# 633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim
- **Tarih:** 27 Nisan 2005
- **Gündem:** 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HK.KAN.(SS . 870 )
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-04-27-633-sayili-diyanet-isleri-baskanliginin-kurulus-ve-gorevleri-hk-kan-s

> Abdullatif Şener (AK Parti), 27 Nisan 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 633 SAYILI DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HK.KAN.(SS . 870 )); konuşma 853 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bugün, burada, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanunda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi üzerinde görüşmelerimizi sürdürmekteyiz. Açıkçası, vekil imam-hatiplerin aday imam-hatip olarak atanmasına imkân sağlayan bir kanun teklifi üzerinde görüşmeler yapıyoruz. Böyle bir konunun Yüce Mecliste müzakereleri sırasında, üslupların gerilmesinin, yoğun tartışma ortamının yaşanmasının, hatta yüksek tonlarla konuşmaların yapılmasının, konunun inceliği, mehabetiyle bağdaşmaz bir durumdur diye düşünüyorum; çünkü, imam-hatip kadroları, ülkemizde, insanların, vatandaşlarımızın dinî vecibelerini yerine getirmelerine imkân sağlayan, İslam Dininin güzelliklerini vatandaşlarımıza anlatmaya çalışan kişileri ilgilendiren bir durumdur. Böyle olunca, konuyla bağlantılı bir yaklaşım tarzı, konuyla bağlantılı bir konuşma üslubu içerisinde olmak faydalıdır diye düşünüyorum.

Aslında, konu, AK Parti milletvekillerinden bazılarının sunduğu bir teklifin görüşülmesi ve bununla sonuç alınmasından öte, parti ayırımı yapmaksızın, hatta milletvekili ayırımı yapmaksızın, hem AK Partiye mensup milletvekillerimizin hem Cumhuriyet Halk Partisine mensup milletvekillerimizin ortak duyarlılığını ifade eden bir nitelik taşımaktadır.

Ben, uzunca bir süredir "siyasetin işlevi nedir" diye düşünüyorum ve siyasetin temel işlevinin -Türkiye koşullarında değerlendirecek olursak- toplumsal bir kültür oluşturması olduğunu değerlendiriyorum.

Zaman zaman, siyaseti, iktidara gelmek, iktidar vasıtasıyla birtakım icraatlar yapmak olarak değerlendirenler, hatta, salt bu sınırlar içerisinde görenler bulunmakla birlikte, bana kalırsa, siyasetin bundan daha güçlü bir işlevi vardır, bu güçlü işlev de toplumsal bir kültür oluşturmasıdır.

Bu, şuradan kaynaklanmaktadır: Türkiye'de en fazla konuşanlar siyasetçilerdir, en fazla dinlenenler siyasetçilerdir. Sadece Meclis kürsüsünde konuşmazlar, sadece televizyonlarda konuşmazlar; meydanlarda konuşurlar, köy kahvelerinde konuşurlar, salonlarda konuşurlar ve konuştukça, bu üslup, siyasetin konuşma tarzı, üslubu toplumda bir algılama biçimi oluşturur, bir kültürel atmosfer oluşturur.

Geçmişte, Türkiye'de, insanlarımız arasında zaman zaman gerginliklerin olduğunu biliyoruz. Sertlik, kendi vatandaşlarımız arasında, hatta, kavgalara varan, sert eleştirilere varan, birbirini yıpratmaya yönelik üsluplar ve tavırlar, siyasetin konuşma üslubundan ve tarzından da neşet etmiş, doğmuş, ortaya çıkmış bir durumdur. Tüm bunların aşılması lazım.

Artık, Türkiye yeni bir döneme giriyor, Türkiye soğuk savaş dönemini geride bırakmıştır ve artık, bu ülkenin uluslararası rekabette başarılı olabilmesi için dostluğa, kardeşliğe, sevgiye ve dayanışmaya ihtiyacı vardır.

Bu ülkede yaşayan her vatandaşımız diğeri için bir güçtür, bir dayanaktır. Bu anlayış içerisinde, hepimiz birbirimizin dostu olduğunu bilmek zorundayız, hepimiz birbirimizin gücü olduğumuzu bilmek zorundayız ve konuşma tarzımızla da vatandaşlarımız arasında karşılıklı sevgiyi, dostluğu ve kardeşliği pekiştirecek bir üslubu benimsemeliyiz. Bunun bir kültürel atmosfer haline dönüşmesini sağlamalıyız diye düşünüyorum. Buna son derecede önem verdiğimi belirtmek istiyorum.

Bakın, 12 nci ve 13 üncü Yüzyıllar, Anadolu için çok önemli bir değişim, dönüşüm dönemini ifade eder. Bu dönemde, Anadolu'da 72 millet yaşamıştır; ama, o dönemdeki tüm toplum önderleri ittifak halinde dostluğa ve sevgiye vurgu yapmışlardır. Mevlânâ o dönemde yaşamıştır, insan demiştir, insan sevgisi demiştir; Yunus Emre aynı dönemlerde yaşamıştır, yine insana ve insan sevgisine vurgu yapmıştır; Hacı Bektaş Veli aynı dönemde yaşamıştır, sevgiye, dostluğa ve dayanışmaya insanları çağırmıştır. Aynı şekilde, Ahi Evran ve diğer tüm toplum önderleri, sevgiyi temel bir kültür ve temel bir baz olarak görmüşlerdir, etraflarına sevgi halesi yaymak için çaba harcamışlardır, enerjilerini ortaya koymuşlardır; mücadelelerinin temel merkezi sevgi, saygı ve dayanışma olmuştur. İşte, sevginin ve insana duyulan saygının temel bir kültür haline dönüştüğü 12 nci ve 13 üncü Yüzyıllarda, Anadolu bize vatan olmuştur; Anadolu'nun Türkleştiği ve Müslümanlaştığı dönem, Anadolu'nun bize vatan haline geldiği dönem, sevginin, dayanışmanın temel bir kültür haline dönüştüğü dönemdir; ama, ne zaman ki, çekişmeler, insanların birbirleriyle uğraşmalarının alışkanlık haline geldiği dönemler yaşanmış, bu ülkede, o dönemler, hep bir zaaf ve güç kaybı görüntüsü olarak ortaya çıkmıştır.

Şimdi, ben, artık, siyasetin de üslubunu değiştirmesi gerektiğine inanıyorum. Eleştiri olmayacak mı; elbette olacaktır. Muhalefet, demokrasinin vazgeçilmez temel unsurudur; çünkü, iktidarlar diktatörlüklerde bile vardır, ama muhalefet sadece demokrasilerde vardır. O halde, demokraside muhalefet daha önemlidir, muhalefetin işlevleri daha ağırlıklıdır, demokrasiyi var kılan temel unsur muhalefettir. Elbette eleştirecektir, yanlışların düzeltilmesine katkı sağlayacaktır; ancak, eleştirilerin, tenkitlerin, belli bir dozda olması gerekir, belli bir bilimsel ve siyasal üslup içerisinde olması gerekir ki, bu katkı sağlasın, yanlışlar varsa, yanlış düzenlemeler varsa, bunların doğru hale getirilmesine imkân sağlasın.

Hatta, ben, şunu ifade etmek istiyorum: Sürekli her şeyi tenkit etmek, her gelen metni kıyasıya eleştirmek, doğru ile yanlışın birbirine karışmasına da sebep olmaktadır. Ben, bazen, diyorum ki, gerçekten doğru söylenen sözleri tespit edeyim, doğru eleştirileri alayım ve bunları, ben, yaptığım düzenlemelerde dikkate almak suretiyle, daha doğru şeyler yapmaya çalışayım diye düşünüyorum; ama, doğru yanlış her şeyin şiddetli bir şekilde eleştirildiğini gördüğüm, duyduğum zaman da, acaba, bu eleştirilerin hangisi gerçekten doğrudur, hangisi sadece siyaset yapmak için yapılan eleştiridir diye tereddüte düşüyorum; doğru ile yanlış birbirine karıştığı için de, maalesef, muhalefetin çok doğru söylediği sözlerden yararlanma imkânı da bulmak mümkün olmuyor. (AK Parti sıralarından alkışlar) O halde, biz, burada, doğruları yaptığımız takdirde, tüm ülkemiz kazanacaktır, hepimiz kazanacağız; yanlışlar yaptığımız zaman da, hem biz kaybedeceğiz -parti ayırımı olmaksınız- hem de ülkemiz kaybedecektir. O halde, doğruları birlikte arayalım, bulalım ve birlikte, bu doğruları gerçekleştirelim diye düşünüyorum.

Şimdi, böyle bir noktada, görüşülen kanun tasarısına baktığımda, doğrusu, konu, benim konum değil. Diyanetten sorumlu Sayın Devlet Bakanımız, dün, bu kanunun Meclis gündemine geleceğini düşünüyordu ve öyle zannediyorum, bir yurtdışı programı vardı; "salı günü -dün için- gündeme gelirse ben bulunacağım; ama, bulunamazsam, siz bulunursanız memnun olurum" dedi; o sebeple, bugün, ben buradayım. Kendisi burada olsaydı, elbette, daha doğru olabilirdi; fakat, elinde olmayan nedenlerle burada değildir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “633 sayılı diyanet işleri başkanlığının kuruluş ve görevleri hk.kan.(ss . 870 )”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 27 Nisan 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-04-27-633-sayili-diyanet-isleri-baskanliginin-kurulus-ve-gorevleri-hk-kan-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
