# Yatırımların ve istihdamın teşviki ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hk.5084 sayılı kanun sebebiyle iller arasında oluşan haksız rekabetin giderilmesi konusunda

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim
- **Tarih:** 2 Mart 2005
- **Gündem:** YATIRIMLARIN VE İSTİHDAMIN TEŞVİKİ İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.5084 SAYILI KANUN SEBEBİYLE İLLER ARASINDA OLUŞAN HAKSIZ REKABETİN GİDERİLMESİ KONUSUNDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-03-02-yatirimlarin-ve-istihdamin-tesviki-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapi

> Abdullatif Şener (AK Parti), 2 Mart 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YATIRIMLARIN VE İSTİHDAMIN TEŞVİKİ İLE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.5084 SAYILI KANUN SEBEBİYLE İLLER ARASINDA OLUŞAN HAKSIZ REKABETİN GİDERİLMESİ KONUSUNDA); konuşma 1.565 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün üç değerli milletvekilimiz önemli konularda gündemdışı konuşma yapmışlardır; ancak, ben, son iki gündemdışı konuşma hakkında görüşlerimi belirtmek istiyorum. İkinci gündemdışı konuşma, Eskişehir Milletvekili Mehmet Vedat Yücesan tarafından yapılmıştır ve daha önce Meclisten geçen, şu anda da Meclise tekrar gönderilen bir başka teşvik yasası çerçevesinde değerlendirmelerde bulunmuşlardır.

Gerçekten, teşvik sistemi, sadece Türkiye açısından değil, her ülke açısından önemli görülmektedir. Bir ülkede yatırımları ve istihdamı artırabilmek için, hükümetler, ekonomi politikalarını yönlendirenler, bazı kararlar almaktadırlar, bazı yasal düzenlemeler parlamentoda yapılmaktadır ve yatırım iklimini iyileştirmek, yatırım potansiyelini artırmak için bir motivasyon sağlamaktadırlar.

Daha önce Meclisimizden geçen, 2004 yılında geçen ve 5084 sayılı Kanun olarak bilinen yasal düzenlemeyle, 36 il, 1 500 dolardan aşağı kişi başına millî gelir sahibi olması sebebiyle teşvik gören iller olarak düzenlenmiştir. Bu çerçevede, bu 36 ile yatırım yapacak olan yatırımcılar, bazı özendirici önlemlerle teşvike yönlendirilmişlerdir, yatırıma yönlendirilmişlerdir.

Birincisi; eğer bu illerde yatırım yapılırsa, çalıştırdıkları işçilerin ücretleri üzerinden ödedikleri Gelir Vergisini, yani, stopaj yoluyla alınan vergiyi ödemeyecekleri düzenlenmiştir.

İkincisi; SSK primleri. Yine, aynı şekilde, çalıştırdıkları işçiler üzerinden ödenen SSK primlerinin işveren payları ödenmeyecektir.

Üçüncüsü; enerji indiriminden yararlanacaklardır.

Dördüncüsü ise; bedava arsa veya arazî kendilerine tahsis edilecektir.

Daha sonra, şu anda Türkiye Büyük Millet Meclisi ilgili komisyonunda altkomisyona sevk edilen kanun tasarısında da, genel teşvik düzeni itibariyle aynı esaslar benimsenmiş; ancak, burada kriter, o illerdeki kişi başına millî gelir düzeyinin 1 500 doların altında kalışına göre değil, bir başka göstergeye göre belirlenmiştir; o gösterge de, o illerin sosyo-ekonomik gelişmişlik düzeyidir. Sosyoekonomik gelişmişlik düzeyi eksi olan iller bu kapsamda teşvikten yararlanmış olacaklardır. Bu düzenleme, Türkiye Büyük Millet Meclisi ilgili komisyonundadır. Yasalaşma sürecinde değerli milletvekillerimiz görüşlerini beyan edeceklerdir, yaklaşım tarzlarını ifade edeceklerdir ve ona göre yasalaşma süreci tamamlanacaktır; ama, bu konuda asıl önemli olan nokta, bir teşvik sistemi gündeme geldiğinde, bu teşvik sisteminin değişik boyutları itibariyle tartışma konusu olmasıdır. Bu, sadece Türkiye'de böyle değil, dünyanın her tarafında böyledir. Teşvikler, farklı mekanizmalara göre oluşturulabilir. Genel teşvikler oluşturulabilir, bölgesel teşvikler oluşturulabilir, teşvik unsurları farklı şekilde düzenlenebilir; ama, hangi teşvik sistemini benimserseniz benimseyin, dünyanın her tarafında, bu sisteme yönelik olarak, lehte birtakım argümanlarla savunulduğunu da görürsünüz, ancak, her bir teşvik sisteminin modelinin sakıncalı yönleriyle ilgili -hem literatürde hem de pratik tartışmalarda- değişik konuların gündeme geldiğini görürsünüz.

Bu çerçevede, Türkiye'de yatırımların teşvikine ihtiyaç var mıdır; evet denilmiştir. Türkiye'de istihdamın teşvikine ihtiyaç var mıdır diye sorulduğunda, buna da kayıtsız bir şekilde evet cevabını veriyoruz. O halde, bir tercihte bulunma zorunluluğu ortaya çıkmıştır ve bu tercih zorunluluğu nedeniyle de böyle bir düzenleme 2004 yılında Meclisten geçmiştir, yeni bir düzenleme de Türkiye Büyük Millet Meclisine sevk edilmiştir.

İkinci konu ise, Niğde Milletvekilimiz Mahmut Uğur Çetin'in kredi kartlarına ilişkin konuşmasıdır. Bildiğiniz gibi, kredi kartlarıyla ilgili konu son zamanlarda basının -yakından- gündemindedir, bazı sivil toplum kuruluşlarının gündemindedir; yoğun bir şekilde tartışılmaktadır. Bu kamuoyu tartışmaları, bugün, gündemdışı konuşmayla, Sayın Çetin tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna da taşınmıştır. Sayın milletvekilimizin değerlendirmelerinde, elbette, önemli tespitler var. Özü itibariyle, bu, artık, bir çerçeve kanuna kavuşmalıdır, bir yasal düzenleme yapılmalıdır ve kamuoyunda, kredi kartları etrafında yapılan spekülasyonlar ortadan kalkmalıdır şeklindedir.

Bu, gerçekten, bir ihtiyaç halini almıştır. Bu nedenle, Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurumu, banka kartları ve kredi kartları kanunu taslağı olarak bir kanun taslağı hazırlamıştır, bu taslağı kitap olarak da bastırmıştır, web sitesine de yerleştirmiştir; ancak, Bakanlığıma resmen intikal etmiş bir metin değildir. 15 Mart tarihi itibariyle, bu taslak metni, ilgili kuruluş, yani BDDK, Bakanlığımıza gönderecektir. Bu taslak üzerinde, belki, bazı düzenlemeler Bakanlığımız bünyesinde de yapılacaktır ve Bakanlar Kuruluna sevk edilecek; daha sonra, yasalaşma süreci tamamlanacaktır.

Böyle bir yasal düzenlemeye ihtiyaç var mı? Kamuoyunda tartışılan temel konu budur. Bize göre, böyle bir yasal düzenlemeye ihtiyaç vardır. Sayın Çetin'in ifade ettiği gibi, biz de aynı görüşü paylaşıyoruz. Zaten, bu, yeni bir talep olarak ortaya çıkmış değildir. 1993 yılından bugüne kadar, yani, oniki yıldır, banka kartlarıyla ilgili, kredi kartlarıyla ilgili bir çerçeve kanuna ihtiyaç olduğu ifade edilmiştir. Zaman zaman yasalaşma süreci başlatılmıştır; ancak, her seferinde, değişik gerekçelerle, değişik nedenlerle bu yasalaşma süreci tamamlanmamıştır ve yarıda kalmıştır. Şimdi, Hükümetimiz, bu konuda kararlıdır. Bir kanun çıkarılacaktır; ama, böyle bir kanunu çıkarmanın da, bence, önemli nedenleri var. Bir kere, 1993 yılındaki veya bundan üç beş yıl önceki dönemdeki koşulları yaşamıyoruz. Bugün, kredi kartı kullanımı, geçmişteki hiçbir dönemde rastlanmadığı kadar artmış ve yaygınlaşmıştır. Kredi kartı kullanımının böyle yaygınlaştığı bir dönemde, bir yasal çerçevenin bulunmamasını doğru bulmamaktayız. Nitekim, 2004 yılı itibariyle, 2004 yılının başından bugüne kadarki dönem itibariyle baktığımızda da, kredi kartlarındaki kullanım oranının, kart sayısının sürekli artmakta olduğunu görüyoruz ve bu artış da devam etmektedir. Devam eden bu artış çerçevesinde, bir yasaya ihtiyaç vardır.

Şubat 2004'te 20 653 789 kredi kartı sayısı varken, Aralık 2004 tarihi itibariyle, bu sayı, 26 681 128'e çıkmıştır; yani, bir yıl içerisinde, onbir ay içinde hatta, 6 000 000 kredi kartı kullanımı artmıştır. Buna bağlı olarak, gecikmeli hesap sayısında da artış vardır. Şubat 2004'te 517 000 gecikmeli hesap sayısı varken, Aralık 2004'te 741 000 gecikmeli hesap sayısı vardır. Toplam borç tutarı itibariyle de, yine, rakamlar artmaktadır. Şubat 2004'te toplam borç tutarı 6 trilyon lira civarındayken, bu, yine, aynı şekilde, artarak devam etmektedir. Gecikmeli hesap tutarı da artarak devam etmektedir. Gecikmeli hesap tutarındaki artışın Ocak 2005 itibariyle yüzde 8 civarında olduğunu görmekteyiz.

Diğer bir nokta, böyle bir yasal düzenlemeyi yapma gerekçesi olarak, müşteri şikâyetleri artmıştır; yani, kredi kartı kullanımıyla ilgili olarak, müşterilerin, değişik makamlara yönelttiği, yönlendirdiği şikâyetler artmıştır. Gerek Bakanlık olarak bize, gerek kendi bağlı, ilgili oldukları sivil kuruluşlara gerek BDDK'ya yönelik şikâyetlerde artış vardır. Milletvekillerimize yönelik de talepler vardır. İşte, bu taleplerin ve şikâyetlerin bir uzantısı olarak da, burada, bugün, Meclis gündemine girmiş bir konudur.

Diğer bir gerekçe yasal düzenleme yapılmasıyla ilgili: Her ne kadar bankalar VISA ve Mastercard'ın koyduğu kurallara uyuyorlarsa da, yurt içinde, herhangi bir düzenleme olmaması nedeniyle, bankalar arasında çok farklı uygulama biçimleri oluşmuştur. Buna bağlı olarak da, müşteriler, yani, kredi kartı kullananlar, bu çok farklı uygulamalardan dolayı yapıyı kavramakta güçlük çekmektedirler; buna bağlı olarak da şikâyetleri artmaktadır.

Diğer taraftan, müşterilerin yeterli bilgiye sahip olduğunu da görmediğimize göre, bir yasal çerçeve oluşmalıdır diyoruz.

Burada en önemli konu, Sayın Milletvekilimizin ifade etmiş olduğu gibi, uygulamada bankaların yapmış oldukları farklılıklardır. Bir kere, her şeyden önce, bankalar çok farklı faiz oranları uygulamaktadır. Örneğin, bankanın biri yüzde 8,95'lik aylık faiz uygulamaktadır. Bu, yıllık basit faize çevrildiği zaman, yıllık basit faiz oranı yüzde 107,4 yapmaktadır; hatta, bileşik faize girdiği zaman yüzde 185'e çıkabilmektedir. Bir başka banka ise aylık yüzde 3,88'lik bir faiz uygulamakta; yıllık faiz oranı ise, bu bankada, yüzde 46,55 olmaktadır; bileşik faiz uygulandığı takdirde bu da farklı olmaktadır.

Ben, en yüksek ve en düşük iki bankayı örnek verdim. Diğer bankalarda da bu arada birtakım farklı faiz oranları belirlenmiştir.

Burada, elbette, faiz oranları piyasada belirlenir. Müşteriler de, kendilerine en uygun koşullarda hangi bankayı görüyorlarsa, o bankaya giderler ve kredi kartlarını da oradan alırlar. Faiz oranları da piyasada belirlenir. Bu faiz oranlarına müdahale gibi bir anlayışın piyasa mekanizmasına pek uygun düşmeyeceğini söyleyebiliriz; ama, işin içinde başka anlaşılmaz noktalar vardır. Bu anlaşılmaz noktalar da; kalan bakiye borca uygulanan faizle ilgili uygulama pratiğinde bankalar arasında farklılıklar var ve bu farklılıkları müşteriler de bilmiyorlar ve kavrayamıyorlar. Örneğin, her bankanın faiz oranının farklı oluşu dışında, faizin başlatıldığı tarih farklıdır; yani, bankanın birinde faizin işlemeye başladığı tarih alışveriş tarihi olabiliyor, bir başkasında hesabın kesim tarihi olabiliyor. Başlangıç tarihleri farklı olduğunda da, ortaya çıkan toplam faizin hangi anlama geldiğini müşteri kavramakta güçlük çekiyor.

Bir başka farklı uygulama: Faizin uygulandığı tutar bankalar tarafından farklı olarak ele alınmaktadır. Bankanın biri, gelen hesap ekstresinin tamamına uygulamaktadır faizi, bunun yüzde 90'ı ödenmiş olsa bile. Bir başka bankada ise, sadece bakiye borç üzerinden faiz işletilmektedir. Bu da, anlaşılma güçlüklerini ortaya çıkarmaktadır.

Eğer bakiyeyle ilgili ödeme planına uyulmamışsa, bu sefer iş daha çok karışıyor. İşin içine temerrüt faizi, bileşik faiz gibi birtakım düzenlemeler giriyor ve de konu tamamen anlaşılmaz bir hal alıyor. Bu nedenle diyoruz ki biz, bir yasal çerçeveye ihtiyaç vardır, bir kanun çıkarmaya ihtiyaç vardır, bunu yapmalıyız diyoruz; ama, burada da, ikincil mevzuatla BDDK bunu düzenleyemez mi, bir yasal düzenlemeye neden gerek var deniliyor. İkincil mevzuatla düzenlemede konunun tam kavranamayacağı görüşündeyiz biz; çünkü, Anayasada sözleşme özgürlüğü var. Borçlar Kanununa baktığınızda, yine, sözleşme serbestisi var. Böyle bir durumda, herhangi bir yeni alanı düzenleyen kanun çıkarılmadığı takdirde, Anayasadaki ve Borçlar Kanunundaki bu sözleşme serbestisine göre iş düzenlendiğinde, sisteme bir düzen getirebilmek mümkün değildir; çünkü, banka ve müşteri arasında sözleşmenin şartlarını serbestçe müzakere edebilme koşulu yoktur, zemini yoktur. Bir iltihakî, katılımlı sözleşme mekanizması vardır. Bir taraf, yani bankalar, sözleme şartlarını belirlemektedirler. Buna, tek taraflı olarak, müşteriler, kart sahipleri imza atmaktadırlar. Belirlenen bu sözleşme şartları sayfalarca tutmaktadır, müşteri düzeyi bunu kavrayabilecek konumda değildir ve oluşan metni de tartışma imkânına sahip olmadığından, imzayı atıp, bütün yükümlülük altına girmektedir.

Burada şöyle bir ters mekanizma da var: Bankalar, Türkiye'nin en meşhur hukukçularını, bilimadamlarını, kendi haklarını koruyabilmek için tutabilmektedirler, sözleşme metinlerini onlara hazırlatabilmektedirler; halbuki, müşterilerin, normalde, bir avukat tutup, bir hukukçuyu bulup, haklarının ne olduğunu öğrenebilme imkânları da yoktur. O halde, buna sağlıklı bir çerçeve oluşturulmalıdır diyoruz; bu görüşteyiz.

Ben, vakit dolmakta olduğu için, bu taslak metnin içeriğinde hangi düzenlemeler var, buna girmek istemiyorum; ama, birincisi, kart çıkarma yükümlülükleri var, yani, kartı çıkaran bankalarla ilgili yükümlülükler var; ikincisi, kartın kullanım yükümlülükleri var; üçüncüsü, üye işyerlerinin yükümlülükleri var ve sağlıklı bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Bu düzenlemeyle -henüz, bu, tartışma safhasındadır; belki bazı kısımlar değiştirilecek, belki bazı kısımlar çıkarılacak, yeni maddeler ilave edilecektir; ama- yasalaştığı takdirde, şu anda piyasada, kamuoyunda tartışılan hiçbir konunun müphem olarak varlığını sürdürmeyeceğini söyleyebilirim.

Hepinize saygılarımı sunarım; sağ olun. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “Yatırımların ve istihdamın teşviki ile bazı kanunlarda değişiklik yapılması hk.5084 sayılı kanun sebebiyle iller arasında oluşan haksız rekabetin giderilmesi konusunda”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 2 Mart 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-03-02-yatirimlarin-ve-istihdamin-tesviki-ile-bazi-kanunlarda-degisiklik-yapi (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
