# Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim
- **Tarih:** 4 Kasım 2003
- **Gündem:** YOLSUZLUKLARIN SEBEPLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLARININ ARAŞTIRILMASI HK 10/9
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2003-11-04-yolsuzluklarin-sebeplerinin-sosyal-ve-ekonomik-boyutlarinin-arastirilm

> Abdullatif Şener (AK Parti), 4 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YOLSUZLUKLARIN SEBEPLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLARININ ARAŞTIRILMASI HK 10/9); konuşma 5.079 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sıvas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yolsuzlukların sebepleri, sosyal ve ekonomik boyutları, alınması gereken önlemlerin belirlenmesi hakkında Meclis araştırması açılmasına ilişkin önerge ile (10/9) esas numaralı Meclis Araştırması Komisyonu raporu üzerinde Hükümet adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

En çok kullanılan ve en basit tanımıyla yolsuzluk, kamu yetkisinin özel çıkarlar için kötüye kullanılmalısıdır. Kamu yetkisinin, kamu çıkarları için ve vatandaşa hizmet amacıyla kullanılması gerekirken, bu yetkinin özel çıkarlar için kötüye kullanılmasıyla ortaya "yolsuzluk" dediğimiz hadise çıkmaktadır. Ancak, burada "özel çıkarlar" ifadesini çok dar bir anlamda yorumlamamak gerekir; kamu yetkisi, bazı kişiler tarafından, partisi, sınıfı, grubu, dostları, ailesi için de yolsuzluk maksadıyla kullanılabilir; onun için, daha geniş kapsamlı bir özel çıkar anlamında yorumlamak gerekir.

Diğer taraftan, zaman zaman, yolsuzluk ile rüşvet olayı karıştırılmaktadır; ancak, yolsuzluk kavramını, rüşveti de içerecek şekilde daha geniş anlamda yorumlamak ve değerlendirmek gerekir.

Yolsuzluk, aslında, sadece günümüzün bir hastalığı değildir, çok eski dönemlerden beri, zaman zaman gündeme gelen bir konudur, ikibin yıl öncesinde bile yolsuzlukla ilgili yazılan kitaplara rastlamaktayız. Kutsal kitaplarda da, yolsuzluk, Tanrı katında cezalandırılacak bir fiil olarak nitelendirilmiş ve değerlendirilmiştir. Dante, Shakespeare ve İbni Haldun'un eserlerinde de, bu çürüme ve yozlaşma, zaman zaman edebî üsluplarla zaman zaman da sosyolojik tahlillerle birlikte işlenmiştir, ele alınmıştır.

Günümüzde ise, yolsuzluk kavramı, çok daha yaygın bir biçimde, kamuoyunda, vatandaşlar arasında, yazılı ve görsel medyada, politik ortamlarda, bürokratik mahfillerde çok konuşulan, çok tartışılan bir özellik kazanmıştır; ama, günümüzde, yolsuzluk, hukuk metinlerine çok belirgin bir şekilde girmiş olmasıyla bir farklılık ifade etmektedir. Nitekim, zaman zaman yasalarda zaman zaman da anayasalarda yolsuzlukla ilgili düzenlemelere rastlarız. Amerika Birleşik Devletleri Anayasasında, başkanın rüşvet ve vatana ihanetten dolayı yargılanabileceği hüküm altına alınmıştır; ama, bazı anayasalarda, bu, çok daha sınırlı bir yargılanma olarak ifade edilmiştir.

Günümüze yaklaştıkça, yolsuzlukla ilgili tartışmaların çok daha yoğunlaştığını görmekteyiz. Özellikle 1990'lı yıllar, yolsuzluğun tüm dünyada ve ülkemizde çok üst düzeyde, çok yoğun biçimde tartışıldığı ve ele alındığı bir dönemi ifade etmektedir. The Financial Times, 31 Aralık 1995 tarihli yıl sonu başmakalesinde, 1995 yılını yolsuzluğun en çok tartışıldığı yıl olarak tanımlamıştır; ama, 1995'ten bugüne kadar, ben inanıyorum ki, yolsuzlukla ilgili tartışmalar da giderek artmıştır.

Evet, özet itibariyle söylememiz gerekirse, tarihçesi eski olmakla birlikte, dönemler itibariyle ele alınış biçimi farklılıklar arz etmekle birlikte, özellikle 1990'lı yıllardan itibaren yolsuzluk çok tartışılmaktadır ve yolsuzluğa karşı kamuoyu duyarlılığı ve tepkisi de çok yoğun bir şekilde artmıştır.

"Neden 1990'lı yıllar sonrasında yolsuzluk hakkındaki bu bakış açısında belirgin bir sıçrama meydana gelmiştir" sorusunu sorduğumuzda ilk belirleyeceğimiz, tespit edeceğimiz husus şudur: Geçmişe nazaran, yolsuzluğun boyutlarının, maalesef, çok artmış olması temel nedendir ve temel sorundur.

Artık, Türkiye'de bile, yolsuzluklar tartışılırken, yolsuzluğa konu olan milyar dolarlardan bahsediliyor, katrilyonlardan bahsediliyor. Bu derece devasa boyutlara ulaşan yolsuzluğun yoğun bir şekilde tartışılması elbette normaldir. Bunun ötesinde, yolsuzluğun, özellikle uluslararası ihalelerde, silah alımlarında uluslararası boyutlar taşımış olması da, bu devasa boyutları ifade etmek açısından önemlidir.

Ama, bununla birlikte, günümüzde daha fazla ele alınan, yoğunlaşan bir konu olmasının altında, demokratik ülkelerin sayısındaki artışı görebiliriz. Demokratikleşmenin standartlarında meydana gelen yükselme, bağımsız ve aktif medya, yolsuzluk üzerine tartışmaların tabu olmaktan çıktığı bir ortamın oluşmuş bulunmasını da bir gerekçe olarak vurgulayabiliriz.

Bunun dışında, küreselleşmenin, yolsuzluğun az yaşandığı ülkeler ile yolsuzluğun çok yoğun bir biçimde yaşandığı, hatta, yolsuzluğun çok yaygın bir hale geldiği ülkelerdeki bireylerin birbirlerini tanımalarına, ülkelerini tanımalarına vesile olması da gerekçeler arasındadır.

Diğer taraftan, Uluslararası Saydamlık Örgütü gibi hükümetdışı kuruluşların, sivil toplum örgütlerinin, uluslararası kuruluşların çalışmaları halkın duyarlılığını artırmıştır.

Yolsuzluğun ortaya çıkardığı maliyetlerin halk tarafından çok daha iyi kavranmış ve anlaşılmış olması da, yolsuzluk olaylarına karşı kamuoyunun tepkilerinin artmasının temel nedenleri arasındadır; ama, hiçbir zaman şunu söyleyemeyiz; geçmişe nazaran, günümüzde, millî gelir içerisindeki kamu payının yükselmiş olması nedeniyle, yolsuzluğun duyarlılık konusu oluşturduğunu söyleyemeyiz; çünkü, Kanada, Danimarka, Finlandiya, Hollanda, İsveç gibi ülkelerde kamu sektörünün gayri safî yurtiçi hâsıla içersindeki payı yüksek olduğu halde, yolsuzluk düzeyi bu ülkelerde çok düşüktür.

Tüm bu bakış açısı çerçevesinde "Türkiye'de yolsuzluklar nasıl bir görüntü veriyor, Türkiye yolsuzlukların neresindedir" diye sorduğumuzda, hiç de iç açıcı şeyler söyleyemeyeceğimizi biliyoruz. Gerçekten Türkiye çok kötü bir görüntü sergilemektedir. Uluslararası Saydamlık Örgütü, 1995'ten beri yolsuzluk algılama endeksleri yayımlamaktadır ve Türkiye, yolsuzluğu bir yaşam biçimi haline getirmiş ülkeler arasında gösterilmektedir.

10 üzerinden derecelendirilen endekslerde, en temiz ülkeler 8 ile 10 arasında endeks göstergelerine sahip bulunuyor. Oysa, Türkiye'nin derecesi, son yıllarda, 3 rakamının biraz üzerinde istikrar bulmuş görünmektedir ve bu endeks göstergesiyle, Ürdün, Fas, Tunus, Zimbabwe, Güney Kore, Filipinler gibi ülkelerin bile yolsuzluk batağına bizim kadar saplanmamış olduğu görülmektedir.

İtiraf etmek gerekir ki, Türkiye, son yıllarda, yolsuzluklardan çektiği kadar hiçbir şeyden çekmemiştir. Ekonominin temelinde zenginleşme vardır; ama, bu zenginleşme, bireysel ve yolsuzluğa dayalı bir zenginleşme değildir; ulusal zenginleşme ve verimliliğe dayalı bir zenginleşmedir.

Yolsuzluklar, millî gelir artışı sağlayacak kaynakların yağmalanarak israf edilmesine yol açmaktadır ve gelişmekte olan bir ülkenin kalkınma çabalarını açıkçası tahrif etmektedir, tahrip etmektedir, vatandaşlarımızın üretim heyecanını kırmaktadır. Halbuki, ne kadar çok sayıda birey, kalkınma oyununa ne kadar yüksek düzeyde katmadeğer üreterek katılırsa, uluslararası yarışta o derecede büyük mesafe alma imkânı vardır.

Yolsuzluklara bulaşanların ülkeye verdiği zarar, yalnızca yaşayan kuşaklara verilen zarar değil, aynı zamanda, gelecek kuşakları ve millet olarak geleceğimizi de tehlikeye sokan bir zarardır.

İşte tüm bu boyutları içerisinde değerlendirilecek olursa, yolsuzluklar, halkın devlete, siyasete, bürokrasiye olan güvenini azaltmaktadır, kaynak israfına neden olmaktadır, halkın yoksullaşmasına, hayatın pahalılaşmasına yol açmaktadır ve bu nedenlerle, yolsuzluklara karşı köklü ve kalıcı tedbirler almak hükümetimizin öncelikli gündem maddelerinden biridir. 3 Kasım seçimlerinden itibaren kurulan 58 ve 59 uncu cumhuriyet hükümetleri bunu kararlı bir hükümet politikası haline dönüştürmüştür.

Bu çerçevede, yolsuzlukla mücadelede hükümet olarak temel stratejimiz, tek tek olaylarla birlikte, yolsuzluğa yol açan nedenler üzerinde durmak ve yolsuzluğun ortaya çıkma riskini en aza indirmektir.

Yolsuzlukla mücadele tüm toplumsal alanları ve kesimleri kapsamalıdır. Yolsuzlukla mücadeleyi sadece iktidarın bir görevi olarak algılarsak, eksik söyleriz, yanlış söyleriz; sadece muhalefetin görevi olarak nitelersek, yine eksik ve yanlış olur. Yolsuzlukla mücadele, tüm kurumlarıyla birlikte, sivil toplum örgütleriyle ilgili ve tüm vatandaşlarıyla birlikte topyekûn yürütülecek bir mücadeledir; elbirliği içerisinde yürütülecek bir mücadeledir; didişmenin, çekişmenin ötesinde, ülkenin bugününü, geleceğini dikkate almak suretiyle, sorumluluk hisseden herkesin hassasiyetle üzerinde durması gereken bir mücadeledir. Bu mücadelenin kapsadığı alanlar, siyasal sistem, kamu yönetimi, adalet sistemi, sivil toplum ve özel kesimden oluşmaktadır.

Siyasal sistem açısından hadiseyi değerlendirdiğimizde şunları söyleyebiliriz: Hükümet programında ve Acil Eylem Planında yolsuzlukla mücadele öncelikli bir konu olarak ele alınmıştır. Acil Eylem Planında yolsuzlukla mücadele konusu "Kamu Yönetimi Reformu" ana başlığı altında ayrı bir başlık olarak yer almış ve bu bölümde 7 adet tedbire yer verilmiştir. Tedbirler, yolsuzlukla ilgili uluslararası sözleşmelerin onaylanması, siyasetin finansmanının şeffaf hale getirilmesi, yolsuzluğa karşı toplumsal mutabakatın sağlanması, cezaların caydırıcılığının artırılması, sır kavramının yeniden tanımlanması gibi hususları içermektedir ki, bunların tamamında hükümetimiz adımlarını atmaktadır. Acil Eylem Planında kamu yönetimi reformu, demokratikleşme ve hukuk reformu, ayrıca, ekonomik dönüşüm reformu başlığı altında yer alan çok sayıda tedbir de yolsuzlukla mücadeleye katkıda bulunacaktır.

Ayrıca şunu ifade etmek isterim: Siyaset zemininde yolsuzlukla mücadele konusunda, iktidarıyla muhalefetiyle bu dönem Meclisimizin bir büyük duyarlılık içerisinde bulunduğunu düşünüyorum. Her şeyden önce, dokunulmazlıkların sınırlandırılmasıyla ilgili olarak CHP milletvekillerince bir araştırma önergesi verilmiştir. Bu önergeyi, İktidar Partisi olan AK Parti milletvekilleri desteklemiştir ve bu konuda komisyon kurulmuştur, çalışmalarına devam etmektedir. Diğer taraftan, bugünkü gündemimizi oluşturan yolsuzlukları araştırmayla ilgili araştırma önergesini ise, iktidar milletvekilleri -birinci imza sahibi olarak AK Parti Grubu Başkanvekili Sayın Salih Kapusuz ve diğer AK Partili milletvekilleri- önerge olarak vermişlerdir, Meclise getirmişlerdir. Bu önergeyi de Cumhuriyet Halk Partili milletvekilleri desteklemiştir ve komisyon kurulmuştur, başarılı bir çalışma yapılmıştır ve raporunu da bugün burada ele almaktayız.

Dolayısıyla, söylemek istediğim şey -her iki parti açısından da söylüyorum- bu konudaki hassasiyeti ifade eden verilen bu önergeler karşılıklı olarak desteklenmiş, Meclis gündemine getirilmiş ve çalışmalar yapılmıştır. Bu, gerçekten, Meclisimiz açısından onur verici, gurur verici bir tablodur, bir sahnedir; müştereklerimiz olduğunu göstermektedir. Bu müştereklerimizde daha sonuç alıcı çabaların önümüzdeki süreçte de oluşturulmasında gayret sarf etmemiz, hepimizin vatanseverlik duygusunun bir parçasıdır diye düşünüyorum.

Siyasî boyutta yolsuzlukla mücadele konusunda Türkiye Büyük Millet Meclisinin 7 Ocak 2003 tarihli 18 inci Birleşiminde kurulmasını kararlaştırdığı Türkiye Büyük Millet Meclisi Yolsuzlukları Araştırma Komisyonu, Türkiye Büyük Millet Meclisinin yaptığı gerçekten çok önemli bir çalışmadır. Bugün, bunu müzakere ediyoruz.

Komisyon, aşağıdaki 5 altkomisyonu oluşturarak, çalışmalarını sürdürmüştür. Birinci komisyon, yolsuzluğun tanımı, alanı, sebepleri, çözüm önerileriyle ilgili altkomisyondur; ikinci altkomisyon, para, bankacılık, Hazine işlemleri, gümrük, Sermaye Piyasası Kurumu ve Merkez Bankasıyla ilgili altkomisyon; üçüncüsü, enerji yapım ihale işlemleri, ulaştırma, millî savunma, ilgili üstkurullar, yerel yönetimlerle ilgili altkomisyondur; dördüncüsü, sağlık, sosyal güvenlik ve özelleştirmeyle ilgili altkomisyondur; beşincisi ise, Adalet Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Tarım ve Köyişleri Bakanlığı, üniversiteler, dernekler, Türkiye Tarım Kredi Kooperatifleri, Vakıflar Genel Müdürlüğü ve diğer konularla ilgili altkomisyondur. Bu komisyon, kendi alanlarında yetkin ve ihtisas sahibi toplam 50'nin üzerinde uzmanla birlikte çalışmalar yapmıştır. Komisyon, görevi süresince 700'e yakın yazışma yapmıştır, onbinlerce sayfa bilgi ve belge temin ederek incelemiştir; 41 toplantı yapmak suretiyle 51 kişi komisyona davet edilerek 124 saat dinleme yapmıştır.

Hazırlanan rapor, belirttiğim gibi beş kısımdan oluşmaktadır. Her kısım kendi içinde bölümlere ayrılmıştır. Bu ayırım, altkomisyonların çalıştığı alanlar esas alınarak yapılmıştır. Raporda yer alan bulgular çerçevesinde gerekli yasal, idarî ve yargısal süreçler de devreye sokulmuştur, sokulmaktadır.

19 Şubat 2003'te göreve başlayan bu komisyonun, 12 üyesiyle birlikte dört ay yoğun bir çalışma yaptığı, kamuoyundan ve ilgili milletvekillerimizin takibinden, bilinen bir gerçektir ve ortaya çıkan rapor 1 114 sayfalıktır ve gerçekten bu alanda -oniki yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisindeyim- yapılan en başarılı çalışmalardan biridir ve ben, burada, bu vesileyle, Komisyon Başkanı Sayın Azmi Ateş Beyi ve AK Partili, Cumhuriyet Halk Partili komisyon üyesi bütün arkadaşlarımı tebrik ediyorum ve teşekkür ediyorum böyle bir dokümana ulaşmamızı sağladıkları için. (Alkışlar)

Yolsuzluğun önemli kaynaklarından biri de, mevcut kamu yönetiminin yapısı ve işleyişidir. Onun için bu noktada hükümetimizin kamu yönetimi reformu, aynı zamanda, kurumsal olarak yolsuzlukla mücadele konusundaki hükümet programının bir ana şemsiyesini göstermektedir.

Kamu yönetiminin, yolsuzluğun ortaya çıkmasına engel olacak biçimde yeniden yapılandırılması gerekliliktir, bir ihtiyaçtır ve hükümetimiz de bu ihtiyacın üzerinde durmaktadır. Bu konuda temel ilkeler, yani kamu yönetim reformunda yolsuzlukla mücadele sadedinde ortaya çıkardığımız, koyduğumuz temel ilkeler, şeffaflık veya saydamlık, hesap verebilirlik ve işlemlerin basitliğidir. Kamu görevlisi sayısının fazlalığı, idarî kademelerin fazla oluşu, bürokratik işlemlerin çokluğu yolsuzluğa zemin hazırlamaktadır. Tüm bunların tasfiyesi ve kurumsal olarak yolsuzlukla mücadeleyle ilgili zemini oluşturabilmek için, hükümetimizin bugünlerde kamuoyunda da tartışılan kamu yönetimi reformunu gerçekleştirme kararlılığı vardır.

58 ve 59 uncu hükümetler döneminde kamu yönetiminin yukarıda belirtilen ilkelere paralel olarak yeniden yapılandırılması yönünde de önemli adımlar atılmıştır. Bu adımları hepiniz takip ediyorsunuz; ama, bu yolsuzluk bağlamında, hatırlatma sadedinde hızlıca tekrar etmek istiyorum.

Vatandaşların kamusal bilgi ve belgelere ulaşmasını sağlayacak 4982 sayılı Bilgi Edinme Hakkı Kanunu, 24 Ekim 2003 tarih ve 25269 sayılı Resmî Gazetede yayımlanmış, yasalaşmıştır. Diğer taraftan, kamu yönetimi temel kanunu tasarısı hazırlanmış, kamuoyunun tartışmasına açılmıştır ve Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmak üzeredir.

Özelleştirmenin hızlandırılması amacıyla 2003 yılı özelleştirme programı hazırlanmış, ilan edilmiştir. Özelleştirmenin hızlandırılması yanında ihalelerde şeffaflığa da ayrıca özel bir önem verilmiştir.

KİT yönetiminin performans odaklı olarak yeniden düzenlenmesi amacıyla, mevcut 233 sayılı Kanun Hükmünde Kararnameyi bütünüyle değiştiren yeni bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır.

Diğer taraftan, bütçenin kamu gelir ve giderlerini gerçek anlamda yansıtabilmesi amacıyla hükümetimiz tarafından 2003 yılında fonlar büyük ölçüde kaldırılmıştır.

İdarî usul kanunu taslağı yine hükümetimiz tarafından hazırlanmıştır.

Yatırım ortamının iyileştirilmesi çalışmaları sürdürülmüş, bu çerçevede, şirket kuruluşunu 19 aşamadan 3 aşamaya indiren, 11.6.2003 tarih ve 4884 sayılı Kanun yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

Kamu kurumları bünyesinde oluşturulan ve hizmetten yararlanan vatandaşlardan çeşitli yollarla alınan ücretler vasıtasıyla kamu kaynaklarını kullanan vakıfların bu kaynakları kullanmasının önüne geçmeye yönelik olarak bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır.

Diğer taraftan "sır" kavramının sınırlarının daraltılması amacıyla, Adalet Bakanlığı bünyesinde bir komisyon oluşturulmuştur.

Kamu malî yönetimi ve iç kontrol kanunu tasarısı hazırlanmış ve bu tasarı Türkiye Büyük Millet Meclisine sunulmuştur; Meclisimizin gündemindedir.

Kamu görevlilerinin uyması gereken meslekî ve etik kurallar konusunda bir kanun tasarısı taslağı hazırlanmıştır; Mecliste olan bu konudaki benzer kanun teklifleriyle birlikte, birleştirilmek suretiyle, Meclisin yasama sürecine gireceğini tahmin etmekteyim.

Sayıştayın yapısının güçlendirilmesi ve performans denetiminden sorumlu olması için, Acil Eylem Planında EDP 23 numaralı tedbir öngörülmüştür; bu yönde bir kanun tasarısı taslağı da hazırlanmıştır.

Yolsuzluklarla hükümetimizin kurumsal olarak mücadele sadedinde önem atfettiği bir diğer nokta, e-devlet konusudur. Hukukî ve kurumsal düzenlemelerin yanında, yolsuzluklarla mücadelenin en etkili yolu e-devlet uygulamalarıdır. Bu sayede bilgiye erişim kolaylaşacak, kayıtdışılık ortadan kalkacak, izleme ve denetleme imkânları da genişleyecektir. Bu çerçevede, acil eylem planında, e-dönüşüm Türkiye projesine yer verilmiştir. Projenin koordinasyonu, izlenmesi, değerlendirilmesi ve yönlendirilmesiyle ilgili olarak Devlet Planlama Teşkilatı Müsteşarlığı görevlendirilmiştir. Ayrıca, 27 Şubat 2003 tarihinde yayımlanan Başbakanlık genelgesiyle, e-dönüşüm Türkiye projesinin amaçları, kurumsal yapısı ve uygulama esasları belirlenmiştir. Mart ayında başlayan çalışmalarla, kamu ve sivil toplum kuruluşlarının katılımıyla, 2003, 2004 yıllarını kapsayan "E-Dönüşüm Türkiye Projesi Kısa Dönem Eylem Planı" hazırlanmıştır. Kısa dönem eylem planında şu eylemlere yer verilmiştir:

1- Kişisel bilginin korunmasına, bilgi edinme hakkının tesis edilmesine yönelik yasal düzenlemelerin yapılması,

2- Kamu kurumlarının birlikte çalışabilirliğinin sağlanması,

3- Kamu hizmetlerinin ortak bir platformdan sunulması,

4- Kamu kayıt sistemlerinin geliştirilmesi,

5- Vatandaşlara verilen numaraların birleştirilmesi,

6- Adres kayıt sisteminin entegrasyonu,

7- Vergi tahakkuk ve ödeme işlemlerinin elektronik ortamda yapılmasıdır.

Yolsuzlukla kurumsal olarak -yapılan düzenlemelerle, programlarla- mücadeleyi öngören hükümetimizin ilgi alanlarından bir üçüncüsü de adalet reformudur.

İyi işlemeyen bir yargı düzeni, yolsuzluk yapanların cezalandırılmaması gibi bir sonucu ortaya çıkarır. Bu da, yaptırımı olmayan bir yolsuzluk alanına imkân tanıdığı için, yolsuzlukları özendirici sonuçlar ortaya çıkarır. Diğer taraftan, iyi işlemeyen bir yargı sisteminin, bizatihi kendisi, yolsuzlukların çok önemli bir alanı, kaynağı haline dönüşür. Bu iki boyutlu olumsuz işleyişi ortadan kaldırabilmek maksadıyla, adalet reformu da, elbette, yolsuzlukla mücadelede önemli alanlardan biridir. Yolsuzlukla ilgili her olayın nihaî kararının verileceği yer, bildiğiniz gibi yargıdır. Bu nedenle, gerek yargının kendi içinde yolsuzlukla mücadele gerekse yargının hızlı ve adil yargılamayı sağlayacak ve hak aramayı özendirecek biçimde işlemesi büyük önem arz etmektedir. Bu amaçla, adalet reformunu gerçekleştirmek için mevzuat alanında gerekli düzenlemelerin yapılması, fizikî altyapı yetersizliklerinin giderilmesi, insan kaynaklarının güçlendirilmesi önem arz etmektedir. Bu çerçevede, hükümetimiz tarafından yapılan önemli düzenlemeler şunlardır :

11 Ocak 2003 tarihinde yayımlanan 4782 sayılı Kanunla, Uluslararası Ticarî İşlemlerde Yabancı Kamu Görevlilerine Rüşvet Verilmesinin Önlenmesi Sözleşmesinin hükümleri iç hukukumuza yansıtılmıştır.

25 Şubat 2003 tarihinde yayımlanan 4810 sayılı Kanunla, Adlî Tıp Kurumu, daha iyi hizmet sunabilmesi için yeniden yapılandırılmıştır.

15 Ocak 2003 tarihinde yayımlanan 4786 sayılı Cezaların İnfazı Hakkında Kanunda ve Amme Alacaklarının Tahsil Usulü Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunla, para cezalarını geç ödeyerek cezanın caydırıcılığından kurtulmanın önüne geçilmektedir.

Diğer taraftan, Yolsuzluğa Karşı Özel Hukuk Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair 4852 sayılı Kanun, 24 Nisan 2003 tarihinde yayımlanmıştır. Yolsuzluklar Hakkında Ceza Hukuku Sözleşmesi ise, Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemindedir.

Bir başka düzenleme, İcra ve İflas Kanununda işlemlerin hızlandırılmasına ve alacaklının haklarının korunmasına yönelik değişiklikler içeren İcra ve İflas Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanundur ki, bu kanun, bildiğiniz gibi, Mecliste sürdürülen mesai sonucunda çıkarılmıştır.

Adalet hizmetlerindeki insan kaynaklarının eğitim yoluyla güçlendirilmesi için adalet akademisi kurulmasına dair 23 Temmuz 2003 tarih ve 4954 sayılı Kanun kabul edilmiştir.

Yargıtayın iş yükünü azaltacak, gerçek bir içtihat mahkemesi haline gelmesi için ilk derece adliye mahkemeleri ile Yargıtay arasında istinaf mahkemelerinin kurulmasını sağlayacak olan Bölge Adliye Mahkemelerinin Kurulması Hakkında Kanun Tasarısı ise Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemindedir.

Acil Eylem Planında yer alan, yolsuzlukla ilgili suçlarda cezaların daha caydırıcı hale getirilmesi tedbiri çerçevesinde, Adalet Bakanlığınca da bir komisyon oluşturulmuştur. Acil Eylem Planında ihtisas mahkemelerinin sayısı ve çeşitliliğinin artırılması için bir tedbir bulunmaktadır. Bu çerçevede çalışmalar sürdürülmekte olup, tüketici fikrî ve sınaî hakları konusunda ihtisas mahkemeleri kurulmuştur ve Türkiye Büyük Millet Meclisi gündeminde bulunan Bankalar Kanununda değişiklikle ilgili kanun tasarısında da, ekonomik suçlarla ilgili ihtisas mahkemesi oluşturulması yönünde Danıştay 10. Dairesi özel bir ihtisas mahkemesi haline getirilmektedir.

Hükümetimizin, yolsuzlukla kurumsal olarak mücadele sadedinde yaptığı düzenlemeler ve çalışmalar diğer boyutları itibariyle şu şekilde belirtilebilir:

Birincisi, saydamlığın artırılması eylem planı: Bakanlar Kurulunca 12 Ocak 2002 tarihinde, Türkiye'de saydamlığın artırılması ve kamuda etkin yönetimin geliştirilmesi eylem planı kabul edilmiştir. Bakanlar Kurulu prensip kararı gereğince 20 Mart 2003 tarihli Başbakanlık genelgesiyle, 2 devlet bakanı ile Adalet ve Maliye Bakanlarından oluşan, Türkiye'de saydamlığın artırılması ve kamuda etkin yönetimin geliştirilmesi komisyonu kurulmuştur. Komisyon 5 Mayıs 2003 tarihinde toplanarak aşağıdaki kararları almıştır.

1- Bir teknik komitenin kurulması.

2- Komitenin sekretarya hizmetlerinin Başbakanlık Teftiş Kurulu Başkanlığınca yapılması.

3- Bakanlararası komisyona üç ayda bir rapor sunulması.

4- Konuyla ilgili bir genelge çıkarılması.

Bu hususları düzenleyen bir başbakanlık genelgesi taslağı hazırlanmıştır.

İkincisi, Avrupa Birliği yolsuzlukla mücadele programıdır. Avrupa Birliği-Türkiye malî işbirliği programı çerçevesinde Avrupa Komisyonu uzmanlarınca, Türkiye'de yolsuzlukla mücadele programı hazırlanmıştır. Projenin, Başbakanlıkta oluşturulacak bir yolsuzlukla mücadele birimi tarafından yürütülmesi öngörülmektedir. Proje 4 temel amacı içermektedir.

1- Eylem planını koordine edecek ve uygulamaları izleyecek daimî bir mekanizmanın kurulması.

2- Kamu idaresinde yolsuzlukla mücadele alanındaki kapasitenin geliştirilmesi ve yolsuzluk riskini azaltıcı önlemlerin alınması.

3- Adlî suç sistemimizin inceleme, soruşturma ve yargı kapasitesinin geliştirilmesi.

4- Sivil toplum ve iş dünyasının yolsuzlukla mücadele çalışmalarına katılımının sağlanması.

Bunlar dışında, kurumsal bazda yolsuzlukla mücadeleye ilişkin olarak yapılacak hususlar hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.

Yolsuzlukla mücadele, toplumsal mutabakatı gerektiren ve tüm toplumsal aktörlerin katılımını içeren bir süreçtir; konuşmamın başında, bunu, özellikle vurguladım. Usulsüz bir işlemin bir tarafını kamu yönetimi oluştururken, çoğu zaman, diğer tarafını özel kişi ve şirketler oluşturmaktadır. İki yönlü işleyen bu sistemin bütün yönlerini kapsayan bir mücadele önem taşımaktadır. Yolsuz ve usulsüz uygulamalar konusunda, toplumsal duyarlılığın ve tepkilerin güçlendirilmesi gerekmektedir. Bu konuda, kamunun yanında basın yayın organlarına ve sivil toplum kuruluşlarına önemli görevler düşmektedir. Son dönemde, yolsuzlukla mücadele konusunda da faaliyette bulunmak üzere kurulmuş sivil toplum kuruluşları bulunmaktadır. Bu çerçevede, meslek odalarının, gerek kendi mensupları gerekse kamu hizmetleri açısından denetim rolü güçlendirilmelidir diye düşünmekteyiz.

Siyasetin finansmanının saydam hale getirilmesi; bu çerçevede, özel çıkarların, siyasî partiler kanalıyla kamusal tercihleri çarpıtmaması diğer bir önemli husustur. Acil Eylem Planında, bu amaca yönelik özel bir tedbir bulunmaktadır; ancak, bu konuda gelişme kaydedilebilmesi için, siyasî partiler arasında mutabakat sağlanması gerekmektedir, ki, Meclisimizde, bu mutabakat zemininin bulunduğunu düşünmekteyim. Siyasî Partiler Kanununun ve seçim sisteminin, katılımcılığı ve şeffaflığı artıracak şekilde yeniden düzenlenmesi, siyasal sistemin yolsuzlukla mücadelesini kolaylaştıracaktır.

Diğer taraftan, özel ihtisas mahkemelerine ihtiyaç var demiştim. Bu arada, özellikle, ihtisas mahkemelerinin ekonomik suçlar konusunda da oluşturulması önem arz etmektedir; çünkü, ekonomik suçların niteliği, boyutları çok farklı olduğundan, mekanizmaları farklı olduğundan, bizim yargı sistemimiz içerisinde konunun kavranmasında, yolsuzluğa bulaşanların ekonomik mekanizmalardan yararlanarak, kamu kaynaklarını yolsuzluk alanı haline getirenlerin yargılanmasında handikaplar oluşmaktadır, güçlükler oluşmaktadır ve yargıdan sıyrılmayı başarmalarına yol açmaktadır. Bunu önlemek için -belirttiğim gibi- Bankalar Kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı, hükümetimiz tarafından, Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderilmiştir ve bu kanun tasarısının 10 uncu maddesinde, Danıştay 10. Dairesinin görev alanı şu şekilde belirlenmiştir: Bu daire, Türk Parasının Kıymetini Koruma Mevzuatından, Sermaye Piyasası Kanunundan, Rekabetin Korunması Hakkında Kanundan, Bankalar Kanunundan, Elektrik ve Doğalgaz Piyasası Kanunundan, Özelleştirme Uygulamalarının Düzenlenmesine Dair Kanundan, yap-işlet-devretle ilgili kanundan, Kamu İhale Kanunundan ve benzeri diğer kanunlardan doğan dava ve işleri çözümlemek üzere görevlendirilmiş olacaktır. Bunun, çok kısa zamanda, bir iki hafta içerisinde, Meclisimizde yasalaşacağını düşünüyorum. Böylece, ekonomik suçlar konusundaki bir ihtisas mahkemesi boşluğu, bu yasayla doldurulmuş olacaktır.

Diğer taraftan, bilirkişi müessesesinin etkin hale getirilmesi, hizmet ve sorumluluk kriterlerinin geliştirilmesi de yolsuzlukla mücadelede çok önemli bir alandır. Maalesef, bilirkişilik müessesesinin düzenlenmesindeki hukukî eksiklikler, yaptırımların zayıf bulunması sebebiyle yargı yanıltılmakta ve bunun neticesinde yolsuzluk yapanların hak ettikleri cezaları alması imkânsız hale gelmektedir. Bununla ilgili olarak da, yine demin bahsettiğim Bankalar Kanununda değişiklik öngören tasarıyla kanunun 1 inci ve 2 nci maddelerinde düzenleme yapılmıştır. Bilirkişi yolsuzluğu ve kirlenmesinin önüne geçilmesi, bilirkişi faaliyetlerinin maddî olgu ve fiilî gerçeklere uygun, tarafsız ve objektif olarak yürütülmesi bu maddelerle amaçlanmıştır ve maddeyle, bilirkişi raporunun maddî olgu ve fiilî gerçeklerle bağdaşmadığı yönünde kuvvetli emare ve şüphelerin bulunduğu kanaatine ulaşıldığı takdirde, bu kişiler hakkında diğer kanunlardaki hukukî ve cezaî sorumluluklar saklı kalmak şartıyla mal bildiriminde bulunulması, Rüşvet ve Yolsuzluklarla Mücadele Kanunu hükümleri uyarınca işlem yapılacağı hükme bağlanmaktadır.

Diğer taraftan, zamanaşımı da cezalardan kaçınma aracı haline dönüşmüştür. Bununla ilgili de, yine, demin belirttiğim Bankalar Kanununda değişiklik yapılması hakkında Meclis gündeminde bulunan tasarıda düzenlemeler yapılmıştır. Bu kanun tasarısının 15 inci, 16 ncı ve diğer maddelerinde hükümler vardır. Bankaların içinin boşaltılması, yani, hortumlanması birinci planda karapara suçu kapsamına alınmaktadır ve buna bağlı bazı zamanaşımı süreleri de uzatılmaktadır.

Diğer taraftan, yolsuzlukla mücadeleyle ilgili olarak, banka sahiplerinin ve sorumlularının şahsî sorumluluğu ilkesinin getirilmesine ihtiyaç duyulmaktadır ki, bu ihtiyaç da yine Bankalar Kanununda değişikliği öngören kanun tasarısında yapılan düzenlemelerle giderilmiş bulunmaktadır.

Ancak, burada şunu özet olarak ifade edebilirim: Hükümetimiz, yolsuzluklarla mücadele konusunda kararlıdır. Bireysel planda geçmişte yapılan veya ileride yapılacak olan yolsuzluk hadiselerinin üzerine kararlılıkla gitme niyetindeyiz, kararlılığı içerisindeyiz. Bu kararlılığın, Türkiye Büyük Millet Meclisi üyelerimizde de bulunduğunu görüyorum, parti farkı ayırt etmeksizin söylüyorum. Aynı zamanda, hükümetimiz, bunun, iyi niyete dayalı bir mücadeleyle sürdürülmesinin eksik olacağını düşünmektedir. Bu konudaki tüm doktriner çalışmalar da bu kanaati pekiştirmektedir. Dolayısıyla, kurumsal olarak yolsuzlukla ilgili zeminin ortadan kaldırılması lazım, Türkiye'nin görüntüsünün değişmesi lazım. Avrupa Birliğine tam üyelik için hazırlık yapan Türkiye'nin, bu konuda da, gerçekten, dünyanın sayılı ülkeleri arasında yer alması lazım, en azından Avrupa Birliği ülkelerinin tutturduğu standardı tutturabilmesi lazım. Yabancı sermayenin, bu bakımdan, Türkiye'de cazip bir alan haline dönüşmesi lazım. Bunu sağlamak için, hükümetimiz, belirttiğim gibi, kurumsal düzenlemeleri öngören sistematik ve programlı bir çalışma içerisindedir. Eğer, bu sistematik ve programlı çalışmanın, hükümetimiz tarafından yürütülen çalışmanın bazı noktalarında ilaveler yapılması gerektiği kanaatinde bulunan sayın milletvekillerimiz varsa veya değiştirilmesi gerektiği kanaatinde bulunan milletvekillerimiz varsa, onların görüşlerine de başvurmaya her zaman hazır olduğumuzu, buradan, açıkça ifade ediyorum.

Artık, siyaset anlayışı 3 Kasımla birlikte değişmiştir. 3 Kasım öncesinin siyaset anlayışı, her parti, ben doğrusunu yaparım, ben bilirim, benim dışımdaki partilerin yapmış oldukları şeylerin hepsi yanlıştır, onlar bir şey bilmez anlayışına dayanıyordu, söylemler de bu çerçeve içerisinde gelişiyordu. 3 Kasımla bu değişmiştir. Artık, her parti şunu demek zorundadır: Ben iyi niyetle iyisini yapmaya çalışırım; ama, yaptıklarımda noksanlar bulunabilir. Benim dışımdaki partilerin de, fikirlerini beğenmeyebilirim, ama, görüşlerinde, düşüncelerinde iyi şeyler bulunabilir, onlardan da yararlanmam gerekir diyebilmelidir. Bunu, iktidar olan partiler de söyleyebilmelidir, muhalefette olan partiler de bunu ifade etmelidir.

Bu anlayış içerisinde gerçek bir diyalog zemini ortaya çıktığı zaman, her şeyin en mükemmelini yakalarız. Yüzde 1'lik bir dezavantaja ülkeyi sürükleme lüksüne, hiçbir siyaset kurumu sahip değildir. Kısa dönemde fark edilmez; ama, bir ülke diğer ülkelere göre yüzde 1'lik bir dezavantaja düştüğünde dahi, on sene, yirmi sene sonra bile bakıldığında -kısa dönemde algılanmadığı halde- dünyadaki yarıştan kopmuş olduğu görülecektir. Yüzde 1'lik avantajı yakalayan ülke de, uzun vadede büyük bir güç olarak ortaya çıkacaktır. "Aman, ben şunu söyleyeyim, karşı partiyi mat edeyim; ben şunu ifade edeyim, sözünü ağzına tıkayayım" mantığıyla siyaset olmaz, onunla bireysel tatmin olur. Bu bireysel tatminlerin de, ne Türkiye'ye bir faydası vardır ne de kimseye bir faydası vardır. (Alkışlar)

Tamam, yanlışlar, eksikler olabilir; biri "yoktur" diye iddia ediyorsa, yanlışlık onun bizatihi kendisindedir. Bir parti diyorsa ki "bende hiçbir yanlışlık olmaz" o zaman da yanlışlığın bizatihi kendisidir o parti. Onun için, eksikler, yanlışlar, bütün kurumlarda, bireylerde bulunabilir. Süreç, dinamik bir süreçtir; önemli olan, daha iyiyi, daha doğruyu, daha mükemmeli yakalama kararlılığı ve iradesi içerisinde yürümektir. Yolsuzluklar konusunda da aynı şeyi söyleyebilirim.

Bu çerçevede, bazı konular etrafında da görüşlerimi belirtmek istiyorum. Bunu, bir polemik olsun diye değil; ama, daha önce konuşan bazı sayın milletvekillerimizin söylediklerini diğer milletvekillerimiz dinledi, televizyonları başında bizi izleyen vatandaşlarımız dinledi; tek taraflı olarak söylenip kaldığı takdirde, bazı şüpheler oluşabilir. Benim verdiğim cevaplarda "aman, benimki tam doğrudur, sayın milletvekilininki yanlıştır" anlamına söylemiyorum; ama, her ikisini de dinleyenler kendilerine göre değerlendirmelerini yapsınlar diye düşünürüm.

Birincisi, sayın milletvekilimizin Gökkafes'le ilgili konuşması; yani, Gökkafes'in yapılmasıyla ilgili o boyuta katılıyorum; gerçekten, o hadise, bir inşaat faciasıdır. Muhalefet dönemimizde, o olayla ilgili, biz de mücadele ettik; ama, sonra yapıldı...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Şener.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - ... Fakat, sayın milletvekilimizin takıldığı nokta o değil. Gökkafes'te bazı bölümleri satın alan kamu kurumlarıyla ilgili bir eleştiri yöneltti ve sanki, bunu ben yapmışım gibi de isim zikretmeksizin beni iğneleyici söz etti.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) - Hayır; öyle bir şey yok.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Sayın milletvekilim, bu Gökkafes'in bazı kamu kurumlarınca kiralanması olayı bizden öncedir, geçmiş dönemdedir; buna onay veren Sayın Bakan da Sayın Kemal Derviş'tir. (AK Parti sıralarından alkışlar)

Dolayısıyla, burada, şunu da söylemek isterim: Bu yanlış mıdır, değil midir -bu konuyla ilgili olarak kafalarda bazı yanlışlar var da- bir kere, bu Gökkafes, BDDK'dadır; yani, Fona devredilen bankaların gayrîmenkulleri sadedinde BDDK bünyesine geçmiş bir gayrîmenkuldür. Diğer kamu kuruluşlarının burayı satın almaları demek, bir kamu kuruluşundan bir başka kamu kuruluşunun satın alması anlamına gelir.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) - Sayın Gül'ün taahhüdü vardı, "hesap soracağız" demişti.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - İşin aslını öğrenmek için söyledi.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Bu boyutu itibariyle de eleştirilir de, bu telaffuz edilirken, sanki, bir özel şahsa çok büyük bir kaynak aktarılmış anlamında düşünen varsa, bunu da bu vesileyle değiştirmek isterim.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - İsraftır; mütevazı bir yerde de oturabilirler.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Olabilir. O boyutu itibariyle eleştirilebilir; ona bir şey demiyorum.

Şunu söylemek isterim: 1 114 sayfalık yolsuzluklarla mücadeleyle ilgili bir rapor hazırlanmış ve bu raporda, Gökkafes'le ilgili bir tek cümle yok. Bu raporun altında sayın milletvekilimin imzası var. Bu konu, burada yaptığı 20 dakikalık konuşma içerisinde 5 dakika ayıracak kadar önemliyse, bu 1 114 sayfalık rapora da bir cümle ilave edip, ondan sonra imzalanması lazımdı diye düşünüyorum.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) - O parantez, bilinmeyen yolsuzluklar içindeki bölüm.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Bilinmeyenler için... O ayrı; ama, bilinmeyen değil, bilindiğini ifade ediyorsunuz. O başlığın altına girmez bu.

Bilinmeyen yolsuzluklar demek, henüz tespit edemediklerimiz demektir. Raporu yazarken bunu tespit edememiştik deniliyorsa, o başka.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) - Efendim, bizim önümüze gelmemiş, bizim incelememiz içinde bulunmamış yolsuzluklar; benim kastettiğim odur.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Evet.

Şunu söyleyeyim: Mücadele etmemiz lazım; ama, bu yolsuzlukla ilgili konuşurken de, neye ağırlık vereceğimizi, neyi zayıf neyi güçlü tutacağımızı iyi ayarlamazsak, yolsuzlukla mücadele anlayışını biraz yıpratırız. Bunu yıpratmamak için, onu çok iyi ayarlamak gerekir diye düşünüyorum.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul) - Ama, bu kafes, Türkiye'nin yüzkarasıdır.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Diğer taraftan, değişik vesilelerle, Sayın Başbakanımızla ilgili ifadeler kullanıldı; yani, bunları, şöyle objektif bir biçimde önümüze koyup, düşünmek lazım. Düşündüğümüz zaman, karşımızda neyi görürüz; bir kere, Sayın Başbakanımız, belediye başkanlığından geliyor, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı yapmıştır. Belediye başkanlığı yaptığı dönem, partisinin iktidar olduğu dönem değildir, muhalefette olduğu dönemdir. Üstelik, siyasî rekabetin acımasızca ve kural tanımaksızın işlediği, çarkların çok olumsuz döndüğü bir dönemdir ve her gün, hem belediye başkanlığı döneminde hem belediye başkanlığını bıraktıktan sonra, sürekli olarak, müfettişlerle, denetimlerle, incelemelerle, bütün birimlerin didik didik edildiği; bir incelemenin, aynı konu, aynı birim hakkında yeterli görülmeyerek, defalarca, tekrar tekrar incelendiği bir süreci yaşamıştır ve o süreç yaşanırken dokunulmazlığı da yoktu; yani, bunu görmemiz lazım. Neticede, bunlar, mahkemelere de -hatta, idarî, tek taraflı inisiyatiflerle- yargıya da intikal ettirildiği halde, şu anda tek bir davanın dışında, hiçbir davası da yoktur. (AK Parti sıralarından alkışlar) Bunu, bu çerçeve içerisinde değerlendirmek lazım.

Mal bildirimiyle ilgili konu diye ifade ettiler. Zaten, bu konuda açılan dava beraatla neticelenmiş; kesinleşmiş yargı kararı varken, bunu tartışmanın bir gerekliliği olduğu gibi bir düşünceye sahip olmadığımı belirtmek istiyorum.

YÜKSEL ÇORBACIOĞLU (Artvin) - Sayın Bakan, Özelleştirme İdaresi neden sizden alınıp Sayın Unakıtan'a verildi?

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Diğer taraftan, kamu yönetim reformunda teftiş kurulları niye kaldırılıyor; acaba, sizin dönemdeki yolsuzlukların ortaya çıkarılmasını engellemek gibi bir niyet mi var, diye, bir... Yani, bunu söylemek için çok farklı boyutlarda bir düşünce geliştirmek lazım. Bir kere, getirilen düzenlemede, iç denetim var, dış denetim var. İç denetim dediğiniz, daha çok, hiyerarşik denetime dayalı bir denetim; dış denetim dediğiniz şey, Sayıştayın yapacağı denetimdir. Herkesin de bildiği bir gerçek var ki, teftiş kurulları, ilgili bakana bağlı olarak, onun verdiği görevler çerçevesinde incelemeler yapıyor, teftişlerde, denetimlerde bulunuyor; hatta, KİT'lerde genel müdüre bağlı olarak yapıyor; bakanlık makamı ve genel müdürlük makamının işlemleri de bu teftiş birimlerinin inceleme alanı dışında seyrediyor.

Burada, teftişin, daha doğrusu denetimin, gerçekten, yolsuzluğu, her türlü, her düzeydeki suiistimali ortaya çıkarabilmesi için, bir kere, idarenin içinden bağımsız bir niteliğe kavuşturulması lazım. Bu nasıl yapılır, asıl bunu tartışmamız lazım. Bana kalırsa, dış denetimin Sayıştay vasıtasıyla yapılacak olması, buna bağlı olarak, Sayıştayın etkinliğinin, Meclisi bilgilendirmesinin daha güçleneceğini düşünecek olursanız, idarenin dışında, ayrı bir erk olan, güç olan yasama denetiminin daha fonksiyonel, daha etkili hale getirileceği bir sisteme doğru gidiş vardır ki, asıl, yolsuzluklarla mücadele böyle olur; yolsuzlukların açığa çıkarılması, ortaya çıkarılması bu şekilde olur. Ayrı bir güç, Meclis, yasama organı; denetim fonksiyonu; altyapı, verilerin, materyallerin de ulaştırılması suretiyle, Danıştayın daha fonksiyonel hale getirilmesi suretiyle, işletilmesiyle, asıl, yolsuzlukla mücadele edilecek bir zemini oluşturacak bir düzenlemedir ve deminden beri anlattığım yolsuzlukla kurumsal mücadele paketimize de uygundur diye düşünüyorum.

Diğer taraftan "nereden buldun yasasını kaldırdılar" denildi; tartışılabilir; bir şey demeyeceğim; ama, ben de bildiğimi söylüyorum; dediğim gibi, polemik yapma niyetim yok. "Nereden buldun yasası kalktığına göre, şimdi, bu yolsuzluk yapanlara olağanüstü mal ve servet edinenlere hesabı nasıl soracağız" deniliyor. Şimdi, birincisi, bir kere "nereden buldun" veya kamuoyunda "malî milat yasası" denilen yasa kaldırıldı diye birtakım kanunî takibatların ortadan kalkacağını düşünmek yanlış. Neden yanlış; 3628 sayılı Mal Bildiriminde Bulunulması ve Rüşvet ve Yolsuzlukla Mücadele Kanununa göre hesap sorarsınız. İkincisi, karaparanın aklanmasının önlenmesiyle ilgili yasa çerçevesinde, yani, 4208 sayılı Kanun çerçevesinde de gerekli işlemler yapılabilir; yargıya gönderilebilir ve gerekli cezalar verilebilir. Üçüncüsü, bir kere, bu nereden buldun yasası hiç yürürlüğe girmedi; yani, AK Parti kaldırdı diye bir şey yok; hiç yürürlüğe girmedi.

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - Uygulayacak bakan bulamadık da onun için Sayın Bakan. Hiçbir bakan buna onay vermedi.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Niye yürürlüğe girmedi; 22.7.1998 tarih ve 4369 sayılı Kanunla bu getirildi; yani, 1998 yılında getirildi ve 1 Ocak 1999'dan itibaren...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - 1994'te geldi Sayın Bakan.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Daha önceki serüveni anlatıyorsunuz.

FERİDUN FİKRET BALOĞLU (Antalya) - Hayır... Hayır... Aynı yasadan bahsediyor.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Kayıtdışı serveti kayıt altına alacak olan malî milat uygulamasıyla 1 Ocak 1999'dan itibaren, bu kişilerle ilgili sıkı bir takibata geçilmesi öngörülüyordu; bu tarih gelmeden önce üç yıl ertelendi; yani, hiç devreye giremeden ertelendi. Bu ertelemeye göre 1 Ocak 2003'te yürürlüğe girecekti ve ondan sonra da, biz erteledik veya kaldırdık.

Şimdi, neyi anlatıyorum burada; şunu anlatıyorum: Yani, bu yasa zaten yürürlüğe girmedi; yani, kararlılıkla, değişik tarihlerde bununla ilgili konular Meclise geldiği halde neden yürürlüğe girmiyor? Geliyor, Meclis tartışıyor, kanunu çıkarıyor, sonra arkasından erteliyor. Bunun, elbette, yaşanan ekonomik krizlerle, Türkiye'den para kaçışlarıyla filan bağlantısı olduğu için, konjonktür ve zemin müsait olmadığı zaman, çok daha büyük maliyetlere katlanacağını, bir ülke, hissettiği zaman, sorumluluk taşıyan kişiler de bu maliyetlerden kurtulmak için ertelemeyi öngörüyor veya kaldırmayı düşünüyor; ama, böyle bir sorumluluk dışında teorik olarak konuştuğumuz, tartıştığımız zaman çok daha güçlü bir şekilde savunabiliriz; fakat, Türkiye gerçekleriyle ne kadar bağdaşır; bu, ayrı bir tartışma zeminidir diye düşünüyorum.

Ben, tekrar, sözlerime son verirken, böylesine uzun bir mesaiyi birlikte paylaştığımız değerli milletvekillerimize, böylesine değerli bir çalışmayı tamamlayan çok saygıdeğer komisyon üyesi arkadaşlarıma ve burada, kürsüde görüşlerini ifade eden sayın milletvekillerimize teşekkürlerimi sunuyorum ve yolsuzluğun en az düzeyde bulunduğu bir Türkiye'yi birlikte yaşama dileğiyle hepinize saygılarımı sunuyorum. Sağ olun. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2003-11-04-yolsuzluklarin-sebeplerinin-sosyal-ve-ekonomik-boyutlarinin-arastirilm (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
