# Ermeni soykırımı iddialarına karşı gerçeklerin ortaya çıkarılması konusunda (8/19-20)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 13 Nisan 2005
- **Gündem:** ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINA KARŞI GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKARILMASI KONUSUNDA (8/19-20)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2005-04-13-ermeni-soykirimi-iddialarina-karsi-gerceklerin-ortaya-cikarilmasi-konu

> Abdullah Gül (AK Parti), 13 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ERMENİ SOYKIRIMI İDDİALARINA KARŞI GERÇEKLERİN ORTAYA ÇIKARILMASI KONUSUNDA (8/19-20)); konuşma 3.803 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Kayseri)- Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; sözlerime başlamadan önce hepinize saygılarımı sunuyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Yüce Meclisin, milletçe üzerinde büyük hassasiyet duyduğumuz bir mesele olan Ermeni iddiaları üzerinde genel görüşme yapmasını fevkalade yerinde ve faydalı görüyoruz ve zamanlı görüyoruz.

Bu yıl sözde soykırımın 90 ıncı yılı olduğu gerekçesiyle Türkiye aleyhine yürütülecek birçok faaliyetin de olacağını tahmin ediyoruz. Bu açıdan, bu toplantıyı çok da anlamlı buluyoruz. Böyle bir dönemde yapılan bu genel görüşmenin, ülkemizin bu iddialara karşı yürütmekte olduğu mücadele bakımından önemli katkı sağlayacağına da inanıyorum.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, öncelikle bir hususun altını çizmek istiyorum. Konuşmamda kullanacağım "Ermeni" tanımlamasıyla hiçbir şekilde Ermeni kökenli vatandaşlarımızı kastetmiyorum. Onlar devletimize yürekten bağlı, her türlü vatandaşlık yükümlülüklerini yerine getiren, ülkelerinin daha iyi günlere taşınması için toplumsal katkılarını esirgemeyen vatandaşlarımızdır. Bu vesileyle, Selçuklu ve Osmanlı dönemlerinden cumhuriyete sekizyüz yılı aşan ortak yaşantımıza sanat, bilim, ticaret gibi birçok alanda katkıda bulunan Ermeni vatandaşlarımızı da saygıyla anıyorum. Diğer yandan, Türkiye dışında yaşayan Ermeniler arasında Türk Halkıyla dostluğa özen gösteren ve bu yolda çaba harcayan, Türkiye'yle kültürel ve insanî bağlarını sürdürme gayretinde olan çok sayıda cesur ve dirayetli Ermeni dostlarımız da bulunmaktadır. Buradan, kendilerine olan takdirlerimi de sunmak istiyorum ve bir kez daha burada ifade etmek istiyorum ki, burada kullandığımız tabirler bu sınırlar içerisinde olacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye, uzun süreden beri, soykırım iddialarıyla ilgili olarak çok iyi organize olmuş, her fırsatı değerlendirmekten kaçınmayan bir kampanyayla karşı karşıya bulunmaktadır. Bu örgütlü kampanya, halkımız ve ülkemiz aleyhine yaklaşık bir asır öncesinde yaratılmaya başlanan önyargılara, iftira, yalan, abartma ve saptırmalara dayandırılmaktadır. Örneğin, Amerika Birleşik Devletlerinin Birinci Dünya Savaşına katılmasını sağlamak amacıyla, savaş sırasında Ermenilerin kitle halinde öldürülmekte oldukları propagandasını işleyen, İngiliz Savaş Bakanlığının propaganda bürosunun yayınladığı meşhur Mavi Kitap, malumunuzdur.

Yine, zamanın İstanbul'daki Amerika Birleşik Devletleri Büyükelçisi, yanında çalışan bazı aşırı Ermenilerden aldığı bilgilerden yola çıkarak, kendisine parlak bir siyasî gelecek hazırlamak amacıyla, yalan dolu anılar yayınlamışlardır; böylece, halkımız ve ülkemiz aleyhine önyargıların yeşermesine de katkı sağlamışlardır.

Bu gibi kitaplar ve propaganda yayınları incelendiğinde görülen manzara, 1915 yılının bir günü, ülkemiz topraklarında yaşayan Ermenilerin durup dururken katliama tabi tutulduğudur. Konunun vahim tarafı, bu gibi propaganda malzemesinin tutarsızlıkları, düzmece oldukları, hangi amaçlarla kaleme alındıkları açıkça ortada iken, halen, bazı çevreler tarafından muteber görülmesidir.

Bu yayınların, sözde bilimsel eserlere kaynak veya dayanak alınmaları, daha da vahim neticeleri ortaya çıkarmaktadır.

Diğer yandan, bazı yabancı bilim adamları, objektif ve dürüst araştırmaları sonucunda, söz konusu iddialardaki abartı ve yanlışları tespit etmiş bulunmaktadırlar; buna göre yapılan dengeli değerlendirmeleri de dünyaya açıklamışlardır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, 1915 yılında meydana gelen olayları sağlıklı analiz edebilmek için, 1915 yılından önce neler yaşandığını iyi incelemek gerektiğini düşünüyorum. Türklerin, Anadolu'ya ayak bastığı 11 inci Yüzyıldan 19 uncu Yüzyılın sonlarına kadar, 8 yüzyılı aşan bir süreyle, Türk-Ermeni ilişkileri barış ve karşılıklı güven esaslarına dayalı olarak gelişmiştir.

Fatih Sultan Mehmet'in İstanbul'u fethinden sonra, Osmanlı İmparatorluğunda yaşayan Ermeniler, millet adı altında örgütlenmişlerdir. Kendi dinî liderlerinin yönetiminde, devletin sağladığı huzur ve özgürlük içinde yaşamaya başlamışlardır. Osmanlı'nın "sadık millet" olarak gördüğü Ermeniler, Osmanlı bürokrasisinde bakan, paşa, savcı, büyükelçi, vali, yargıç olarak üst düzey görevlere getirilmişlerdir ve hiçbir ayırıma tabi tutulmamışlardır bu bakımdan.

Ancak, 1820'lerden sonra Çarlık Rusyası, zamanın İngiltere ve Fransa hükümetleri aralarındaki nüfuz ve çıkar mücadelelerinde Ermenileri Osmanlı'ya karşı kullanılacak önemli bir unsur olarak görmüşlerdir. Bu güçler, bu doğrultuda Doğu Anadolu'da Ermenilere hayalî bir Ermenistan vaat etmişlerdir. Balkanlarda bağımsızlık yolunda yaşanan gelişmeler de aynı yöndeki çabaları artırmıştır. Bu devletlerin kışkırtmaları sonucunda 1880'den itibaren çeşitli Ermeni komiteleri kurulmaya başlanmıştır. 1887'de Cenevre'de Hınçak, 1890'da ise Tiflis'te Taşnak komiteleri ortaya çıkmıştır. Her iki komitenin ortak hedefi, Osmanlı topraklarında Ermenilerin yaşadığı bölgeleri içeren bir Ermeni devleti kurulması olmuştur. Daha sonra Osmanlı sınırları içerisinde de örgütlenen bu komitelerin kışkırtmaları sonucu Osmanlı'ya karşı Ermeni isyanları başlamıştır.

Değerli arkadaşlar, bugünkü dünyada gördüğümüz terör örgütleri, aslında, o günkü dünyada işte bu söylediğim iki komite tarafından kurulmuştur ve bugünkü terör örgütlerinin karşılığı şeklindedir. Bunlar uyguladıkları suikast ve banka baskını yöntemleriyle, şimdi, dünyanın ve insanlığın başına bela olan terörizmin öncüleri olmuşlardır. Bazı Ermeni gruplar, başta, Erzurum, Kayseri, Yozgat, Çorum, Merzifon, Van ve Adana olmak üzere Anadolu'nun çeşitli bölgelerinde ayaklanmışlardır.

Ermeni komiteleri tarafından başlatılan isyanların temel hedefi, Osmanlı İmparatorluğunun isyanları bastırma girişimlerini her seferinde katliam olarak takdim etmek ve Batılı büyük güçleri Ermeniler lehine müdahaleye teşvik etmek olmuştur.

Birinci Dünya Savaşının başlaması ve Osmanlı Devletinin itilaf devletlerine karşı savaşa girmesi aşırı eğilimli Ermenilerce büyük bir fırsat olarak değerlendirilmiştir. Bu çerçevede kurulan gönüllü Ermeni alayları, Rus ordularının Doğu Anadolu'ya girmesiyle birlikte savunmasız kalan Türk şehir, kasaba ve köylerine saldırarak, çocuk ve kadınlar dahil sivillere karşı katliama girişmişlerdir; Osmanlı kuvvetlerini arkadan vurmuşlardır; Osmanlı birliklerinin harekâtını engellemişlerdir, ikmal yollarını kesmişlerdir, yaralı konvoylarını pusuya düşürmüşlerdir; köprü ve yolları imha etmişlerdir; şehirlerde ayaklanarak Rus işgalini kolaylaştırmışlardır. Osmanlı Hükümeti bu durum karşısında Ermeni Patriğini, mebuslarını ve diğer önde gelenlerini çağırarak Ermenilerin Müslümanları katletmeye devam etmeleri halinde gerekli önlemleri alacaklarını söylemişlerdir; ancak, bu uyarıdan sonuç alınamayınca, hükümet, 24 Nisan 1915 tarihinde Ermeni komitelerini kapatmıştır; 235 kişiyi devlet aleyhine faaliyette bulunmaktan tutuklamıştır. Ermeni çevrelerinin her yıl, sözde Ermeni soykırımının yıldönümü diye andıkları 24 Nisan işte bu komitelerin kapatıldığı ve komitecilerin, yani o günkü teröristlerin tutuklandığı gündür, değerli arkadaşlarım.

Osmanlı Hükümeti, 27 Mayıs 1915 tarihinde, maruz kaldığı bu büyük iç ve dıştehdit nedeniyle, benzer tehlikelerle karşılaşan tüm ülkelerin almakta tereddüt etmediği bir savunma önlemine başvurmuştur. Savaş bölgelerinde oturan Ermenileri güneydeki Osmanlı topraklarına sevk etme, yani, tehcir kararını almıştır. Ermeni nüfus, bu karardan, zamanlıca haberdar edilmiştir; gerekli hazırlıklar yapıldıktan sonra nakil işlemi başlamıştır. Ayrıca, İstanbul'da ve Anadolu'da sıcaksavaş bölgesinden uzakta yaşayan Ermeniler, tehcir kararının dışında tutulmuşlardır. Osmanlı Hükümeti, söz konusu Ermenilerin savaşdışı bölgelere yeniden yerleştirilmesi sırasında, Ermeni nüfusun zarar görmemesi için, gerekli güvenlik önlemlerinin alınması talimatlarını vermişlerdir. Bu amaçla yayımlanan ve Osmanlı arşivlerinde bulunan emirler mevcuttur ve herkesin görmesine açıktır. Bunlar durumun somut kanıtlarıdır.

Bir yandan Birinci Dünya Savaşının devam etmesi, öte yandan iç ayaklanma ve isyan, savaştan kaynaklanan ortam, mahallindeki kin ve intikam duyguları, söz konusu sevk sırasında kafilelerin birtakım saldırılara uğramalarına da sebep olmuştur. Hükümet, bu durumu engellemeye çalışmıştır. Nitekim, devlet otoritesinin kuvvetli olduğu bölgelerde, Ermeni kafilelerine karşı çok az sayıda saldırı vuku bulmuştur. Ermeni kafilelerine kötü davranan ve hükümetin talimatlarına uymayan yaklaşık 1 390 kişi yargılanmıştır; birçoğu da, idam dahil, cezaya çarptırılmıştır. Kendi vatandaşlarını, Ermeni vatandaşlarına saldırdı diye o günkü Osmanlı Devleti yargılamış ve 1 390 kişiyi cezalandırmış; bir kısmını da idam etmiştir. Burada şu soruyu sormak istiyorum bu rakamları verdikten sonra: Ermenileri yok etmeyi amaçlayan bir devlet, Ermeni kafilelerine kötü davrandığı için, kendi görevlilerini cezalandırır ve hatta, suçun ağırlığına göre ölüm cezasına çarptırıp bunları infaz eder miydi?!

Ayrıca, savaş günlerinin araç, yakıt, gıda ve diğer imkânlarının yetersizliği, ağır iklim şartları ve tifüs gibi salgın hastalıklar da can kaybının artmasına yol açmıştır. Esasen, söz konusu zaman dilimi, tüm Anadolu halkının aynı kaderi paylaştığı bir dönemdir. Bir hastalık gelince, tifüs, sadece Ermenileri değil, Türkleri de, Müslümanları da, diğer azınlıkları da herkesi vurmuştur, kırıp geçirmiştir.

Emperyalist güçlerin Birinci Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı süresince, Ermenileri kışkırtma faaliyetleri ne yazık ki devam etmiştir. Kasım 1918'de Güneydoğu Anadolu'nun bir bölümü ile Kilikya bölgesini işgal eden -yani, o zamanki Adana bölgemiz- Fransız kuvvetleri, bölgede bir Ermenistan devleti kurma vaadiyle Ermenilerle anlaşmıştır. Önce, Ermeni gönüllü taburları, daha sonra da Fransız lejyonuna bağlı Fransız askerleri ve yine, Fransız yabancı lejyonuna bağlı Ermeni lejyonu kurulmuştur.

Frans komutasındaki bu Ermeni askerleri, 1921 yılına kadar bölgede kanlı katliamlar yapmışlardır. Bu husus, Fransız belgelerinde de kayıtlıdır.

Değerli milletvekilleri, bütün bu tarihî gerçeklerin çarpıtılarak 1915'te yaşanan olayların dünya kamuoyuna "soykırım" olarak takdim edilmeye çalışılması, hukukî dayanaktan da tamamen yoksundur. Soykırım terimi, 9 Aralık 1948 tarihinde, Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Cezalandırılması Sözleşmesinin 2 nci maddesinde tanımlanmıştır.

Buna göre soykırım, aynen, şöyle ifade edilmiştir: "Ulusal, etnik, dinî ve ırksal bir grubun, sırf bu grup mensubu olmaları nedeniyle -sadece öyle doğmuş olmaları ve o gruba mensup olmaları sebebiyle- kısmen veya tamamen yok edilme kastıyla öldürülmeleri; ciddî bedensel ve ruhsal zarara uğratılmaları veya böyle bir grubun fizikî varlığını kısmen veya tamamen yok edeceği açıkça belli olan yaşama koşullarına tabi tutulmaları, grup içinde doğumları önleyecek tedbirlerin zorla uygulanması yahut bir grubun çocuklarının başka bir gruba zorla nakledilmesi." Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği soykırım bu çerçeve içerisinde geçerlidir; sadece bu tanıma uyan eylemler soykırım suçu olarak adlandırılabilir. Bu tanımla üzerinde hassasiyetle durulması gereken, bir grubun, bu grup mensubu olmaları nedeniyle, kısmen veya tamamen yok edilme kastıdır. Böyle bir kastın mevcut olmadığı ise açıkça ortadadır. Burada, yine, kasıt, bilinçli bir şekilde, suçlu olsun suçlu olmasın, herhangi bir şey yapsın yapmasın, sadece öyle doğduğu için "senin yaşama hakkın yok" demektir ve bilinçli ve kasıtlı olarak, tamamen yok olmanın onlar üzerinde tatbik edilmesidir.

Bir insan grubunun, sırf o gruba ait olduğu için yok edilmesi, ancak asırlarca önyargıların oluşturulması suretiyle mümkün olabilir. Oysa, Anadolu, asırlarca, çok değişik kimliklerin bir arada, barış içinde yaşadıkları bir toprak parçasıdır; insanlarda birbirlerine karşı başka yerlerde gördüğümüz önyargı yoktur. Soykırım iddiasında bulunan çevreler, doksan yıldır, tüm çabalarına rağmen, Osmanlının Ermenileri yok etme niyetini ortaya koyan tek bir belge bulamamışlardır; belge dediklerinin de sahteliği ortaya çıkmıştır.

Esasen, Ermeni iddiaları, hukukî olarak Birinci Dünya Savaşından hemen sonra araştırılmıştır. Savaş sonrasında İstanbul'u işgal eden İngilizler, Ermeni Patrikhanesinin raporlarına dayanarak, katliam ve değişik suçları işlemekten sorumlu tuttukları, aralarında bakan ve diğer üst düzey sivil ve askerî yöneticilerin de bulunduğu, 144 Osmanlı yöneticisini yargılamak üzere, Malta'ya sürgüne göndermişlerdir; ancak, Osmanlı arşivleri, kontrolü altında olmasına rağmen, İngilizler, bütün çabalarına ve uğraşmalarına karşın, söz konusu şahısları suçlayacak tek bir kanıt, belge bulamamışlardır. Bunun üzerine, Malta sürgünlerinin tümünü serbest bırakmışlardır; yani, onları, önce, Malta'ya "bu işleri yaptınız" diye götürüp suçlayanlar, daha sonra, ispatlayamadıkları için, bütün belgeler de ellerinde ve kontrollerinde olmasına rağmen, ispatlayamadıkları için, hepsini serbest bırakmışlardır. Bu şekilde, Ermeni soykırımı iddialarının geçersizliği, taa o dönemde, Birinci Dünya Harbinin hemen ertesinde, zaten ispatlanmıştır.

Değerli milletvekilleri, cumhuriyetin kurulmasından sonra, yaklaşık yarım yüzyıl; yani, elli yıl, Ermeni iddiaları gündeme gelmemiştir. Bu iddiaların 1965 yılından itibaren ivme kazandığı ve bir kampanyaya dönüştüğü görülmektedir. Ardındaki saiklar hakkında görüş ve spekülasyonlar çeşitlidir. Bazı Ermeni gruplar, sözde soykırım iddialarını dünya kamuoyuna tanıtmak için, araç olarak terörü seçmişlerdir. Halkımıza ve ülkemize karşı, geçtiğimiz yüzyılın başından itibaren, yeni nesillerini önyargıyla, nefretle yetiştirenler, 1973 yılında, ASALA gibi bazı terörist örgütler vasıtasıyla, Türk diplomatlarına ve Türk hedeflerine yönelik terör saldırılarını başlatmışlardır. Türk hedeflerine karşı 200'den fazla saldırı gerçekleştirilmiştir. Söz konusu saldırılar, 4 kıtada, 21 ülkede vuku bulmuştur. Yine, söz konusu terör saldırıları sonucu, 1985 yılına kadar, 30'u aşkın diplomatımız, kamu görevlimiz ve aileleri, yakınları şehit olmuşlardır; bu vesileyle, aziz şehitlerimizi bir kez daha rahmetle anıyor ve huzurlarında saygıyla eğiliyoruz.

Değerli arkadaşlar, hatırlayacaksınız, bu cinayetleri haber yapan yabancı basın yayın organları haberleri verirken...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDULLAH GÜL (Devamla) - ... "bir Türk diplomatı öldürüldü" diye kısacık yazmışlardır. Haberin altında ise, uzun uzun, 1915 yılında meydana gelen olayları tek yanlı, âdeta ırkçı bir bakış açısıyla okurlarına ve dinleyenlerine aktarmışlardır. Bu terör örgütlerinin bazı mensupları yakalanmış olmalarına rağmen, ne yazık ki cezalandırılmamışlardır. Terör örgütlerinin faaliyetlerinden haberdar olanlar, bu örgütlerin faaliyetlerini, ancak kendi vatandaşları zarar görünce engellemek yoluna gitmişlerdir.

Şimdi, biz de sormak isteriz; eğer bu teröristler zamanında yakalansa ve adalete teslim edilseydi, terörizm denilen bela, bugün bu kadar büyük bir tehdit oluşturur muydu ve bugünkü terör örgütleri, o terör örgütlerinden örnekler alırlar mıydı?! (Alkışlar)

Değerli arkadaşlar, ancak, terörle bir sonuca ulaşılamayacağını anlayan militan Ermeni çevreleri, bu defa Türkiye'ye karşı yürüttükleri kampanyada taktik değiştirerek, sözde soykırımın çeşitli ülkelerin ulusal ve yerel parlamentoları tarafından tanınması yoluyla Türkiye'ye baskı yapmaya çalışmışlardır. Ermenistan'ın bağımsızlığını kazanmasından sonra bu yöndeki faaliyetler önemli ölçüde artış göstermiştir. Bugüne kadar, Arjantin, Belçika, Fransa, Hollanda, İsveç, İsviçre, İtalya, Kanada, Lübnan, Rusya Federasyonu, Slovakya, Uruguay, Yunanistan, Kıbrıs Rum Yönetimi Parlamentoları ile Avrupa Parlamentosunda sözde soykırıma ilişkin haksız bildiri veya kararlar kabul edilmiştir. Ayrıca, Amerika Birleşik Devletleri, Kanada, Arjantin, Avustralya, İsviçre'deki bazı yerel parlamentolarda da, ne yazık ki, bu konuda kararlar geçirilmiştir. Tarihî gerçekleri hiçe sayan, Türk Milletine karşı büyük haksızlık ve saygısızlık teşkil eden bu kararları, yine tarih mahkûm edecektir.

Son olarak, Almanya'da anamuhalefeti oluşturan Hıristiyan Demokrat Partisi Birliği (CDU ve CSU) Federal Parlamento Grubu tarafından, 22 Şubat 2005 tarihinde Ermeni iddialarına ilişkin olarak, Federal Parlamentoya bir karar tasarısı sunulmuştur.

Fransa'da, bu amaçla, son zamanlarda, üç ayrı tasarı Parlamentoya sunulmuştur.

Ayrıca, diaspora, Amerika Birleşik Devletleri Kongresinden, sözde soykırımın tanınmasını sağlayacak bir karar kabul edilmesini sağlamak amacıyla, uzun süredir yoğun bir kampanya yürütmektedir. 24 Nisan öncesi, Amerika Birleşik Devletleri Kongresine, sözde soykırıma ilişkin bir karar tasarısının sunulması çabaları olduğuna dair duyumlar vardır.

Bazı Ermeni çevrelerinin bu çabaları, bugüne kadar, ABD yönetimlerinin kararlı tutumları sayesinde amacına ulaşamamıştır. Benzer girişimler, başka ülkelerde de devam etmektedir.

Bütün bu girişimlere karşı her düzeyde aktif bir diplomatik mücadele sergilemekteyiz.

Bu kürsüden, bu tür girişimlerin sahiplerine bir kez daha seslenmek istiyorum değerli arkadaşlar. Parlamentolar, tarihî olaylar hakkında karar alabilecek, yargıya varabilecek kurumlar değildir. Tarihi, ancak tarihçiler değerlendirebilir. Saikları ne olursa olsun, yabancı parlamentolara sunulan ve Ermeni soykırım iddialarına destek veren tüm tasarılar, bizleri yaralamakta, müttefik olarak gördüğü ve bildiği bazı ülkelerin niyetlerine ilişkin Türk kamuoyunda soru işaretlerinin oluşmasına neden olmakta ve Ermenistan'la ilişkilerimizin geleceğine hiç de olumlu katkı yapmamaktadır. Söz konusu parlamenter meslektaşlarımızı, bu tür girişimlerden vazgeçmeye davet ediyorum; yaptıklarının hiçbir faydası yoktur.

Aşırı Ermeni çevrelerinin diğer önemli bir amacı da, sözde soykırımın ülkemiz tarafından tanınmasının, AB üyeliğimiz için bir önkoşul haline getirilmesini sağlamaktır. Bildiğiniz üzere, 17 Aralık Zirvesi öncesi Ermenistan Cumhurbaşkanı Koçaryan, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin devlet ve hükümet başkanlarına gönderdiği bir mektupla, Türkiye ile müzakerelerin başlatılmamasını istemiştir. Avrupa Birliği devlet ve hükümet başkanlarının bu mektubu dikkate almamış olmalarını, hatta bazılarının mektuba tepki göstermiş olmalarını memnuniyetle karşıladık.

Değerli arkadaşlar, peki, nasıl oluyor da, 1915 yılında yaşanan olaylar, tarihî gerçeklerin tam aksine, bazı ülke parlamentoları tarafından soykırım olarak nitelendirilebiliyor?.. Bunun en önemli sebebi, çok iyi organize olmuş ve elinde büyük maddî imkânlar bulunan diasporanın yıllardır yürüttüğü kapsamlı faaliyetlerdir.

Diasporanın faaliyetleri, Ermenistan Devleti tarafından, bazen gizli bazen de açıkça desteklenmektedir. Ermenistan büyükelçilerinin, sözde soykırımın çeşitli ülke parlamentoları tarafından tanınmasını sağlamak amacıyla faaliyetler yürüttüğü görülmektedir.

Diaspora, her yıl sözde soykırım konusunda çok sayıda kitabın basılmasını, Ermeni görüşlerine yakın yazarlar tarafından kaleme alınan makalelerin önemli gazete ve dergilerde yayımlanmasını sağlamaktadır. Sözde soykırım konusunda çok sayıda konferans, toplantı ve sempozyum düzenlenmektedir. Bunlara, Ermeni görüşlerine yakın araştırmacı ve akademisyenlerin katılımı sağlanarak, konu sürekli gündemde tutulmaya çalışılmaktadır.

Diaspora, benzer şekilde, sözde soykırımı işleyen daha çok belgesel nitelikli filmlerin çekilmesini sağlamaktadır. Bunların çok sayıda sinema ve televizyon kanalında yayınlanmasını teşvik etmektedir.

Son olarak, Ermeni asıllı Kanadalı Atom Egoyan tarafından çekilen Ararat filmi, çok sayıda ülkede gösterilmiştir. Filmin gişe hâsılatının yaklaşık 3 000 000 dolar, maliyetinin ise 15 500 000 dolar olduğunu düşünürseniz, bu faaliyetlerin nasıl fonlandığını çok iyi bir şekilde göreceksiniz.

Diaspora, propaganda amacıyla sadece bir film için bu kadar büyük para harcayabilmektedir. Bu rakam, sanırım, karşı karşıya bulunduğumuz çevrelerin propaganda gücü hakkında hepimize bir fikir vermektedir. Her yıl yayımlanan kitaplar, makaleler ve filmler yoluyla özellikle Batılı ülkelerin kamuoyları etkilenmekte, parlamentolarının sözde soykırımı tanıması için ciddî bir baskı unsuru yaratılmaktadır.

Değerli milletvekili arkadaşlarım, bu noktada bir özeleştiri yapmayı zorunlu görüyorum. Türkiye, maalesef, Ermeni iddiaları konusunda, uzun yıllar genellikle savunmada kalan bir politika izlemiştir; gerçeklerin dünya kamuoyuna anlatılması için gerekli arşiv çalışmaları zamanında yapılmamıştır veya gerekli altyapı ve tasnif çalışmaları tamamlanamadığı için, istenilen düzeyde hizmet verilememiştir. Bu durum, dışarıda, Türkiye sanki bir şeyleri gizliyor imajını oluşturmuştur ve buna bazıları inanmıştır. İhtiyaç duyulan maddî kaynak, ne yazık ki sağlanamamıştır. Büyük ölçüde devletin sağladığı küçük bir bütçeyle bu mücadele yürütülmeye çalışılmıştır. Biz, okullarımızda ve üniversitelerimizde, gençlerimize, konuya ilişkin tarihî gerçekleri öğretmezken, Ermeni diasporası, çeşitli ülkelerde, ders kitaplarında sözde soykırımına ilişkin bilgilerin yer almasını ve genç nesillerin beyinlerinde ülkemize karşı önyargıların oluşmasını sağlamakta büyük mesafe kaydetmiştir.

Bütün bunlarla, bugüne kadar hiçbir şey yapılmamıştır da demek istemiyorum. Bu asılsız iddialara karşı büyük bir özveriyle mücadele vermiş değerli insanlarımıza ve kurumlarımıza da haksızlık yapmak istemiyorum; onların yaptıkları bütün çalışmaları, kıt kaynaklarla, zor şartlarda yaptıkları bütün çalışmaları da takdirle karşılıyorum; ama, karşı tarafın yaptığı çalışmalar karşısında bizim yaptığımız çalışmaların yetersizliğini ve geçmişte gösterdiğimiz ihmalin altını burada çizmekten de geri kalmıyorum.

Değerli milletvekilleri, bütün bu nedenlerle, bugün yapmakta olduğumuz bu genel görüşmeyi çok önemli görüyorum. Türkiye Büyük Millet Meclisi dahil, bütün ilgili kurum ve kuruluşlarımız konuya gereken duyarlılığı göstermeye başlamışlardır. Bütün siyasî partilerimiz aynı duyarlılık içerisindedir. Ermeni iddiaları, sadece hükümet tarafından yürütülecek bir mücadeleyle başarılı olunacak bir konu da değildir; ancak toplumumuzun bütün kesimlerinin ve bireylerin ortak çabalarıyla bu alanda başarılı olabiliriz.

Sayın Başbakanımız ile Sayın Anamuhalefet Partisi Başkanı arasında 8 Mart 2005 tarihinde yapılan ortak açıklama, Ermeni iddialarıyla mücadele azmimizi göstermek bakımından önemli bir dönüm noktası olmuştur. Türkiye, bütün dünyaya, iktidarıyla muhalefetiyle ortak bir mücadeleye başlayacağını göstermiştir. Sayın Başbakan ve Sayın Anamuhalefet Partisi lideri, Türk ve Ermeni tarihçileri ve diğer uzmanlardan bir grup oluşturarak, ülkemizin arşivleri dahil, tüm ilgili arşivlerde 1915 dönemini araştırmaları ve gerçekleri aydınlığa kavuşturmaları yolunda tarihî bir çağrıda bulunmuştur.

Bu konuda, Türkiye'nin, ciddiyet ve samimiyetini göstermek bakımından, daha da ileri bir teşebbüste bulunduğunu açıklamak isterim. Değerli arkadaşlar, bu konudaki teklifimizi, Sayın Başbakanımız, resmen, bir mektup aracılığıyla, Ermenistan Devlet Başkanı Koçaryan'a da göndermiştir. Sayın Başbakan mektubunda ortak komisyon kurulması önerimizi iletirken, bu önerimiz kabul gördüğü takdirde, böyle bir komisyonun kuruluş ve çalışma yöntemlerini Ermenistan'la görüşmeye hazır olduğumuzu, bu yönde bir girişimin, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleşmesine hizmet edecek bir adım oluşturacağını da bildirmiştir. Buradan, özellikle, parlamentoları sözde soykırımı tanıdığına dair kararlar alan ülkelere, Ermenistan'ı bu çağrıya olumlu cevap vermesi için teşvik etmelerini beklediğimizi vurgulamak istiyorum. (Alkışlar)

Değerli arkadaşlar, bu olayların hangi tarihte, nerede geçtiğini bilmeden, böyle bir olay nerede oldu dediğinizde suskun kalan; ama, bu tip uydurma ve iftira dolu bildirilere, kararlara imza atan parlamenterlere ve parlamentolara buradan çağrıda bulunuyorum; mademki ilgileniyorsunuz bu olaylarla, o zaman, ilginizi devam ettirin; bizim yaptığımız bu çağrılara karşı, Türkiye Cumhuriyetinin yaptığı bu çağrılara, bu gayretlere karşı destek verin ve Ermenistan üzerinde etkinizi gösterin. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu yapmazsanız, o zaman, hepinizi, sadece, basit içpolitika yapan, sadece basit içpolitika ve basit oy çıkarı uğruna milletlere hakaret eden, ülkelere hakaret eden, çıkarlarınızı bile unutan ülkeler ve parlamentolar olarak ilan edeceğiz sizi.

Değerli milletvekilleri, bu noktada, Ermenistan ile ilişkilerimize kısaca değinmek istiyorum. Özellikle Batılı ülkeler, Ermenistan ile diplomatik ilişki kurarak sınırı açmamız için bize telkinde bulunmaktadırlar. Bildiğiniz üzere, Türkiye, 16 Aralık 1991 tarihinde, diğer bütün eski Sovyet cumhuriyetleriyle birlikte Ermenistan'ın bağımsızlığını tanımıştır. Bağımsızlığın ardından ekonomik güçlüklerle karşılaşan Ermenistan'a insanî yardımda da bulunmuştur Türkiye.

Türkiye, Ermenistan'a önemli bir jest daha yapmıştır. Karadeniz Ekonomik İşbirliği sürecini başlatırken, Karadeniz'e kıyısı olmadığı halde, bölgede huzur, istikrar ve barışı temine katkı sağlamak için Ermenistan'ı da Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatına davet etmiştir. Ermenistan, bu şekilde, halen, merkezi İstanbul'daki Karadeniz Ekonomik İşbirliği Örgütünde temsil edilmektedir.

Bununla birlikte, az önce yukarıda bahsettiğim gibi, Ermenistan'ın ve Ermeni diasporasının ısrarla sürdürdüğü, gerçekleri çarpıtan politikaları nedeniyle, Türkiye'nin Ermenistan ile diplomatik ilişki kurması mümkün olamamıştır. Bunlar, normal komşuluk ilişkileri tesis edilmesini arzulayan bir devlet için normal davranışlar mıdır?! Hangi devletten, sınırlarını resmen tanıdığını ortaya koymayan bir devletle ilişkilerini normalleştirmesini bekleyebilirsiniz?!

Ayrıca, Ermenistan, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına uymayarak, kardeş Azerbaycan'ın toprak bütünlüğünü tanımamaya ve Azerbaycan topraklarının yüzde 20'sini işgal altında tutmaya devam etmektedir. Yüzbinlerce Azerî, mülteci kamplarında dünyanın en sefil hayatını çekmektedir. Türkiye bu ihtilafın sona ermesi için aktif faaliyette bulunmaktadır. Azerî ve Ermeni meslektaşlarımla bu çerçevede son iki yılda çok kere görüşmeler yaptık; bu çabalarımız da sürecektir.

Türkiye, Ermenistan'la ilişkilerinin normalleştirilmesini istemektedir; ancak, bu ülkenin, uluslararası hukukun temel ilkelerine ve Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi kararlarına aykırı tutumu ile iyi komşuluk ilişkilerine uygun davranmaması, Türkiye'nin Ermenistan'la diplomatik ilişki kurmasına imkân vermemektedir. Bütün bunlara rağmen, Türkiye ile Ermenistan arasında charter uçak seferlerine izin verilmiştir. Binlerce Ermenistan vatandaşı Türkiye'ye gelmekte ve çalışabilmektedir. Sivil toplum düzeyinde temaslar mevcuttur. Ermenistan'ın, tarihî gerçeklerin ortaya çıkarılmasını sağlayacak çağrımıza olumlu yanıt vermesi, şüphesiz, iki ülke arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi sürecine de müspet katkı sağlayacaktır. Buradan, bir kere daha, Ermenistan'a bu çağrımızı yinelemek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, karşımıza çeşitli nedenlerle Ermeni iddiaları getirenlerin ileri sürdükleri bir husus, Türkiye'yi tarihiyle barıştırmak iddialarıdır. Türkiye tarihiyle barışıktır. Bunu söyleyenlere gülmek isterim. Türkiye, tarihiyle övünmektedir; Türkiye, tarihiyle barışıktır; acılarıyla, tatlılarıyla, Türkiye, tarihine sahip çıkmaktadır. (Alkışlar) Ve yüzyıllar boyunca da, Türkiye, geçmiş Türk devletleri, medeniyetlere, dünyaya çok büyük katkılar sağlayan ülkeler olmuştur ve geçmiş Türk devletlerinin yönetimindeki birçok ırk, birçok coğrafya, o günlerin barış ve huzurunu aramaktadır. Eğer geçmişimizdeki atalarımız asimilasyonu hedef almış olsalardı, yok etmeyi hedef almış olsalardı, bugün, tarihte birçok ırk, birçok devlet, birçok dil ve birçok din yoktu, yok olmuştu. (Alkışlar)

O bakımdan, Türkiye tarihiyle barışıktır ve tarihiyle de övünmektedir. Türkiye'nin tarihiyle ilgili bir sorunu yoktur; kimsenin bundan da bir şüphesi olmasın. Doğrudur; belki tarihimizin bazı sayfalarını özellikle silik bırakmışızdır; bunun da altını çiziyorum. Mesela Osmanlı İmparatorluğunun son yüzyılında, Balkanlarda yaşayan soydaşlarımızın yüzyıllarca yaşadıkları toprakları nasıl terk ettikleri, terk ederken yüzyıllarca yaşadıkları topraklara serptikleri kubbeleri, camileri, minareleri, köprüleri, hanları, hamamları, sarayları bırakıp nasıl geldiklerinin acılarını, biz, ne yazık ki gençlerimize çok anlatmamışızdır; ama, bunun da bir sebebi olmuştur. Bunun sebebi, yeni kurulan Türkiye Cumhuriyetini barış, huzur ve geleceğe dönük duygularla kurma sebebidir; acılarla, kinlerle, nefretlerle değil; gençliğimizi geleceğe döndürmektir, ufka baktırmaktır. Bu vizyonla kurulduğu için, belki bizim bu noksanımız vardır; ama, bizim çektiğimiz acılar, dünyada az milletler tarafından çekilen acılardır. Sadece Balkanlardan, Avrupa'nın ortalarından değil, doğudan, güneyden, kuzeyden, dünyanın her tarafından çekilirken bu acılar yaşanmıştır ve bu acılar, birçok romana, birçok hikâyeye konu olmuştur. Yoksa, tarihimizden utandığımız için tarihimizdeki bazı sayfaları karanlık tutalım duygusuyla olmamıştır bu.

Bir hususun üzerinde dikkatle durulması gerektiğini düşünmekteyiz değerli arkadaşlarım. Burada konuştuğumuz konuların merkezinde, hangi nedenle olursa olsun, insanlar, çektikleri acılar, can kayıpları bulunmaktadır. Biz, o dönemde bu topraklarda yaşayan Müslüman veya gayrimüslim, Türk veya diğer unsurlardan insanlarca yaşanan ve hepimize üzüntü vermiş olan karşılıklı acıların vakur bir şekilde anılmasını saygıyla karşılarız; ancak, acıların, dolaylı ilgisi dahi olmayan kişi ve gruplarca siyasî amaçlarla sömürülmesini de asla kabul etmeyiz. Bu acıları yalan ve iftiralara alet ederek intikam duygularının yeşertilmesini, insanımız ve ülkemiz aleyhine önyargı ve nefret duygularının yaratılmasını ise asla kabul etmeyiz.

Değerli milletvekilleri; Türkiye, Ermeni iddiaları konusunda inisiyatif alan, tarihî gerçeklerin ortaya çıkarılması için her türlü gayreti gösteren bir politika izleyecektir. Türkiye, her zaman tarihiyle yüzleşmeye hazırdır ve tarihimizden utanılacak hiçbir dönem olmamıştır. Bu mücadelede sonuna kadar gitmeye kararlıyız.

1915 olaylarına nasıl, hangi şartlar altında gelinmiştir? 1915'te ne olmuştur? Tehcir uygulamasının sonuçları nasıl tecelli etmiştir? Tüm bu hususlar, uzman tarihçiler tarafından da derinlemesine incelenecektir. Çalışmalarımız, kurumlarımız arasında en geniş ve etkin bir işbirliği ve eşgüdüm içinde yürütülecektir. Bunun altyapısı oluşturulmaktadır. Halkımız, gerçekler hakkında bilgilendirilecek ve bilinçlendirilecektir. İçte yürütülecek çalışmalara paralel olarak, dışarıda da gerçeklerin tanıtılması, haksızlıklarla mücadele edilmesi için aktif bir çaba içinde olacağız.

Bu süreçte, Türkiye kadar, belki de çok daha fazla, başka ülkeler, tarihçileriyle yüzleşmek zorunda kalacaklar ve o dönemdeki bazı politikalarını bugünkü nesillere anlatmakta zorlanacaklardır. Bu süreç, topyekûn bir mücadeleyi gerektirecektir. Bu mücadeleyi, Yüce Meclis olarak, Hükümet olarak, bürokrat, akademisyen, bilim adamı, basın yayın kuruluşları, işadamları olarak milletçe yapacağız ve yeni bir strateji izleyeceğiz. Türk Milleti, birlik ve bütünlük içinde, bu mücadeleden de başarıyla çıkacaktır. Bu konudaki inancımız tamdır.

Şimdiye kadar yapılan çalışmalara değer veriyoruz, noksanlıklarını görüyoruz ve yeni bir çalışma dönemini başlatıyoruz. Bu yeni çalışma döneminde, hükümet, siyasî partiler, kuruluşlar, sivil toplum örgütleri ve ülkenin bütün aydınları el ele olacaktır; çünkü, bu, hepimizin millî bir davasıdır.

Değerli milletvekilleri, bu duygularla, Yüce Meclise en derin saygılarımı sunuyorum ve başarılar diliyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Abdullah Gül (AK Parti, Kayseri). “Ermeni soykırımı iddialarına karşı gerçeklerin ortaya çıkarılması konusunda (8/19-20)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 13 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullah-gul-22-2005-04-13-ermeni-soykirimi-iddialarina-karsi-gerceklerin-ortaya-cikarilmasi-konu (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
