# Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet İyimaya (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 29 Nisan 2008
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA (S.S.215)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-iyimaya-23-2008-04-29-turk-ceza-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu

> Ahmet İyimaya (AK Parti), 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA (S.S.215)); konuşma 1.264 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Ankara) – Konuşmamın başında yüce heyeti saygıyla selamlıyorum.

O, Türklük dünyasının yıldızıydı. Dünü, bugünü ve geleceğin vizyonunu bünyesinde özümsemiş gerçek bir aydındı. Ötekini hoşgörüsüyle kucaklayan hakiki demokrattı. Siyasetin bilgesiydi. Bugün burada olsaydı 1999 Haziranında yaptığı Türklük değerleriyle ilgili konuşmasının tekrarı yüce heyetin müzakeresine elbette ki bir anlam ve derinlik kazanacaktı. Değerli arkadaşım, değerli siyaset adamı, geçen hafta kaybettiğimiz Ayvaz Gökdemir’i saygıyla ve rahmetle anarak, konuşmamı hem millî iradenin tabii vazifesi ve hem de onun hatıraları içerisinde yapmaya çalışıyorum.

Değerli arkadaşlar, bugün ne yapıyoruz? Önemli bir sorunu hukuk yoluyla çözüyor muyuz veya adım atıyor muyuz? Bir defa bugün görüşmesini yaptığımız kanunun iki temel ayağı var. Bunlardan birisi, düşünce ve ifade özgürlüğünün demokratik ve hukuki sınırlarının bittiği nokta. Öbürü ise, egemenliğe ve alametlerine ait değerlerin korunmasının başladığı nokta. Yoksa, hiçbir milletvekili, hiçbir parti veya hiçbir düşünce, herhangi bir değeri salt, öz anlamıyla tahkir edecek, tezyif edecek bir ifadenin yanında olamaz. Türkiye’de sorun ne?

OSMAN ERTUĞRUL (Aksaray) – Öbür tarafa bak da konuş!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) - Pir Sultan Abdal’ın düşüncesinden dolayı hayatını kaybettiren anlayış ne, oraya bakmak lazım. Siyasal düşünce özgürlüğü sebebiyle başını kaybetmiş devlet adamlarının, Başbakanın muhatap olduğu müeyyidenin sebebi ne, oraya bakmak lazım. Bir dönem benzer konuşmalarından dolayı yüz tane takip yapılmış fakat şu anda aynı konuşmaların takip konusu olmadığı olaylara, Hasan Celal Güzel olayına bakmak lazım. Bu girişten sonra sorunun özünü tartışabiliriz.

Değerli arkadaşlar, bütün rejimlerin, bütün yapıların kızıl elmaları vardır. Demokrasinin kızıl elması –eğer sıra düzeni içerisinde sayacak olursak- düşünce ve ifade özgürlüğüdür.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Sizin kızıl elmanız ne?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Bizim sorunumuz… Bilimsel olarak değerlendirdiğimizde, objektif olarak değerlendirdiğimizde sorunumuzun sebeplerini birkaç noktada ortaya koyabiliriz:

1) Aşırı ifadeyi ve eleştiriyi sadece devlet değerleri bakımından değil, şahsen kişiler olarak dahi hakaret olarak algılayan bir damarımız, bir bünyemiz var. Bunu inkâr edemeyiz.

2) Yargımızın korunan değerler lehine yorum prensibi var. Eğer sizin davanız özel hukuktan kaynaklanıyor ve karşı taraf, elbette ki bir değerimiz olan devletse nefi hazine kriteriyle veya mâniasıyla karşılaşırsınız. Eğer siyasal bir düşünceden, alandan kaynaklanıyorsa o zaman “raison détat”la karşı karşıya kalırsınız. Hikmeti hükûmet, devlet aklı diye bir engel gelir, özgürlük zamanında cezalandırılmazsınız ama konjonktürel zamanlarda ummadığınız gayriadil müeyyidelerle karşı karşıya kalabilirsiniz.

Hâlbuki dünyada yargı, devleti de kendi tabii mecrasında, vazife ve fonksiyon alanında sabit kılan ve özgürlükleri genişleten yorumlarla demokrasiyi kurmuştur. Bugün Amerika McCarthyizm’den, cadı avcılığından mahkeme kararlarının yorumlarıyla o noktaya varmıştır. Bizim anayasa hukukumuzda pek göremezsiniz, özgürlükler hukukunda daha yeni yeni bu kavram gelişti: Özgürlük lehine yorum, insan lehine yorum “in dubio pro libertate.” Tabii, bu ikinci sorunumuz

Üçüncü gerçeğimiz var. Özgürlüklerin alabildiğince genişletildiği, bireyin yaratıcılığına ve eleştiri dünyasına ağırlık tanıyan bir dünya anlayışı var ve biz bu dünya anlayışına, İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi konsepti içerisinde 1950’de, 1954’te, birisinde imzalayarak, öbüründe kanunu kabul ederek girmişiz. Son değişiklikte de bu bizim iç hukukumuz hâline gelmiş.

Bakın, sizlerle soruna tam gelmeden bir istatistiki bilgiyi paylaşmak istiyorum. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesine topluluk ülkelerinden 1999 ila 2006 yılında yapılan başvurulardan 205’i ihlal kararıyla müeyyidelendirilmiştir; bunun 125’i Türkiye. 2005’te 50 ihlal kararı var, 39’u Türkiye, yüzde 80; 2006’da 62 ihlal kararı var, 35’i Türkiye. Burada bir sorunumuz var. Sorunumuz ne? Ceza normunun tanziminden kaynaklanan inşa kusurlarının çok yüksek olduğuna inanmıyorum. Buradaki sorunumuz, daha çok hâkim kalitesi, yargı kalitesi, özgürlüğü ve demokrasiyi uygulamaya aktarma sorunu. Ha, bu sorunu hukukla ne kadar çözebiliriz? Kabul etmek gerekir ki, sorunları hukukla çözebilmenin kapasitesi nihayet yüzde 15 veya yüzde 20’dir, daha fazla geçemezsiniz.

Burada ne yapıyoruz? Değerli arkadaşlar, Komisyonumuz muhalefet partilerinin, değerli partilerimizin hassasiyet gösterdiği kavramlar üzerinde bilime, uygulamaya, mukayeseli verilere uygun olarak inceleme yaptı: Türkiye Cumhuriyeti, Türk milleti, Türklük… Atıflar da yaptı, ortaya koydu.

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Ne zaman yaptınız?

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Komisyonumuzun raporunun 13’üncü sahifesiyle 16’ncı sahifesi arasındaki metinler okunursa, sual soran arkadaşımız gözleriyle cevap bulma fırsatını bulabilecektir: Ne yapıyoruz biz şimdi?

HÜSEYİN YILDIZ (Antalya) – Biz de oradaydık.

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – Değerli arkadaşlar, bir ceza normunu, bir ceza kuralını inşa ederken yardımcı kaynağımız Anayasa’mızın 38’inci maddesidir. Anayasa’mızın “Başlangıç” hükümleri ve diğer hükümlerdeki değerler, elbette ki kendi normatif çatısı içerisinde üstün değerlerdir. Bugün “Türklük” Anayasa’mızın “Başlangıç” hükmündeki bir kavramdır, değerdir ve Türk milletine mensup olma ile bütün Türklük dünyasının, kültür dâhil, ortak değerlerini kapsar.

Ha, peki, bu değer üzerinden bir ceza normu üretebilir miyiz? Mümkün mü? Hukuk “hayır” diyor, “belirli olacak” diyor. Bakın, şimdi, Ceza Kanunu’muzun 301’inci maddesi var. Hâlen yürürlükte. Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükûmetinin, yani konvansiyonel sistemdeki Türk Hükûmetinin 1339 hicri yılında, büyük Türk aydını, sosyoloğu, mütefekkiri Ziya Gökalp’ın telif ettiği “Türk Töresi” adlı kitabını yazmış, yayınlamış Meclis Hükûmeti. Mesela, diyelim ki orada 30’uncu maddede “Şamanizm dinindeki ruhlar…” diyor. Bilimsel bir inceleme bu. Değerlerimizdir, tarihî değerlerimizdir, saygı duyarız.

Şimdi, burada, bir gazeteci, gerçekten eylemin tam anlamıyla tenkit sınırlarını da aşarak tahkir ve tezyifte bulunsa, 301’inci maddenin koruması içerisinde mi? Anayasa Mahkemesi “Koruması içerisinde değil.” diyor. Yargıtay “Koruması içerisinde değil.” diyor. Ha, ne yaptık? Anayasa’nın 38’inci maddesi diyor ki: Suçun unsurlarını yorumla üretemezsiniz, kanunla yapsanız bile yapmış olamazsınız, belirlilik olacak, soyut olmayacak. Bu tartışıldı, bilim tartıştı, Yargıtay tartıştı, içtihatla “Türklüğü”, “Türk milleti”ne indirdi. Her ikisi de saygın bir değer ama tüm mesele ceza normunu üretmek meselesi. Ha, burada “Türk milleti…” Yani “Türk milleti”ni buraya koymakla Türklükten bir nakisa veya “Türklüğü” buradan çıkarmakla Türk milletini Türklüğün üzerine çıkarma gibi bir hukuki sonuç katiyen doğmaz. Burada yapılan, Anayasa’mızın 13’üncü maddesindeki özgürlüklerin sınırlanması kriterleriyle, ceza kuralını koyma kanunilik unsurunu denkleştiren bir yasama faaliyetidir ve bu faaliyete kendi yasama çerçevesinin, sürecinin dışına taşırılarak başka anlamlar yüklenmesinin belki siyasal amaçları olabilir ama ciddi bir tahlilde, nihai hedefte ceza normlarını, suç unsurlarını üretme tipolojisi veya metodolojisi bakımından Parlamentonun yaptığı, Anayasa’nın kendisine yüklediği görevlerden başka bir şey değil.

MEVLÜT COŞKUNER (Isparta) – Öze gel öze!

ADALET KOMİSYONU BAŞKANI AHMET İYİMAYA (Devamla) – İkincisi, Türkiye Cumhuriyeti devleti, cumhuriyet...

Arkadaşlar, bir defa şu anda Ceza Kanunu’nun hangi sistemi içerisinde değişiklik yaptığımızı bileceğiz.

Dördüncü Bölüm diyor ki: Millete ve devlete karşı suçlar, 301’inci madde Dördüncü Bölümde. 301’inci maddenin üst kısmı hemen, diyor ki: “Egemenlik alametlerine, değerlerine suçlar.” Şimdi, Anayasa’nın 2’nci maddesindeki değerler elbette ki bizim iskeletimiz, omurgamız, değişmez, değiştirilemez değerler: Laiklik, sosyal devlet, hukuk devleti. Bütün unsurlarıyla bunlar temel değerler ama Ceza Kanunu’muzun ilgili maddeleri -tanzim ettiğimiz 301’le bağlantısı olmaksızın- Türk milletine ve Türk devletine ve egemenlik alametlerine karşı suçları tanzim etmektedir ve bittabi devlettir. Buradaki amaç da devlettir. Nereden çıkarıyorsunuz? Ceza Kanunu sistematiği bir tarafa Anayasa’nın 1’inci maddesinden. Yer değiştirin, doğru okuyun, Türkiye Cumhuriyeti devletidir. Nereden çıkarıyorsunuz? Yargıtayın uygulamasından.

Ha, burada yapılan milletimizin değerlerinin saygınlığını mahsus mekânlarında koruyarak doğru bir hukuk kuralı üretmektir. Sorun budur ve maddenin içerisine girdiğiniz zaman bu isnatlardan dolayı takibata başlanması, savcının soruşturma sürecini başlatması, yetkili kılınan kişi organın -dikkat ediniz- süjenin iznine bağlıdır. Bu da yargısal bir yetki değil, bu suçların, kaleme tertip ettiğiniz suçların, ifadeye tertip ettiğiniz suçların kamu yararı değerlendirilerek takibe konu kılınıp kılınmaması noktasında -siyasal organa demiyorum- siyasa organına izin vermektir. Bu, doğru bir sistemdir, 1926’dan bu tarafa bizim geleneğimizde var olan bir sistemdir. Bu izin Adalet Bakanlığına verilmiştir.

Sonra, 301’inci maddenin bazı tarihsel polemiklere yorum aracı olarak kullanılması, araç kılınması doğru değil. Yani, soykırım iddiaları veya Yahya Kemal’in dediği gibi, mukatele; bunlar tarihte var olan ve bize gerçeğine aykırı şekilde çamur gibi yapıştırılmak istenen isnatlardır ve bu maddeyle doğrudan bir ilgisinin düşünülmesi mümkün değildir. Uzak illiyetle ilerideki, geçmişteki tarihî gerçeklerin 301’inci maddenin tenkidine vesile kılınmasını kabul edilebilir görmüyorum.

Siyasal düşünce özgürlüğünü dünya standartlarında ilk defa Türkiye’de ifade eden ve bu konudaki gerçekten önemli paradigmaları ortadan kaldıran büyük düşünür Bülent Tanör’ün 1969 yılında yazdığı o muhteşem doktora tezine ve kendisine atıf yaparak yüce heyeti saygıyla selamlıyor, hürmet ediyorum efendim. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet İyimaya (AK Parti, Ankara). “Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-iyimaya-23-2008-04-29-turk-ceza-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
