# İzmir milletvekili ahmet ersin, ankara milletvekili yılmaz ateş, kırklareli milletvekili ahmet gökhan sarıçam, adana milletvekili necdet ünüvar, istanbul milletvekili halide incekara, bitlis milletvekili vahit ve gaziantep milletvekili hasan özdemir uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/6,19,36,39,41,51,103) (s.sayısı: 323)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Ersin (CHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim
- **Tarih:** 26 Şubat 2009
- **Gündem:** İZMİR MİLLETVEKİLİ AHMET ERSİN, ANKARA MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ, KIRKLARELİ MİLLETVEKİLİ AHMET GÖKHAN SARIÇAM, ADANA MİLLETVEKİLİ NECDET ÜNÜVAR, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HALİDE İNCEKARA, BİTLİS MİLLETVEKİLİ VAHİT VE GAZİANTEP MİLLETVEKİLİ HASAN ÖZDEMİR UYUŞTURUCU BAŞTA OLMAK ÜZERE MADDE BAĞIMLILIĞI VE KAÇAKÇILIĞI SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA (10/6,19,36,39,41,51,103) (S.SAYISI: 323)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-ersin-23-2009-02-26-izmir-milletvekili-ahmet-ersin-ankara-milletvekili-yilmaz-ates-kirkl

> Ahmet Ersin (CHP), 26 Şubat 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: İZMİR MİLLETVEKİLİ AHMET ERSİN, ANKARA MİLLETVEKİLİ YILMAZ ATEŞ, KIRKLARELİ MİLLETVEKİLİ AHMET GÖKHAN SARIÇAM, ADANA MİLLETVEKİLİ NECDET ÜNÜVAR, İSTANBUL MİLLETVEKİLİ HALİDE İNCEKARA, BİTLİS MİLLETVEKİLİ VAHİT VE GAZİANTEP MİLLETVEKİLİ HASAN ÖZDEMİR UYUŞTURUCU BAŞTA OLMAK ÜZERE MADDE BAĞIMLILIĞI VE KAÇAKÇILIĞI SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLERİN BELİRLENMESİ AMACIYLA (10/6,19,36,39,41,51,103) (S.SAYISI: 323)); konuşma 2.648 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA AHMET ERSİN (İzmir) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Türkiye'nin çok önemli bir sorunuyla ilgili, Türkiye'nin geleceğini ilgilendiren, toplumu için için çürüten bir sorunla ilgili Türkiye Büyük Millet Meclisinde kurulan Araştırma Komisyonunun raporu üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisinin değerlendirmelerini sunmak üzere huzurlarınızdayım. Hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, rapor elbette dört yüz seksen beş sahifelik bir eser. Yani, bu raporun hazırlanmasında katkısı olanlardan birisi olarak, değerli Komisyon üyesi arkadaşlarıma ve bu raporun hazırlanmasında emeği geçen tüm uzmanlara, değerli dostlarıma teşekkürlerimi sunuyorum.

Elbette, bu büyük sorunla ilgili, yani aslında bütün dünyanın sorunu olup da ama en fazla da Türkiye’yi ilgilendiren bu büyük sorunla ilgili yapılacak çalışmanın dört aylık bir süreyle kısıtlanması, sınırlandırılması ve bu dört ay içinde bu büyük sorunun, bu önemli sorunun detaylarına inerek araştırmak ve sonuç alabilmek mümkün değil. Ama gerek Anayasa gerekse İç Tüzük’ün kuralları içinde dört aylık sürede bu Komisyon son derecede yararlı bir çalışma yaptı. Ama rapora elbette emeği geçenlere teşekkür etmekle beraber, bazı eksiklerini söylemekten de geri kalamayacağım. Çünkü Komisyon çalışmaları sırasında gündeme getirdiğimiz bazı konular, ne yazık ki zaman darlığından belki de ama belki de ilgilenilmemiş olmasından çok da fazla üzerine gidilemedi, o söylediğimiz konularda çok da derinlemesine bir araştırma yapılamadı.

Değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletler tarafından piyasa fiyatları, toplam yakalama ve kayıplar göz önünde tutularak yapılan tahminlere göre dünyada uyuşturucu trafiğinden elde edilen ciro yaklaşık olarak 500 milyar dolara ulaşmıştır. Yasa dışı yollarla gerçekleştirilen bu ticaretten elde edilen ve “kara para” olarak adlandırılan bu tür gelirlerin kayıt altına alınamadığı, büyük kısmının uyuşturucu organize ve terör suçlarının finanse edilmesinde kullanıldığı konusunda kuvvetli veriler mevcuttur. Uyuşturucudan elde edilen kara para yolsuzluk ekonomisinin büyümesine yol açmakta ve ülkenin ekonomik dengelerinde öngörülmeyen dalgalanmalara neden olmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, Birleşmiş Milletlerin uyuşturucu ve suçla mücadele birimi dünya uyuşturucu raporuna göre dünya yasa dışı afyon üretiminin yüzde 90’ından fazlası Afganistan’da gerçekleştirilmektedir. Taliban yönetimi döneminde verilen fetvalarla önemli ölçüde azalan afyon üretimi ABD işgalinden sonra yeniden artışa geçmiş ve Afganistan, bugün dünyanın bir numaralı afyon üreticisi ülke olmuştur. Yani, Amerika Birleşik Devletleri, Afganistan’ı işgal ettikten sonra oradaki ekonomik koşulları göz önüne alarak, insanların geçim kaynağını göz önüne alarak afyon üretimine ve uyuşturucu üretimine göz yummaktadır, hatta teşvik etmektedir. Yine Birleşmiş Milletlerin uyuşturucu ve suçla mücadele biriminin 2005 yılı raporuna göre dünya sentetik uyuşturucu üretimi 400 tonun üzerindedir. Captagon hap üretimi Doğu Avrupa’da ve extacy hap üretimi ise Hollanda ve Belçika’da yoğunlaşmıştır. Captagon maddesi kaçakçılığında Türkiye transit ülke olarak kullanılmaktayken, extacy maddesi kaçakçılığında ise Türkiye hedef ülke durumundadır.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin coğrafi konum itibarıyla Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan bir köprü olması, uyuşturucu maddelerin hemen her türünden hem kullanım hem kaçakçılık ve hem de üretim boyutunda etkilenmesine neden olmaktadır. Türkiye, uyuşturucu madde kaçakçığında özellikle Balkan rotasından çok yoğun olarak etkilenmektedir. Bu etkilenme kendini, Güneybatı Asya, yani Afganistan kaynaklı afyon, baz morfin ve eroin maddeleriyle, Batı ve Doğu Avrupa kaynaklı sentetik ve ara kimyasal uyuşturucu maddeleri ve Güney Amerika kaynaklı kokain maddesi ve zaman zaman Güneybatı Asya kaynaklı esrar maddesiyle göstermektedir.

Türkiye’de uyuşturucu madde kaçakçılığı organizasyonlarıyla ilgili olarak ve ulusal politikalara paralel uluslararası iş birliği çerçevesinde de birçok ortak operasyonlar yürütülmüştür. Uyuşturucu maddenin getirmiş olduğu yüksek kazanç, uyuşturucu madde organizasyonlarını uluslararası boyutta iş birliğine zorlamıştır. Bu durum da kendini uyuşturucuyu üreten, sevk eden ve dağıtan organizasyonlar olarak göstermiştir. Bu noktada da uyuşturucu maddenin üretildiği yerden kullanıcısına ulaşıncaya kadar ulusal ve uluslararası boyutta takip imkânı sağlayan kontrollü teslimat uygulaması önemli bir polisiye mücadele taktiği olarak karşımıza çıkmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, ülkemizde yapılan araştırmalarda Diyarbakır, esrar, eroin, afyon ve uçucu maddelerin kullanımında en üst sırada yer almıştır. Diyarbakır’ı tüm maddelerin kullanımı açısından İstanbul izlemekte, kokain ve extacy kullanımı açısından da en yüksek oranlar İstanbul’da elde edilmiştir. Yani değerli arkadaşlarım, İstanbul, kokain ve extacy kullanımında Türkiye'de birinci sırada görülmektedir. Benzodiazepine kullanımında en yüksek ve esrar kullanımında ise Diyarbakır’dan sonraki en yüksek oranlar İzmir’de tespit edilmiştir.

Esrar, eroin, extacy kullanımı erkeklerde ve gençlerde, uçucular ise ergenlerde ve özellikle de sokak çocukları arasında yaygındır. Uçucular için kullanım yaşı on bir, esrar ve extacy için ise on altı-on yedidir. Madde kullananların cinsiyetlerine bakıldığında yüzde 98’inin erkek ve yüzde 2’sinin de kadın olduğu görülür. Madde kullanımının kadınlar arasında az görülmesinin nedeni sosyal gerekçelerle açıklanabilir.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'yi etkileyen başlıca üç uyuşturucu rotası vardır. Bunlar Balkan rotası, Kuzey Karadeniz rotası ve Doğu Akdeniz rotasıdır ve bu rotalardan Türkiye'yi en fazla etkileyen Balkan rotasıdır. Bu rota Güneybatı Asya’dan yani Afganistan’daki haşhaş ekim bölgelerinden başlayarak İran ve Türkiye üzerinden Avrupa’ya ulaşmaktadır.

Afyon maddesi ülkemize Ağrı, Van ve Hakkâri illerimizden kaçak yollarla girmektedir. Ülkemize giren afyon maddesi ya yurt içindeki kullanıcılar tarafından tüketilmekte ya da Amerika ve Avrupa'ya hem kargo yoluyla ve hem de kuryeler aracılığıyla taşınmaktadır. Eroin maddesi ise Van ve Hakkâri illerimizden Türkiye'ye giriş yapmaktadır. Türkiye'ye giriş yapan eroin İzmir ve İstanbul’daki deniz limanlarından, İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan ve kara yoluyla ise Edirne ve Kırklareli’ndeki kara sınır kapılarımızdan çıkış yapmaktadır.

Ülkemizdeki sentetik uyuşturucu kaçakçılığında ise tersine bir rota vardır. Yani eroin maddesinde doğudan batıya olan sevkiyat sentetik uyuşturucu kaçakçılığında ise batıdan doğuya bir rota izlemektedir. Uyuşturucu madde kaçakçıları, ülkemiz üzerinden Batı ve Doğu Avrupa ülkelerine sevk etmiş oldukları eroin maddesi yerine, buralardan ülkemize sentetik uyuşturucu getirmektedirler.

Değerli arkadaşlarım, burada dikkatinizi çekmek istediğim bir husus var. Şimdi, uyuşturucu maddelerin, eroin ve sentetik uyuşturucu maddelerin Türkiye’ye hangi noktalardan girdiğini dağdaki çoban bile biliyor, herkes biliyor. Biraz önce de söyledim, bunu, emniyet de biliyor, jandarmamız da biliyor, bakanlar da biliyor, Hükûmet de biliyor, ama her nedense, bu uyuşturucu maddelerin Türkiye’ye girmesi bir türlü engellenemiyor. Yani, Van ve Hakkâri, eroinin Türkiye’ye girişinde önemli bir kapı. Trakya’daki illerimizde bulunan sınır kapıları, kara sınır kapıları ise, sentetik uyuşturucuların, captagonun, extacynin Türkiye’ye giriş kapısı, giriş noktaları. Bunları herkes biliyor, ama nedense bir türlü önlem alınamıyor. Yani, Kuzey Irak’tan terörist gruplar gelmesin diye her gün Kuzey Irak sınırımız bombalanıyor; elbette bombalansın demiyorum, ama bu da bir terörse, uyuşturucu kaçakçılığı, kullanımın yaygınlaşmasına katkı veren herkes eğer terörist olarak kabul ediliyorsa, o zaman neden bu ülkeye, bu illerimizden, İran üzerinden Van ve Hakkâri illerimizden, Edirne ve Trakya’daki kara sınır kapılarından, hava limanlarından Türkiye’ye giriş yapan bu uyuşturucu maddelerin Türkiye’ye girmesine neden engel olunamıyor, bunu anlamak mümkün değil. Çünkü, bu uyuşturucu madde kaçakçılığına ve kullanımının yaygınlaşmasına karşı alınacak en önemli önlem, önce bu maddelerin yurda girişini engelleyeceksin. Yurda girdikten sonra onu takip edip yakalamak son derecede zor. Zaten yakalanan kişiler de genellikle sokak satıcıları. Kendileri de uyuşturucu kurbanı olan sokak satıcılarını etkisiz hâle getirerek bu sorunu çözmemiz mümkün değildir. Birinci kural, bu uyuşturucu maddelerin Türkiye’ye girişini engellemek. Ama, her nedense, herkesin bildiği bu giriş kapılarında bir türlü önlem alınamıyor ve bir türlü bu uyuşturucunun Türkiye’ye girişine engel olunamıyor, bunu anlamak mümkün değil.

Değerli arkadaşlarım, uyuşturucuyu, toplumu ve geleceği çürüten bir terör olarak ele almak zorundayız. Sorumluluğu emniyet güçlerinin üzerine yıkarak, sokak satıcılarını etkisiz duruma getirerek, kullanıcıları cezalandırarak uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımının yaygınlaşmasını önlemek mümkün değildir. Zaten sorun da bu değerli arkadaşlarım. Türkiye’de gitgide büyüyerek ve çığ gibi üstümüze gelen bu büyük tehdide ve tehlikeye karşı sadece polisiye önlemleri görebiliyoruz. Bunun dışında başkaca bir önlem, örneğin hedef kitle olan çocukların ve gençlerin uyuşturucu kullanmaları hâlinde bunun kendi bedenlerinde, ailelerinde ve toplumda ne tür sorunlara neden olacağına ilişkin onları özendirmeden bilinçlendirme yolu hiçbir şekilde değerlendirilmiyor. Sadece sokakta satan kişiler, her biri zaten uyuşturucu kurbanı olan bu kişiler etkisiz hâle getirilerek sorunla mücadele ediliyor, sözde mücadele ediliyor.

Değerli arkadaşlarım, bakın ben size bir örnek vereyim… Gerçi emniyet güçlerimiz her şeye rağmen bu uyuşturucu kaçakçılığına karşı ellerinden geldiği kadar yine etkin önlem alıyorlar, geliştiriyorlar; yani zaman zaman aralarından çürükler çıkmasına karşın yine de emniyet güçlerimizin bu konuda başarılı bir çalışma yürüttüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz. Bakın 2008 yılında polis bölgesinde 11.633 operasyon yapılmış, 26.096 şüpheli hakkında yasal işlem yapılmış ve bu operasyonlarda 20.575 kilogram esrar, 10.332 kilogram eroin, 202 kilogram afyon, 2 milyon 742 bin 571 captagon hap ve 894.990 extacy hap ele geçirilmiş. Keza jandarma bölgesi… 3.733 operasyon yapılmış -2008 yılını söylüyorum- bu operasyonlarda 5.905 şüpheli hakkında yasal işlem yapılmış, 2,9 ton eroin ele geçirilmiş bir yılda, 18,4 ton esrar ele geçirilmiş -jandarma bölgesini söylüyorum sadece- 36 kilogram morfin, 4,3 ton kimyasal madde, 260 bin adet sentetik tablet ele geçirilmiş. Yani emniyet güçlerimiz bu büyük tehlikeye karşı, bu büyük tehdide karşı ellerinden gelen gayreti gösteriyorlar ama bu, topal bir mücadeledir değerli arkadaşlarım. Eğer sadece polisiye önlemlerle bu sorunu çözebileceğimizi düşünen varsa büyük hata içindedir, büyük yanlış içindedir çünkü şimdiye kadar zaten bu proje hayattaydı. Şimdiye kadar sadece polisiye yöntemlerle bu sorunu gidermeye çalıştık ama sonuç alamadığımızı görüyoruz. Yani sorun büyüyerek üstümüze geliyor ve eğer şimdiden bir önlem geliştirilmezse birkaç yıl sonra muhtemeldir ki artık bu sorunun üstesinden gelemeyeceğiz. Nitekim, belli miktarda uyuşturucu kullanmak, üzerinde taşımak serbest bırakılmıştır bazı ülkelerde ve Türkiye de giderayak, yavaş yavaş bu yöne doğru gidiyor ve buna şimdiden önlem alınması gerekir.

Değerli arkadaşlarım, devlet, tüm imkânlarıyla bu mücadelenin içinde olmak zorundadır ancak bugün polisiye önlemler dışında bir etkinlik göremiyoruz. Özellikle hedef kitleyi elinde bulunduran Millî Eğitim Bakanlığının bu konuda, uyuşturucu kullanımının yaygınlaşmasının engellenmesi konusunda etkin önlemler aldığını söylememiz mümkün değildir.

Değerli arkadaşlarım, sınır kapıları, gümrükler yolgeçen hanı gibi. Afyon ve eroinin ülkemize Ağrı, Van ve Hakkâri’den, keza sentetik uyuşturucuların Trakya’daki gümrük kapılarından ve İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan giriş yaptığı bilindiği hâlde neden önlem alınmadığını da anlamak mümkün değildir. Az önce bunları geniş bir şekilde anlatmaya çalıştım. Düşünün ki bir süre önce 1.500 sandık silah yüklü koca tren Türkiye’ye girdi ve kimsenin ruhu duymadı. Bu nasıl sınır korumadır, bu nasıl sınırlara sahip çıkmadır, bu nasıl kapılarda etkin önlem almaktır? 1.500 sandık silah yüklü tren Türkiye’ye girdi ve bunu da kimsenin ruhu duymadı. Eğer yolda devrilmeseydi kim bilir nereye gidecekti?

Bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum değerli arkadaşlarım: 2005 yılında gerçekleştirilen NATO toplantısında Birleşmiş Milletlerin Uyuşturucu ve Suçla Mücadele Birimi Başkanı tarafından yapılan sunumda, 2005 yılında, sadece bir yılda Afganistan kaynaklı, yani sadece Afganistan kaynaklı afyon ve türevi uyuşturucu madde ticaretinden ülkemizde 5 milyar dolar para sirkülasyonu olduğu belirtilmiştir. Düşünebiliyor musunuz, yani, sadece 2005 yılında ve sadece Afganistan kaynaklı afyon ve türevi maddelerin ticaretinden Türkiye’de 5 milyar dolarlık bir para sirkülasyonu olduğu Birleşmiş Milletler tarafından tespit edilmiştir ve bunu, NATO toplantısında, bizim temsilcimizin yüzüne karşı söylüyorlar.

Uyuşturucu ticaretinden elde edilen bu miktardaki kara paranın elbette önemli bir bölümü yine uyuşturucu üretimi ve ticaretinde kullanılmaktadır. Ancak, bu kara paranın ciddi bir kısmı da, rüşvet ve yolsuzluk ekonomisinde kullanılmaktadır. Bu durum, uyuşturucunun sınırlarımızdan nasıl kolaylıkla geçtiğini de izah etmeye yeter sanıyorum. Eğer rüşvet ve yolsuzluk olmasa bu miktardaki uyuşturucunun ülkemize sokulması mümkün olmaz. Uyuşturucu ile mücadelenin en önemli ayağı uyuşturucunun yurda sokulmasını önlemektir, ama Türkiye'nin bu konuda başarılı olduğu söylenemez.

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, bu büyük soruna karşı, eğer bugüne kadar sürdürdüğümüz önlemlerle, tedbirlerle sonuç almaya gayret edersek ve bu süreci devam ettirirsek, inanın ki sağlıklı bir sonuç almamız mümkün değildir. Çünkü, babadan dededen kalma bu usullerin artık tutmadığı, bu usullerin artık geçerli olmadığı, tek başına polisiye önlemlerle bu büyük sorunu önlemenin, engellemenin mümkün olmadığını görmemiz lazım. Devlet bütün imkânlarıyla bu büyük sorunun üzerine gitmek zorundadır, çünkü bu bir terördür, uyuşturucu kaçakçısı bir teröristtir. Eğer bunu böyle kabul edeceksek ve ediyorsak, o zaman, ülke bütünlüğüne karşı mücadele veren teröre, El Kaide terörüne karşı hangi önlemleri alıyorsak, hangi şekilde mücadele ediyorsak, bu terör grubuna karşı da aynı şekilde kararlı mücadele ve devletin tüm imkânlarıyla mücadele etmek gerekir. Aksi hâlde sağlıklı bir sonuç almak mümkün değildir.

Bu aşamada, değerli arkadaşlarım, rapor elbette bir emeğin ürünü, buna kuşku yok, çünkü o Komisyonda ben de görevliydim arkadaşımla birlikte ve bu raporun hazırlanmasında bizim de katkılarımız oldu. Bu raporun hazırlanmasında katkı veren herkese tekrar teşekkür ediyorum çünkü ciddi bir, güzel bir çalışma yürütüldü. Ancak, bazı eksiklikleri var ki bu da dediğim gibi dört aylık kısa bir süre içinde bu büyük sorunun bütün temeline inerek, detaylarını ortaya çıkararak önlem ortaya koymak elbette yeterli bir süre değil.

Şimdi, bazı önerilerimiz olacak değerli arkadaşlarım. Sayın Bakan da burada. Gerçi aslında, tabii, asıl bu uyuşturucu kaçaklığından sorumlu olan Sayın Bakan, İçişleri Bakanı yok, komisyona da gelmedi, yazılı olarak davet edilmesine karşın gelmedi. Yani bir üniformalı kişi komisyonun davetine icabet etmezse, gelmezse Türkiye’de yer yerinden oynuyor ama bu Meclisin içinden çıkan bir kişi, bir şahıs, bir Bakan komisyonun çağrısına olumlu cevap vermiyor, gelmiyor toplantıya. Yani bu büyük sorunla ilgilenmediğini gösterir. Bırakın onu, Türkiye Büyük Millet Meclisine saygısının olmadığını gösterir, çünkü biz Türkiye Büyük Millet Meclisi adına görev yaptık ve bunu biz seçtik, bizim içimizden çıktı o Bakan, İçişleri Bakanı. Ama bu büyük sorunla ilgili, kendi Bakanlığını yüzde yüz ilgilendiren bu büyük sorunla ilgili çalışma yapan komisyona yazılı olarak çağrılmasına karşın gelmedi, ayıplıyorum kendisini.

Değerli arkadaşlarım, önerilerimizi sizlere sunmak istiyorum.

Türkiye, birkaç yıl öncesine kadar uyuşturucu kaçakçılığında sadece transit ülke iken artık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun efendim.

AHMET ERSİN (Devamla) - …aynı zamanda üretici ülke olma da durumundadır. Bu yüzden de başka ülkelere göre daha fazla olumsuz etkilenmekte ve kullanımı hızla yaygınlaşmaktadır. Yani hem transit ülke hem üretici ülke, dolayısıyla başka ülkelere göre çok daha fazla etkileniyor.

Çeşitli araştırmalar Türkiye’de uyuşturucu kullanımının on bir yaşa yani ilköğretim çocuklarına kadar yaygınlaştığını tespit etmesine rağmen, bu büyük tehlike ve tehdide karşı etkin önlemlerin alındığı söylenemez. “Bize bir şey olmaz.” aymazlığı içinde bir çığ gibi büyüyerek üstümüze gelen bu önemli sorunun henüz farkına varılamamış olması üzücüdür. Oysa uyuşturucuyla mücadele terörle mücadele kadar önemlidir. Çünkü terör örgütlerinin en önemli finans kaynağı uyuşturucu kaçakçılığıdır ve toplumu çürüten, terör kadar tehlikeli bir sorundur bu sorun. Bu nedenlerle, uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımının yaygınlaşmasına karşı alınması gereken önlemler behemehâl Millî Güvenlik Kurulunun gündemine alınmalıdır. Eğer bu bir terörse, uyuşturucu kaçakçılığı toplumu çürüten, çocuklarımızı, gençlerimizi zehirleyen bir büyük terörse, o zaman bu terör olayı, bu uyuşturucu kaçakçılığı mutlaka Millî Güvenlik Kurulu gündeminin değişmez maddelerinden biri olmalıdır.

Uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımının yaygınlaşmasına karşı sadece polisiye önlemlerle mücadele edilmektedir. Kaldı ki bu yolla etkin sonuçlar almak mümkün olmamakta, genellikle kendileri de uyuşturucu kurbanı olan sokak satıcıları etkisiz hâle getirilmekte ama kamuoyunda “baron” olarak tanımlanan asıl sorumlulara ulaşılamamaktadır. Ayrıca, baronların uyuşturucu kaçakçılığından elde ettikleri mal varlıklarına da, yakınları üzerine kayıt yaptıklarından, yasalarımızdaki boşluklar nedeniyle el konulamamaktadır. Bu nedenle, yasalarımızda değişiklikler yapılarak uyuşturucu kaçakçılarının yakınları üzerine kaydettikleri mal varlıklarına el konulabilmesi olanağının sağlanması gerekir.

Uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımının yaygınlaşmasına karşı topal bir mücadele sürdürülmektedir. Mücadelenin eğitim ayağı ihmal edilmektedir. Dahası, bu konuda Türkiye'nin herhangi bir projesi ve politikası da bulunmamaktadır. Oysa, polisiye önlemlerle beraber hedef kitlenin uyuşturucunun zararları hakkında özendirmeden bilinçlendirilmeleri önemlidir. Bu nedenle Millî Eğitim Bakanlığı, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ile kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığının ortak projesiyle hem çocuklar ve gençlerin hem de anne-babaların uyuşturucu hakkında bilinçlendirilmeleri sağlanmalıdır.

Şimdi bugünkü uygulamada bütün sorumluluk anne-babaların üzerine yıkılıyor: “Çocuklarınızın kollarına bakın, çocuklarınızın arkadaşlarını takip edin, arkadaşlarının arkadaşlarını takip edin…” Anne-babaları zaten bu uyuşturucu konusunda bilinçli değiller ki, bilgili değiller ki çocuklarına nasıl yardımcı olsunlar. O nedenle, gençler ve çocuklarla birlikte ailelerin de bilgilendirilmeleri, bilinçlendirilmeleri gerekir.

Uyuşturucuyla mücadelenin içinde bulunan kurumların her biri ayrı merkezlere bağlıdır: Başbakanlık, İçişleri Bakanlığı, Millî Eğitim Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı, kadın ve aileden sorumlu Devlet Bakanlığı, Maliye Bakanlığı, Adalet Bakanlığı, Tarım Bakanlığı. Yani bunların her biri kendi içinde birtakım genel müdürlükler veya müsteşar yardımcılıkları, daire başkanlıklarıyla bu mücadelenin sözde içinde ama her biri başka bakanlıklara bağlı, her biri başka otoriteye bağlı.

Dolayısıyla, değerli arkadaşlarım, bu dağınıklık ve eş güdümsüzlük sonuçta başarısızlığı da getiriyor. O nedenle, her kurum kendi anlayışı içinde çalışmaktadır. Bu durum da mücadelenin sekteye uğramasına ve hantallığa sebep olmaktadır.

Dolayısıyla, uyuşturucu kaçakçılığı hakkında, bakın, önemle söylüyorum, altını çizerek söylüyorum: Uyuşturucu kaçakçılığı ve kullanımının yaygınlaşmasına karşı mücadele özel bütçesi olan tek merkezde toplanmalıdır. Ayrıca, bu merkezde görevlendirilecek kamu görevlilerinin özlük hakları da diğerlerinden farklı olmalıdır, özendirilmelidir; bu sorunla ilgilenen kamu görevlileri özendirilmelidir, yani özlük hakları diğerlerinden farklı ve avantajlı olmalıdır.

Eroin maddesi, ana üretim merkezi olan Afganistan’dan Türkiye’ye Balkan rotası yoluyla Van, Hakkâri illerimizden; ana üretim merkezi Hollanda ve Belçika olan extacy ile bazı Doğu Avrupa ülkelerinde üretilen captagon haplar ise Trakya gümrük kapılarından ve İstanbul Atatürk Havalimanı’ndan ülkemize girmektedir.

Belli, nerelerden girdiği belli, herkes biliyor bunu. Hâl böyleyken gerek eroin ve gerekse hapların Türkiye’ye nereden ve nasıl girdiği bilinmesine rağmen, neden engel olunamadığı hususunda yeterli araştırma ve tespitler yapılamamıştır. Ancak, bilinmektedir ki rüşvet, uyuşturucu kaçakçılığının önemli bir parçasıdır ve uyuşturucunun ülkemize girmesinde rüşvetin payı büyüktür.

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Ersin (CHP, İzmir). “İzmir milletvekili ahmet ersin, ankara milletvekili yılmaz ateş, kırklareli milletvekili ahmet gökhan sarıçam, adana milletvekili necdet ünüvar, istanbul milletvekili halide incekara, bitlis milletvekili vahit ve gaziantep milletvekili hasan özdemir uyuşturucu başta olmak üzere madde bağımlılığı ve kaçakçılığı sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla (10/6,19,36,39,41,51,103) (s.sayısı: 323)”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 26 Şubat 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-ersin-23-2009-02-26-izmir-milletvekili-ahmet-ersin-ankara-milletvekili-yilmaz-ates-kirkl (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
