# Bankacılık kanunu ve cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss.997)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim
- **Tarih:** 19 Ekim 2005
- **Gündem:** BANKACILIK KANUNU VE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (SS.997)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-10-19-bankacilik-kanunu-ve-cumhurbaskaninca-bir-daha-gorusulmek-uzere-geri-g

> Abdullatif Şener (AK Parti), 19 Ekim 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BANKACILIK KANUNU VE CUMHURBAŞKANINCA BİR DAHA GÖRÜŞÜLMEK ÜZERE GERİ GÖNDERME TEZKERESİ (SS.997)); konuşma 1.406 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Sivas) - Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşmekte olduğumuz bu maddeye ilişkin olarak Sayın Cumhurbaşkanımızın tekrar görüşülme istemi gerekçesi, aslında, bu madde çerçevesinde, özel sosyal güvenlik sandıkları iştirakçilerinin, bu sandıklardan aylık alan ve gelir elde edenlerin ve bunların hak sahiplerinin özel hukuk ilişkilerinden kaynaklanan sosyal güvenlik haklarını büyük ölçüde kaybetmelerine yol açması olarak değerlendirilmektedir; ancak, hemen şunu belirtelim, muhalefet sözcülerinin benzer yöndeki iddialarına rağmen, biz, aynı kanaatte değiliz; aksine, böyle bir düzenlemenin yapılmaması, bu sandıkların gelecekte hak sahiplerinin sosyal güvenlik haklarını yerine getirememelerine yol açacaktır ve netice itibariyle de, bu yeni düzenleme, bir anlamda, hak sahiplerinin haklarını koruma niteliği taşımaktadır.

Diğer taraftan, geçici 23 üncü maddenin yeniden görüşülmesi için geri gönderilmesinin ana gerekçesi, Anayasa Mahkemesinin daha önce vermiş olduğu bir karardır. 1992 sayılı Kanunun ek 1 inci maddesine ilişkin olarak, Anayasa Mahkemesi 25.1.1977 tarihinde vermiş olduğu kararda, mezkûr kararla iptal edilen ek 1 inci maddede öngörülen hususlardan birinin, geçici 20 nci madde sandıklarının borç ve alacaklarıyla ve diğer bütün mamelekiyle devrini Anayasaya uygun bulmamıştır. Halbuki, buradaki düzenleme, söz konusu sandıkların bütün borç ve alacaklarıyla ve diğer bütün mamelekiyle devri anlamını taşımamaktadır. Borç ve alacaklarıyla ve diğer bütün mamelekiyle devri söz konusu değil, sadece, söz konusu sandıkların iştirakçileriyle, malullük, yaşlılık ve ölüm sigortasından aylık veya gelir bağlanmış olanlar ile bunların hak sahiplerinin devrini öngörmektedir. Bir başka deyişle, geçici 20 nci madde sandıklarının mameleklerine el konulmamaktadır. Dolayısıyla, bu sandıkların, isterlerse, söz konusu mamelekleriyle, devre konu iştirakçilerine 506 sayılı Kanun uyarınca sağlanması gereken haklarının ötesinde sosyal güvenlik hakkı sağlamalarına imkân tanınmaktadır.

Diğer taraftan, geçici 20 nci madde sandıklarının tamamı aktuaryel dengesizlik riski altındadır. Ülke ekonomisinde zaman zaman karşılaşılan kriz ortamının sonucu olarak bazı sandıkların faaliyetlerine son vermek zorunda kaldıkları, bunun sonucunda da bu bankalar çalışanlarının tabi olduğu geçici 20 nci madde sandıklarının da kaynakları kesilince emekli maaşı ödemesi yapamadığı görülmüştür. Bu yöndeki ilk örnekleri İstanbul Bankası ve Türkiye Öğretmenler Bankası oluşturmuştur. Bunun üzerine, 6.12.1994 tarihli Resmî Gazetede yayımlanan Bakanlar Kurulu kararı ile 506 sayılı Kanunun ek 36 ncı maddesine göre, İstanbul Bankası Personeli Sosyal Sigorta Sandığı ile Türkiye Öğretmenler Bankası Emekli Sağlık ve Sosyal Yardım Sandığı, SSK'ya devredilmiştir. Daha sonra, Tam Sigorta AŞ Memur ve Hizmetlileri Emekli Sandığı Vakfı ve Ankara Anonim Türk Sigorta Şirketi Memur ve Hizmetlileri Sağlık ve Emekli Sandığı Vakfı da aynı gerekçelerle Sosyal Sigortalar Kurumuna devredilmişlerdir.

Ülkemizde yaşanan 2001 Şubat ekonomik krizinin belirgin sonuçlarından biri, çok sayıda bankanın faaliyetine son vermek mecburiyetinde kalınmasıdır. Ekonomik kriz bankacılık sektöründe çalışan sayısının azalmasına sebep olurken, faaliyetine son verilen bankalarda çalışanlar için kurulmuş olan geçici 20 nci madde sandıkları da ilgili kuruluşun desteğini ve prim tabanlarını yitirmişler ve bu sandıklarca yapılan emekli ödemelerinin kısa süre içinde yapılamayacak hale gelmesi durumu ortaya çıkmıştır. Böylelikle, piyasa ekonomisi koşullarının egemen olduğu ekonomilerde muhtemel banka kapanmalarının, çalışanların sosyal güvenliklerinin tehlikeye düşmesi gibi büyük ve ciddî bir sosyal soruna yol açabileceği anlaşılmıştır. Ayrıca, bir güven müessesi olan bankaların siyasî otoritelerin tasarrufları sonucu kendi inisiyatifleri dışında karşılaşabilecekleri söz konusu sandıklardaki aktuaryel açıkları karşılama mecburiyetinde kalacak olmaları, aynı zamanda, bankaları esas faaliyetlerini sürdürmekte sıkıntıya sokabileceği ve bankaların genel ekonomi üzerindeki katkılarını olumsuz yönde etkileyebileceği görülmüştür. Bu sorunun aşılabilmesi için Cumhurbaşkanlığı makamının iade gerekçesindeki dayanaklarından olan Anayasanın 60 ıncı maddesi gereğince tüm çalışanların sosyal güvenliklerinin devlet güvencesi altına alınması gerekmektedir. Halihazırda bu husustaki tek istisna da geçici 20 nci madde sandıklarıdır.

Burada söylemek istediğimiz husus şudur: Bir kere, Hükümetimiz, sosyal güvenlikle ilgili olarak tek çatı altında tüm sosyal güvenlik kurumlarının birleştirilmesini öngörmektedir; yani, Sosyal Sigortalar Kurumu, Emekli Sandığı ve Bağ-Kur gibi ana sigorta kurumları tek çatı altında birleştirilirken sandıklar bünyesinde oluşan bu sosyal güvenlik kurumlarının ayrı ayrı faaliyete devam etmeleri hiçbir zaman zaten öngörülemeyecek bir husustur. Bu, sosyal güvenlik sistemiyle ilgili, Türkiye'deki mevcut sosyal güvenlik sistemiyle ilgili verilmiş bir kararın devamıdır ve uzantısıdır. Ayrıca, bu sandıkların Sosyal Sigortalar Kurumuna devredilmesi suretiyle herhangi bir iştirakçinin hakkı gaspedilmiş değildir. Burada verilen, telaffuz edilen rakamlar gerçeği ifade etmemektedir; çünkü, genel olarak sadece mevcut olan 17 sandıktan 10'u aktif bankalar bünyesinde bulunan sandıklardır ve yüzde 9'luk bir teknik senaryoya göre aktuaryel açıklarına baktığımızda, net 857 trilyon lira, bu 10 sandığın, aktif bankalar bünyesinde bulunan 10 sandığın açığı söz konusudur. Bunları ayrı ayrı değerlendirdiğimizde -vaktimiz varsa Sayın Başkan- şunları görebiliriz; Halen toplam 17 sandık vardır ve bu sandıklar incelendiğinde, sandıkların prim oranlarına öncelikle bakmamız gerekir. Buna göre, sandıklar, SSK prim oranı olan yüzde 33,5 veya bu oranın üzerinde prim toplamaktadırlar; yani, bu 17 sandıktan, SSK'nın topladığı primden daha düşük prim toplayan hiçbir sandık yoktur; hepsi ya SSK'nın topladığı prim üzerinden veya daha yüksek prim üzerinden primlerini almaktadırlar. Ayrıca, bazı sandıkların sağlık sigortası giderleri, vakfeden tarafından karşılanmaktadır. Bu durumda, bu sandıkların aldıkları prim sadece malullük ve yaşlılık sigortasına ait olarak düzenlenmektedir.

Diğer taraftan, sağladığı haklara baktığımızda bu sandıkların, toplam sandık aktif ve pasif üyesinin yüzde 70'ini kapsayan 8 vakfın yaşlılık, malullük ve ölüm aylık hesaplamasının SSK mevzuatıyla aynı olduğu görülmektedir. Aldıkları prim açısından bakıldığında, toplam sandık üye sayısının yüzde 59'una sahip 4 sandığın, mensuplarına, SSK'yla aynı faydayı daha yüksek maliyetlerle, daha yüksek primlerle sağladığı görülmektedir.

SSK'dan farklı aylık bağlama esasına sahip diğer sandıklar incelenirken de katkı oranı ve bağladığı aylık arasındaki ilişkiye bakmak gerekmektedir. Bu durumda da SSK'dan farklı aylık hesaplamasına sahip sandıkların üye sayısı bakımından yüzde 60'ını oluşturan 3 sandığın SSK'dan daha yüksek prim oranına sahip olduğu görülmektedir. Bu durumda, geçici 20 nci madde kapsamındaki personelin sosyal güvenlik hakkının genel sosyal güvenlikten daha iyi durumda olacak biçimde sağlandığı söylenemez.

Diğer taraftan, sandıkların aktuaryel dengelerine, aktif-pasif durumlarına baktığımızda, durumlarının iyi olmadığını da kesin olarak görüyoruz. Genel olarak sandıkların aktif-pasif yapısı… 1994'te bu oran 1,51 iken, sürekli olarak azalmaktadır ve 0,97'ye düşmüş bulunmaktadır 2005 yılı itibariyle.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun efendim.

DEVLET BAKANI VE BAŞBAKAN YARDIMCISI ABDÜLLATİF ŞENER (Devamla) - Dolayısıyla, aktif-pasif oranında sürekli bir olumsuz gelişme var. Tek tek sandıkların aktif-pasif yapısına baktığımızda da, bu olumsuz gelişmeyi açık, net bir şekilde görmekteyiz. Bir sandığın sağlıklı işleyebilmesi için prim gelirleriyle giderlerini karşılayabilmesi gerekmektedir. Halbuki, yine, prim gelirleriyle giderlerini karşılayan hiçbir sandık bulunmamaktadır.

Sandık denetimleri de bunu teyit etmiştir. Özellikle ilgili bakanlıkların ve kurumların teftiş kurullarınca yapılan denetlemelerde, bu sandıkların aktif-pasif yapısının bozuk olduğu belirlenmiş ve açıkça ifade edilmiştir. Cari yıl durumuna göre yapılan bu incelemelerde bile hesaplar hep olumsuz tablolar ortaya çıkarmıştır; ama, sandıkların aktuaryel raporları ve finansal sürdürülebilirlikleri incelendiğinde, daha büyük açıkların gelecekte ortaya çıkacağı açıkça anlaşılmaktadır.

Sandıkların 31.12.2004 tarihli kendi aktüerlerine yaptırdıkları teknik bilançolar incelendiğinde, finansal sürdürülebilirliğin sağlanabilmesi için yıllık yüzde 20'ye varan reel getiriye sahip olmaları gerektiği öngörülmüştür ki, böyle bir reel getirinin, artık, enflasyon oranının düştüğü, reel faiz oranlarının çok düştüğü Türkiye'nin geleceğinde mümkün olmadığı açıkça anlaşılmaktadır.

Bu sandıklar, kendi raporlarında bile, büyük çoğunluğu itibariyle aktuaryel açık veren sandıklardır. Bazı sandıklarda aktuaryel açık görülmüyor; ama, aktuaryel açığın olmadığı şeklinde raporlar düzenlenen, kendi raporlarıyla kendi durumlarını ifade eden sandıklarda da başka sorunların, hesaplarla ilgili sorunların var olduğunu görüyoruz.

Birincisi, teknik faiz oranını yüksek tuttuklarını; ikincisi, CSO 1980 mortalite tablosu yerine, 1931, 1958 gibi eski yıllara ait ölüm tablolarına göre geleceğe ait hesaplar yaptıkları görülmektedir. Halbuki 1931 yılında Türkiye'deki ortalama yaşam süresiyle, bugünün Türkiyesinde, 21 inci Yüzyılın Türkiyesindeki ortalama yaşam süresi aynı değildir. Bu teknik faiz oranlarını gerçekçi hale getirdiğimizde, mortalite tablosunu da 1931, 1958 yıllarından günümüze kaydırdığımızda, kendi raporlarında aktuaryel dengeleri bozulmamış görülen sandıkların bile tamamının aktuaryel dengelerinin bozuk olduğu ve açık olduğu açıkça anlaşılmaktadır.

Böyle bir durumda, özet olarak şunu söyleyebiliriz: Toplam, 17 tane sandık vardır. Bu sandıklardan 12'si bankalara aittir -2'si fona devredilen bankalara ait, 10'u da aktif bankalara aittir- 1'i Odalar ve Borsalar Birliğine aittir, kalanlar da sigorta ve reasürans şirketlerine aittir. Bu sandıklar, emeklilik ve sağlık hakları tanımaktadır; ancak, bu sandıklara tabi olanlar SSK'ya tabi değillerdir. Sandıklar, SSK'nın verdiği hizmetleri sağlamaktadırlar; yani, SSK'nın sunduğu hizmete ek olarak hizmet sunan sandıklar değiller bunlar. SSK hizmetlerinden mensupları yararlanmıyor; ama, sandıklar SSK'nın sunduğu hizmetleri sunuyorlar.

506 sayılı Kanundaki ek 36 ncı maddeye göre, sandıklar zaten malî güçlerini kaybettiklerinde, genel kurul kararıyla, vakfın kendi kararıyla SSK'ya devrediliyorlar; fakat, böyle bir noktayı beklemek, zararları ve maliyetleri kamunun taşıyamayacağı bir noktaya getiriyor. Geçmişte kendi kararlarıyla SSK'ya devredilen vakıf sandıkları var; fakat, bunlar öylesine yükü büyütmüşler ki, bu yük kamuya büyük maliyetler getirmiştir; onun için, aktuaryel dengeleri de bozuk olan bu sandıkların geleceğiyle ilgili yapılan perspektifler çerçevesinde -zaten sosyal güvenliği de tek çatı altında toplama diye bir temel prensibimiz var- şimdiden SSK'ya devri öngörülmektedir. Nitekim kendi isteğiyle devredilen sandıklardan Türk Ticaret Bankası Vakfı Sandığının kamuya yükü, o günkü değerle 560 trilyon lira olmuştur. Böylesine zararları büyüten ve kamunun bu zararları karşılamak için büyük külfetler altında kalacağı bir dönemi, bir yapıyı beklemenin doğru olmadığı kanaatindeyiz.

---

**Kaynak gösterme:** Abdullatif Şener (AK Parti, Sivas). “Bankacılık kanunu ve cumhurbaşkanınca bir daha görüşülmek üzere geri gönderme tezkeresi (ss.997)”. TBMM Genel Kurulu, 9. Birleşim tutanağı, 19 Ekim 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/abdullatif-sener-22-2005-10-19-bankacilik-kanunu-ve-cumhurbaskaninca-bir-daha-gorusulmek-uzere-geri-g (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
