# Küresel ısınma konusunda meclis araştırması açılmasına dair (10/351 - 10/399 - 10/417 )

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Adem Baştürk (AK Parti, Kayseri)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim
- **Tarih:** 13 Şubat 2007
- **Gündem:** KÜRESEL ISINMA KONUSUNDA MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA DAİR (10/351 - 10/399 - 10/417 )
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c146/b062/tbmm221460620352.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/adem-basturk-22-2007-02-13-kuresel-isinma-konusunda-meclis-arastirmasi-acilmasina-dair-10-351

> Adem Baştürk (AK Parti), 13 Şubat 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜRESEL ISINMA KONUSUNDA MECLİS ARAŞTIRMASI AÇILMASINA DAİR (10/351 - 10/399 - 10/417 )); konuşma 2.112 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ADEM BAŞTÜRK (Kayseri) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; küresel ısınmanın neden olduğu sorunların ve oluşturduğu riskin araştırılması, gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla hem AK Parti Grubundaki arkadaşlar hem de Cumhuriyet Halk Partisi Grubundaki arkadaşlar tarafından verilen araştırma önergesi hakkında Grubum adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanoğlu, hep birlikte bir gemideyiz, öyle düşünebilirsiniz ve insanoğlu ve tüm canlılar, saatte hızı 107.219 kilometre olan bir uzay gemisinin yolcularıdır. İnsan eliyle yapılan uzay gemilerinin aksine, dünyada canlıların yaşaması için gerekli olan su, hava ve yiyeceğe sahip olması için güneş enerjisiyle çalışan ve kimyasal maddeleri geri döndüren tükenmez bir ikmal kaynağı söz konusudur ve böylece, dünya, binlerce yıldır dengesini bozmadan yaşamaktadır.

Dünyada hayat, kalınlığı 15 kilometre olan ince bir hava ve toprak tabakasından oluşmaktadır. Yerküre içinde 6 milyar insan ve yüz elliden fazla değişik devlet bulunmaktadır. Bunun yanında, binlerce çeşit bitki, hayvan ve mikroorganizma binlerce yıldır birlikte yaşamaktadır. Bitkiler, dünya yüzünde dört yüz elli milyon yıldan beri, omurgalı hayvanlar dört yüz milyon yıldan beri ve insanlar da on bin yıldan beri bu dünyada yaşamaktadır. Biyolojik çeşitlilik, hayatı destekleyen ekolojik denge için de gereklidir. Binlerce yıldır dengeli bir şekilde hayatiyetini sağlıklı devam ettiren yerküre, sanayi devrimiyle birlikte insan eliyle tahribata maruz kalmıştır. Çevremizdeki hava, toprak ve su kirlenmiş, ozon tabakası incelmiş, iklim değişiklikleri görülmeye başlanmıştır. Bunların en önemlisi de, iklim değişikliği ihtimalidir. Çünkü, bu, diğerlerinden çok farklı olarak küreseldir. Yani, su kirliliği, ülkede su kirliliği varsa, o suyun çevresinde oturanları ilgilendiriyor. Bir Kızılırmak kirleniyorsa, Sakarya kirleniyorsa o sadece bizi ilgilendiriyor, tedbir aldığımızda temizleyebiliyoruz veya toprak kirlenmişse sadece o toprağı kullananları ilgilendiriyor ve tedbir alındığında temizlenebiliyor. Benzer şeyi, tam olmasa da, hava kirliliği için söyleyebiliriz, ama, iklim değişikliğine sebep olan sera gazları öyle değil. Sera gazları, başta söylediğim gibi, ortak bir gezegende hepimiz birlikte kullandığımız bir olgu. Dolayısıyla, tek başına ülkeler bu problemi çözemezler, çözemiyorlar ve küresel ısınmanın temel sebebi veya iklim değişikliğinin temel sebebi, atmosferde tabii denge içinde var olan karbondioksit, metan ve azotoks itlerin artmasıdır. Atmosferde bulunan bu gazlar, bu sera gazları, aslında, gerekli miktarda olması gerekiyor. Eğer bu gazlar gerekli miktarda olmasaydı, atmosfer veya dünya bugünkü sıcaklığından 30 derece daha sıcak olurdu, dolayısıyla ha- yat olmazdı. Peki, yapılan şey ne? Aslında, bunu bir battaniye gibi düşünürseniz, sera gazları, yeryüzünde, atmosfer yüzünde battaniye gibi atmosferi sarmıştır. İlave karbondioksit, ilave sera gazları bu battaniyeyi kalınlaştırıyor. Çok kabaca böyle ifade edebilirim. Dolayısıyla, o dengeyi bozuyor ve yeryüzü beklenenden ve dengeden daha fazla soğuyor veya ısınıyor.

Bugün problem, bu battaniyenin kalınlaşması -böyle ifade edebilirim- ve battaniyeyi inceltecek -öyle ifade edebiliriz- orman varlığının veya bir diğer ifadeyle yutakların azalmasıdır. Bir hesaba göre, dünyadaki ilave atılan karbondioksitin veya sera gazlarının ortamdan yutulması, alınması için Amerika kadar bir alanın ormanlaştırılması gerekiyor. Bu, çok ciddi bir rakam.

Peki, şunu da bir analiz edersek: Peki, bu sera gazları nereden ileri geliyor? Hep biliyoruz, ama çok kabaca bir söylemek istiyorum: Bunlardan bir tanesi fosil yakıtlardan geliyor ve önemlisi bu. Yani, fosil yakıtların (petrol, doğal gaz, kömür gibi) enerji maksadıyla yakılmasından kaynaklanıyor. Karbondioksit emisyonunun önemli bir kısmı buradan. Bir başka kısmı sanayiden -bunlar önemsiz- mesela çimento sanayisi ve kimyasal proseslerden çıkıyor. Bir başka kısmı ulaştırmadan çıkıyor. Hava, deniz, kara ulaşımları, bunlar yakıt kullanıyorlar. Aslında bu da bir yerde bir fosile dayanıyor. Sonra, katı atık yönetimi... Bu, bazen gözden kaçıyor. Bu çöp depo sahalarında çıkan metan, karbondioksitten daha fazla, 21 kat daha fazla sera etkisi meydana getiriyor atmosferde. Bu da önemli bir parametre. Ayrıca tarımda, tarımdaki çeltik üretimi, çeltik tarımı ve anız yakma gibi hadiseler de sera gazının oluşmasına sebep oluyor, artırıyor.

Devlet Planlama Teşkilatının Sekizinci Beş Yıllık Kalkınma Planı'ndaki verilen rakamlara göre, onun rakamlarına göre, dünyada toplam bir yılda 157 milyar ton karbon -monoksit değil- sadece karbon salımı olmakta ve bunun 153,9 milyar tonu bitkiler ve okyanuslar tarafından yutulmakta ve yılda net 3,2 milyar ton karbon atmosfere verilmektedir. Bütün mesele de burada zaten. Demek ki, ortalama 3,2 milyar milyon ton -kimden geliyor, nasıl geliyor, önemli değil- atmosfere veriliyor. Peki, bunu kim veriyor? Biraz önce CHP adına konuşan arkadaşımız, sanki, biz Kyoto Protokolü'nü imzalayınca mesele çözülecekmiş gibi bahsetti.

Bakın, rakamları -yine DPT rakamları bu verdiğim rakamlar- yine, tabii, Kyoto Protokolü ve İklim Değişikliği Sözleşmesi'nde hep 1990 yılı esas alındığı için, 1990 yılı rakamlarını söylüyorum: 1990 yılı rakamları itibarıyla, Amerika Birleşik Devletleri 1 milyar 346 milyon ton karbon -karbon- diokside çevirmek istediğinizde, bunu 3,66'yla çarpacaksınız- veriyor atmosfere. Bu, dünyadaki karbon salımlarının yüzde 23'ü, 1990 yılı itibarıyla. Batı Avrupa ülkeleri 936 milyon ton karbon veriyor, bu da yüzde 16'sı. Japonya 274 milyon ton veriyor, bu da yüzde 5'i. Toplam, gelişmiş ülkelerin dünyaya verdiği karbon veya karbondioksit emisyonu yüzde 50'yi buluyor.

Bunun dışında, gelişmekte olan ve gelişme durumunda olan ülkeler diye, Çin'i saydığımızda, Çin, 90 yılında -çok fazla değil- 620 milyon ton, yüzde 11'ini oluşturuyor; Hindistan 153 milyon ton, yüzde 3'ü, nüfusuna göre çok az; Türkiye 35 milyon ton -karbon olarak söylüyorum, tabii yine DPT rakamları; bunu karbondiokside çevirdiğimizde aşağı yukarı 130 milyon ton eder- diğer ülkeler 1.290 milyon ton -yani, bu saydığım ülkelerin dışındaki- o da yüzde 22. Türkiye, yüzde 0,5 ediyor. Toplam 5 milyar 786 milyon ton karbon emisyonunun ancak 35 milyon tonu Türkiye'den çıkıyor. Türkiye bunu sıfıra indirse, hiç bırakmasa, dünyadaki bu değişikliğe hiçbir etkisi olmaz. Bunu parantez açıp söylemek istiyorum. Sanki, Türkiye, Kyoto Protokolü'nü imzalarsa çözecekmiş gibi...

CANAN ARITMAN (İzmir) - Yapmayalım mı yani Vekilim?

ADEM BAŞTÜRK (Devamla) - Yok, ben oraya geleceğim... Geleceğim oraya... Ben sadece rakamları konuşturmak istiyorum. Yani, asıl meselenin endüstri ülkelerinde olduğunu söylemek istiyorum.

Tabii, Çin'deki gelişmeleri, Hindistan'daki gelişmeleri de dikkate aldığınızda, yine, ileriye dönük olarak ihtimaller veya ihtimal hesaplan yaptığınızda, işte, 2020 yılı itibarıyla bu ihtimal, aşağı yukarı gelişmiş ülkeler yüzde 40'a düşerek biraz azaltıyorlar, gelişmekte olan ülkelerse yüzde 29'dan yüzde 50'ye çıkarıyorlar. Çin özellikle yüzde 20'lere kadar çıkıyor.

Tabii, yine, bu, dünyadaki kalkınma hızını yüzde 2 diye alırsak eğer -yüzde 2,1- ve enerji taleplerini de yüzde 1,8 alırsak, dünya 2020 yılında 15,5 milyar ton petrol eş değeri enerji tüketecek ve bunun karbon salmımı ise aşağı yukarı 10 milyar ton olacak, yani, 5 milyar 786 milyon tonluk karbon salımı 2020 yılında, eğer, bu gidişle olursa, bu gidişle -tedbir alınmazsa- 10 milyar tona çıkacak. Tabii, burada, gelişmekte olan ülkeler biraz miktarını azaltıyor, ama, diğerleri biraz daha artırıyor ve bu mukayeseyi, biraz önce söylediğim mutlak değerleri, bir de fert başına mukayeseler şekline dönüştürdüğümde, orada da çok ciddi çarpıcı rakamlar var. Bunlar da 2003 yılı itibarıyla rakamlar: Kişi başına enerji tüketimi yılda -bu da ton petrol eş değeri olarak- Türkiye 1,12 fert başına, dünya 1,69; dünyanın ortalamasından daha da az; hele OECD ülkeleri 4,67; yani, onun neredeyse dörtte Tinden daha az. Peki kişi başına elektrik tüketimi ne kadar? Kişi başına elektrik tüketimi Türkiye'de 1.684, dünyada 2.429 ve OECD'de 8.044. Yine, enerji tüketimi açısından Türkiye, OECD ülkelerinin yine dörtte l'ine tekabül ediyor. Sera gazlarına konu olan karbondioksit emisyonunu dikkate aldığımızda, yine karbondioksit emisyonu Türkiye'de 2,87 ton, kişi başına yılda, dünyada 3,99 ton, 4 ton deyin aşağı yukarı. Türkiye, yine ortalamanın çok daha altında. OECD ülkeleri 11 ton, yılda, kişi başına.

Görüldüğü gibi, Türkiye karbondioksit salınımı bakımından hem dünya ortalamalarının hem de OECD ortalamalarının çok altında. OECD'nin çok altında, dünya ortalamasının altında ve bu sebeple de -biraz önce söylediğim karbon emisyonları sebebiyle de- son kırk yılda ölçülen karbondioksit emisyonu açısından, karbondioksit emisyonu dünya atmosferinde 310 mikrogram/metre küpten 370 mikrogram/metre küpe çıkmış. Tabii, ben burada mukayeseleri vermek istedim ki, pozisyonu görmek açısından.

Görüldüğü gibi, gelişmiş ülkeler diyorlar ki: "Bundan sonra karbon veya karbondioksit salını- mını artırmayalım." Pozisyonunu korumak istiyor. Fert başına enerji talepleri 8 bin kilovatı bulmuş ve fert başına karbon miktarı 11 tonu bulmuş ve burada diyor ki: "Biz bunu sabitleydim." Ama, buna karşılık -ve dünyanın yarısını kirletiyor, tek başına Amerika yüzde 25'ini kirletiyor- diyor ki geri kalmış ülkelere: "Siz de sabit durun." Tabii, sıkıntı burada başlıyor. Diyor ki geri kalmış ülkeler: "Biz de sizin gibi gelişmek durumundayız. En azından eşitlik isteriz."

İşte bu durumda, deminden beri konu olan uluslararası sözleşmeler gündeme geliyor. Peki, şunu da -belki arkadaşlarım söylediler ama- ben çok şey etmeden; peki, atmosferde bu sera gazı oluşursa ne türlü ihtimaller söz konusu olur? Çeşitli senaryolar üretiliyor. Biraz önceki senaryoları yazabiliriz: Aşırı sıcaklar olabiliyor, soğuyabiliyor, şiddetli yağışlar oluyor, buzullar eriyor, denizler yükselebiliyor ve herkesin hemfikir olduğu, ama, rakamda çok hemfikir olmadıkları bir konuda, 2100 yılına kadar, 2100 yılında, mesela bir senaryoya göre -aynı raporun iki değişik şeyinden söylüyorum ben; bir 2000 yılı raporu bir de 2006 yılı raporu- 2000 yılı raporunda diyor ki: "Dünya sıcaklığı l'le 3,5 derece artacak 2100 yılında." Yeni yayınlananda da "1,4'le 5,8 olduğu tahmin edilmektedir" diyor. Yani, tabii, ayrıca bu tahminleri çoğaltabiliriz: Bu ısınmanın sonucu hidrolik döngünün değişmesi, kara ve deniz buzullarının erimesi, kara ve buzul örtüsünün alansal daralması, kuraklık, çölleşme, salgın hastalıkların ve zararlarının artması gibi, dünya ölçeğinde sosyoekonomik sektörleri ve ekolojik sistemleri ve dünya sağlığını ve insan sağlığını doğrudan veya dolaylı etkileyecek önemli sonuçların ortaya çıkacağı beklenmektedir.

Peki, dünya bu gidişe seyirci mi kalacak? İşte, dünya bu noktada seyirci kalmıyor. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi ve arkasında Kyoto Protokolleri gündeme geldi biliyorsunuz ve bu sözleşmede ülkelerin ortak, fakat farklı sorumlulukları, ulusal ve bölgesel kalkınma öncelikleri, amaçları ve özel koşulları dikkate alınarak, tüm taraflara, insan kaynaklı sera gazı salınımını azaltması, iklim değişikliğinin önlenmesi ve etkilerinin azaltılması alanlarında ortak so- rumluluklar verilmiştir. Bu hükümetler arası iklim değişikliği protokolünün veya anlaşmasının temel kaideleri bunlar ve 2000 yılına kadar, 1990 yılındaki karbondioksit seviyesini yüzde 5 azaltmayı orada tavsiye ediyor. Arkadaşlarım daha önce ifade ettiler, işte, 1 numaralı liste, 2 numaralı liste diye... Türkiye önce Rio'da 1 numaralı listedeydi, gelişmiş ülkeler listesindeydi, sonra Marakeş'te bu 2 numaralı listeye alındı. Dolayısıyla, o yanlışlık düzeltildi ve bunun sonucunda şunu görüyoruz bu aradaki geçen sürede: Yani, 1992 ile 2000 arasında, bu 1 numaralı listedeki karbondioksit emisyonları yüzde 6,5 azalmış ve 2 numaralı listede, gelişmiş ülkelerdeki karbondioksit emisyonu ise yüzde 7,5 artmış, ama, başarılı olan bir grup var; o, AB ülkeleri. Orada da, AB ülkelerinde de bu aradaki sekiz yıllık sürede yüzde 3,5 azalmış.

Biliyorsunuz, yine arkadaşlarım söylediler, sera gazı salınımlarıyla ilgili, azalması yönündeki yükümlülükleriyle ilgili sözleşmeler, Kyoto Protokolü, 26 Şubat 2004'te yürürlüğe girdi. Türkiye de o Marakeş'teki düzeltmeler sebebiyle de o başlangıçtaki sözleşmenin tarafı oldu, ama, hâlâ, Kyoto Protokolü'nün tarafı değil.

Aslında, bu anlaşmalarda özel hükümler de konuyor. Mesela, Avustralya, İzlanda gibi ülkeler yüzde 10 artı almışlar 1990'a göre, ama Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ise salınım azaltma yükümlülüğü getirmişler. Bunun bir tanesi yüzde 8, öbürü yüzde 7. Avrupa Birliği, kendi içinde bir organizasyon yapmış, kendi ülkelerini düzenlemiş. Mesela, Lüksemburg 2020 yılma kadar yüzde 28 emisyonu azaltırken, Portekiz'e yüzde 27 artma imkânı verilmiş. Bu da Avrupa Birliğinin kendi içindeki düzenlemesi.

Türkiye'nin 2004 yılında imzaladığı sözleşmeye göre yükümlülükleri, sera gazı yutaklarını ve haznelerini (orman ve mera alanları) korumak ve artırmak, bu amaç için ulusal politikalar oluşturmak, uygun önlemleri almak, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekretarya- sına bildirimde bulunmak olarak sayılabilir, çok özet olarak. Bunun için Türkiye, İklim Değişikliği Koordinasyon Kurulu kurdu ve bu Koordinasyon Kurulu çalışmaya başladı ve bunun için gruplar oluştu, sekiz değişik grup oluştu ve bununla ilgili olarak da ilk ulusal bildirimi geçen yılın sonunda, bu yılın başında açıklandı, ilk İklim Değişikliği Ulusal Raporu diye, bu Birleşmiş Milletlere söz verildiği rapor. Bunlar şu anda yayınlanmış ve Çevre Bakanlığı sitesinde de var, kapsamlı ve İngilizce hazırlanmış, zannediyorum Türkçeye de çevirecekler. Bu rapora göre, 1990 yılında, biraz önce Sayın Bakan da söyledi, karbondioksit emisyonu 170 milyon ton, 2004 yılında 296 milyon ton ve bunun yüzde 76'sı enerji...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Baştürk.

ADEM BAŞTÜRK (Devamla) - .. .5,1'i tarım ve 9,3'ü atıklardan ortaya çıkmaktadır.

Türkiye, sera gazı kontrolünde, Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde- ki ortak yükümlülükler doğrultusunda kalkınma önceliklerini, hedeflerini ve artan nüfusunun ihtiyaçlarını gözeterek iklim değişikliğine karşı yürütülen küresel mücadelede yerini almayı amaçlamaktadır. Türkiye'de enerji talebindeki artışlar enerjinin doyma noktasına ulaşmadığını göstermektedir. Gelecek on yıllarda da enerji talebi artacaktır. Bu bakımdan, sera gazı azaltılmasında enerji tasarrufu, enerjinin verimli kullanılması, yeni teknolojilerin ve yenilenebilir enerji kaynaklarının yaygınlaştırılması, orman kaynağının artırılması, gelecekte yararlanılacak politika araçları ve teknolojik imkânların başında gelmektedir.

Sonuç olarak, sürdürülebilir kalkınmayla birlikte çevrenin korunması ve geliştirilmesi esas olmalıdır. Bu politikanın temel ilkesi, doğal kaynakların yönetimi, insan sağlığı ve doğal dengenin korunması şartıyla, sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması ve gelecek kuşaklara, yaşanabilir fiziksel ve sosyal bir çevre bırakılması esastır. Ülkemiz, iklim değişikliğiyle ilgili taahhütlere girerken, ülkenin doğal kaynaklarının yönetimini, sürdürülebilir bir kalkınmanın sağlanması gerektiğini, kalkınma için enerjiye mutlaka ihtiyaç duyulduğunu, enerji temini için doğal kaynak olarak su ve kö- mür dışında Türkiye'de ciddi bir kaynağın olmadığını, fert başına enerji tüketimi ve karbondioksit salınımının gelişmiş ülkelerin yaklaşık 1/3'ü ve dünya ortalamasının yüzde 70'i kadar olduğunu dikkate almak gerekmektedir.

Bu bakımdan, dünyadaki iklim değişikliklerinin ülkemize etkileri, ortaya çıkacak sonuçlar, alınacak idari ve yasal önlemlerin belirlenmesi bakımından bir Türkiye Büyük Millet Meclisi komisyonunun kurulmasının faydalı olacağı kanaatimi ifade ediyor; bu vesileyle, yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Adem Baştürk (AK Parti, Kayseri). “Küresel ısınma konusunda meclis araştırması açılmasına dair (10/351 - 10/399 - 10/417 )”. TBMM Genel Kurulu, 62. Birleşim tutanağı, 13 Şubat 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/adem-basturk-22-2007-02-13-kuresel-isinma-konusunda-meclis-arastirmasi-acilmasina-dair-10-351 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c146/b062/tbmm221460620352.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
