# Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim
- **Tarih:** 4 Kasım 2003
- **Gündem:** YOLSUZLUKLARIN SEBEPLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLARININ ARAŞTIRILMASI HK 10/9
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-guryuz-ketenci-22-2003-11-04-yolsuzluklarin-sebeplerinin-sosyal-ve-ekonomik-boyutlarinin-arastirilm

> Ahmet Güryüz Ketenci, 4 Kasım 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YOLSUZLUKLARIN SEBEPLERİNİN SOSYAL VE EKONOMİK BOYUTLARININ ARAŞTIRILMASI HK 10/9); konuşma 3.621 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (İstanbul)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, değerli komisyon üyeleri; hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime başlamadan önce, çok önemli bir konuya değinmek istiyorum. Bu Komisyon beş ay gibi bir sürede çalıştı ve Komisyonun raporunu verdiği tarihten bu yana üç ay geçti; yani, sekiz aydır Türkiye'nin gündeminde yolsuzluklar sorunu var. Meclisteki manzaraya bakıyorum; yani, sekiz aydır Türkiye'nin gündeminde olan bu konuya ilgi böylesine az. Gerçekten hazin, gerçekten düşündürücü! Yani, biz, bu Meclis, yolsuzluklar konusunda kararlı bir irade gösterecek; ama, herhalde, bu az sayıdaki kalabalıklarla değil. (CHP sıralarından alkışlar)

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Ketenci, arkadaşlarımızın hepsi burada.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, siyaset, sadece söylev değildir, söz değildir. Siyasetin üç tane ayağı vardır; birinci ayağı sözdür, ikinci ayağı gözlemdir, üçüncü ayağı eylemdir. Siyaset sözle başlar, ama, eyleme giden yolda, stratejik kararların alınmasında, siyasal kararların alınmasında, sağlıklı kararların oluşmasında gözlem önemli bir faktördür; ama, eylemsiz siyaset olmaz. Sözle başlayan siyaset eylemle sonuçlanır. Eylem olmadan siyasetin var olduğu söylenmez. İşte, manzara, bizim eylemsizliğimizi gösteriyor, onu söylemek istedim.

Değerli arkadaşlarım, raporun geneli hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına konuşuyorum; yeniden, hepinizi saygıyla selamlıyorum. Ülkemizin son yirmi yılında gündemden hiç düşmeyen, en çok konuşulan konusu, hiç şüphesiz, yolsuzluk kirliliğidir. Söz konusu kirlilik toplumu öylesine derinden etkilemiştir ki, toplumun bütün kesimlerinde ve platformlarında yolsuzluk ile yoksulluk birlikte anılır ve anlatılır olmuştur. Buna rağmen, bugüne değin, bu konu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde yeterli ölçüde ele alınmamıştır. Değişik zamanlarda, değişik hükümetler dönemlerinde yolsuzluğun siyasal, sosyal ve ekonomik nedenlerini araştırmak üzere Parlamentoda yapılan girişimler, özellikle yolsuzlukla ilgili verilen yazılı ve sözlü sorular, yapılmak istenen Meclis araştırmaları, genel görüşme istemleri ve gensoru talepleri hep sonuçsuz kalmıştır. Bu durum, yalnız cumhuriyet hükümetlerine değil, Türkiye Büyük Millet Meclisine halkın gözünde güven kaybettirmiş, kurum olarak siyaseti aşındırmıştır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi, tarihinde belki de ilk kez, kamuoyunun oldukça duyarlı olduğu bir süreçte, halkımızın, onun örgütlü kesiminin, özellikle sivil toplum örgütlerinin, meslek odalarının, sendikaların ve onların birlik ve federasyonlarının büyük umutlarla ülkede var olan yolsuzlukların üzerine gitme konusundaki istem ve beklentilerini karşılamak üzere bir çalışma başlatıyordu. İşte bugün tartıştığımız bu rapor, böylesine çok boyutlu bir istem ve beklentiyi karşılamak üzere, Türkiye Büyük Millet Meclisinin oybirliğiyle, iradesiyle kurulan Araştırma Komisyonunun yoğun çabaları sonucunda Yüce Meclisin önüne getirilmiştir.

Sayın milletvekilleri, komisyon, araştırmalarına, kişiler merkezli değil, -raporumuzun başında da var- olaylar merkezli bakmış; Cumhurbaşkanlığı, Başbakanlık, bakanlıklar, Sayıştay başta olmak üzere, bütün denetim birimlerine, son genel seçimlere katılmış siyasî parti başkanlarına, demokratik kitle örgütlerine, meslek oda ve birliklerine ve Türkiye Büyük Millet Meclisinde bu konuda geçmişte kurulmuş komisyon başkanlarına ve konuyla ilgilenmiş milletvekillerine 200'e aşkın mektup gönderilerek, son beş yıla ait yolsuzluk olaylarına ilişkin ne tür bilgi ve belge ellerinde varsa, öneri ve düşünceleriyle birlikte Komisyonumuza iletilmesi talep edilmiştir. Bu doğrultuda 700'e yakın yazışma gerçekleştirilmiştir. Onbinlerce sayfa bilgi ve belge komisyona gelmiştir. Bu istemlerin ancak yarısına kadar olanlarına cevap alınabilmiş; ne yazık ki, alınan cevapların arasında, ne İçişleri Bakanlığından ne Adalet Bakanlığından ne de Maliye Bakanlığından, yerel yönetimler konusunda -altını çizerek söylüyorum- herhangi bir bilgi, belge ve dosya komisyonumuza iletilmemiştir.

ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Bu nasıl bir komisyon böyle?!

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Oysa, bazı yerel yöneticilerimizle ilgili olarak pek çok davanın mahkemelerde görüldüğü, sayısız müfettiş raporlarını içeren dosyaların, valilerin ve İçişleri Bakanlığının sumenleri altında bulunduğu toplumun ortak yargısı olmasına rağmen, gönderilmemiştir.

Komisyon çalışmalarının sürdüğü bir süreçte yaptığımız basın toplantılarında, televizyonlardaki tartışmalarımızda, bu bakanlıklardan belediyelere, özellikle İstanbul ve Ankara Anakent Belediyelerine yolsuzluk, şikâyet, ihbara ve dava dosyasına dönük bilgi ve belgelerin gönderilmemiş olmasının, bunların yolsuzluk kirliliğine bulaşmadığı anlamına gelmeyeceğini ifade ettik. Sayın bakanlar bunun aksini düşünüyor yahut ellerinde ve sumenleri altında bilgi, belge, dosya bulunmadığını anlatmak istiyorlarsa, bu hususu kamuoyuna deklare etmek yahut açıklamak zorundadırlar diye söyledik; çünkü, kamuoyunda, yolsuzlukların mihverinde belediyelerin bulunduğuna dair ortak bir kanı vardır dedik.

Adalet ve Kalkınma Partisinin sayın bakanları, bütün sözcüleri, ülkede temiz bir sayfa açmaktan hep söz etmektedirler. Eğer, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekilleri, temiz topluma giden yolda Türkiye'nin önünü açmak istiyorlarsa, öncelikle ve ivedilikle, yerel yönetimlerde, özellikle İstanbul ve Ankara Anakent Belediyelerinde yolsuzluk olup olmadığını araştırmak üzere bir araştırma komisyonunun kurulması önerisini Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne taşımalıdırlar. İnandırıcı olabilmeleri için, bu irade kararlılığını göstermek zorundadırlar.

Özellikle belediye iştirakleri BİT'ler mutlaka incelenmelidir. Hazine garantili kredilerin nerelere harcandığı, harcamaların yerinde olup olmadığı hususu ile Dünya Bankasından ve Avrupa Birliğinden alınan kredilerin gerçekten yerinde ve amacına uygun olarak kullanılıp kullanılmadığı, metro inşaatı, otobüs alımları, büyük paraların harcandığı fidan, ağaç ve çiçek alımları mutlaka incelenmeli ve mutlaka araştırılmalıdır.

Karşı oy yazısı nedeniyle, arkadaşlarımız, elbette, bu konuya bir ölçü daha değinmek durumunda olacaklardır.

Sayın milletvekilleri, Türkiye Büyük Millet Meclisinin denetim yollarından biri olan Meclis araştırması, Anayasamızın 98, İçtüzüğümüzün 104 ve 105 inci maddelerinde düzenlenmiş ve belli bir konuda bilgi edinmek için yapılan inceleme ve araştırma olduğu ifade edilmiştir. Özünde, temel amaç, elde edilen bilgilerin denetim için kullanılmasıdır.

Türkiye Büyük Millet Meclisinin geçmiş yıllardaki uygulamalarında görüyoruz ki, bilgi edinmek amacıyla bu yolda araştırma ve incelemelerin yapılması, daha çok muhalefet partilerinin başvurduğu bir yol ve yöntem olarak karşımıza çıkmaktadır; çünkü, muhalefet partileri, iktidardaki parti ve partiler kadar, bilginin kaynağına ulaşma, istenilen bilgi ve belgeyi kamu kurum ve kuruluşlarından, devlet dairelerinden alma şansına sahip değildir. Bu bağlamda, iktidar partileri, hangi konuda olursa olsun, ülkenin neresinde, hangi coğrafyasında, hangi tarihte, hangi kurumunda bulunursa bulunsun, her zaman bu bilgi ve belgeye ulaşabilir. Ulaşılmak istenilen yolsuzlukla ilgili bilgi, belge, hangi resmî ve özel kurumda, gümrüğünde mi, vergi dairesinde mi, kamu ihalelerinde mi, yerel yönetim birimlerinde mi; özellikle dışarıdan alınan hazine kredilerinde mi bir yolsuzluk var, bunlara ulaşabilir. Dolayısıyla, bu yolsuzlukların ortadan kaldırılması için gerekli tedbirleri alabilir, siyasal, sosyal ve ekonomik nedenleri varsa onları giderebilir; ama, iktidar, bu yolları denemeden, elindeki imkânı kullanmadan, doğrudan doğruya, yolsuzluk konusundaki kamuoyu duyarlılığını da arkasına alarak, konuyu Türkiye Büyük Millet Meclisinin gündemine taşımak durumunda olmuştur. Hem de nasıl; herhangi bir konuda değil, bir spesifik konuda hiç değil, Türkiye'deki bütün yolsuzlukların araştırılmasını, incelenmesini, edinilen bilgilerle, çekilen fotoğraflarla, Türkiye Büyük Millet Meclisinin önüne taşımayı yeğlemiştir.

Bu istem, son derece stratejik bir yanlışı da beraberinde taşımıştır; yolsuzluklar konusunda çok geniş bir çerçeve çizilmiştir, çok kapsamlı düşünülmüştür, Türkiye'deki bütün yolsuzlukların araştırılması, incelenmesi istenmiştir. Bu, maddeten mümkün mü? Kadro olarak, zaman olarak, mevzuat olarak mümkün mü? Altyapısı hazır mı? Yasal engellerin, bürokratik engellerin varlığı bilinirken, zaman ve süre konusunda ciddî engellerin varlığı ortadayken, bunlar düşünülmeden, İktidar Partisi, araştırma önergesinin boyutunu ve çerçevesini çok geniş tutmakla, Türkiye Büyük Millet Meclisini, büyük bir yük altına, taahhüt altına sokmuştur.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, komisyon olarak bize "yolsuzlukların kanıtı olan bilgi ve belgeleri araştırın, bulun" diye yetki verilmiştir. Oysa, yolsuzlukların kanıtı olan bilgi ve belgeye ulaşmak o kadar kolay değil; yasal engeller var, bürokratik engeller var. Siz, araştırma komisyonusunuz; ne savcısınız ne de yargıç; bu nedenle, bütün yolsuzluk konularına girmeniz, araştırmanız mümkün değil. Örneğin, kısıtlı zaman süreci içerisinde mafyaya uzanamadık; oysa, yolsuzluklarla ilgili her bilgi ve belgenin uzantısında mafyanın olduğu herkesçe bilinmektedir. Bugüne değin, Türkiye'de, mafya-siyasetçi-sermaye, yani, işadamı-rantçı-hortumcu üçgeni çözülebilmiş, açığa çıkarılmış değildir. Geçmişte kamuoyunda çok tartışılmış bulunan Susurluk'un siyasî ayağı bir türlü açığa çıkarılamamıştır. Birkaç polis memurunun, bir iki polis şefinin yargılanması, mahkûm olması, Susurluk'un açığa çıkarılması için yeterli midir; asla. Kaldı ki, Susurluk için, Türkiye'nin en büyük sivil toplum etkinliği, eylemi sergilendi "sürekli aydınlık için bir dakika karanlık" eylemi gerçekleştirildi; buna rağmen, mesafe alınamadı. Pek çok bilgi ve belgenin uzantıları çeşitli mahkeme dosyalarında bulunmaktadır. Yeterli ölçüde bu dosyalara ulaşamadık. Bir ay ilavesiyle beş ay gibi bir sürede bunlara ulaşmak mümkün olamazdı.

Medya-siyasetçi ilişkisi ve kamu ihalelerine bakmak, araştırmak gerekmez mi? Türkiye'de pek çok yolsuzluğun arkasında medya-siyasetçi ilişkisinin bulunduğu konusunda yaygın bir kanaatin mevcut olduğu bilinmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Son beş yılda, borsa ve sermaye piyasası yöneticileri, özellikle, aranan ve korunan insanlar oldu. Medya bu insanları hep parlatmış ve öne çıkarmıştır, onlara özel önem vermiştir. Bunu, özellikle, düzenden ve sistemden çıkarı olan rant çevrelerinin istemesi doğaldır. Medya patronu ile siyasetçi ikilemiyle ilgilenenler, bu konuyu irdelemek ve sorgulamak zorundadır.

Sevgili milletvekilleri, şeffaf ve saydam bir demokrasi için, yolsuzluklarla mücadele edebilen bir toplum için, dürüst bir medyaya her zamankinden çok gereksinim olduğunu kim inkâr edebilir! Medyanın, halkımız adına, ulusumuz adına, kamu çıkarlarını öncelikle gözetmek, hatta bekçiliğini yapmak gibi kamusal bir görevi vardır. Oysa, geçtiğimiz süreçlerde, halkımızın 30 milyar dolarını, kendi şirketlerine, özel banka hesaplarına aktararak, ülkemizi cumhuriyet tarihimizin en derin ekonomik kriziyle karşı karşıya bırakan 10 ailenin 7'sinin elinde medya gücü olduğu, bütün ulusça bilinmektedir. (CHP sıralarından alkışlar) Bu durum, herhalde rastlantı değildir.

Değerli arkadaşlarım, bakınız, en büyük medya patronu Sayın Aydın Doğan, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir basın toplantısında medyadaki kirlilikten söz ederek, bazı medya gruplarının ellerindeki gazete ve televizyonlarını silah gibi kullandıklarını ifade ederek "medyanın yıkanması lazım" demişti. Bu, çok acı bir serzeniş; aynı zamanda, medyanın içine düştüğü çamuru meslektaşları adına anlatan bir itiraf değil de nedir? Ne var ki, komisyon bunlara uzanamadı.

Para hareketleri ve batık bankalar üzerine bir ölçüde gidilebildiğini düşünüyorum. Bu konuda sır kavramı önemli bir engel olsa da, komisyonun çözmeye çalıştığı, açığa çıkarmaya çalıştığı yolsuzluk, aysbergin görünen yüzüdür.

Geçtiğimiz süreçlerde, kamu parası için "verdimse ben verdim" diyebilen çok sorumlu yerdeki devlet büyüğünden bunun hesabını sormak gerekmez mi? İstanbul'daki Gökkafes rezaletini hepiniz bilirsiniz. Ruhsat sorununu çözmek, anakent içindeki bir yerleşim biriminin, bir mahallenin, bir ilçeden alınıp diğer bir ilçenin sınırları içine sokulabilmesi uğruna, bu konuda mahkeme kararlarına rağmen, ilçe sınırlarının nasıl kaydırıldığının hesabını sormak adına gerekli bilgiye, belgeye ulaşmak için araştırma yapmak gerekmez mi?!

Sayın Abdullah Gül, Gökkafes'teki lüks katları satın alan bir kamu kurumundan hesap sorulacağını kamuoyuna taahhüt etmişti. Ne oldu, ne çabuk unutuldu bu taahhüt! Bu kamu kurumu, hangi seçkin bakanımızın seçim bölgesindeki spor kulübüne milyonlarca dolar bağışladı? Yoksa bunun için mi üstüne gidilmiyor?! Pervasızlığın, yasa tanımazlığın, cüretin bu boyutunu incelemeye, araştırmaya konu yapmamayı nasıl içimize sindirebiliriz?!

Hangi birisine el atabiliriz? Süre sınırlı, mevzuat yetersiz, bürokratik engeli ortadan kaldırmak için elinizde yaptırım gücü yok. Savcı değilsiniz, yargıç hiç değilsiniz.

Değerli arkadaşlarım, ülkede hangi taşı kaldırsanız altından yolsuzluk çıkmaktadır. Yolsuzluk, ülkeyi sarmış sarmalamış, toplumun her kesiminde kurumlaşmıştır. Tabir caizse, çivisi çıkmış bir Türkiye'yle karşı karşıyayız.

Bütün samimiyetimle söylüyorum; komisyonda görev aldığımız, sorumluluk taşıdığımız süre içerisinde gördüklerimiz, duyduklarımız, dinlediklerimiz ve okuduklarımızdan sonra, belki istisnalar olabilir, ama, Türkiye'de, doğrudan yahut dolaylı olarak yolsuzluk kirliliğine bulaşmamış kamu ve özel kurumların sayısı, ne yazık ki, yok denecek kadar azdır.

Ülkenin şartları ve koşulları böyle olunca, Adalet ve Kalkınma Partisi tarafından bütün yolsuzlukları araştırmak, incelemek konusunda talepte bulunulması, bu doğrultuda bir araştırma önergesinin Türkiye Büyük Millet Meclisine taşınması, soyut anlamda "yolsuzlukların üzerine gidiyoruz" görüntüsünü vermekten öteye gitmez mi; üzüm yemekten çok bağcıyı dövmeyi yeğleyen bir anlayışı ortaya koymaz mı, Sayın Kapusuz?!

Nitekim, Adalet ve Kalkınma Partisinin iktidara geldiğinde yaptığı bir iki haksız ve etik olmayan uygulama, bizi haklı olarak kuşkuya düşürdü, endişeye sevk etti.

Bakınız, AKP'nin değerli milletvekilleri...

ÜNAL KACIR (İstanbul) - AK Parti... Adalet ve Kalkınma Partisi...

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Adalet ve Kalkınma Partisinin değerli milletvekilleri, sayın milletvekilleri, size sesleniyorum: Sayın Genel Başkan ve Başbakanınızdan bakanlarınıza ve hükümet sözcülerinize kadar, yaptıkları açıklamalarda, kayıtdışı ekonomiyi mutlaka kayıt altına alacağını ifade etmelerine rağmen, gel gör ki, malî milat yasasını, başka bir anlatımla, nereden buldun yasasını yürürlükten kaldırmadınız mı?! Belli bir döneme ait sahte fatura kullananları, hayalî ihracatçıları affettiniz. Bu meyanda, Maliye Bakanı Sayın Unakıtan'ın geçmişte yönetim kurulu üyeliği yaptığı, sahte fatura tanzim edip kullanan, bu kullanımda haksız, hukuka aykırı bir şekilde milyarlarca değerinde katmadeğeri devletten alan şirketi de affettiniz, akladınız. Peki, bunlar nedir; bunlar yolsuzluğun bir başka şekli değil mi?! Nasıl oluyor da böyle bir çifte standart anlayışını siyasî eyleme dönüştürebiliyorsunuz?! Gerçi, takıyye ve çifte standart, siyasî söylevlerinizde geçmişte çok da yer almamış değil. Bu tutum ve davranış...

AHMET IŞIK (Konya) - Alakası yok!..

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Yaşar Hocaya sor...

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Peki, ona da sorarız. Takıyyeyi kim yapıyorsa...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Yaşar Hoca, takıyyenin anlamını size bir söylesin...

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Takıyyeyi kim yapıyorsa, hep beraber sormalıyız ona. Yaşar Hoca da yapıyorsa, Yaşar Hocaya da soralım.

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - Yapmayanlar, yapanlara sorsunlar!..

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Bu tutum ve davranış, korkarım ki, sizde alışkanlık haline gelmesin.

Değerli arkadaşlarım, bilinmelidir ki, en büyük yolsuzluk, yolsuzlukların üzerine yeterli ölçüde gitmemektir yahut gidememektir. Onun için, biz, Cumhuriyet Halk Partili 4 milletvekili olarak, halkımızın bu konudaki özlem ve istemlerini ve de beklentilerini düşünerek, büyük bir sorumluluk duygusu içinde, sorunun bir bölümünü, hiç değilse, önümüze geldiği kadarıyla, biçimiyle çözmeye çalışmanın, bu doğrultuda komisyona yardımcı olmanın doğru bir yol olacağını düşündük ve çabalarımızı bu doğrultuda yoğunlaştırdık. Bu nedenle, bağcıyı dövmek yerine, üzüm yemeye çalıştık. Bugün önünüze gelen bu raporun, bizim, her şeyi ekseriyetin oyuyla çözmeye çalışan, demokrasiyi sadece çoğunluğun iradesinden ibaret gören, ilk uygulamasında da Komisyonda Başkanlık Divanı oluşturulurken, Cumhuriyet Halk Partili 1 temsilcinin Başkanlık Divanında bulunması konusundaki istemimiz karşısında "sorunu, isterseniz, demokrasiye başvurarak çözelim" diyebilen Adalet ve Kalkınma Partili komisyon üyesi arkadaşların tutum ve davranışlarını hoşgörüyle karşılayarak dayanışma ortamı içinde komisyon çalışmalarına yaptığımız büyük katkıların mahsulü olarak huzurunuza geldiğini lütfen kabul ediniz. Bu rapor, böylesine bir çaba ve özverinin ürünüdür.

Değerli milletvekilleri, bugün artık herkes, yazarından çizerine, aydınından bürokratına, sivil toplum örgütlerinden sendikalarına, meslek odalarından işadamına ve siyasetçisine kadar herkes, günümüzde ülkeyi istikrarsızlığa sürüklemenin, sonunda çökertmenin yolunun, o ülkeleri yoksulluk batağına batırmak olduğunu kabul etmektedir. Yolsuzluğun, çağımızda, ülkelere bir nevi saldırı aracı olarak kullanıldığı kesinlik kazanmıştır. Ülkelere sunulan ekonomik model, önerilen ekonomik tedbirler, sunulan ülkede ekonomiyi çöküntüden kurtarmıyor, istikrarsızlık devam ediyorsa, örneğin enflasyon düşmüyor, faizler istenilen düzeye indirilmiyorsa, bütçe gelirleri faiz giderlerini karşılamıyor, yatırım yapılmıyor, istihdam açığı devam ediyorsa, o ülkenin yolsuzluğun içine sürüklenmesi kaçınılmazdır.

Değerli arkadaşlarım, bana göre yolsuzluk, gelişmiş ülkelerin, gelişmekte yahut geri kalmış ülkeleri yeni çökertme aracı olduğu, bilim çevrelerinde, siyaset çevrelerinde kabul görmektedir. Böylesine bir tanımlama belki biraz abartılıdır; ama, hiç yanlış da değildir. Dünya ölçeğinde yolsuzluğun genel boyutu budur değerli milletvekilleri.

Ülkemize gelince sevgili arkadaşlarım; bana göre Türkiye'nin en ciddî, belki de bir no'lu sorunu, yoksullukla beraber yolsuzluktur.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Ketenci.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Gerçi, Devlet Planlama Teşkilatı tespitlerine göre birinci sorun enflasyon, ikinci sorun işsizlik, üçüncü sorun yolsuzluk olarak belirlenmiş olsa da, hiç şüphesiz, yoksulluk, gerek yolsuzluğun gerekse yüksek enflasyonun kaçınılmaz sonucudur. Bu durum, birbiri içine girmiş bileşik kaplar gibidir, matruşkalar gibidir. Türkiye, dünyada en çok borcu olan ender ülkelerden biridir. Yaklaşık 223 milyar dolar borcu olan bir ülkedir Türkiye’ye alınan bu borç paradan halkın cebine bir kuruş gittiğine inancım yoktur. Piramidin tepesinde 10-15 aile, tabanda 300-500 aile; bölüşüm ve paylaşım bunların arasındadır. Bu bölüşüm ve paylaşım, halkımızın 25 000 000'unun açlık sınırında, 7 000 000 insanın açlık sınırının altında yaşadığı, 6 000 000'un fakir fukara fonuna başvurduğu, ulusal gelirden kişi başına alınan payın 2 300 dolara düştüğü bir süreçte yaşanmaktadır.

Anadoluda halkımız, sanki moğol istilasına uğramış gibi endişe ve korku içinde bu sorunun üstesinden gelinmesini beklemektedir. Onun için, yolsuzluk sorunu bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Ne yalnız iktidarın ne de yalnız muhalefetin sorunudur; hepimizin, bütün bir ulusun sorunudur. Her şeyin sonu, halkımızın da laik demokratik cumhuriyetimizin de geleceği buna bağlıdır.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Aksini söyleyen mi oldu?

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Sevgili arkadaşlarım, ben tekrar ediyorum. Bir şey fark etmiyor ki; çıkın siz de tekrar edin.

Sevgili arkadaşlarım, devletin parası, halkın parası çalınınca yatırım olmaz. Yatırımlar durunca üretim durur, işsizlik artar, giderek sosyal patlama olur, toplumda istikrarsızlık artar, ekonomi çöker.

Bakınız, son yıllarda bütün bütçelerimiz bir ölçüde faiz bütçesi konumundadır. Bir kuruşluk yatırım yapılmamaktadır. Bütçe gelirleri borçlarımızın faizlerini neredeyse karşılamama noktasına gelmiştir. Onun için, toplumumuzun, devletimizin her kesiminde kurumlaşmış bulunan yolsuzluk kirliliğinin üstesinden gelmek için, konu, bir devlet politikası olarak ele alınmalıdır. Aksi takdirde, ne halkımızın dayanma gücü kalmıştır ne devletimizin direnme gücü kalmıştır. Devlet İstatistik Enstitüsü rakamlarına göre, işsizlik neredeyse yüzde 11'in üzerindedir. Ankara Ticaret Odasının verilerine göre, 1 Ocak-31 Mayıs 2003 tarihleri arasında kapanan işyeri sayısı 13 000'dir. Halkımızın parası çalınıp devletin içi boşaltılınca, hortumlanınca, olacağı budur.

Sayın milletvekilleri, bugün, burada önümüze getirilen 1 114 sayfadan ibaret rapor, son beş yılda, ülkemizde şu veya bu şekilde ortaya çıkmış ve hakkında soruşturma açılmış yahut soruşturma açılmamış olmakla birlikte kamuoyuna yansımış, basında yahut medyada tartışılmış, kısaca ve özetle, bilinen yolsuzlukları içermektedir. Söz konusu rapor, yolsuzluklarla ilgili olarak komisyonumuza gelen bilgi ve belgelerin incelenmesinden yahut denetim elemanları aracılığıyla yerinde yaptığımız inceleme ve araştırma sonucunda ulaştığımız bilgi ve belgelerin harmanlanmasından sonra üretilen bir rapordur. Kısaca, rapor, bilinen yolsuzluklarla ilgili araştırmanın ve incelemenin mahsulüdür. Oysa, Türkiye'de var olan yolsuzluklar, henüz bilinmeyen yolsuzluklardır. Altını çizerek söylüyorum; bilinmeyen yolsuzluklar, aysbergin su altında kalan büyük kısmıdır. Bilinmeyen, ortaya çıkmamış ve üzeri örtülü yahut üzeri küllenmiş yolsuzluklar ne olacaktır?

Bir örnek olsun diye söylüyorum sevgili milletvekilleri; 26.10.2003 tarihli gazetelerde yer alan bir haberde, toplam maliyeti 1 600 000 000 dolar olan 4 doğalgaz santralının beş yıl içinde devlete kestikleri elektrik faturasının bedelinin 6 500 000 000 dolar olduğu, BOTAŞ'a ödedikleri doğalgaz bedelinin ise 2 400 000 000 dolar bulunduğu, sonuçta, beş yıl içinde, 4 100 000 000 dolar kâr ettikleri yazılmaktadır. Dünyanın tüm yatırımcılarının ağzını sulandırmaya yetecek olan bu yatırım sözleşmelerini imzalayan bürokratlardan, onların arkasındaki siyaset adamlarından hesap sorulmayacak mı?

İlk bakışta, bu 4 santralın sahipleri için, vurguncu, rantçı, hortumcu, soyguncu denebilir mi; hayır, asla! Çünkü, her şey yasal, her şey kılıfına uydurulmuş, hepsinin üstüne hukuka uygun bir çuval giydirilmiştir; ama, ne ben ne siz, 4 100 000 000 doları Türk parasına çevirirken, rakamları yazarken, mutlaka şaşırır, belki de bazı sıfırları unuturuz. Onun için, Türkiye'de yolsuzlukların üstüne gitmenin, yolsuzlukları önlemenin, ancak belirlenecek bir devlet politikasıyla mümkün olabileceği, bununla da yeterli olmayacağı, bu konuda mutlaka halkın desteğinin alınmasının kaçınılmaz olduğu bilinmelidir.

Sayın milletvekilleri, ister bilinen olsun ister bilinmeyen, yolsuzlukların üzerine gidebilmenin bir tek yolu vardır, o da, kararlı bir siyasî iradedir. İktidar, şartları ve koşulları ne olursa olsun, yolsuzlukların köküne inmek istiyorsa, bu kararlılığı göstermek zorundadır.

Adalet ve Kalkınma Partisinin sevgili milletvekillerine sesleniyorum: Bu iradenin sizde var olduğunu söylüyorsunuz. İşte, tam zamanı; gösterin kendinizi; işte at işte meydan; nerede dokunulmazlıklar; getirin de görelim sizi; Halep orada ise, arşın burada; getirin dokunulmazlıkları da bilmediğiniz yolsuzluklar açığa çıksın...

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Ne yolsuzluk varsa söyle.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Yargı yolu açılsın; yolsuzlukların gölgesinin düşmediği bir iktidara yakışan ancak bu olabilir.

Kaldı ki, bu konuda halka taahhüdünüz var, Parlamentoya taahhüdünüz var, muhalefet partisi olarak bize taahhüdünüz var.

Sadece Sayın Başbakan değil, AK Partinin bütün bakan ve sözcülerinin bütün söylemlerinde yolsuzluklar konusu çok önemli bir yer tutmaktadır.

Sayın Başbakan, İstanbul İl Kongresindeki konuşmasında "yolsuzlukların damarlarına girdik" demiştir. Hani nerede ?!. Aradan bunca zaman geçti, yoksa, yolsuzluklar adres değiştirdi de mi bulamıyorsunuz onları! (CHP sıralarından alkışlar)

FAHRETTİN POYRAZ (Bilecik) - Ahmet Bey, rapor burada; biraz insaflı olun.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Tamam, o konuda beraberiz, hiç tereddüt yok.

AZMİ ATEŞ (İstanbul) - Ahmet Bey, fazla siyaset yapmayın.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Bakın, Meclis Başkanımız da "o kadar siyaset olacak" diyor. Öyle şey yok arkadaşlar, siyaset yapıyoruz burada.

Sayın Başkanım, bu süreleri sayıyorsunuz değil mi efendim.

Seksen yıllık cumhuriyetimizin tarihinde, hangi cumhuriyet hükümetinin bakanları sizin bakanlarınız kadar -haklı-haksız, doğru-yanlış, iddia etmiyorum- aleyhlerine açılmış davaya muhataptır? Altıyüz yıllık imparatorluk vezirlerinde bile görülmedi böylesine bir durum sevgili arkadaşlarım! (CHP sıralarından alkışlar) Onun için, yolsuzlukları araştırıyorum, yolsuzlukların üzerine gidiyorum diyebilen hükümet, önce çuvaldızı kendisine batırmalıdır. Bakanlar, teker teker dokunulmazlıklarının kaldırılmasını, Adalet ve Kalkınma Partisi Grubuna bırakmadan, bizzat kendileri, Türkiye Büyük Millet Meclisinden istemelidir; istemelidir ki, yargı yolu açılsın; doğru olan budur, siyasî etik bunu gerektirir; kamuoyu bunu bekliyor, halkımız bunu bekliyor.

Kocaeli Milletvekili Sayın Sefa Sirmen, kendi dokunulmazlığının kaldırılmasını istemedi mi? (CHP sıralarından alkışlar)

ALİ RIZA BODUR (İzmir) - O bir CHP'li.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Sayın Sirmen'i kendinize örnek almalısınız.

Bakınız sayın milletvekilleri, başta İstanbul Milletvekili Hacaloğlu olmak üzere, Cumhuriyet Halk Partili 160 milletvekilinin altına imza koyduğu Siyasî Etik Yasa Teklifi Anayasa Komisyonunda bekliyor. Milletvekilleri için, etik değerler, uyması gerekli olan kurallar yazılı hale getiriliyor. Gerek Amerika Birleşik Devletlerinde gerekse Avrupa Birliğinin pek çok ülkesinde buna benzer yasalar vardır. Bu yasayla, Türkiye Büyük Millet Meclisinde etik bir kurulun kurulması istenmektedir. Bu kurul, milletvekillerini izleyecek, tavır ve davranışlarında yasaya aykırılık saptarsa, Türkiye Büyük Millet Meclisini harekete geçmesi için uyaracak, bu konuda karar almaya zorlayacak; bu yasa ve bununla oluşacak etik kurul, hukukdışı, ahlaka aykırı, etik kurallara ters bir durumun daha ortaya çıkmasının önüne geçerek, önlemeye çalışacak. Bakınız, bu, dokunulmazlıkların kaldırılmasından bile daha önemlidir; çünkü, dokunulmazlığın kaldırılması, suçun işlenmesinden sonra devreye girmektedir. Oysa, burada, suç işlenmesin, yasaya aykırı bir durum ortaya çıkmasın diye, önceden tedbir alınmaktadır. Şimdi, bu yasa, getirilmeli, öncelikle görüşülüp çıkarılmalı, bir an önce yaşama geçirilmelidir. Neden bekliyor, niçin önlüyorsunuz; Cumhuriyet Halk Partililer verdiği için sevgili arkadaşlar.

Sayın milletvekilleri, raporun "Sonuç ve Öneriler" başlığı altında bulunan Yedinci Bölümünde, 135 inci sayfa ile 148 inci sayfa arasındaki kısmında, genel olarak, ülkemizde yolsuzlukları önlemenin yolları ve yöntemlerinin neler olduğu anlatılmakta; gerek yasama gerek yürütme ve gerekse de yargı alanında hangi anayasal ve yasal değişikliklerin yapılması gerektiği, yolsuzlukla mücadele için ne gibi bağımsız ve özerk yapıların oluşturulmasının kaçınılmaz bulunduğu, nihayet, yargı hizmetlerinde hangi reformların var olması gerektiği vurgulanmaktadır. Biz, bu önerilerin tümüne katılmakla birlikte, onları tekrar etmekle birlikte, sözlerimin bu aşamasında, öneriler içinde bazılarını önemseyerek, daha çok önemseyerek ve vurgulayarak sözlerimi sürdürmek istiyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin, her alanda reforma ve yeniden yapılanma arayışlarına ihtiyacı olduğu açıkça ortadadır. Seksen yıllık cumhuriyetimizin bazı kurumlarının eskidiği; yasaların ise yeni ve çağdaş gelişmeleri karşılayamadığı, değişen ve gelişen dünyaya ayak uyduramadığı bilinmektedir. Bunun için, Türkiye'nin -her alanda olduğu gibi- hukuk alanında yeni bir reforma ihtiyacı olduğu bilinmektedir. Devletimizin bir hukuk devleti olduğu, hukukun üstünlüğünün her alanda geçerli bulunduğu bilinci yaygınlaştırılmalı, her ihtilafın hukuk içinde, adil bir şekilde çözüleceği bilinci bütün vatandaşlarımıza kazandırılmalıdır.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Sayın Ketenci...

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Bitiriyorum... Bitiriyorum... Sayın Meclis Başkanımızın, bize, bu konuda özel hoşgörüsü var; diyor ki, bu konu Türkiye'nin en önemli konusudur, burada süre yok.

MEHMET ERGÜN DAĞCIOĞLU (Tokat) - Sabaha kadar dinleriz, rahat konuş; sahura kadar yolu var...

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Tamam... Tamam o zaman...

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - 36 dakika oldu, 40 dakika da olsa dinleyeceğiz.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Olmadı daha, ben saate bakıyorum, daha olmadı.

SALİH KAPUSUZ (Ankara) - Şimdi 37 dakika oldu.

AHMET GÜRYÜZ KETENCİ (Devamla) - Peki, bazılarını atlayayım.

Şimdi, Türk Ceza Kanunundaki...

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Güryüz Ketenci (İstanbul). “Yolsuzlukların sebeplerinin sosyal ve ekonomik boyutlarının araştırılması hk 10/9”. TBMM Genel Kurulu, 13. Birleşim tutanağı, 4 Kasım 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-guryuz-ketenci-22-2003-11-04-yolsuzluklarin-sebeplerinin-sosyal-ve-ekonomik-boyutlarinin-arastirilm (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
