# Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Duran Bulut (MHP, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim
- **Tarih:** 29 Ocak 2009
- **Gündem:** KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-duran-bulut-23-2009-01-29-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina-2

> Ahmet Duran Bulut (MHP), 29 Ocak 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜLTÜR VE TABİAT VARLIKLARINI KORUMA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:266)); konuşma 1.006 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA AHMET DURAN BULUT (Balıkesir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 266 sıra sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarı hakkında parti grubum adına görüşümü arz edeceğim. Bu vesileyle yüce heyetinizi ve aziz milletimizi saygıyla selamlıyorum.

İnsanoğlu yeryüzünde varlığını göstermeye başladıktan sonra hayatını kolaylaştırmak, inanç ve kültür hayatını yaşayabilmek adına birçok eser meydana getirmiştir, birçok yapı dikmiştir. Zaman içerisinde bu yapılar belirli kurullar, belirli heyetler tarafından adlandırılmış, isimlendirilmiş, kategorize edilmiştir. Bugün dünyanın yedi harikasından biri olarak ifade edilen Mısır piramitlerine bir eğitimci gözüyle baktığımda, bir Türk olarak baktığımda, bir Türk olarak baktığımda, bir Müslüman olarak baktığımda, bir firavuna mezar olsun diye, sırf firavunun isteği için, sırf firavunun arzusu için o gün o uzun mesafelerden onları taşıyan kölelerin o taşlar üzerine parmaklarından akan kanları, onların üzerinde şakırdayan kırbaçların seslerini duymayan kulakları unutup bunları “harika” diye insanlığa sunan zihniyetin, Türk dünyası ve Anadolu’daki kültür ve sanat eserlerimizin tanınması konusunda diğerleriyle aynı sıraya sokulması konusundaki değer yargılarını takdirlerinize sunarım.

Yeryüzünde milletler, devletler kendi kültür değerlerine sahip çıkmak adına, onları yaşayan birer kültür varlıkları konumunda yeniden düzenlemek adına dünyanın değişik merkezlerinde, Paris’te, Venedik’te, Varşova’da bu kültür değerlerini hayata kazandırmış ve dimdik ayakta tutarken, bizim, yüksek binaların, beton binaların, gökdelenlerin arasında sığıntı gibi kalmış, kaybolmaya yüz tutmuş, yakılıp yıkılmasına seyirci kaldığımız tarihî eserlerimizin acizliğini, zavallılığını, terk edilmiş o binaların bugün tinerci çocukların barınağı hâline geldiğini maalesef üzülerek görmekteyiz.

Ülkemizde kültür ve sanat değerlerine sahip çıkmak adına bir bilincin yaratılmadığı gerçeğini görmek, bunun için bir an önce harekete geçmek gerekir. Dünyanın değişik ülkelerinden gelip Anadolu gibi Türklerin milattan önce 1000 yılından beri bu topraklarda varlığının ispatlandığı, Eski Çağ değil, arkaik çağdan kalma bugün kültür varlıklarının, Anadolu’nun değişik yerlerinde dünyada eşine benzerine rastlanmayan bu değerlerin varlığını görmek bizim adımıza bir zenginlik ama bunları koruyamamanın üzüntüsü içerisinde olmak da ayrı bir konu.

Avrupa’da okullarda dördüncü sınıfta bisiklet ehliyeti verilir. Çocuklar trafiğe hazırlanır, çocuklara kendi başına karar verme, bir nesneyi idare etme, kullanma şuuru, bilgisi verilir, sorumluluğu verilir. Bizde böyle bir şey yoktur. Ehliyet alma yaşı gelir, araç kullanmak adına, o güne kadar trafikle ilgili hiçbir bilgisi olmayan çocuklarımız, katıldıkları kısa bir eğitimden sonra, trafik kurslarından sonra ehliyet alır ve trafiğe çıkarlar. Trafik kazalarındaki artışın, kültür ve sanat eserlerimizin başka ülkelere kaçırılmasındaki dikkatsizliğimizin bütün sebebi budur, kültürel değerlerimizi koruma, ona sahip çıkma konusundaki şuur eksikliği. Okullarımızda bununla ilgili bir ders yoktur, bununla ilgili bir ders verilmez.

Gidersiniz Çanakkale’nin Ezine ilçesinde, Neandria, Kestanbol adlarıyla adlandırılmış, milattan önce, büyük kayaların içerisinde, boyu 12 metre, eni 2 metre olan, oradan alınıp İngiltere’ye, Britanya’ya, saraylara sütun olsun diye götürülen ve o çağda hangi teknolojiyle, milimetrik, o kadar düzgün çıktığını, yaratıldığını, nasıl meydana getirildiğini bugün şaşkınlıkla izlediğimiz o eserleri, değirmen taşı yapmak adına birinin gelip balyozla, yamuk yılık kırarak o büyük eseri nasıl parçaladığını, bu noktada ortaya çıkan şuur eksikliğinin belgesi olarak takdirlerinize sunarım.

Sayın Bakanımın kültürel değerlerin korunması noktasında, müzeler konusundaki hassasiyetine saygı duyuyorum. Gerçekten, Amerika, iki yüzyıl önce Amerika’ya ilk gelmiş göçmenlerin o gün yaptıkları evleri tarihî eser diye koruma altına alıp, Amerika’ya gelenlere işte tarihî binamız diye bugün sergileme gibi bir gayret, çaba içerisindeyken, ülkemiz bir açık hava müzesi şeklindedir. Ancak halkımıza bu şuur verilemediği için binaların önünden arslan heykelleri, birçok tarihî yapı, mimari eser alınmakta, götürülmekte, kaçırılmakta. Bunların düzenli bir envanterinin varlığı konusunda dahi şüphe etmekteyim. Bu noktada, ülkemizin eksik olan bu kültürel değerlerini koruma, ona sahip çıkma, yaşama geçirme noktasında dikkatli olunması ve… Bakanlığımızın bu kültür ve tabiat varlıklarını koruma kurullarının varlığının devam ettiğini bilmekteyiz ama bu kurullar ne yapar? Bugüne kadar yaptıklarının bir gözden geçirilmesini… Ne derece korudular, ne derece bu eserleri hayata geçirebildiler, sahip çıkabildiler, bunları tekrar bir gözden geçirmelerini istiyoruz.

Yine, yasalarımızda var olan, 2863 sayılı Yasa’da… Bu kültürel değerlerimizin, eski konaklarımızın yapımı konusunda vatandaşımız bilinçsiz. O zengin varlıkların fakir sahipleri olarak kümeste yaşar gibi oralarda hayatını idame ettiren insanlarımızı, bu kurullar despot bir tavırla… Sadece kendilerine gelen talepleri yerine getirmenin dışında bu değerlere sahip çıkmak, gidip oraları tespit etmek, onlara proje hazırlayıp devlet desteğiyle -artık o, o şahsın değildir- milletimizin hatta insanlığın ortak kültür mirası olan bu yapıların yakılmasına, yıkılmasına, yok olmasına engel olmak adına bu kurulların çalışma yapması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, bu kurulların çalışması çerçevesinde teklifimiz, tarihî dokuların korunması konusunda yaygın bir bilinç yaratılması. Mimari miras kavramı artık yalnızca tarihî bir anıtı içermemektedir, yakın dönem eserlerini de içermektedir. Bütünleşmiş bir koruma için idari önlemler yanında sosyal önlemler de şarttır. Koruma gayretleri çok amaçlı olmalı, binanın kültürel değerleri yanında kullanma değerleri göz önüne alınmalıdır.

“Sit alanı.” deniyor. Geniş bir alan, denizin kenarında, turizmin çok olduğu bir yer. ”Çivi çakamazsın.” deniyor. Altta görünen, ortada görünen bir tarihî eser yok. En azından oraları hayata geçirmek, oraları korumak adına bir sistem geliştirilmeli, ahşap bungalov ev yapımı konusunda bir izin verilmeli. O bölgeler boş bırakılıyor. Sonra, buradan, sit alanlarını birileri bir şekilde değiştiriyor. Sit alanı iken ucuz fiyata kapatılan, zavallı köylülerin elinden alınan bu arazilerin, daha sonra değişen yasalarla, değişen bölgelerle o günkü sahiplerinin zenginliğe kavuştuklarını maalesef görüyoruz. Bu haksızlıkların giderilmesi adına kültürel değerlerimizin mutlak surette bu kurullar tarafından sahiplenilmesi ve halkımızın da bilinçlendirilmesi gerekmektedir. Gençlerin korumaya ilgi duymaları için çeşitli aktiviteler düzenlenmelidir. Yerel yönetimler koruma konusunda kurullarla, ilgili yetkililerle, teknik elemanlarla iş birliği içinde olmalı, bu konuda bilinç yaratma çalışmaları yapılmalıdır. Geniş çaplı koruma planları hazırlanmalıdır. Koruma için yeni yöntemler geliştirilmelidir. Restorasyon için gelişen mesleki ihtisaslaşmaya önem verilmelidir. Koruma politikalarını gerçekleştirmesi için halkla diyalog kurmak kaçınılmazdır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Bulut, devam ediniz efendim.

AHMET DURAN BULUT (Devamla) – Değerli milletvekilleri, ilgili kurumlar arasında koordinasyon eksikliğinden, eleman yetersizliğinden söz ediliyor. Bir kamu görevlisinin bilgilendirme, bilme sorumluluğu yasalarla belirtildiği hâlde, bu asli görevlerini yerine getirmeyen yetkililer, görevliler bölge müdürlükleri kurulduğu zaman mı görevlerini yerine getireceklerdir? Bugün, birçok müzemiz personel eksikliğinden kapalı tutuluyor. Birçok kurumda ara eleman yetiştirildiği hâlde, acaba bu konularla ilgili ara eleman yetiştiriliyor mu? Açık öğretimde ve üniversitelerimizde birçok meslek gruplarına yönelik eğitim verilmekte iken neden tarihî değerlerimizi koruma ve değerlendirme ile ilgili ara eleman yetiştirilmesi için bir çalışma yapılmamaktadır.

Bu düşüncelerle, tasarının kültür ve sanat hayatımıza hayırlı, uğurlu olması dileğiyle, olumlu oy vereceğimizi ifade ediyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Duran Bulut (MHP, Balıkesir). “Kültür ve tabiat varlıklarını koruma kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:266)”. TBMM Genel Kurulu, 51. Birleşim tutanağı, 29 Ocak 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-duran-bulut-23-2009-01-29-kultur-ve-tabiat-varliklarini-koruma-kanununda-degisiklik-yapilmasina-2 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
