# Bölgemizdeki gelişmeler ve suriye konusu hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 24. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Davutoğlu (AK Parti, Konya)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim
- **Tarih:** 26 Nisan 2012
- **Gündem:** BÖLGEMİZDEKİ GELİŞMELER VE SURİYE KONUSU HAKKINDA
- **Tutanak (TBMM):** https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=17561
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-davutoglu-24-2012-04-26-bolgemizdeki-gelismeler-ve-suriye-konusu-hakkinda

> Ahmet Davutoğlu (AK Parti), 26 Nisan 2012 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÖLGEMİZDEKİ GELİŞMELER VE SURİYE KONUSU HAKKINDA); konuşma 1.237 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Konya) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yüce Meclisi ve heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Bölgemizdeki gelişmeler ve Suriye konusu bir yıldan uzun bir süredir dış politikamızın öncelikli gündem maddeleri arasında yer almaktadır. Hükûmet olarak yoğun bir mesai sarf ettiğimiz bu konu hakkında yüce Meclisimize her fırsatta bilgi sunmaya gayret ediyoruz. Bugün bu nedenle huzurunuzda bulunuyorum. Suriye konusunda izlediğimiz politikanın anlaşılması için öncelikle bazı değerlendirmelerimizi paylaşmakta yarar görüyorum.

Tarihin akışının hızlandığı bir dönemden geçiyoruz. İçinden geçtiğimiz bu dönemin belirleyicisi Orta Doğu’da yaşanmakta olan, kökeninde toplumsal hareketlerin yer aldığı kapsamlı uyanış ve siyasi dönüşüm sürecidir. Dolayısıyla, Suriye’de yaşananlar bu kapsamlı dönüşümün parçasıdır ve boşlukta cereyan etmemektedir. Statükonun duvarlarının yıkıldığı bu sürecin sonunda bu bölgedeki devlet ve iktidar anlayışında ve beşerî coğrafyada köklü değişiklikler yaşanması, yeni bir düzenin -bir barış düzeninin- kurulması kaçınılmaz hâle gelmiştir. Geniş halk kitleleri kendilerini yönetenler ile aralarındaki ilişkinin meşruiyet temelinde sürmesi ve rejimlerin halkın iradesine dayanması için seslerini yükseltmişlerdir, yükseltmeye devam etmektedirler.

Bölgede bir yılı aşkın süredir yaşananlar bu coğrafyada yönetenler ile halklar arasındaki ilişkinin ancak ve ancak meşruiyet zemininde yürüyebileceğini göstermiştir. Meşruiyetini halkın iradesine değil, sahip olduğu kaba kuvvete dayandıran iktidar anlayışlarının sonunun geldiği ortaya çıkmıştır. Tarihin akışı bellidir, özgürlük, adalet ve eşitlik arayışının ikamesi yoktur. Kendi halkının bu arayışına cevap veremeyen rejimler er ya da geç ya değişecek ya da yıkılacaktır. En önemlisi de bu talepler doğrudan sokaktaki insandan gelmektedir. Yaşananları, dışarıdan empoze edilen planlarla, komplolarla izah etmeye çalışmak her şeyden önce bu onurlu bölge insanına hakarettir. Onlara “Siz tarihte bir özne değilsiniz, siz kendi iradenizle bir süreci başlatamazsınız, yürütemezsiniz.” demektir.

Beşerî coğrafya bağlamında bir diğer önemli hususa daha dikkat çekmek istiyorum. Orta Doğu bölgesinde uzun yıllar boyunca statüko adına hürriyet, adalet ve çoğulculuk feda edilmiştir. Nitekim azınlık diktalarının yaptıklarının faturası, bir diğerini öteki ve hasım gören etnik ve mezhep temelli bir siyaset anlayışı olarak bugün karşımıza çıkmaktadır. Bu anlayışın jeopolitik çıkara ve güç dengesine dayalı bir politikayla birleşmesi durumunda Orta Doğu’da bugüne kadar gördüklerimizden çok daha vahim ve bölgenin geleceğini tehlikeye sokacak bir çatışma ve kaos döneminin başlaması kaçınılmaz olacaktır. Böyle bir senaryodan herhangi bir ülkenin, mezhebin veya toplumun kazançlı çıkması ise imkân ve ihtimal dâhilinde değildir. Bölgedeki olağanüstü değişim sürecinde izlediğimiz politikanın ana hedefi bu vahim tablonun gerçekleşmesini önlemektir.

Temel ilkelerimiz de açıktır. Biz, azınlık diktalarının değil, kendi geleceğine sahip çıkmak isteyen halkların yanındayız. Biz, bu coğrafyada hakkı kuvvete feda eden ve çıkar mülahazasını bütün değerlerin önüne koyan bir anlayışa karşıyız. Biz, kan bağına, ırka, dine veya mezhebe dayalı her türlü kutuplaşmayı, etnik ve mezhep temelli siyaseti peşinen reddediyoruz. Bizim için bu coğrafyada etnik ve mezhep farklılıkları tehdit değil zenginliktir. Zira biz, evrensel ve demokratik değerler zemininde bir siyaset anlayışını savunuyoruz. Bölgemizdeki sorunları diyalog ve uzlaşma yerine, çatışma ve kaba kuvvetle çözmeye çalışan her türlü yaklaşımı da baştan reddediyoruz. Adalet, hak, akıl ve mantık eksenli evrensel değerleri temel alan bir felsefeyle hareket ediyor, bu coğrafyanın geleceğine sahip çıkmaya çalışıyoruz. Bizim tek optiğimiz insanlıktır. Biz, dini, etnik kökeni veya mezhebi ne olursa olsun bölge insanına baktığımızda karşımızda sadece yaratılmışların en şereflisi olan insanı görürüz, dostlarımızı görürüz, kardeşlerimizi görürüz. Suriye’de bugüne kadar izlediğimiz ilkeli siyasetin anlaşılması için bu genel yaklaşımımızın bilinmesi elzemdir. Bu temel felsefeyi anlamayanlar, bakıp da görmek istemeyenler, Suriye politikamızı idrak problemi yaşamaktadır.

Suriye’deki durum bağlamında en başta söylenmesi gereken şudur: Bugün Suriye’nin içinde bulunduğu durumun, yaşanmakta olan insanlık dramının müsebbibi de, faili de Suriye rejiminin bizatihi kendisidir. Bir yılı aşkın süredir binlerce ölüm ve kayıplara rağmen hâlâ kendi onurunu korumaya çalışan ve demokrasi talebini sürdüren Suriye halkının dışarıdan yönlendirildiğini savunmak, kaynağı Suriye dışında aramak beyhudedir, yanlıştır, Suriye halkına karşı da haksızlıktır. Zira, fail de, sorumlu da, özgürlük, adalet ve hak arayışından başka hiçbir talebi olmaksızın meydanlara inen halka kurşun sıkan, masum insanlara karşı tank, top, tüfek kullanma emri veren totaliter Bass’çı zihniyettir. Suriye’deki gelişmeler ne dün ne de bugün sadece bir Suriye meselesi olmuştur. Suriye’deki durum, her şeyden önce, bir insanlık meselesidir. Katledilen bir masumun hakkını aramak, zulme karşı gür bir sesle “Yeter, dur.” demek, insanlık, vicdanın gereğidir, inandığımız değerlerin gereğidir. Zulme karşı haykırmak, AK PARTİ’nin ve AK PARTİ İktidarının şiarıdır, her yerde şiar olmuştur, şiarı olmaya devam edecektir; Suriye bağlamında da yaptığımız budur. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

Suriye’deki gelişmeler özünde bir bölgesel barış ve güvenlik meselesidir. Kendi halkıyla savaşan Suriye rejimi, bölgesel istikrar, barış ve güvenliğe yönelik bir tehdit hâlini almıştır. Suriye’de halkın taleplerini dikkate almayan statükonun devamı tüm bölgeyi kuşatacak bir kaos ve çatışma ortamı oluşturacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün geldiğimiz nokta itibarıyla Suriye’deki gidişatın başlıca üç açıdan değerlendirilebileceğini düşünüyoruz. İlk açıdan, ilk perspektiften temel amacımız insanlık vicdanı ve evrensel değerler ile ulusal çıkarlarımız arasında optimum dengeye dayalı politikamızı sürdürmektir. Zira, biz, ulusal çıkarımızı inandığımız değerlerle birlikte tamamlıyoruz. Ne ulusal çıkarlar adına insanlık ve vicdanın gereği olan değerlerden fedakârlık ederiz ne de bu değerlerle ulusal çıkarlarımızı çelişkili görürüz. Bu değerleri ne kadar savunursak ulusal çıkarımızı da o kadar maksimize ederiz.

İkincisi, Türkiye’nin etrafında bir barış, istikrar, güvenlik ve refah kuşağı oluşturmaktır. Bu itibarla, Suriye’de halka yönelik şiddetin durması ve mezhepsel bölünmeleri körükleyebilecek bir kaosun ve iç savaşın engellenmesi için çalışıyoruz. Suriye halkının temel hak ve hürriyetlerinin güvence altına alındığı, dinî, mezhebî ve etnik kökeni ne olursa olsun tüm Suriye vatandaşlarının eşit haklara sahip olduğu tam demokratik bir sisteme geçilmesi talebini, Suriye halkının bu talebini destekliyoruz, desteklemeye devam edeceğiz. (AK PARTİ sıralarından alkışlar) Suriye’de barış ve istikrar Bass rejimiyle değil ancak böyle, halka dayalı, meşruiyetini halktan alan yeni bir siyasi yapıyla tesis edilebilir.

Bu hedef doğrultusunda, Suriye’deki sorunun çözümü için bugüne değin hiçbir ülke bizim kadar sabırla, samimi ve yoğun bir çaba sarf etmemiştir. Suriye yönetiminin, Suriye halkının meşru talep ve beklentilerini karşılayacak adımları atması ve bugünkü insanlık dramının yaşanmaması için altını kaldırıp bakmadığımız hiçbir taş, başvurmadığımız hiçbir diplomatik yöntem, aramadığımız hiçbir çare kalmamıştır. Bir dost ve kardeş ülke olarak elimizden gelen her türlü çabayı gösterdik.

Haksızlığa ve izolasyona maruz kaldıkları en zor günlerinde arkasında durduğumuz Suriye yönetimine ve Devlet Başkanı Esad’a, Suriye’nin ve bölgenin barış ve istikrarının korunması adına ikili düzeyde her türlü tavsiye, ikaz ve yardımda bulunduk. Daha ortada Arap uyanışının hiçbir işareti yokken ikili ilişkilerimizin en iyi olduğu dönemlerde biz Suriye yönetimine reform yapmanın elzem olduğunu defalarca anlattık, gerekli telkinlerde bulunduk. Sayın Başbakanımız dostane bir şekilde bütün bunları kendisine izah etti.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – İlk hangi tarihte Sayın Bakan?

EKREM ÇELEBİ (Ağrı) – Dinle be!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – 2003’ten beri her görüşmede.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Bak neler söylenecek daha neler. Neler var daha neler torbada.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – 2011 yılının Ocak ayında başlattığımız yoğun diplomasi çalışmasını geçen yılın Ağustos ayına kadar devam ettirdik. Sayın Başbakanımız bu süre zarfında Beşar Esad ile yüz yüze görüştü. 4 kez çok samimi ve çok uzun telefon görüşmesi yaptı. Ben Şam’a 2 kez gittim.

SİNAN OĞAN (Iğdır) – Esad mı, Esed mi bir karar verin.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Heyetler gönderdik her alanda, ekonomi, güvenlik alanında. Barışçıl bir çözüm için atılması gereken adımları saatlerce, günlerce, haftalarca, aylarca konuştuk.

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tarih ver Sayın Bakan, tarih! Ne zaman başladı bunlar?

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Ancak Esad yönetimi reform yapmak yerine gözyaşı ve zulüm üzerinden iktidarını sürdürmeye çalıştı.

OKTAY VURAL (İzmir) – ABD söyledi “U” dönüşü yaptınız!

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Hangi tarihte başladı bu söylemler?

MUZAFFER BAŞTOPÇU (Kocaeli) – Dinleyin!

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Camileri bombaladığını, şehirlere karşı toplu cezalandırma yöntemlerine giriştiğini…

ALİ UZUNIRMAK (Aydın) – Tarih ver Sayın Bakan.

DIŞİŞLERİ BAKANI AHMET DAVUTOĞLU (Devamla) – Grup adına söz alırsınız, sorarsınız, cevap veririz.

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Davutoğlu (AK Parti, Konya). “Bölgemizdeki gelişmeler ve suriye konusu hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 26 Nisan 2012. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-davutoglu-24-2012-04-26-bolgemizdeki-gelismeler-ve-suriye-konusu-hakkinda (erişim: 28 Ekim 2026). TBMM kaydı: https://www.tbmm.gov.tr/milletvekili/UyeGenelKurulKonusmalariDetay?eid=17561

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
