# Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet İnal (AK Parti, Batman)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim
- **Tarih:** 18 Mayıs 2005
- **Gündem:** ÜLKEMİZDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLERİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MECLİS ARAŞT.ÖNERGESİ(10/285)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-inal-22-2005-05-18-ulkemizde-kadina-yonelik-siddet-ve-cinayetlerin-sebeplerinin-arastiril

> Ahmet İnal (AK Parti), 18 Mayıs 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÜLKEMİZDE KADINA YÖNELİK ŞİDDET VE CİNAYETLERİN SEBEPLERİNİN ARAŞTIRILMASINA İLİŞKİN MECLİS ARAŞT.ÖNERGESİ(10/285)); konuşma 1.740 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA AHMET İNAL (Batman) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu kadar kıymetli hatipten sonra söz almak.. Herhalde, sadece, söylediklerinin bir tekrarından başka bir şey olmayacaktır konuşmalarım.

Değerli arkadaşlar, "namus cinayeti" veya "töre cinayetleri" adı altında işlenen suçların nedenleri, sonuçları ve bu cinayetlerin araştırılması, önlenmesi için alınabilecek tedbirler hakkında AK Parti Grubu adına söz almış bulunmaktayım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlarım.

Uzun yıllardır ülkemizin gündeminden düşmeyen; ancak, satır aralarında kalıp, bir türlü köklü çözüme ulaştırılamayan töre cinayetleri, toplumsal bir yara olarak devam etmektedir.

Son yıllarda işlenen bu cinayetlerde, sayıca, nispeten bir azalma gözükmekle beraber, bu konu, insan hak ve hukukunun önemi açısından tazeliğini korumaya devam etmektedir. Öncelikli olarak, toplumsal kültürümüzün temel taşlarından biri olan töre kavramını açarak sözlerime devam etmek istiyorum.

Töre, kısaca, bir toplulukta benimsenmiş, yerleşmiş davranış ve yaşama biçimlerinin, kuralların, görenek ve geleneklerin, ortaklaşa alışkanlıkların, tutulan yolların bütünü olarak veya kısaca, bir toplumdaki ahlakî davranış biçimleri olarak tanımlanmaktadır.

Toplumsal hiçbir dayanağı olmadığı halde, törelerimizin bir parçasıymış gibi lanse edilen töre cinayetleri ise, kısaca şöyle ifade edilebilir: Bu tip cinayetler, toplumda kendilerine biçilmiş rollerin veya kişiye, topluma, yöreye ve zamana göre değişen ahlakî normların dışına çıktığı varsayılan kız çocuklarına veya kadınlara yöneltilen en acımasız şiddet türlerinden birisidir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; konuşmamın henüz başındayken, şunu özellikle vurgulamak istiyorum: "Töre cinayeti" diye adlandırılan vakaya, ne din ne töre ne insaf ne de vicdan cevaz veriyor. İnsanlar belli bir süreden sonra inandıkları gibi yaşamaya başladıkları için, ilmî bir dayanağı olmadan böylesi uygulamalara töre kisvesini giydirmeleri düşündürücüdür. Bunun yanlış bir uygulamadan ziyade, daha da ileri giderek, yargısız bir infaz olduğunu düşünüyorum ve maalesef, bu infazların mağduru çoğunlukla kadınlardır. Dinî değerlerimizde, kadına verilen değer çok aşikârdır. Dinimiz, saygıdeğer ve şerefli bir varlık olarak yaratılan insanın yaşama hakkını ve onun diğer temel haklarını, dokunulamaz ve mukaddes haklar olarak ilan etmiştir. Kanaatimce, bu cinayetlerin temelinde ilmî ve dinî düsturlardan ziyade kadına karşı şiddet unsuru yatmaktadır Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; çünkü, bu cinayetlere kaynaklık ettiği iddia edilen hataları erkekler işlediğinde, bırakın cezalandırmayı, neredeyse takdir edilecek bir anlayış, maalesef, yer etmiş durumdadır. Oysa, ne erkek ne de kadın için bu ve benzeri hareketlerin tasvibi mümkündür.

Modern Batı toplumları dahil olmak üzere, kadınların günümüzde uğramış oldukları pek çok şiddet unsuru vardır. Bu unsurların arka planında sosyal, kültürel, ekonomik ve coğrafî unsurlar yatmaktadır. Dünyada her yıl sayısız kadın töre cinayetlerine kurban gitmektedir. Töre cinayetlerinin bir kısmına intihar ve kaza süsü verilmekte veya çeşitli şekillerde bunlar örtbas edilmektedir. Bu durum, töre cinayetlerinin sayılarının tespitinde sağlıklı sonuçlara ulaşmayı zorlaştırmaktadır.

Bu cinayetlerin icra şekli de, ayrıca bir problem teşkil etmektedir. Örneğin, aile meclisi böylesi bir olay sonucunda toplanarak, namusunu kirlettiği düşünülen kadının önce intihar etmesi istenmekte veya infaz görevi, aile fertlerinden genç bir erkeğe tevdi edilmektedir.

Değerli arkadaşlar, Anadolu coğrafyası yöreden yöreye çeşitli farklılıklar gösteren birçok toplumsal yaşayış biçimlerini üzerinde barındırmaktadır. Yurdumuzun her yöresinde çeşitli adlar altında bazı gelenek ve görenek kurallarının belirlendiği yaşam biçimleri mevcut olup, bu hususta her yöre, kendi içinde farklı dinamikler barındırıyor. Bu dinamikler, iç göç hareketleriyle büyük şehirlere de taşınmaktadır. Anadolu insanı, göç ettiği büyük şehirlerde kent hayatına adapte olamamanın etkisiyle ve çoğu zaman bir tepki ve sığınak olarak geleneklerini yaşamakta ve devam ettirmeye çalışmaktadır.

Törelere uymak ve töreyi yaşatmak toplumda kutsanırken, bunlara karşı çıkmak yaptırımla karşılanmaktadır. Bu yaptırımlar, kınamadan başlayıp ölüme kadar gitmektedir. Genelde eskiyi, kadimi andıran bu deyimlerden, kimi zaman, bazı toplumsal kadim yanlışlara meşruiyet kazandırılmaktadır.

Değerli milletvekilleri, özellikle Doğu, Güneydoğu ve Karadeniz Bölgeleri başta olmak üzere, kırsal yaşamın hâkim olduğu kentleşmenin sağlıklı gelişmediği yörelerimizde geçmişten beri gördüğümüz töre cinayetleri de bu meşrulaştırma çabalarının bir yansımasıdır.

Yıllardan beri şahit olduğumuz ve özellikle yakın zamanda yaşanan olaylarla medyanın gündemini meşgul eden töre cinayeti olgusu, toplumda büyük bir tepki ve üzüntü doğurmasına rağmen, engellenemiyor. Hatta, bu cinayetleri işleyenler, çoğu kez, toplum tarafından birer katil değil de, namusunu temizleyen biri gibi görülmektedir.

Töre cinayetlerini incelediğimiz zaman, bunun iki yaygın sebebi olduğunu görmekteyiz; bunlardan birincisi namus, diğeri ise intikam cinayetleridir.

Kan davası diye bilinen intikam cinayetleri, aile içinde veya aile arasında bir tarafın ölümüyle sonuçlanan bir olayın ardından karşı taraftan bir başka ölümün meydana gelmesidir. Bu tip olaylarda, karşı taraftan ya fail öldürülür veya karşı taraf üzerinde moral olarak en büyük yıkımı meydana getirecek kişi seçilir. Failler, genellikle, önce ölenin en yakınıdır ve ceza indirimleri nedeniyle çocuklar sıklıkla kullanılmaktadır.

Bir diğer töre cinayeti sebebi ise namus cinayeti adıyla bilinen cinayet çeşididir. Bu tip olaylarda, genellikle, toplumun değer yargılarına göre gayri ahlâki görülen bir ilişkiye giren kadın cezalandırılmaktadır; ancak, cezalandırma öncesinde üretilen bazı ara çözümler de görülmektedir. Kendi içinde çarpıklık taşıyan ve mağduru ile tecavüzcüsünü bir araya getiren bu çözümde kız ve erkek evlendirilmektedir. Kimi zaman da, buna ek olarak, kız tarafından bir erkek öbür erkek yakınlarından bir kadınla evlendirilmektedir. Bu ikinci evlilik şekli, berdelin farklı bir yansımasıdır.

Namus cinayetlerinin kendi içinde yaşadığı en büyük çelişki, mağdur kızın ailesi dahil, olayın taraflarının erkek üzerinde bir yaptırımdan ziyade genellikle olayın mağduru olan kız üzerinde yaptırım uygulama isteğidir. Gönülsüz ilişkilerde dahi, kız, tecavüzcüsüyle zorla evlendirilebilmektedir. Tabiî, burada, eylem türlerine, yakın zamanda sıkça rastlanan intihar görünümlü cinayetleri de eklemek mümkündür.

Namus cinayetleri incelendiğinde, ailenin kendi onur ve şereflerini kızın birlikteliğine endeksledikleri ve kıza verilecek cezayla onur ve şereflerini kurtardıkları inancına sahip oldukları görülmektedir. Bu onur ve şeref kimi zaman öyle abartılmaktadır ki, bir cinsel beraberlik veya tecavüz bulunmayan, sadece duygusal birliktelik yaşanan olaylarda bile bir ölüme varan çok sert ve kabul edilemez tepkiler verilmektedir. Bu konuda ailenin hukuku devletin hukukunun önüne geçmektedir. Bütün hukuk ve dinlerde cezalandırma yetkisi devlete aittir ve bu icra mahkemeler eliyle yürütülür. Tüm bu cinayetleri işleyenler, namuslarını temizlediklerini zannederler; oysa ki, bu suçlar onlara iki cihanı da kaybettirmektedir. Töre cinayetlerine azmettirenler, bu cinayeti işleyen gibi günah işlemiş ve suçludur. "Sebep fail gibidir" deyimini unutmamak lazım.

Değerli arkadaşlar, mazlum ve mağdur durumundaki kimselerin suçlu görüldüğü hiçbir hukuk sistemi yoktur. Kaldı ki, cebredilen kadın, suçlu değil, ancak mağdur ve mazlumdur. Namus, ancak, insan hayatı ve haysiyeti güvence altına alınarak korunabilir.

Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; peki, bu kanayan yara nasıl kapanacak? Bu konunun çözümü adına, bugüne kadar çok şey yapılmış değildir.

Birleşmiş Milletler verilerine göre her yıl dünyada 5 000'e yakın töre cinayeti işlenmektedir. Ülkemizde de bu cinayetler azımsanmayacak derecededir. Kadınlara Karşı Her Türlü Ayırımcılığın Önlenmesi Sözleşmesinin (CEDAW) 19 nolu tavsiye kararı, devlete, üçüncü kişilerin kadınlara karşı uyguladığı insan hakları ihlallerini önleme vazifesini vermiştir. Pekin+5 Bildirgesi de, namus suçlarını kadına karşı şiddet kapsamına almıştır.

1998 yılında, 4320 sayılı Ailenin Korunmasına Dair Kanun çıkarılmıştır. Nitekim, Avrupa Birliği uyum müktesebatının yedinci paketiyle Türk Ceza Kanununun 462 nci maddesi değiştirilerek, töre cinayetleri hafifletici sebep olmaktan çıkartılmıştır.

Kadının Statüsü Genel Müdürlüğünün, bu konuyla ilgili koruma ve çeşitli bilinçlendirme çalışmaları mevcuttur; ancak, bu faaliyetlerin artırılması ve desteklenmesi gerekmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; töre cinayetlerinin engellenmesinde en önemli faktör eğitimdir. Bu tip yörelerde eğitim, gençlerden ziyade, ebeveynlere ve yaşlılara yönelik yapılmalıdır. Kuşak çatışması yaşayan ve kendi algılarını gençler üzerinde zorla hayata geçirmeye çalışan önceki kuşak üzerinde ciddî bir eğitim çalışmasına ihtiyaç vardır.

Yapılan araştırmalarda, gençlerin bakış açılarında farklılıklar bulunduğu, değişimlere yatkın oldukları; ancak, töre cinayetlerini çevre baskısı altında meşrulaştırdıkları görülmektedir.

Namus cinayetlerinin en önemli sebebi, sosyal hayata, modern hayata katılmak isteyen genç kız ile bunun karşısında direnç gösteren geleneksel yapı çatışmasıdır. Bu nedenle, özellikle göç alan bölgeler ve kırsalda, kızların sosyal hayata katılabilecekleri meşru araçları devreye sokmak gerekmektedir. Bu araçlar, devlet eliyle verilecek her türlü eğitim desteğidir. Genç kız ve kadınlar, il ve ilçelerdeki halk eğitim merkezleri, meslek edindirme kursları ve çok amaçlı toplum merkezlerinin açtığı kurslara yönlendirilmelidir. Bilgisayar, halıcılık, trikotaj, giyim, nakış, okuma-yazma ve sınava hazırlık kursları, halkoyunları gibi kurslar, özellikle genç kızlar arasında büyük ilgi görmektedir. Bu kurslarda, meslekî bilgi ve beceri yanında, temizlik, evliliğe hazırlık, aile planlaması, yemek, iletişim, giyim, televizyon izleme alışkanlıkları gibi günlük hayata dair işlevsel bilgi aktarılmaktadır. Yetkililer, kursiyerlerde dönem sonunda büyük ölçüde davranış değişikliği saptadıklarını belirtmişlerdir.

Değerli arkadaşlar, bu merkezlerin kadınların eğitiminde hayatî derecede önemi olduğu saptanmıştır. Bu nedenle, sosyal riski azaltma projeleri kapsamında, tıpkı şartlı eğitim ve sağlık yardımı transferi gibi, ailelerin kızlarını bu kurslara göndermeleri teşvik edilmeli, valilik ve kaymakamlıklar bu süreçte etkin rol almalıdır. Eğitimsizlik, özellikle de kız çocuklarının eğitimine önem verilmemesi, feodal yapıyı beslemektedir. Bu nedenle, doğu ve güneydoğu bölgelerindeki derslik ve eğitimci açığı hızla kapatılmalı, bu konuda bir seferberlik başlatılmalıdır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; gelişmiş illerde okul yapmak için sıraya giren hayırsever işadamlarının yöreye eğilmeleri teşvik edilmeli ve yönlendirilmelidir. Gelişmiş illerde 25-30 öğrenci kapasiteli derslikler mevcutken, Batman, Diyarbakır, Siirt, Mardin, Şırnak, Bitlis, Bingöl, Hakkâri gibi vilayetlerimizde, derslik ihtiyacı had safhada olan illerde bir sınıfa 80-90 öğrenci düşmektedir. Bu açık, imkânlar dahilinde, bir an önce kapatılmalıdır.

Değerli arkadaşlarım yöre aileleri, kızlarını kız meslek okullarına göndermeyi tercih etmektedir. Ekonomik yetersizlikten dolayı, aileler, eğitim konusunda erkek çocuklarını tercih etmektedir. Aileyi eğiten, hem kız hem de erkek çocuklarını yetiştiren anne olduğu için, kız çocuklarının eğitimlerinin önemi ortadadır. Kızı eğitimsiz olan babanın torunu da eğitimsiz olur.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu olumsuz koşulları bertaraf etmek için, bu gibi yörelerin ekonomik durumunda süratle iyileşme yapılmasını sağlayarak, ailelerin daha müreffeh bir yaşamla, hayat anlayışlarını değiştirmek gereklidir. Yapılan araştırmalar, ekonomik iyileşmenin düzeldiği bölge ve mahallelerde, töre merkezli problemli yaklaşımların ortadan kalktı denecek kadar azaldığı yönündedir. Töre cinayetlerinin, çok da büyük bir kurumsal düzeneğinin olmadığını; fakat, münferit mekanizmaları içinde, tarih boyunca kullanıldığını görmekteyiz.

Doğu bölgelerimizde, toplumsal yapıda gelişme ve değişmeye kapalılık hâkim olsa bile, kimi ailelerin bakış açılarında giderek olumlu değişmeler görülebilmektedir. Kendi tarlası, bahçesi üzerinden geçimini temin edemeyen bu yörenin insanları, büyük şehirlere göç etmek durumunda kalmaktadır. Göç eden insanlar, büyür şehrin varoşlarında yer bulabilmektedir. Bu da, oradaki ekonomik ve sosyal dengeyi de bozmaktadır.

Son yıllarda, bölgemizde, yörenin ekonomik kaynağı olan tütün ziraatına benzer ziraatlara kotalar konulmuş ve bu, yörenin ekonomisini altüst etmiştir. Bu konuda alınacak tedbir, yapılan hesaplamalara göre, devlet maliyesine yük getirmeyeceği şeklindedir. Sorunun kesin çözümü, zarurî tedbirlerin karşılanarak, bireyin ve bireysel değerlerin önem kazandığı modern bir toplum düzenine geçilmesiyle mümkündür. Bunun için de, eğitim imkânları ve toplumsal altyapıdaki olumlu projeler üzerinde ısrarla durulmalıdır.

Değerli arkadaşlar, Türkiye Büyük Millet Meclisinin töre cinayetlerini araştırması, bunun nedenlerini ortaya koyması ve çözüm yolları hususunda sivil toplum kuruluşlarıyla nasıl bir çalışma yürüteceğini ortaya koyması, çözümün bir ayağı olacaktır. Türkiye Büyük Millet Meclisi, bu görevi üstlenerek önemli bir mesafe katedecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; unutulmamalıdır ki bu, bir kadın sorunu değil, insanlık sorunudur. Türkiye Büyük Millet Meclisi bu konuda üzerine düşeni fazlasıyla yapacaktır, yapmalıdır. Gerek kültürel gerek eğitim gerekse de iktisadî açılımlarla, sivil toplum kuruluşlarının da çabalarıyla, bu meselede önemli mesafeler katedilecektir. Bu konuyu çözeceğiz inşallah. Bunu çözerken, sadece kadını yargısız infazdan kurtarmış olmayacağız, aynı zamanda Türkiye'nin uluslararası arenadaki sicilini de temizlemiş olacağız. Bundan dolayı, bu önergeyi bütün hasbî duygularımızla destekliyoruz.

Hepinizi, tekrar, saygılarımla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet İnal (AK Parti, Batman). “Ülkemizde kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin sebeplerinin araştırılmasına ilişkin meclis araşt.önergesi(10/285)”. TBMM Genel Kurulu, 100. Birleşim tutanağı, 18 Mayıs 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-inal-22-2005-05-18-ulkemizde-kadina-yonelik-siddet-ve-cinayetlerin-sebeplerinin-arastiril (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
