# 2005 mali yılı bütçe kan tas.(8 inci tur görüşmelerinde) içişleri bak.,emniyet gen.müd.,jandarma gen.kom.,sahil güvenlik kom.,dışişleri bak.

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim
- **Tarih:** 24 Aralık 2004
- **Gündem:** 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN TAS.(8 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) İÇİŞLERİ BAK.,EMNİYET GEN.MÜD.,JANDARMA GEN.KOM.,SAHİL GÜVENLİK KOM.,DIŞİŞLERİ BAK.
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2004-12-24-2005-mali-yili-butce-kan-tas-8-inci-tur-gorusmelerinde-icisleri-bak

> Abdullah Gül (AK Parti), 24 Aralık 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2005 MALİ YILI BÜTÇE KAN TAS.(8 İNCİ TUR GÖRÜŞMELERİNDE) İÇİŞLERİ BAK.,EMNİYET GEN.MÜD.,JANDARMA GEN.KOM.,SAHİL GÜVENLİK KOM.,DIŞİŞLERİ BAK.); konuşma 3.009 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce, Hükümetimiz, Bakanlığımız adına hepinize saygılar sunuyorum. Ayrıca, Dışişleri Bakanlığımızın bütçesi üzerinde söz olan değerli iktidar ve muhalefet milletvekillerine ayrı ayrı teşekkür ediyorum. Muhakkak ki, değerli milletvekillerinin her türlü görüşleri dikkatli bir şekilde takip edilmiştir; eleştirileri, tavsiyeleri en iyi şekilde değerlendirilecektir ve önümüzdeki dönem içerisinde, bütün bunların ışığı altında, Türkiye'nin dışpolitikasını en iyi şekilde yürütmeye gayret sarf edeceğiz.

Değerli arkadaşlarım, süre dar olduğu için, Bakanlığımızın, daha doğrusu Hükümetimizin dışpolitikasıyla ilgili bütün konuları ve detayları bir kitapçık halinde siz değerli milletvekillerine dağıtıyoruz. Ben, burada, faaliyetlerimizin özetini sizlere sunacağım. Bir de, değerli milletvekillerinin eleştirilerine cevap vermeye gayret sarf edeceğim.

Değerli arkadaşlar, yeni bir dünya düzeninin oluşmaya başladığı bu döneme, Türkiye, 21 inci Yüzyıla hâkim olacak dinamiklere yön verecek aktörlerden biri olarak girmeye başlamıştır. Bu, sadece ülkemizin stratejik, coğrafî konumu, büyüklüğü ve sahip olduğu askerî güçten kaynaklanmamaktadır. Bunların da ötesinde, Türkiye'ye atfedilen önem, geleneksel değerlerimizi çağdaş normlarla meczetme başarımızdan, geniş bir çerçeveye yansıttığımız olumlu, istikrar yaratıcı etkiden, diğer bir deyişle, yumuşak gücümüzü, büyük gücümüzü ortaya koymamızdan ortaya çıkmaktadır. Şimdiye kadar, devamlı kavga eden bir Türkiye imajı varken; şimdi, gücü, farkında olunan, geçmişi büyük, potansiyeli büyük; ama, aynı zamanda bütün sorunlara, görüşerek, diyalog yoluyla çözüm arayan bir ülke olarak ortadadır.

Dünyanın pek çok köşesinde radikal akımların, terörün ve şiddetin, olumlu değişim çabalarına köstek olmayı sürdürdüğü çalkantılı bir uluslararası ortamda, Türkiye, kapsamlı bir dönüşüm sürecini huzur ve istikrar içinde en ileri noktalara taşımayı başarmıştır. Türkiye, bugün, çevresindeki coğrafyalardan yükselen değişim arzuları için bir ilham kaynağı olarak ortadadır. Türkiye, Karadeniz-Kafkasya-Ortadoğu üçgenine, karşılıklı uzlaşı ve bölgesel işbirliği kavramlarını taşıyan, aldığı inisiyatiflerle bu coğrafyalarda barış ve istikrar umutlarına güç katan bir aktör olarak görülmektedir.

Değerli arkadaşlarım, büyük bir ülke, sadece kendisine karşı sorumlu değildir, bölgesine karşı da sorumludur, komşusuna karşı da sorumludur. Bu bakımdan, bölgemizin istikrarı, bölgemizdeki barış, muhakkak ki, bütün bölgenin ekonomik kalkınmasının da birinci adımı olacaktır. İstikrarın olmadığı, barışın olmadığı bölgelerde muhakkak ki, ülkelerin önceliği başka olacaktır, kaynaklar da başka doğrultularda harcanacağı için, o bölgenin insanlarının refahı, o bölgenin kalkınması ikinci derecede kalacaktır. İşte, bu bakımdan, istikrar, güvenlik hangi bölgede varsa, ekonomik kalkınma ve refah da onu takip etmiştir. Bu bakımdan, Türkiye, bölgenin istikrarına, bölgenin huzuruna, bölgenin barışına çok önem vermektedir ve büyük bir ülke olarak da buna öncülük etmektedir. Bunun değeri, sadece bölge ülkeleri ve bölge halkları tarafından değil, bütün dünya tarafından da takdir edilmektedir.

Değerli arkadaşlarım, dışpolitika konusunda bu yılın birinci gündemi Türkiye'nin Avrupa Birliğiyle ilişkileri olmuştur. Uzun yılların neticesi, bu sene yeni bir aşamaya gelmiştir. 17 Aralıkta, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında âdeta yeni bir dönemeç oluşmuştur. Bu, Türkiye'nin tam üyelik müzakerelerine başlama kararıyla gerçekleşmiştir. Bugüne kadar, şüphesiz ki, çok önemli adımlar atılmış, çok önemli anlaşmalar imzalanmış, 1999'da adaylığımız olmuş, 2002 yılında müzakerelere başlanma kararı alınmış; fakat, 17 Aralıkta, Avrupa Birliğinin üyesi ülkeler, 25 üye ülke, oybirliğiyle Türkiye'yle tam üyelik müzakerelerine başlama kararını almıştır. Bu, hepimizin hedefiydi ve bu hedef gerçekleşmiştir. Ümit ediyoruz ve inanıyoruz ki, önümüzdeki müzakere süreci de en başarılı bir şekilde gerçekleşecektir ve günü geldiğinde, Türkiye, diğer ülkeler gibi tam üye ülke olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu konuyla ilgili birçok tartışma yapıldı. Dün de değerli milletvekillerine, kapalı bir oturumda çok geniş ve detaylı bilgi verdim; ama, burada, yine bu konuyla ilgili birkaç cümle söylemek istiyorum.

Bildiğiniz gibi, önemli olan nokta, Türkiye'nin tam üyelik hedefinin açık seçik, kesin bir şekilde tespit edilmesi, kararlaştırılması, şimdiye kadar olan ilişkilerimizin yatağından, istikametinden çıkarılmaması, özel statülü başka hedeflerin ortaya çıkmamasıydı. Bunların hepsi gerçekleşmiştir ve 17 Aralık zirve bildirisinde de açıkça ortaya konulmuştur. Şunu unutmamamız gerekir ki, 25 ülkenin vardığı bir konsensüs, bir uzlaşma neticesinde bu ortaya çıkmıştır. Avrupa Birliğindeki bütün kararlar ittifakla alınmaktadır. Bunların içerisinde, bizim tanımadığımız Güney Kıbrıs Rum Yönetimi de vardır.

Bu açıdan, yeni bir durumla karşı karşıyayız; yeni durum, müzakerelere başlamadır ve 3 Ekim 2005 tarihinde müzakerelere başlanacaktır. Bununla ilgili, şüphesiz ki, Türkiye'de birçok yasal düzenleme yapılacaktır, bakanlıklarımız arasında birçok düzenleme yapılacaktır ve müzakere sürecinin en başarılı bir şekilde bitirilmesiyle ilgili de, Türkiye, en iyi şekilde kendini hazırlıklı hale getirecektir.

Bu karar alınırken, şüphesiz ki, bu kararı yolundan ve istikametinden çıkarmak için, birçok üye ülke tarafından büyük gayretler sarf edilmiştir; ama, buna karşı, Türkiye'nin dostu olan birçok çevrelerin de çok aktif faaliyetleri olmuştur; bunlar, devlet adamları olmuştur, siyasetçiler olmuştur, entelektüeller olmuştur, basın mensupları olmuştur, işadamları olmuştur. Bunun en iyi örneğini Avrupa Parlamentosunda gördüğümüz gibi, ne zaman Türkiye aleyhinde Avrupa'da bir hareket başlasa, buna karşı birkaç hareket birden karşı atağa geçmiştir ve Türkiye, daima savunulmuştur; bu vesileyle, Türkiye'yi takdir eden ve Türkiye'ye destek veren herkese de huzurunuzda teşekkür etmek istiyorum.

Değerli arkadaşlar, şüphesiz ki, her konuda çok geniş konuşabiliriz. Siyaset, zaten bir noktada konuşmadır; hatta, zaman zaman demagojiye varan hatları da olabilir, siyasetin bir parçasıdır; ama, demagojinin en az yer alması gereken alan dışpolitika alanıdır; çünkü, dışpolitikada yapılan demagojinin veyahut olanları farklı şekilde göstermenin veyahut da dikkatsiz alınacak kararların neticeleri geleceğimizi bağlar, ülkemizi bağlar.

O bakımdan, bu konuların, soğukkanlılıkla, dikkatli ve titizlikle muhakkak ki, değerlendirilmesi gerekir. Avrupa Birliği zirve kararının da, her türlü demagojiden uzak, dikkatli, titiz bir şekilde değerlendirilmesi gerekir; bunu yapmaya devam ediyoruz, daha da yapılacaktır; ama,

Bu çerçeve içerisinde bazı hususları ifade etmek isterim; ama, bazı konular, kamuoyuna, ne yazık ki, yanlış yansıtılmaktadır.

Bunların başında gelen husus, birincisi, Türkiye'yle tam üyelik hedefi ve kesin tarih ortaya çıkmıştır.

İkincisi, Avrupa Birliği, genişlemeler sırasında elde ettiği tecrübeleri, yeni genişleme safhalarında değerlendirmekte, buna göre, kendileri açısından çeşitli tedbirler almaktadır; fakat, Avrupa Birliği zirvesinin içerisine giren çeşitli konular, kısıtlamalar, bizleri de rahatsız eden, itirazlarımızı devam ettirdiğimiz konular, alınmış kararlar, kabul edilmiş kurallar değildir. Bunlar, Avrupa Birliği ülkelerinin devlet başkanları tarafından, müzakereleri yürütecek komisyona yapılan bazı telkinlerdir. Bütün bunlar, müzakere süreci bittikten sonra, karşılıklı kabul görürse ancak devreye girecek hususlardır.

Bu açıdan, Avrupa Birliğinin müzakere pozisyonu ortaya çıkmaktadır. Şüphesiz ki, Türkiye'nin müzakere pozisyonu da, çok açık ve net bir şekilde, önümüzdeki günlerde ortaya çıkacaktır. Bu müzakere pozisyonumuz ortaya çıkarken, Türkiye Büyük Millet Meclisinin bütün görüşleri, iktidar - muhalefet milletvekillerinin bütün telkinleri de, şüphesiz ki, bizim tarafımızdan dikkate alınacaktır; ama, bunlar, olmuş bitmiş kararlar şeklinde yansıtılırsa, bu doğru olmaz.

Değerli muhalefet temsilcisinin burada söylediği ikinci bir husus şudur: "Hollanda'nın ortaya çıkardığı taslak giderek kötüleşmiştir, hiçbir iyileşme yapılmamıştır." Doğrusu, bütün mesleği diplomasi olmayan bir başka arkadaşım bunları söylese, tabiî, o zaman hoş görülebilir; ama, bütün mesleği diplomasi olan bir arkadaşımız eğer bunları böyle söylerse, doğrusu burada çok kaygılanırım.

İşte, onun için, demagojinin, muhakkak, hepimiz için bir sınırı olması gerekir. Demagoji siyasetin bir parçasıdır; ama, muhakkak, bir sınırı olması gerekir.

Şimdi, paragraflara geçersem; önce -dikkatli okunursa görülecektir- Avrupa değerleri konusuyla ilgili bir paragraf... Daha önce, şöyle bir cümle vardı: "Ne olursa olsun, Türkiye'nin, Avrupa Birliği değerlerini kabul etmesini temin etmemiz gerekir." Bu, bize göre, bir hakarettir. Biz, birçok konuda, Avrupa'nın birçok ülkesinden daha önce bu değerleri yürürlüğe koymuşuz; mesela, kadın haklarıyla ilgili konuları. Avrupa'nın birçok ülkesi, daha on sene önce kadınlara oy hakkı vermiştir; Türkiye, taa 1934'ten beri, kadınlarına oy kullandırmış, seçme-seçilme hakkını vermiştir. Dolayısıyla, bunlara şiddetli bir şekilde itiraz ettik ve sonunda, bütün bunlar değişti; değişmesinin sebebi de budur. Eğer dikkatli bir şekilde okunursa, buradaki itirazlarımızın ne olduğu ve nereden nereye geldiği, çok açık bir şekilde görülecektir.

Başka bir konu şudur: Yunanistan'la ilgili konu... Aslında "Yunanistan" ismi geçmemektedir paragrafta; ama, hepimiz biliyoruz ki, bu, Yunanistan'la ilgili bir paragraftır. Ege'de, aramızda sorunlar vardır; bu sorunların barışçı bir şekilde çözümlenmesiyle ilgili görüşmeler devam etmektedir ve burada, Adalet Divanına bir atıf vardır. Görüşmelerimizin neticesinde, buraya, yine, bizim tarafımızdan konulmuş bir madde vardır ki, bu maddede, aramızda şimdiye kadar yapılan istikşafî görüşmelere yer verilmiştir ve yeni bir statü kazandırılmıştır. Şimdiye kadar, iki ülke arasında 28 görüşme yapıldı, Dışişleri Bakanları Müsteşarları tarafından. Bunlar hep yok farz ediliyordu; dolayısıyla, bütün bunlara tekrar atıfta bulunulmuştur ve düzeltmeler, bizim istediğimiz istikamette olmuştur.

Değerli arkadaşlar, burada başka bir nokta, dün de milletvekillerimize detaylı bir şekilde izah ettiğim, koruyucu tedbirlerle ilgilidir. Tabiî ki, koruyucu tedbirlerin devamlı olmasını hiçbirimiz istemiyoruz. Koruyucu tedbirler, Avrupa Birliğinin bünyesinde vardır; çünkü, büyük buluşmalar söz konusu olduğunda, bu buluşmaların neticesinin olumlu olması gerekir. Bununla ilgili, Avrupa Birliği kendi açısından bazı tedbirler getirmektedir. Geçiş süreçleri vardır; bundan başka, diğer süreçler vardır. Bu süreçlerde, hep, koruyucu tedbirler vardır.

İlk defa, Avrupa Birliği, yeni genişleme süreci içerisinde ve yeni genişlemeye katılacak ülkelere bu konuda bazı yeni tedbirler getirme gayreti içerisine girmiştir; bunlar kabul edilmemiştir, bunlar bir öneri şeklindedir. Bunlardan biri de, daimî olarak bazı tedbirlerin alınmasıdır. Bunları, tabiî ki, kabul etmemiz mümkün değildir; çünkü, tam üyelik ortaya çıktığında ayrıcalığın olmaması gerekir. Bununla ilgili, daha önce ortaya çıkan taslaklarda, ilelebet, her halükârda, hangi şartlar altında olunursa olunsun, tam üyelik başladıktan sonra, daima -gerekli olsun, gereksiz olsun- bir ayrıcalık, bir koruma hakkını öngörüyorlardı; ama, görüşmelerimiz neticesinde, ısrarlarımız neticesinde, sadece bizim değil, başka üye ülkelerin de ısrarları neticesinde bunlar değiştirilmiştir. Eğer, gerek ortaya çıkarsa, ihtiyaç ortaya çıkarsa, o zaman, koruma tedbirlerinin alınabileceği noktasına getirilmiştir. Bunlar da Avrupa Birliği hukukuna aykırıdır; gelinen bu noktada aykırıdır. Bununla ilgili de teşebbüslerimiz devam etmektedir. Birçok üye ülke de bunlara karşıdır.

Şu anda, kabullenilmiş, kararlaştırılmış bir husus yoktur. Bunlar, müzakere bittikten sonra, Türkiye veya başka bir üye ülke -çünkü, sadece Türkiye ile ilgili değildir, bundan sonra katılacak ülkelerle ilgilidir- eğer kabul ederse, karşılıklı rıza gösterilirse ancak o zaman geçerli olabilecek hususlardır; ki, bu konularla ilgili girişimlerimizi, biz, zaten, o günden itibaren yapmaya başladık; çünkü, görüşümüz şudur ki, bunlar, Avrupa hukukuna ters düşer.

Ayrıca, Türkiye tam üye olduktan sonra, bütün ülkeler gibi, aynı şekilde veto hakkı doğacaktır. Bu konularla ilgili, şu anda, sanki, bir karar alınmıştır, Türkiye, ikinci bir statüye, özel statüye girmiş gibi yansıtmak da doğru değildir diye düşünüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, yine, değerli muhalefet temsilcisi arkadaşım, İtalyan Başbakanı Berlusconi ile Sayın Başbakanımız arasındaki konuşmaya atıfta bulunarak Berlusconi'nin söylediklerini burada naklettiler. Hayret ediyorum; yani, diplomasi mesleğinden gelmiş bir arkadaşımız, nasıl sokaktaki, herhangi bir gazeteye veya bir söze inanabilir? O toplantıda var mıydınız; o toplantının tutanaklarını mı okudunuz ki, böyle söylüyorsunuz?! Yani "Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Türkiye'nin haklarını ve hukukunu feda ediyor..." Bu noktaya gelmememiz lazım. Muhalefetin bizi tenkit etmesi, muhalefetin kamuoyunu diri tutması, muhalefetin daima kılıcını üstümüzde tutması Türkiye'nin yararınadır. Biz, konuşurken, herhangi bir konuyu pazarlık ederken, bundan güç alırız. Bunların hepsi, Türkiye'nin çıkarınadır ve doğrudur; ama, bunları, muhakkak ki, yine, bir insaf ölçüsü içerisinde yapmamız gerekir.

Ayrıca, yine muhalefet temsilcisi arkadaşımız, burada "Hükümeti tebrik ediyorum; ama, bu hükümet Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti değil, Hırvatistan Hükümetidir; o, koşulsuz bir şekilde tarih aldı" dedi.

Şimdi, metinleri iyi okumak lazım. Hırvatistan, bizim dostumuz olan bir ülke; ama, çok ağır bir şartla, kendi kahramanı bir generali Adalet Divanına teslim etmek şartıyla müzakereye başlayabilir. Bunu tebrik ediyorsanız, buna bir şey söyleyemem. (AK Parti sıralarından alkışlar)

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - O şart...

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - O bakımdan, değerli arkadaşlar, bunları, ben, hiçbir zaman polemik konusu yapmak istemem. Yalnız, Hırvatistan... Tabiî ki, ülkelerin -büyük, küçük- hepsi birbirine eşittir; hepsinin aynı şekilde saygınlığı vardır; ama, Avrupa Birliğine giriş söz konusu olduğunda 70 000 000'luk bir ülke ile Türkiye'nin bir iki şehri büyüklüğündeki bir ülkenin etkisi hiçbir zaman bir olmayacaktır; ama, her halükârda şunu görmemiz gerekir ki, yürüyeceğimiz daha çok yol vardır, bu yürüyeceğimiz yol içerisinde hep beraber daha çok işbirliği yapmak zorundayız ki, Türkiye'nin hak ve hukukunu en iyi şekilde koruyabilelim.

Kıbrıs konusunda da hiçbir yanlış anlamaya mahal bırakmak istemiyorum. Kıbrıs sorunu çözümlenememiştir. Kıbrıs sorunu çözülmeden, kalıcı, nihaî, bütün tarafların kabul edebileceği bir çözüm ortaya çıkmadan, Kıbrıs Rum Yönetiminin tanınması Türkiye için söz konusu değildir.

Ayrıca, bu protokolle ilgili olarak da şunları söylemek isterim: 17 Aralık kararında yer alan Ankara Antlaşmasının yeni üyelere teşmil edilmesine yönelik Uyum Protokolünü imzalamamız, Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin genel çerçevesinin bir gereğidir; çünkü, bunun aslı şudur: Uyum Protokolü, Avrupa Birliğinin Türkiye'yle imzaladığı bütün anlaşmaların yeni 10 üye tarafından üstlenilmesidir; bizim onlara getirdiğimiz bir mecburiyettir. 10 yeni üye ülkenin "Türkiye'ye karşı ben gümrük kapılarımı kapıyorum" veyahut da "Türkiye'ye karşı gümrük anlaşmasını uygulamayacağım" demesinin önünün kesilmesidir. Bu açıdan, tamamen onların üstlendiği bir yükümlülüktür ve Türkiye, bu protokolü imzalarken, Rum tarafıyla veyahut da herhangi bir ülkeyle değil, Avrupa Birliğinin 25 ülkesini temsil eden Komisyonla karşı karşıya gelip bunu imzalayacaktır. Ayrıca, bu imzalandığında herhangi bir tanıma asla söz konusu olmayacaktır.

Nitekim, zirve toplantısında Sayın Başbakanımız, yaptığı konuşmada, 25 ülkeye karşı -ki, bunlardan birisi de Rum kesimidir; bizim lehimize oy veren Rum kesimidir- nihaî çözüm ortaya çıkmadan Rumları tanımayacağımızı ve Kıbrıs Rum Yönetimimin Ada'daki Türkleri temsil etmediğini de, açık seçik bir şekilde, kayıtlara orada geçirmiştir. Daha sonra, Dönem Başkanı Hollanda Başbakanı Balkenende, Avrupa Birliği Komisyonu Başkanı Barosso yaptığı konuşmalarla da, bunun doğru olduğunu ortaya bir kez daha koymuşlardır.

Değerli arkadaşlar, on sene sonra, beş sene sonra Türkiye çok farklı bir Türkiye olacaktır ve o Türkiye'yi, Avrupa çok daha farklı bir şekilde kucaklamak için yarışacaktır. İşte, bunun bir örneğini, dün Avusturya Parlamentosunda gördük. Avusturya Başbakanlığının, İktidar Partisinin, Hükümetin getirdiği referandum teklifini, Avusturya Parlamentosu reddetmiştir, on sene sonraki Türkiye çok farklı olacak diye. Avrupa'nın bütün ülkelerinde bu böyle olacaktır; çünkü, biz, Türkiye'ye güveniyoruz, Türk Halkına güveniyoruz, Türkiye'nin dinamizmine güveniyoruz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin dışpolitikası sadece Avrupa Birliği değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Sayın Başkanım, müsaade ederseniz...

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakanım.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - Türkiye'nin, şüphesiz ki, başka çok önemli konuları vardır. Bunlardan birisi, Amerika Birleşik Devletleriyle ilişkilerdir. Amerika Birleşik Devletleriyle diyalog ve işbirliği zeminini gerek ikili planda gerek bölgesel ve uluslararası alanda sağlamlaştırmaya önem atfetmekteyiz. Amerika Birleşik Devletleriyle aramızdaki ittifak bağları, paylaştığımız değerler ve örtüşen çıkarlarımız, iki ülke arasındaki ortaklığı güçlü ve çok boyutlu kılmaktadır. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletlerini birbirine alternatif gören görüşlerin hiçbirini kabul etmiyoruz. Bunlar, birbirini tamamlayıcı konulardır ve Amerika Birleşik Devletleri, şu anda dünyanın en önemli süper ülkesidir. Bu ülkeyle karşılıklı saygı ve çıkar ilişkisi çerçevesinde ilişkilerimizi daha da güçlendirmek, sadece Türkiye açısından değil, dünya barışı açısından da çok önemlidir.

Değerli milletvekilleri, zaman tükendiği için süratli olarak geçmek istiyorum. Irak, muhakkak ki, önümüzdeki en önemli konulardan biridir; çünkü, Irak, bizim komşumuzdur; oradaki ateş ister istemez Türkiye'ye de yansımaktadır. Bizim birinci önceliğimiz, Irak'ın toprak bütünlüğü ve siyasî bütünlüğünün sağlanması ve bir an önce Irak'ın kendi halkıyla, kendi milletiyle ve komşularıyla barış ve huzur içerisinde olmasıdır. Bunun için, Irak'taki şiddetin bitmesi gerekir. Siyasî sürecin, ortaya konulan takvim çerçevesinde çalışması gerekir. Bu çalışmadığı takdirde, Iraklılar çok zarar göreceklerdir. Nasıl, Afganistan Sovyet işgalinden kurtulduktan sonra, yanlış liderlerin öncülüğünde, bir iç harbe girdi ve o zaman kaybettikleri insan Sovyet işgalinden daha çok olduysa, eğer Irak da böyle bir sürecin içerisine girerse, bundan, hem Irak zarar görecektir hem de çevresi ve bütün dünya zarar görecektir. O bakımdan, Türkiye, Irak'taki seçimlere önem vermektedir; çünkü, seçimler, siyasî sürecin ilerlemesiyle ilgili bir konudur ve bu seçimlere bütün Iraklıların katılmasını teşvik etmekteyiz; çünkü, Irak'ta tren hareket etmiştir. Bu trene bugün binmeyenler, yarın ilelebet o trenin dışında kalabilirler. 1932 yılında Irak bağımsız olduğunda, o zaman, Irak'ın o yönetimini protesto eden bazı çevreler, bazı gruplar, düne kadar Irak'ın yönetiminin dışında kalmışlardı. Bugün de, eğer, aynı şey yapılırsa başka bir grup tarafından, onlar da şunu bilmelidir ki, bundan sonra tamamen yönetimin dışında kalırlar. Onun için, Türkiye olarak bizim telkinimiz, herkesin siyasî sürece katılmasıdır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye tarafından başlatılan bölge ülkeleri toplantıları çok daha fazla önem kazanmıştır. Dışişleri Bakanları ayın 6'sında Amman'da toplanacaktır, İçişleri Bakanları birkaç hafta önce Tahran'da toplanmıştır, gelecek toplantıyı Ankara'da yapacaklardır. Bu toplantılar büyük bir platform haline gelmiş, G-8 ülkeleriyle birlikte birkaç hafta önce Mısır'da bir toplantı yapılmış, Çin ve Birleşmiş Milletlerin bütün üyelerinin katılımıyla yeni bir perspektif ortaya çıkmıştır. Bütün buralarda Türkiye çok önemli rol oynamıştır.

Irak'ta Türkmenlerin yönetime en iyi şekilde yansımalarıyla ilgili yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Irak savaşından sonra ortaya çıkan Irak yönetimlerinde yüzde 4 oranında olan Türkmenlerin temsili, yapılan çok yoğun ve dikkatli çalışmalar neticesinde, bugün, yüzde 8'e ulaşmıştır. İnanıyoruz ki, seçimlerde, Iraklı Türkmenler, tam olarak yeni kurulacak kurullara kendilerini yansıtabileceklerdir.

Irak'ta çok sayıda Türk vardır değerli arkadaşlarım. Doğrudur; bizim de büyük üzüntümüzdür. Ne zaman orada bir kayıp duysak, bu hepimizi derinden üzmektedir; ama, şunu unutmayın; Irak'ta asker tutanlar tuttukları asker sayısı kadar oradadır. 300 askeri olan ülke vardır, 500 askeri olan ülke vardır, birkaç bin askeri olan ülke vardır. Amerika Birleşik Devletlerinin binlerce askeri vardır; ondan sonra, İngiltere'nin de yine büyük bir gücü vardır. Türkiye Irak'a asker sokmamıştır. Meclisimizin -hep beraber- aldığı karar neticesinde Irak'a asker gönderilmemiştir; ama, Irak'la onbinlerce Türk vardır. Onbinlerce Türk, Irak'ın her tarafındadır ve ekonomik faaliyetler içerisindedir. Irak'la ticaretimiz, savaştan önceki seviyelere ulaşmıştır. İşadamlarımız, Irak'ta çok yoğun faaliyetler içerisindedir; dolayısıyla, ister istemez, hedef olma kabiliyetimiz, imkânımız daha çoktur. Bizim de orada 1 000 kişimiz olsaydı, bizim de orada 100 kişimiz olsaydı, tabiî, bizim de hiç kaybımız olmayacaktı. Bütün bunlara rağmen, Hükümetimiz, siyasî kadrolar, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, diğer ilgili devlet organları yoğun bir çaba içerisindedir; sivil toplum örgütleriyle, şoförlerle, Odalar Birliğiyle yoğun bir çalışma içerisindedir bu kayıplarımızı minimize etmek için. Ne yazık ki, bütün bunlara rağmen, birçok Türk şoförümüz hayatını kaybetmiştir.

Iraklılara da daima seslendik; Arap televizyonlarını, Arap basınını kullanarak mesajımızı gönderdik: "Türkiye'nin düşmanlığını üstünüze çekmeyin. Türk Halkı size karşı en büyük dostluğu gösteren halk olmuştur. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, Türkiye Parlamentosu, Meclisi size karşı en büyük dostluğu göstermiştir; bu dostluğumuzu sakın ha öfkeye çevirmeyin" denilmiştir. Son olarak, beş polisimiz, güvenlik kuvveti mensubumuz, -Sayın İçişleri Bakanımızın da burada anlattığı şekilde- oradaki kendi misyonumuzu korumak için giderken; Irak Halkına savaş açmak için, ateş açmak için değil, kendi güvenliğimizi sağlamak için giderken, ne yazık ki, teröristlerin saldırısına uğramıştır ve ne yazık ki, beş kardeşimizi kaybettik; bununla ilgili çok titiz bir inceleme ve çalışma devam etmektedir.

Bu aşamada size söyleyeceğim budur; ama, bir kez daha hepsine Allah'tan rahmet diliyorum, mekanları cennet olsun. Aileleri, çocukları bizim ailemiz, çocuklarımız gibidir, Hükümetimiz, devletimiz onları asla unutmayacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bizim çok önemli komşularımız vardır. Rusya, dünyanın en önemli, en büyük ülkelerinden birisidir. Devlet Başkanı Putin'in ilk defa Türkiye'yi ziyareti, çok önemli, tarihî bir olay olmuştur. Rusya'yla ilişkilerimiz, ticarî ilişkilerimiz, ekonomik ilişkilerimiz inanılmaz noktalara gelmiştir. Dışticaretimiz 9 milyar doları geçmiştir. Türk yatırımcıların oradaki yatırımları 12 milyar doları aşmıştır. Bunlar çok büyük gelişmelerdir. Ayrıca, Güvenlik Konseyinin daimî üyesi olan Rusya'yla da daima sıkı bir danışma içerisinde olmuşuzdur.

Yunanistan'la sorunlarımızı barışçı bir şekilde çözmek için büyük bir gayret sarf etmekteyiz. Sayın Başbakanımızın, benim ziyaretlerim önemli dönüm noktaları olmuştur.

Yine, Balkan ülkeleriyle çok sıkı bir işbirliği içerisinde olacağız. Önümüzdeki dönem Balkan ülkelerine çok daha fazla önem vereceğiz; çünkü, Türk izlerinin bulunduğu illerdir buralar. Bu izlerimizin silinmesine asla göz yummayacağız.

---

**Kaynak gösterme:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “2005 mali yılı bütçe kan tas.(8 inci tur görüşmelerinde) içişleri bak.,emniyet gen.müd.,jandarma gen.kom.,sahil güvenlik kom.,dışişleri bak”. TBMM Genel Kurulu, 39. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2004-12-24-2005-mali-yili-butce-kan-tas-8-inci-tur-gorusmelerinde-icisleri-bak (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
