# Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Afif Demirkıran (AK Parti, Batman)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim
- **Tarih:** 5 Haziran 2003
- **Gündem:** DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNUN TASARISI (S.S.142)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/afif-demirkiran-22-2003-06-05-dogrudan-yabanci-yatirimlar-kanunun-tasarisi-s-s-142

> Afif Demirkıran (AK Parti), 5 Haziran 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOĞRUDAN YABANCI YATIRIMLAR KANUNUN TASARISI (S.S.142)); konuşma 2.361 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA AFİF DEMİRKIRAN (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan, 142 sıra sayılı Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Tasarısının geneli üzerinde AK Partinin görüşlerini ifade etmek için huzurunuza gelmiş bulunuyorum; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Sayın Hocamızı dinledik; esas itibariyle yabancı sermayeye karşı olmadığını ifade ettiler. Zaten, satır aralarını okuduğumuzda da, esasen, yabancı sermayeye karşı bir tavır sergilemediğini görüyoruz; ancak, bazı tereddütler ifade ettiler. Benim konuşma metnimde, eğer dikkatlice izlerlerse, esasen, o tereddütlerin birçoğunun bizim tarafımızdan da paylaşılmış olduğunu göreceklerdir ve bunlarla ilgili çözüm önerilerimizi de bulacaklardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ülkelerin ekonomik kalkınmasında ve sanayileşmesinde, doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının önemli bir rolü vardır. Özellikle Türkiye gibi kalkınmakta olan ve fakat, kalkınma sürecini belli bir ivmede tutabilmek için yeterince finansman kaynağı bulunmayan ülkeler için doğrudan yabancı sermaye, ihtiyaçtan öte, bir zorunluluktur.

Ekonomileri gelişme sürecinde olan ülkeler için, doğrudan yabancı sermaye, ev sahibi ülkeye, sermayenin yanı sıra, teknoloji, know how transferi, yönetim ve pazarlama becerileri, yeni iş imkânları, daha uygun koşullarda hammadde tedarik imkânı, ihracatta rekabet ve yeni pazarlara ulaşım imkânı sağlamaktadır. Yani, gelen yabancı sermaye, sadece sermaye olarak algılanmamalıdır ülkeler tarafından; o ülkede ihracatı geliştirir, yeni teknikler, modern yönetim teknikleri getirir ve modern teknolojiler getirir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, görüşülmekte olan kanun tasarısının önemine daha fazla vâkıf olabilmek için, dünyada ve Türkiye'de doğrudan yabancı sermaye yatırımlarının durumunu, ardından, Türkiye'deki yatırım ortamını ve yatırımların önündeki engelleri ve çözüm önerilerini Yüce Heyetinizle paylaşmak istiyorum.

Uluslararası doğrudan yabancı sermaye, devamlı artış trendi göstererek, 1980'li yıllarda 50 milyar dolar civarındayken yılda, 1990'lı yıllarda 300 milyar dolarlara çıkıyor ve 2000 yılında ise 1,36 trilyon dolar; 2000 yılında dünyada dolaşan yabancı sermaye miktarı, yabancı yatırım miktarı 1,36 trilyon dolardır.

Dünya çapında yabancı sermaye stoku ise 1980'lerin başında 700 milyar dolardır. 1990'a geldiğimiz zaman, bu stok, 1,4 trilyon dolara ve 2000 yılına geldiğimizde de 6,3 trilyon dolara ulaşmıştır.

Bölgesel etkilenmeleri hariç tutarsak, 1998 yılı Asya krizi, Rusya'daki ekonomik ve finansal kriz ve bunun Latin Amerika ülkelerindeki yansımaları, dünya genelinde mal, üretim ve ticaret fiyatlarındaki düşüşler, banka kredilerindeki azalmalar, portföy yatırımları ve özelleştirme hareketlerindeki azalma gibi ekonomik olumsuzluklara rağmen, dünyadaki yabancı sermaye hareketleri 2000 yılına kadar artış göstermiş ve daha önce de ifade ettiğim gibi, 2000 yılında 1,36 trilyon dolar seviyesine ulaşmıştır; ancak, bu miktarın 1 trilyon doları gelişmiş ülkelerin kendi arasında olmuştur; sadece 238 milyar doları gelişmekte olan ülkelere kaymıştır.

1990'lardaki hızlı çıkışın ardından, büyük ekonomilerde yaşanmaya başlanan durgunluk ve ardından 11 Eylül olaylarıyla da bu durgunluğun derinleşmesi ve doğrudan yabancı yatırımların lokomotifi olan şirket birleşme ve satın almalarının yavaşlaması sonucu, 2001 yılında, dünyadaki toplam doğrudan yabancı yatırım miktarının 745 milyar dolara ve henüz kesin olmamakla beraber, 2002 yılında da 580 milyar dolara gerilediği varsayılıyor.

Esasen, trende baktığımız zaman geçmişten bu yana, her on yılda bir sinüsoidal eğri çizdiğini görüyoruz yabancı sermayenin ve on yılda bir, bir düşüş yapıp, ondan sonra, ardından tekrar çıkış yapmaktadır ve önümüzdeki beş yıl içinde, doğrudan yabancı sermaye miktarının tekrar 2000'li yıllardaki seviyesine ulaşacağı tahmin edilmektedir.

Economist Intelligence Unit tarafından yayımlanan yıllık dünya yatırım tahminlerine göre, dünyadaki yabancı sermaye hareketlerinin 2003 yılından itibaren artmaya başlayacağı -biraz önce ifade ettiğim gibi- ve 2006 yılında tekrar 1 trilyon dolara ve 2007 yılında 1,2 trilyon dolara yükseleceği varsayılmaktadır. Onun içindir ki, bu tasarının, bugün burada kanunlaşması, çok büyük bir ehemmiyet kazanıyor; çünkü, son bir iki senedir düşüşe geçmiş olan yabancı sermaye hareketleri tekrar çıkış trendine geçecektir ve özellikle, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerindeki özelleştirme hareketleri ve oralardaki yatırım ihtiyaçları ağırlıklı olarak karşılanmış olduğu için, Türkiye, dünyada dolaşan bu yabancı sermayeden çok rahatlıkla arzu edilen kadar nasibini alabilecektir.

Yabancı sermaye hareketlerindeki bu müthiş küresel gelişme, 60 000'i aşkın çokuluslu şirket ve bunların 800 000'i aşkın iştirakleri tarafından yapılmaktadır.

Dünyadaki doğrudan yabancı sermayenin hareketine baktığımız zaman, yüzde 70-75'i gelişmiş ülkelere yapılmaktadır; ancak, gelişmiş ülkeler, ithal ettikleri yabancı sermayeden fazlasını da ihraç etmektedirler. Buna bir misal olarak, Avrupa Birliği, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya, 2000 yılında, toplam doğrudan yabancı sermayenin yüzde 72'sini ithal etmiştir ve fakat, aynı ülkeler, 2000 yılında, dünyadaki yabancı sermaye hareketinin yüzde 82'sini de ihraç etmişlerdir. Avrupa Birliği, yalnız başına dünyadaki yabancı sermayenin yüzde 50'sini almaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dünyadaki bu gelişmelere rağmen, ülkemize bugüne kadar giren doğrudan yabancı sermaye miktarı, maalesef, pek iç açıcı rakamlarda değildir.

Türkiye'de 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanunu -biraz önce de Sayın Kepenek tarafından ifade edildi- 1954 yılında yürürlüğe girmiştir. Bu kanun, esas itibariyle, oldukça liberal bir hüviyettedir gerçekten. Hatta, değişik zamanlarda 6224 sayılı Kanunun günün gelişen koşullarına uyarlanması hususunda çalışmalar yapılmış ise de, her defasında kanunun liberal vasfını muhafaza ettiği görülmüş ve gelişen ihtiyaçlar ikincil mevzuat yoluyla çözümlenmeye çalışılmıştır.

Bugün dahi, 6224 sayılı Kanun oldukça liberal bir içerikte olduğu halde, yatırım ortamının geliştirilmesine yönelik reform çabalarında ortaya çıkan yeni kavram ve uygulamaların karşılanabilmesi ve yatırımcıların uluslararası standartlarda korunması amacıyla -ki, bu kanun tasarısının gerekçesinde aynen bu ifadeler mevcuttur- bugün görüşeceğimiz Doğrudan Yabancı Yatırımlar Kanunu Tasarısı Yüce Meclisin gündemine getirilmiştir. Bu kanun tasarısı, ülkemizin, uluslararası yatırımcılara yönelik eşitlikçi ve liberal yaklaşımını yansıtmakta ve yatırımcıya, açık ve anlaşılır mesajlar vermektedir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; peki, ülkemiz, esasen, uluslararası doğrudan yabancı yatırımcılar için cazip bir ülke midir? Evet diyorum; Türkiye, uluslararası doğrudan yabancı yatırım için cazip bir ülkedir; çünkü, Türkiye, coğrafî konumu itibariyle, Avrupa, Ortadoğu ve Ortaasya arasında kalan bölgede önemli büyüklükteki pazarlar ile satın alma gücü yüksek olan bölgeler arasında mükemmel bir ekonomik geçiş kapısıdır. Ülkemiz, gerek bu coğrafî konumu gerek Ortadoğu ve Ortaasya ülkeleriyle olan tarihî ve kültürel bağları nedeniyle ve Avrupa ailesine dahil olma çabalarıyla, Doğu ve Batı arasında gerçek bir köprü konumundadır. Türkiye, bu stratejik, politik, ekonomik ve coğrafî konumuyla, iki yönlü ürün ve hizmet trafiğini sağlama potansiyeline ve kapasitesine sahiptir. Ülkemiz, Doğu ve Batı arasındaki mal ve hizmet trafiğini kontrol ve yönetme imkânı yanı sıra, doğrudan yabancı yatırımcılar için oldukça cazip gelen 70 000 000'luk bir içpazara, kalifiye ve ucuz işgücüne, güçlü ve rekabetçi yapıdaki yerli firmalara ve gelişmiş haberleşme, ulaştırma altyapısına sahiptir.

Eğitimli işgücü temin edebilirliği bakımından Türkiye, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinden, hatta yabancı sermaye girişinde oldukça başarı sağlamış olan İrlanda'dan dahi daha iyi konumdadır.

Yetkin üst düzey yönetici bulanabilirliği açısından Türkiye, dünya sıralamasında 8 inci sırada yer almaktadır; yani, biraz önce Sayın Hocamın ifade ettiği gibi, yabancı teknisyenler gelip Türkiye'yi doldurmayacaklar. Esasen, Türk teknisyenleri, Türk mühendisleri, Türk insanı eğitilmiştir ve bunlar, Türkiye'nin eğitilmiş işgücü, biraz önce ifade ettiğim gibi, dünya klasmanında 8 inci sırada gelmektedir.

Öte yandan, yerel sanayiin rekabeti itibariyle, 59 gelişmiş ve gelişmekte olan ülke arasında 20 nci sırada yer alan ülkemizde, oldukça güçlü ve rekabetçi yerli sanayi firmaları vardır. Bunu teyiden, Türkiye'de üretilen tüketim mallarının yüzde 26'sı, aramalların yüzde 17'si ve yatırım mallarının yüzde 33'ü ihraç edilmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ancak, tüm bu avantajlara, çekici unsurlara ve daha önce ifade ettiğim gibi, günün koşullarına göre oldukça liberal bir içerikte olan Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununa rağmen, Türkiye, yabancı sermaye çekmede, hiçbir zaman, arzu edilen ve olması gereken başarıyı sağlayamamıştır.

Bu olayın tarihsel bir sürecine bakarsak, 1980 yılına kadar, Türkiye, gelişmekte olan birçok ülke gibi, içe dönük bir ithal ikamesi stratejisi yürütmüştür. Bu dönemde ithalatın rekabeti fiilen mümkün olmadığı gibi, rekabet, içpazarda bile KİT'lerin sübvansiyonuyla bastırılmış durumdaydı. Hal böyle olunca, 6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun yürürlüğe girmiş olduğu 1954 yılından 1980 yılına kadar yurdumuza gelen fiilî yabancı yatırım miktarı toplamı, ancak 240 000 000 dolara ulaşabilmiştir.

Bu dönemde yurdumuza gelen yabancı sermaye yatırımları, ağırlıklı olarak yerli hammaddeye dayanan ve yerli pazara hitap eden ucuz maliyetli yatırımlar şeklinde olmuştur; ancak, 1980 yılı ocak ayında, Türkiye, özel sektöre dayalı kalkınma modeli ve öncülüğünü özel sektörün yaptığı ihracata yönelik bir ekonomik dengeleme ve yapısal düzenleme programını uygulamaya aldı; bu, hepimizin malumudur.

Bu ekonomik istikrar programı, bir dizi reformun yanı sıra, esnek bir kur politikası, ihracat teşvik önlemleri, faiz oranlarının serbest bırakılması ve ithalatın serbest bırakılmasını içeriyordu. Bu yapısal reformlara ilaveten, kambiyo mevzuatı, gümrük vergi oranlarının tedricen düşürülmesi, Türk Lirasının konvertibiliteye geçişi sonucu oluşan ekonomik ortam, bir yandan içeride rekabetçi bir sanayiin gelişmesini, öte yandan ithal ikamesi yerine ihracata dayalı bir ekonomik sürecin oluşmasını sağlamıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; böyle bir ortam, yabancı sermayenin dikkatinden kaçmadı ve her yıl artan bir trentle ülkemize gelen yabancı sermaye miktarı, 1990'lı yılların başına kadar artarak devam etti ve 1990'lı yılların başında 1 milyar dolara kadar ulaştı; ancak, yabancı sermaye girişindeki bu gelişmede, 1980 yılında DPT bünyesinde yeniden organize olan ve "one-stop agency" olarak faaliyet gösteren Yabancı Sermaye Dairesinin gayretli, güven verici uygulamalarının ve tanıtım faaliyetlerinin rolünün de unutulmaması gerekir. O zaman görev alan arkadaşlarımızdan bir kısmı halen buradalar. Dolayısıyla, tüm avantajlarına rağmen ülkemiz -2000'li yıllardaki Aria gibi, GSM özelleştirme gelirlerini saymaz isek- bugüne kadar, yabancı sermaye girişi açısından durağan bir dönem geçirmiştir.

Türkiye'de ekonomik ve politik istikrarsızlık sürerken, demirperdenin yıkılması, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinin açılımı, Avrupa Birliğine coğrafî yakınlıkları yanı sıra, bu ülkelerin hızlı ve kapsamlı reformlar gerçekleştirmeleri, enflasyonu yenmede başarılı olmaları ve doyuma ulaşmamış pazarlara sahip olmaları gibi nedenlerle Türkiye'nin beklediği yabancı yatırımlar bu ülkelere yöneldi.

Sonuç itibariyle, 1990 yılından bugüne kadar ülkemize gelen yıllık doğrudan yabancı yatırım aşağı yukarı sabit kalırken, o zamandan beri dünya genelinde doğrudan yabancı sermaye miktarı en az 4-5 misli artış göstermiştir. Halen ülkemize gelen doğrudan yabancı sermaye yatırım miktarı gayri safî millî hâsılanın yüzde 0,4'ü seviyesindedir. Bu oran, Macaristan'da ve Çek Cumhuriyetinde yüzde 4 civarında, Polonya'da ise yüzde 2 civarındadır. Öte yandan -biraz önce Sayın Hocamın da ifade ettiği bir rakamı tekrar ifade edeceğim- 2000 yılında Türkiye'de fert başına doğrudan yabancı sermaye yatırımı 15 dolardır. Bu rakam, İrlanda'da Türkiye'nin 272 misli, Polonya'da 17 misli, Angola'da 10 misli ve Bulgaristan'da 8 mislidir. Angola bile, Türkiye'den, fert başına 10 misli daha fazla yabancı sermaye almaktadır ve maalesef, 2002 yılında fert başına doğrudan yabancı sermaye girişi 10 doların da altına düşmüştür. 2000 yılındaki rakamlar, tabiî, 2002'ye doğru geldiğimizde, maalesef, aşağı doğru gidiş göstermiştir.

6224 sayılı Yabancı Sermayeyi Teşvik Kanununun yürürlüğe girdiği 1954 yılından, Ocak 2003 tarihine kadar ülkemizde 6 431 yabancı sermayeli firma kurulmuş olup, bu firmaların almış oldukları izin miktarı 35 milyar dolardır; ancak, fiilî gerçekleşme 16 milyar dolar olmuştur. Tabiî ki, bunların da sebepleri var; biraz sonra onlara da değineceğim.

Bu doğrudan yatırım izinlerinin yüzde 53'ü imalat sektörüne, yüzde 44'ü hizmetler sektörüne, ancak yüzde 1'i madencilik sektörüne ve yüzde 2'si de tarım sektörüne gelmiştir. Bugüne kadar verilen doğrudan yabancı sermaye izinlerinin yüzde 65'i Fransa, Hollanda, Almanya, ABD ve İngiltere menşelidir; yüzde 65'i 5 ülke menşelidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; global sermayenin ülkemize gelmekte çekingen davranmasının önemli nedenlerinden biri de, yatırımların önündeki idarî ve bürokratik engellerdir; esas problem de, biraz, burada yatmaktadır.

Türk hükümetinin talebi üzerine, Dünya Bankası ve IFC'nin (Uluslararası Finans Kurumunun) ortak bir kuruluşu olan Yabancı Yatırımlar Danışmanlık Kurumu -FIAS kısa ismiyle- (Foreign Investment Advisory Service) "Türkiye'de yabancı yatırım ortamı analizi ve yatırımların önündeki idarî engeller" raporu hazırlamış ve 2001 yılında bu raporu ilgili makamlara teslim etmiştir. Bakın, bu raporda neler ifade edilmektedir; birkaç tanesini beraberce değerlendirelim:

Raporda, "Diğer ülkelerin sunduklarıyla karşılaştırıldığında, yatırımcılar, Türkiye'yi doğrudan yabancı yatırım için cazip bulmamışlardır" denilerek, bunun başlıca nedenlerinin, makro ekonomik ve politik istikrarsızlık, özelleştirme ve diğer ana reformların yavaş seyretmesi, karmaşık ve yüksek maliyetli vergi sistemi olduğu ifade edilmektedir.

Raporda, ayrıca, gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, ülkedeki mevcut yabancı firmaların, hatta, yerli firmaların mevcut koşullarda iç pazara dahi üretim yapmakta zorlanacakları ve ithalatla rekabet güçlerini kaybettikleri ifade edilmektedir. Gerçekten, Türkiye'deki yerli firmaların, özellikle son on yılda yurt dışında yatırım yapmayı tercih ettiklerini gözlemlemekteyiz. 1980'lerde Türkiye'den yıllık yabancı sermaye çıkışı 50 000 000 doların altındayken, 1990-1995 arası yıllık ortalama 120 000 000 dolara, 1995-1999 arası yıllık ortalama 375 000 000 dolara ulaşmıştır ve 2000 yılında da yurtdışına 1 milyar dolar sermaye çıkmıştır.

Değerli arkadaşlar, tabiî ki, Türkiye'den sermaye çıkışı, esasen kaçış değil ise, dışarıda yatırım yapıp, yeni pazarlara giriyor ve oradan sağladıklarıyla Türkiye'ye yeni yeni yatırımlar yapılacak ise, bunu memnuniyetle karşılarız. Ancak, burada olan hadise, bir kaçıştır; 2000 yılında, Türkiye'deki yatırım ortamından bir kaçış olarak 1 milyar dolar yurt dışına gitmiştir.

FIAS'ın raporuna göre, yatırımcıların tespit ettiği problemlerin başında, idarenin hizmet yönlendirmesi yerine, yatırımcılar üzerindeki yoğun baskı ve kontrolü, devlet birimleri arasındaki koordinasyon eksikliği, mevzuatın karmaşıklığı ve sık sık değişikliğe uğraması gelmektedir.

Öte yandan, Dünya Ekonomik Forumu tarafından hazırlanan Global Rekabet Raporuna (Global Competitiveness Report) göre, Türk iş ortamının rekabet gücünün önündeki en önemli dezavantajlardan biri, bürokrasideki kırtasiyecilik olarak ifade edilmiştir. Çok ilginçtir, bu rapora göre, Türkiye'deki yatırımcılar, yöneticilik zamanlarının yüzde 20'sini kamu kurumlarının düzenlemeleri ve idarî muamelelerle uğraşarak harcadıklarını ifade etmektedirler. Bu oran, Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde yüzde 8, Latin Amerika içinse yüzde 4'tür.

Ayrıca, on yıllardır, gelecek yıl düşeceği ümit ve iddia edilen yüksek enflasyona rağmen, Türkiye'de halen bir enflasyon muhasebesi yoktur ve bu da, yatırımcılar için caydırıcı bir unsur olarak süregelmiştir.

Yatırımcıların bir iddiası da, şeffaf olmayan ve uzun süren bürokratik işlemlerin hızlandırılması -dikkatinizi çekmek isterim- ve sonuçlandırılması için çeşitli isimler altında yaptıkları gayrikanunî ödemelerin...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

AFİF DEMİRKIRAN (Devamla) - ...proje gelirlerinin yüzde 1'ini bulduğu, hatta, bu dolaylı ve doğrudan ödemelerin bazen proje bedelinin yüzde 10'una kadar çıktığıdır. Birçok firma -sadece yabancı firmaları kastetmiyorum, yerli firmalarımız da- eğer İstanbul'da ise, başka yerdeyse, Ankara'da işlerini takip edecek, bir yerlerle bağlantıları sağlam insan çalıştırma gayreti içerisine giriyorlar. İşte, sıkıntılarımızdan önemli bir tanesi de budur.

Şirket kuruluşundan itibaren, gayrimenkul alımı, çeşitli izin ve ruhsatlar, gümrük muameleleri, çalışma ve oturma izinleri gibi işlemlerin, başka ülkelerle mukayese edildiğinde, hem çok fazla teferruatta oldukları hem de aşırı zaman aldıkları gözlenmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; doğrudan yabancı sermaye, gelişmekte olan birçok ülke tarafından, ekonomilerinin gelişimi için katalitik bir araç olarak algılanmaktadır. Ancak, Türkiye, hiçbir dönemde, doğrudan yabancı sermayeyi, ulusal ekonomi gelişme stratejisinin bir unsuru olarak algılamamış ve mevcut avantajlarını da dikkate alarak bir program geliştirmemiştir. Gerekçede bu husus vardır ve tasarı, bu amaçla hazırlanmıştır. Öte yandan, Türkiye'de, kanun ve mevzuatların içeriğinde bazı boşluklar olsa bile -mevcut kanunlardan bahsediyorum- esas sorun, mevcut mevzuatın uygulanmasındaki eksiklik ve zafiyetten kaynaklanmaktadır; yatırımcının önündeki engeller.

Fikrî mülkiyet haklarıyla ilgili yasanın eksiksiz uygulanmaması, Tahkim Yasasının uygulanmasına yönelik ikincil mevzuat eksikliği, yargı kararlarının uygulanmasındaki ve yaptırımındaki eksiklikler, yargı sürecinin çok uzun sürmesi, yasaların yayımı ile uygulama mevzuatının çıkması arasında geçen uzun zaman gibi faktörler, önceden belirlenemeyen yasal çerçeve imajının oluşmasına sebep olmaktadır Türkiye'de. Bu durum, özellikle ihracata yönelik yatırım yapan yatırımcıların, yasal çerçevenin daha güvenilir ve daha belirgin olduğu ülkelere gitmelerine sebep olmaktadır.

Yatırımcının görmek istediği bir başka husus da, devlette devamlılık ve ahde vefa ilkesine tam anlamıyla riayet edilmesidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Afif Demirkıran (AK Parti, Batman). “Doğrudan yabancı yatırımlar kanunun tasarısı (s.s.142)”. TBMM Genel Kurulu, 90. Birleşim tutanağı, 5 Haziran 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/afif-demirkiran-22-2003-06-05-dogrudan-yabanci-yatirimlar-kanunun-tasarisi-s-s-142 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
