeyi yapmalarıdır. Aslında, bunu en iyi ifade eden Yunanistan Başbakanı Sayın Simitis olmuştur. Simitis, Ada'yı ziyaret ettiğinde, aynen şunu demiştir: "Enosis gerçekleşiyor." Enosis, yirmi sene önce başka türlü gerçekleşebilirdi, bugün başka türlü gerçekleşebilir. Bugünkü gerçekleşme şekli, Rum tarafının bütün Ada'yı temsil ediyor gibi Avrupa Birliğine girmesi ve Avrupa Birliğinin cazibesi adı altında, Türk kesimini eritmek için her türlü şeyin yapılmasıdır. Buna da Türk kesiminin ne kadar açık olduğunu herhalde herkes görüyordur.

İşte, bütün bunlar değerlendirilmiş, Türk-Yunan sorunlarına ilaveten, Kıbrıs sorunu ile Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği konusu, biz istesek de istemesek de, birbiriyle doğrudan bağlantılı konular haline de gelmiştir. Şüphesiz ki, Avrupa Birliğinin kriterleri siyasî kriterlerdir, müzakereye başlamak için. Bunu her zaman kayda geçirmişizdir ve her zaman söylemişizdir; ama, demin söylediğim ve izah ettiğim çizgi içerisinde ise, bir bağ ortaya çıkmıştır. Buna karşılık, yeni bir ortaklık çerçevesinde Kıbrıs Türk tarafının eşit ortak olacağı bir Kıbrıs, hem Kıbrıs Türkü hem Türkiye hem de Avrupa Birliği için faydalı olacaktır. Böylece, Avrupa Birliği içinde Kıbrıslı Türkler aracılığıyla Türkiye'ye olan destek de, tabiî ki, pekişecektir. Aynı zamanda, Avrupa Birliği içinde Türkiye'ye karşı çıkabilecek bir unsur izale edilmiş olacaktır. Bu husus, Türkiye'nin Avrupa Birliğine üyelik süreci nereye giderse gitsin, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri her halükârda devam edeceğine göre, bu ilişkiler bakımından büyük önem taşımaktadır.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede, Hükümetimiz, Güney Kıbrıs Rum yönetiminin Avrupa Birliğine tek yanlı olarak üye olması öngörülen 1 Mayıs 2004 tarihinden önce, belirli parametreler çerçevesinde Kıbrıs sorununun bir çözüme kavuşturulması ve Ada'da iki kurucu devletin oluşturacağı yeni ortaklık devletinin Avrupa Birliğine üye olmasının sağlanması için çalışmıştır. Bunun, gerek Türkiye gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin yüksek çıkarlarının korunması açısından elzem olduğunu düşünüyoruz. Bir anlaşma olursa, neticede "Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti" olarak gireceklerdir ve iki ayrı Kıbrıs Türk Devleti ve Kıbrıs Rum Devleti altdevletler olacaktır.

Hatırlanacağı üzere, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin müzakere sürecine ilişkin 1 Nisan 2003 tarihli raporunu takiben Güvenlik Konseyinin 14 Nisan 2003'te aldığı kararda, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin iyi niyet misyonu çerçevesinde Annan Planından yararlanarak kapsamlı bir çözüme ulaşılması maksadıyla müzakerelere devam etmeleri istenmiştir. Genel Sekreterin iyi niyet misyonunu sürdürmesi yönünde destek verilmiştir. Bunu sürekli olarak, Türkiye, her Kıbrıs toplantısından sonra da tekrarlamıştır.

Biz, her zaman şunu söylüyoruz, bir çözüme varılırken geçmişte Kıbrıs Türk Halkının yaşadığı acı dolu tecrübeler muhakkak hatırda tutulmalıdır, varılacak çözüm, yeni sorunlara ve gerginliklere yol açmamalıdır. Kıbrıs Türkleri ve Rumlarının barış ve güvenlik içinde yan yana yaşayabilecekleri bir ortam sağlanmalıdır. Bugün, Kıbrıs'ta, dini ve dili ayrı iki halk, iki ayrı demokratik düzen ve yönetim vardır; dolayısıyla, varılacak çözüm, öncelikle, iki kesimliliği ve tarafların eşit statüsünü koruyacak yeni bir ortaklığa dayanmalıdır. Ada üzerindeki Türk-Yunan dengesi korunmalıdır.

23 Ocak 2004 tarihinde gerçekleştirilen Millî Güvenlik Kurulu toplantısında, Türk tarafınca müzakerelerin yeniden başlatılması yönünde inisiyatif alınması hususunda bir tavsiye kararı da alınmıştır. Toplantıda, Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümetiyle yakın danışma ve işbirliği halinde müzakere sürecinin başlatılması amacıyla, konuyu, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteriyle ele almasının yararlı olacağı, Kıbrıs'ta müzakere sürecinin yeniden canlandırılması yönünde girişimlere başlanmasının yararı ve gereği konusunda görüş birliğine varılmış; Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin iyi niyet misyon ve desteğinin sürdüğü de teyit edilmiş; Annan Planını referans alan, Ada'nın gerçeklerine dayalı bir çözüme müzakereler yoluyla ulaşılması konusundaki siyasî kararlılık ortaya konulmuştur. Şüphesiz ki, bunlar, istişare niyetinde yapılmıştır ve tavsiye olarak da ortaya çıkmıştır.

Annan Planı üzerindeki değişiklik önerilerimiz ile müzakerelerin yeniden başlatılmasına ilişkin görüşlerimiz, 24-26 Ocak 2004 tarihleri arasında Ankara'yı ziyaret eden Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Denktaş ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin yeni hükümetiyle en üst düzeyde ele alınmıştır. Türkiye ile Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti arasında, müzakerelerin yeniden başlatılmasının gereği hususunda görüş birliğine varılmıştır.

Sayın Başbakan, 24 Ocak 2004 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan ile Davos'ta bir görüşme yapmıştır. Genel Sekreter Annan'a, görüş ve beklentilerimiz ayrıntılı bir şekilde izah ve Türk tarafının, Rum tarafının tutumlarının gerisinde kalmayacağını ifade etmiştir. Annan, Türk tarafının tutumundan duyduğu memnuniyeti dile getirmiş, müzakerelerin başlatılması için koşulları tekrarlamıştır. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Annan görüşmenin ardından yaptığı açıklamada, görüşmenin son derece iyi ve yapıcı geçtiğini ve bu konuda Türkiye'nin siyasî bir iradesinin olduğunu görmüştür.

Sayın Başbakan, 26-31 Ocak tarihlerini kapsayan Amerika Birleşik Devletleri ziyaretinde, 28 Ocak günü Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Bush ile de bir görüşme yapmıştır. Bu görüşmede ben de bulundum. Bu görüşmede de, Türk tarafının ve Türkiye'nin, kalıcı bir çözüm için, olması gereken şartları açıkça, uzunca ve detaylı bir şekilde kendisine izah etmiştir. Ada'da kalıcı bir barışın olabilmesi için, Ada'nın problemsiz bir şekilde her iki tarafa bırakılmasının amacın ortak bir devlet çatısı altında beraber yaşamak olduğuna göre, mümkün olduğu kadar Ada'nın sorumsuz bir şekilde her iki tarafa bırakılmasının bir görev olduğunu ve bunun içinde neler yapılması gerektiği detaylı bir şekilde izah edilmiştir. Daha sonra da, Dışişleri bakanları olarak, Dışişleri Bakanlığında yaptığımız görüşmelerde bunlar detaylandırılmıştır.

Değerli arkadaşlar, Hükümetimiz, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti makamlarının görüşlerini, Millî Güvenlik Kurulunun tavsiyelerini, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin tutumunu Bakanlar Kurulunda hep birlikte değerlendirmiş ve bir hareket çizgisi tespit etmiştir. Bu noktaya gelirken, Hükümetimiz, bir işi daha yapmıştır; Bakanlığımızda, takip edilecek politika ve amacımızın ne olduğunu tespit ettikten sonra, bunu, Türkiye Büyük Millet Meclisindeki siyasî partilerimize de anlatmıştır. Geçen yıl içerisinde, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezinde, Genel Başkan Sayın Deniz Baykal, Kemal Derviş Bey, İnal Batu Bey ve Onur Öymen Beyin bulunduğu bir toplulukta, kendilerine, geniş bir şekilde bilgi verilmiş. New York'a görüşmelere gidilmeden önce de, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarımız -Müsteşarım- Uğur Ziyal de, Cumhuriyet Halk Partisinin bu konularla ilgili sözcüsü ve değerli eski diplomat Onur Öymen'e, ne yapmayı istediğimizi, ne yapacağımızı ve sonunda ne için uğraşacağımızı geniş bir şekilde, detaylı bir şekilde anlatmıştır.

Doğru Yol Partisi de -kendilerine teşekkür ediyorum- ne yapılıyor diye bizden bir brifing talebinde bulunmuştur; aynı şekilde, Genel Başkan Sayın Mehmet Ağar'ın da hazır bulunduğu Genel İdare Kurulu toplantısına, Bakanlığımdaki bu konuyla ilgili en yetkili arkadaşlarımı gönderdim ve en yetkili arkadaşlarım, ne yapmak istediğimizi, nereye varmak istediğimizi, kendilerine yeterli bir şekilde izah etmiştir.

Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkanı Sayın Devlet Bahçeli, Genel Başkanımız ve Başbakanımıza bir mektupla bazı sorular sormuştur; kendisine, aynı şekilde, mektupla, Sayın Başbakan cevap vermiş ve bilgilendirmiştir.

Değerli arkadaşlar, bütün bunları söylerken, şunu söylüyorum: Şüphesiz ki, demokratik bir ülkede, nihaî kararı siyasî irade verecektir; ama, siyasî irade, bu kararını verirken, gerekli her türlü istişarî toplantıları yapmıştır; bilgilendirilmesi gerekenleri bilgilendirmiştir, fikir alması gereken kurumlardan ve kişilerden de detaylı fikir almıştır. Buna özellikle dikkat ettik, buna, bundan sonra da devam edeceğiz. Müzakere süreci Ada'ya taşınmıştır. Bu süreç içerisinde de, başta siyasî partilerimiz olmak üzere, ilgili herkesle yakın temas halinde olunacaktır.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, Kıbrıs'taki iki lidere ve garantör ülkelerin başbakanlarına gönderdiği 4 Şubat 2004 tarihli mektuplarıyla, iki liderin başkanlıklarındaki heyetleri ve garantör ülkelerin temsilcilerini 10 Şubatta New York'a davet etmiştir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Bu davetle birlikte, Genel Sekreter, mektubunda bir de takvim öngörmüştür. Bu takvimin neticesinde de bir referandum öngörmüştür ve bu davete icabet etmeyi, bu mektupla ortaya konulan konuların kabulü olarak algılayacağını da söylemiştir. Bu davet üzerine, 5 ve 6 Şubatta Ankara'da Hükümetimizle yaptıkları istişareleri takiben, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Denktaş başkanlığında, Başbakan Sayın Talat ve Başbakan Yardımcısı ve Dışişleri Bakanı Sayın Serdar Denktaş'ın da yer aldığı Kıbrıs Türk Heyeti 8 Şubatta New York'a gitmiştir. New York'ta ülkemizi, Müsteşarım Büyükelçi Uğur Ziyal başkanlığında bir heyet temsil etmiştir.

Değerli arkadaşlar, müzakereler sırasında şu ortaya çıkmıştır, biraz sonra detayını vereceğim: Rum tarafı, bu müzakerelerde, Avrupa Birliğini, müzakerelerin içerisine bir parça olarak, bir taraf olarak sokmak için gayret etmiştir; fakat, bunun böyle olmayacağı kendilerine anlatılmış, müzakere safhasında bunlar açık açık dile getirilmiş -yani, New York'taki müzakere içerisinde- ve neticede bunların olmayacağı ortaya çıkmıştır. Annan Planında, Rum tarafının birçok değişiklik gerçekleştirmek istediği esasen bilinmekteydi. Rumlar, bir süredir, özellikle Avrupa Birliği nezdinde girişimlerde bulunarak, çözümün Avrupa Birliği müktesebatına uygun ve bu anlamda iyileşebilir olması gerektiği iddiasını öne sürmüşlerdir. Rumlar, istedikleri değişiklikleri Türk tarafını Avrupa Birliğiyle karşı karşıya bırakarak sağlama çabası içine girmişlerdir. Ayrıca, Avrupa Birliğini müzakere sürecinin tarafı haline getirmek de istemişlerdir. Bu yaklaşım ve girişim, Avrupa Birliği Komisyonu, Avrupa Parlamentosu ve üye ülkelerden kabul görmemiştir. Açıkçası, Avrupa Birliği Komisyonu bildiri yayımlamıştır "bizi bu işe katmayın" demiştir. Avrupa Parlamentosu Başkanı Sayın Cox bildiri yayımlamıştır "biz, bu işin tarafı değiliz" demiştir ve Avrupa Birliği, kendisinin tam üyesi olan iki ülkeye karşı objektif bir tavır alabilmiştir.

Biz, müzakere sürecinin, tarafların, öncelikle Ada'daki iki taraf ve garantör ülkeler olarak Türkiye ve Yunanistan olduğunu her zaman hatırlattık. Neticede, bu görüşlerimiz müzakerede kabul edilmiştir; yani, Türkiye ve Yunanistan anavatan olduğuna göre, günü geldiğinde, bu ülkeler de ellerini taşın altına koymalı, dördü bir araya gelerek bu meseleyi halletmek için ne gerekiyorsa yapmalı tezini önceden beri ileri sürüyorduk; neticede, bu kabul edilmiştir.

Nitekim, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin taraflara sunduğu nihaî açıklama metninde, Avrupa Birliğinin, sürece taraf olmadan, teknik düzeyde, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin talep ettiği ölçüde katkı sağlayacağı belirtilmiştir. Ayrıca, Avrupa Birliğinin varılacak çözüme kendini uyarlayacağı güvencesi verdiği teyit edilmiştir. Esasen, gerek Birleşmiş Milletler gerek Hükümetimiz gerekse Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Hükümeti, Avrupa Birliği Komisyonu ile Annan Planının uygulanmasıyla ilgili hususlarda teknik istişareleri öteden beri yürütmektedir. Genel Sekreter, müzakereleri takiben yaptığı açıklamada, müzakerelerde Avrupa Birliğinin katkısının sınırlı ve teknik düzeyde olacağını ve bunun da, müzakere sürecinde değil, uygulanması aşamasında ortaya çıkacağını açıkça dile getirmiştir. Ayrıca, Genel Sekreter, Kıbrıs'ta varılacak mutabakatın Avrupa Birliği hukukuna uyarlanmasını da bir kez daha hatırlatmıştır.

Biz, Avrupa Komisyonuyla ve diğer ilgililerle Kıbrıs'ta varılacak mutabakatın, Avrupa Birliğinin birincil hukuku -"primary law" dedikleri birincil hukuku- esas hukuku haline getirilmesi gerektiğini ifade etmekte ve izahatta devamlı talep etmekteyiz. Bu çerçevede, Planda, mevcut derogasyon ve kalıcı kısıtlamaların, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliği takvimiyle de uyumlu hale getirilmesi istenmektedir.

Değerli arkadaşlar, burada amacımız şudur: Ada'da varılabilecek bir mutabakat sonunda -referandumla da kabul edilir- ve Ada, birleşik Kıbrıs cumhuriyeti olarak yoluna devam etmeye başladıktan sonra, Avrupa Birliği hukuku vasıtasıyla, orada elde edilen, varılan nihaî metinlerin delinmemesidir. Çünkü, Avrupa Birliği hukuku içerisinde birçok mahkeme vardır ve bu mahkemeler vasıtasıyla bazen oradaki anlaşmalar değiştirilebilir. İşte, bunları garanti altına almak için, Avrupa Birliğinin esas hukuku haline getirilmesini talep ettik ve bu da, bütün taraflarca kabul edildi; ayrıca, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri, bunu, mutabakata varılan New York'taki metnin içine de koydu.

Türk tarafının da Planda yapılmasını zarurî gördüğü değişiklikler bulunmaktadır. Bu değişiklikler, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde bütün ilgili kurumların, titiz ve ayrıntılı, ortak çalışmaları sonucunda tespit edilmiştir. Bunları kısaca özetlemek istiyorum. Bu Plan üzerinde hangi değişiklikleri arzu ediyoruz, neleri arzu ediyoruz, nelerin gerçekleşmesini arzu ediyoruz; bununla ilgili birçok çalışma yapılmıştır. Bunların bir kısmını sizler de biliyorsunuz, bir kısmı da, tabiî ki, Bakanlığın bildiği çalışmalardır.

Önce, Ada'da iki ayrı eşit tarafın bulunduğunun teyidi ve iki kesimliliğin güçlendirilmesi, dolayısıyla, Planda öngörülenden daha az sayıda Rumun Kuzey'e dönmesi, çözümün iki halka ve iki kesime dayandığı hususunun kurulacak ortaklığın siyasî yapısına ve karar alma mekanizmalarına yansıtılması; yani, iki kesimliliğin iki tarafta kesin hale getirilmesi.

Ada'daki Türk askerî varlığı üzerindeki kısıtlamaların hafifletilmesi ve Türkiye'nin garantörlük haklarının kalıcı bir şekilde fiilen sürdürülmesi.

Üçüncü olarak önemli gördüğümüz de, Birleşmiş Milletler tarafından önerilmiş olan ve çok girintili çıkıntılı bir sınır çizgisi ihtiva eden haritanın, daha az sayıda Kıbrıslı Türkün yerinden olmasına yol açacak ve daha düz bir sınır hattı içerecek şekilde yeniden çizilmesidir.

Kıbrıs konusunda çözümsüzlüğün bir çözüm olmayacağı Hükümetimizce defalarca tekrarlanmıştır; ancak, bunun anlamı, ne pahasına olursa olsun çözüm, kesinlikle değildir. Hükümetimiz, Kıbrıs konusunda müzakerelerin yeniden başlatılması yönündeki açılımı şekillendirirken, Kıbrıs konusunda, ülkemiz için bir millî dava olduğunun bilincinde olarak, tüm kurumlarımızın oydaşlaşmasıyla, Planda yer alması gereken hususlar dikkatle belirlenmiş ve bunları yaparken de, Yüce Türk Milletinin ve aynı zamanda Kıbrıs Türk Halkının menfaatları en üst düzeyde gözetilmiştir.

10 ve 11 Şubat günlerinde Kıbrıs Türk ve Rum tarafının, Genel Sekreter Annan ve Birleşmiş Milletler heyetiyle yaptıkları görüşmede, Rum lider, Kıbrıs Türk tarafını masadan kaçırmaya çalışmıştır. Rum tarafı, Sayın Denktaş'ın bu konuda kendilerinin eline koz vereceği ve Genel Sekreterin önerdiği takvim ve müzakere yöntemine itiraz edeceği beklentisi içerisinde olmuştur. Rum tarafının bu tutumuna karşılık, Sayın Denktaş, Genel Sekretere, Kıbrıs Türk tarafının Planda değişiklik yapılmasını istediği hususlara ilişkin görüşlerini yapıcı bir şekilde izah etmiştir.

Taraflar arasında anlaşma sağlanamaması halinde ne gibi bir yöntem izlenmesi gerektiği konusunda Genel Sekreterin taraflara öneriler getirmesi istemine de yine Kıbrıs Türk tarafı olumlu yanıt vermiş ve bu konudaki önerilerini Genel Sekretere sunmuştur. Rum tarafı ise, bu konuda herhangi bir öneri sunmamıştır.

Kıbrıs Türk tarafının sunduğu ve Birleşmiş Milletler ile ilgili ülkelerce desteklenen öneride, tarafların üzerinde mutabakata varamadığı hususların, garantör ülke olarak Türkiye ve Yunanistan'ın da katılacağı dörtlü formatta yapılacak toplantıda ele alınması ve bu toplantıda da sonuç alınmazsa, Birleşmiş Milletler Genel Sekreterinin, toplantıdaki görüşlerin ışığında, Plana nihaî şeklini vermesi öngörülmektedir. Bu önerimiz, hem etkin olması hem de Birleşmiş Milletler parametrelerinin içinde kalmasıyla dikkat çekmiş ve çözüm irademizin kanıtı olarak, uluslararası toplumda da övgüyle karşılanmıştır.

Bu meyanda, müzakereleri gördükten sonra ve Türkiye ile Yunanistan'ın katılacağı dörtlü müzakerelerde taraflar bir mutabakata varamadıkları takdirde, müzakerelerde tarafların ortaya koyduğu tutumları gözönünde tutarak, Genel Sekreter Annan, planını nihaî hale getirecektir. Tabiatıyla, Genel Sekreter de, takdirini, bu müzakerelere göre şekillendirecektir.

Ada'da, nihaî sorumluluk, referandumlarda, iki kurucu halkın yeni devleti kurup kurmama yolunda göstereceği iradeye bağlı olacaktır.

Değerli arkadaşlar, iki taraf bir araya geldi, anlaşamadı; onun üzerine dörtlü olarak bir araya gelinecek. Dörtlü olarak da anlaşamadılar, o zaman, bu tartışmaların ışığında, Genel Sekretere "sen, nihaî olarak metni bitir" denilecek. O da metni bitirdikten sonra, hep beraber bakılacak. Eğer -demokratik düzen böyle işler-. demokrasiye inanacaksak, netice de böyle olacaktır. Bakacağız, bakacak Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Halkı "bu, bizim istediğimiz gibi olmamış, bu bizi tatmin etmiyor" derse, referandumda reddedecektir. Eğer, kendisini tatmin edecek bir değişikliği görüyorsa, o zaman "evet" diyecektir. Aynı şey Rum tarafı için de söz konusu olacaktır. Tabiî, burada da bitmeyecektir. Ondan sonra da, son söz, tabiî ki, Türkiye Büyük Millet Meclisinin ve Yunanistan Parlamentosunun olacaktır. Burada, tabiatıyla, Anayasamızın gerekleri çerçevesinde, söz konusu anlaşmalara ilişkin son sözü Yüce Meclisimiz söyleyecektir. Türkiye Büyük Millet Meclisi, Kıbrıs konusunda her zaman tarihî kararlar almıştır, Hükümetimiz, cumhuriyet hükümetlerinin Kıbrıs'ta şimdiye kadar gösterdikleri bilinç ve sorumluluk içinde hareket etmektedir.

Kıbrıs'ta kalıcı bir barış ve çözüm, her iki tarafın da kazanımlar elde edeceği, yaşayabilir bir ortaklık olacaktır. Kıbrıs Türk Halkı, varlığını ve kimliğini Kıbrıs Türk Devleti çatısı altında sürdürecek, bu, yeni ortaklığın iki temel taşından biri olacaktır. Bunun için müzakereler yapılacaktır, bu müzakereler neticesinde nihaî metin ortaya çıkacaktır.

Değerli arkadaşlar, sözlerimi özetleyerek şöyle bitirmek istiyorum: Bu, millî bir meseledir. Bu meselenin bu sene çözümlenebilmesi için bizi siyasî irade almaya sevk eden konu, Rum tarafının tek başına Avrupa Birliğine girmesi ve girdikten sonra ortaya çıkacak büyük problemlerdir. Bu, bir taraftan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki Türk vatandaşlarının eritilmesidir -ki, Simitis, bunu "Enosis gerçekleşiyor" diye duyurmuştur; eğer o şekilde işleseydi- diğer taraftan da, Türkiye ve Avrupa Birliği ilişkileri açısından ortaya çıkacak durumlardır.

Ayrıca, Bakanlığımız, bütün bu çalışmaları yaparken, sürekli, istişareler içerisinde olmuştur; demin size anlattım. New York'ta müzakereler devam ederken, önemli kararlar alınırken, en nihaî kararlar alınırken, Sayın Cumhurbaşkanımızla, tabiî ki, bu konunun güvenlik boyutu olduğu için, Silahlı Kuvvetlerimizi ilgilendirdiği için, Sayın Genelkurmay Başkanımızla, sürekli temas edilmiştir, istişare edilmiştir. Her gün, o süre içerisinde, New York'tan gelen bilgiler, devamlı, sürekli olarak kendilerine aktarılmıştır, kendi fikirleri alınmıştır ve neticede, böyle bir istişare sonucunda, Hükümet, New York'taki delegasyonumuza talimatlar vermiştir; her şey bu şekilde neticelenmiştir.

Tabiî, işler bitmemiştir. Şimdi, aslında, işlerin daha zor tarafı Ada'da başlamaktadır; bu, müzakere safhasıdır. Planın üzerinde kabul edebileceğimiz değişikliklerin yapılıp yapılmayacağı bu süre içerisinde ortaya çıkacaktır. Bu süre içerisinde, şüphesiz ki, yine, sabırlı, bilinçli, bilgili; ama, kararlı bir çalışma olacaktır. Bütün bu çalışmalar yapılırken, Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin Cumhurbaşkanı Sayın Rauf Denktaş, tarihî bir rol oynamıştır, bütün toplantılarda önderlik yapmıştır; hem Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini düşünmüştür hem Türkiye'yi düşünmüştür ve böyle, büyük bir sorumluluk içerisinde hareket etmiştir. Aslında, Sayın Denktaş'ın New York'taki hareket tarzıdır ki, Rum kesimini şaşırtmıştır, uluslararası camiayı da şaşırtmıştır. Şimdi, aynı dikkat, Türk heyetinin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin müşterek çalışmaları Ada'da aynen devam edecektir.

Ada'da arzu ettiğimiz şeyler şunlardır: Birincisi, iki kesimliliğin iyice belirgin hale gelmesi ve iki kesimliliğin ileride yozlaşamayacak şekilde garanti altına alınması; ikincisi, garantilerin pekiştirilmesi; üçüncüsü, çok girintili çıkıntılı olan sınırların daha düzgün bir hale getirilmesidir. Bunlar temin edilir ve gerçekleşirse, o zaman, kalıcı bir barış olur. Kalıcı barışı, hepimizin, iyi niyetli olarak arzu etmesi gerekir; çünkü, nihayette, ortak bir devlet ortaya çıkacak. Ortak bir devletin ortaya çıkabilmesi için, her iki tarafın da tatmin olacağı şerefli bir neticenin ortaya çıkması gerekir ve bunun da, her iki halk tarafından kabul edilmesi gerekir. Niyetimiz, arzumuz ve isteğimiz, iki tarafın anlaşarak bir metin ortaya çıkarması ve bunu, her iki taraf halkının kabul etmesidir. O zaman, tabiî, her şey en iyi şartlarda olacaktır.

Böyle olursa, artık, bölgemiz, düşmanlıkların beslendiği, çatışmaların beslendiği değil, tam tersine, işbirliğinin, dayanışmanın ve ortak çıkarların öne çıkarıldığı bir bölge olacaktır; Doğu Akdeniz, tamamen, işbirliği yapılan yer haline dönüşecektir.

Türkiye, tabiî, Kıbrıs'a yakın bir ülkedir, büyük potansiyeli vardır. Türkiye'nin bütün bu büyük potansiyeli bütün Kıbrıs'ın çıkarına kullanılacaktır ve burada, her iki tarafın hak ve hukuku gözetilerek, gelecekte, Avrupa Birliğinin içerisinde kalıcı bir barış olacaktır; arzumuz budur. Eğer, nihayette, ortaya çıkacak metin tatmin edici olursa, bunlar olacaktır. Ayrıca, tabiî, Türkiye Avrupa Birliğine tam üye olduktan sonra anlaşmalar tamamen yürürlüğe girecektir; çünkü, bu Planın birçok kesimi, Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilişkilerini ve Avrupa Birliğine tam üyeliğini öngörmektedir; Türkiye Avrupa Birliğine tam üye olmadıktan sonra, bu Planın birçok tarafı çalışmayacaktır ve işlemeyecektir. Dolayısıyla, böyle bir bağlantı vardır.

Burada şunu düşünebilirsiniz... Tabiî ki, böyle bir konuda herkesin dikkatli olması gerekir. Yapıcı tenkitleri biliyoruz; ama, eğer, çözümsüzlüğü çözüm olarak görenler varsa, o zaman şunu düşünmeleri lazım: Burada bir anlaşma olmazsa, takvim, Türkiye'nin ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki Türklerin lehine mi işleyecektir aleyhine mi işleyecektir; bunun bir projeksiyonunu yapıp bakmamız gerekir. Eğer, beş sene sonra, on sene sonra Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetindeki Türkler daha kuvvetli hale gelecek, Türkiye'nin konumu çok daha iyi olacak deniliyorsa, her halükârda, anlaşmazlığı tercih ederiz; ama, tarihe bir bakarsanız, bazen bunun böyle olmadığını görürsünüz. Bunu derken, her halükârda -konuşma metnimde de belirttim- kabul etmeyeceğimiz şeylere "evet" diyeceğiz anlamının çıkmaması gerekir. Bizim...

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Şimdiye kadar biz mi uzlaşmadık Sayın Bakanım?!

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Efendim?..

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Şimdiye kadar uzlaşmayan biz miydik, Türkiye miydi?! Öyle bir intiba bırakıyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Hayır, hayır; değildi.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - O halde, niye?.. Yani, şimdiye kadar biz miydik uzlaşmayan?!

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Hayır, değildik.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Çözümsüzlüğün kaynağı Türkiye miydi?

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Hayır, değildi.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti miydi?

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Hayır, değildi. Bunların hepsini söyledim.

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Hep öyle sunuyorsunuz Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Efendim?..

V. HAŞİM ORAL (Denizli) - Hep öyle sunuyorsunuz.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Niye öyle sunayım?!.

---

**Kaynak gösterme:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “Kıbrıs hk.(8/7)”. TBMM Genel Kurulu, 53. Birleşim tutanağı, 17 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2004-02-17-kibris-hk-8-7 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
