# Küçük ve orta ölçekli sanayi geliştirme ve destekleme idaresi başkanlığı kurulması hakkında (s.s.330) kosgeb

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim
- **Tarih:** 8 Nisan 2009
- **Gündem:** KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI KURULMASI HAKKINDA (S.S.330) KOSGEB
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kenan-tanrikulu-23-2009-04-08-kucuk-ve-orta-olcekli-sanayi-gelistirme-ve-destekleme-idaresi-baskanli

> Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP), 8 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜÇÜK VE ORTA ÖLÇEKLİ SANAYİ GELİŞTİRME VE DESTEKLEME İDARESİ BAŞKANLIĞI KURULMASI HAKKINDA (S.S.330) KOSGEB); konuşma 1.900 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; görüşülmekte olan 330 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Yüce heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemiz ekonomisi ve sosyal yapısının temelini, hiç kuşkusuz, küçük ve orta ölçekli işletmeler meydana getirmektedir. Tabii, ülkemizin gelişmesi, büyümesi ve mutlaka lider ülke olabilmesi için de ve dolayısıyla Türk insanının refahının da artması için bu işletmelere gereken desteğin ve önemin de verilmesi gerekmektedir. Genellikle bugün herkesin kabul ettiği gibi KOBİ’ler, sanayileşmenin, sağlıklı bir sosyal yapının, gelir dağılımındaki dengenin ve ticaretteki dinamizmin sürükleyici faktörü ve ekonominin de vazgeçilmez unsurudur. Rekabetin yaşatılması, müşteri taleplerine duyarlılık, yeniliklere ve değişikliklere açıklık, krizler karşısındaki esneklik -bugün olduğu gibi- ve buna benzer önemli avantajlara sahip olan KOBİ’ler, Türk ekonomisinin motor gücünü teşkil etmektedirler. Bizim ülkemize de baktığımız zaman KOBİ’ler, toplam işletmelerin neredeyse yüzde 99’unu meydana getirmektedirler. Oluşturulmuş olan istihdamın yüzde 70’inden fazlasını bunlar teşkil etmektedir. Gene yatırımların da yaklaşık yüzde 50’den fazlasını KOBİ’ler meydana getirmekte ve bunların topyekûn sonucunda da ülkede yaratılan katma değerin yaklaşık yüzde 40’ını KOBİ’ler ortaya koymaktadır.

İşte, bu rakamları değerlendirdiğimiz zaman ülkemiz ekonomisinin ana omurgasını meydana getiren KOBİ’lerin önemi çok açık ortadadır. Büyüme ve kalkınma bu ülkede ağırlıklı olarak KOBİ’ler üzerinde ve onların ekseninde gerçekleşecektir. Bugün kuruluş kanununu tartışacağımız KOSGEB’e baktığımız zaman ise KOBİ’lerin payını ve etkinliğini bu ekonomik yapıda artırmak, rekabet güçlerini ve düzeylerini yükseltmek, sanayide entegrasyonu ekonomik gelişmelere uygun olarak temin etmek ve sağlamak gibi çok önemli de amacı vardır ve bu amaçları gerçekleştirebilmek için KOSGEB kurulmuştur. Ancak, bugün KOSGEB’e daha yakından, bir projektör üzerinden baktığımız zaman sadece bankalar aracılığıyla yapılan faiz desteklerinin gündeme geldiği ve kamuoyunda da bu yönüyle gündemi teşkil ettiğini görmekteyiz. Oysaki KOSGEB’in daha başka destekleri ve önemli görevleri de vardır. İşte, teknoloji, eğitim, danışmanlık, bölgesel gelişmeye katkı, girişimciliği desteklemek gibi görevleri belki de en önemli görevleridir. Acaba KOBİ’ler bunlardan yeterince kullandırılmış mıdır, faydalanmış mıdır veyahut bu desteklerden KOBİ’ler hangi işletme vasfında faydalanmıştır ve kaç tanesi bu desteklerden fayda temin etmiştir? Ne kadar destek verilmiştir veyahut kredi faizleri ile bu desteklerin oranı nedir? Bize göre, kurum, yani KOSGEB sadece bankalar aracılığıyla yürütülen kredi faiz destek programlarına ağırlık vermesi ve bu, yukarıda saydığım diğer hizmet alanlarını da ihmal ettiği yönündedir. Bu durum tabii ki Hükûmetin teknoloji, inovasyon, gelişme, bilgi teknolojileri, pazarlama ve tanıtım gibi faaliyetlerin KOBİ’ler üzerinden desteklenmesini de en azından bir süredir ihmal ettiğini de ortaya koymaktadır. Oysaki bu faaliyetlerin desteklenmesi ve geliştirilmesi KOBİ’lerin yaşaması için hayati bir önem taşımaktadır ve hiç kuşkusuz KOSGEB’in de asli görevi budur.

Değerli milletvekilleri, 23 Şubat 2009 tarihinde KOSGEB yeni bir kredi programı açıklamıştır. Bu programın ana amacı ihracatı desteklemeyi öne çıkarmaktadır ve ihracatçı KOBİ’lere “özel kriz desteği” adı altında program yürütülmüştür ve başlatılmıştır. Adı krize özel olmasına rağmen, bundan önceki uygulamaların aksine, bu program sıfır faizli değildir ama en azından krizin artık Hükûmet tarafından kabul edilip bu şekilde telaffuz edilmesini bile büyük bir gelişme olarak görüyoruz.

Tabii, bugünkü sanayi üretim endekslerine de baktığımız zaman, ki ocakta yüzde 21,3, şubatta yüzde 23,7 olarak sanayi sektörü gelişmektedir ama daha vahimi, imalat sanayisinin içerisindeki sermaye malları grubunda yüzde 45’e yakın bir gerileme söz konusudur. Aslında Hükûmetin krizi kabul etmediği dönemlerde bile sıfır faizli, krize destek programı yaptığı söz konusuyken, bugün krizi itiraf etmek durumunda olduğu dönemde sıfır faizden vazgeçmiştir. Aslında bu nokta da gerçekten ilginçtir. Faizin bir kısmının KOBİ’lere yüklenmesi de gerçekten ciddi bir çelişkidir.

Bu uygulamada da bu yapılan şubat uygulamasında da bankalar ayrıca binde 5 komisyon, ekspertiz masrafı için bin TL ve buna benzer ilave yükler alacaktır ki, bunların hepsi KOBİ’lere ilave yük olarak gidecektir. Oysa esas destek sağlanması gereken gün bugündür, yarın muhtemelen çok geç olabilecektir.

Değerli milletvekilleri, kredi faiz destekleriyle ilgili olarak daha önceden defalarca dile getirdiğimiz aksaklıklar konusunda da maalesef tedbirlerin yeterince geliştirilmediğini görüyoruz. Her zaman söylediğimiz ve Hükûmetin de bir süredir kabul ettiği gibi bütün destekler, ama bütün teşvik ve desteklerin, hem bölgesel hem sektörel hem de proje bazlı olması gerekmektedir. Burada yapılan, erken gelenin sırayı ve parayı aldığı bir uygulamadır. Sürekli ifade ettiğimiz gibi ve bütün dünyada da bu konuyla ilgili gelişmelerin takip edildiği dünya konjonktüründe de kabul gördüğü üzere, öncelikli birtakım sektörler olmalıdır ve bu sektörlere de bazı imtiyazlar tanınmak zorundadır. Erken gelenin krediyi aldığı bir uygulamadan, herhangi bir plan veya programdan veyahut da önceliklerden bahsetmemiz mümkün olamayacaktır.

Devamlı, bölge kotalarından bahsedilmektedir. Uygulamadaki bölgesel kullanım oranları Bakanlığın açıkladığı oranı hiçbir zaman yakalamamıştır. Bugüne kadar uygulanan kredi faiz desteklerinin bölgesel dağılımlarının da bizlerle paylaşılması eğer mümkün olursa bunları da öğrenme fırsatını yakalamış olacağız.

Bir diğer husus da bu kredilerin kullanım süreciyle ilgilidir. Bu krediler sanki özel kredi uygulamalarıymış gibi kamuoyuna takdim edilmektedir. Hâlbuki buradaki kredilendirme işlemi tamamen bankacılık sistemi içerisinde değerlendirilmektedir ve KOBİ’lere özel bir uygulama da yoktur. Yani bankalar normal kredilendirme süreçlerini devam ettirmektedirler. Bankacılık sistemine bu kadar kaynak aktarırken bu sistemde bazı uygulamalar konusunda hiçbir katkı ve KOBİ’ler için ilave kolaylıklar alınması da mümkün olmamıştır. En azından bankaların komisyon ve ekspertiz masraflarını almamaları temin edilebilirdi. Ayrıca, daha önceden de duyurulan, Hazine Müsteşarlığının bankalara reel sektör için vermesi düşünülen 1 milyar TL’lik programın da çok ciddi bir şekilde elden geçirilip, gözden geçirilip gerçekten reel sektör için harcanması gerekmektedir. Bu para eğer hazine tarafından bankaların aktiflerinde özellikle temizlenmesi gereken unsurlar için harcanırsa o zaman reel sektöre de gitmemiş olur. Bir de bunların üzerine, Sayın Başbakanın ifadesiyle, bankaların kredi kullandırmadaki isteksizliklerini de koyarsak, eklersek, durum daha da vahim hâle gelmektedir. Onun için, yürütülen bu çalışmalarda, bankalardan KOBİ’lere özel birtakım imtiyazların mutlaka sağlanması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, kredi faiz desteğinin uygulamasının tamamında imalatçı olmayan esnaf ve sanatkârlarla, hizmet sektörünün de faydalanacağı ifade edilmekteydi. İşte, nihayet, bu görüştüğümüz kanun da bunu temin etmek için getirilmiş bulunuyor. Ancak buradaki uygulamayla, 23 Şubat 2009’da açıklanan ve 2 Mart 2009’da da müracaatları başlayan ihracat kredi desteğinden maalesef imalat dışı sektörlerin yararlanması yine de mümkün olamamıştır, uygulamada hâlâ daha hizmet sektörü yoktur. Bu yasa çıktıktan sonra KOSGEB’in iç düzenleme yapması ve yeni kanunla gereken Bakanlar Kurulu kararları da herhâlde bir miktar zaman alacaktır. Dolayısıyla imalatçı olmayan KOBİ’lerimiz bir müddet daha bekleyeceklerdir.

Sayın milletvekilleri, KOBİ’leri anlatırken, tabii ki, KOSGEB’in kuruluş amacını biraz önce de söyledim, imalat sektöründe faaliyet gösteren KOBİ’leri desteklemek amacıyla kurulmuştu. Buradaki, getirilen yasa tasarısındaki temel değişiklik ise KOSGEB’in hizmet götürdüğü hedef kitlesini değiştirerek, sanayinin bütün kollarının ve tüm KOBİ ölçeğindeki işletmelerin faydalanmasına açmaktadır. KOSGEB şu anda 1 ila 250 arasında çalışanı olan ve -bilanço üzerinden de bakarsak veya net satış üzerinde de bakarsak- 25 milyon TL’yi geçmeyen imalatçı KOBİ’lere destek vermekteydi. Bu işletmelerin de sayısı yaklaşık olarak Türkiye’de 250 bin civarındadır. Sanayi ve Ticaret Bakanlığının yayınladığı verilere göre ise ülkemizde toplam 2 milyon 10 bin 377 işletme vardır ve bunun da gene yaklaşık 2 milyon kadarı KOBİ ölçeğindedir. Yasa tasarısı, kurumun bünyesinde, ne gelir hanesinde ne de gider kısmında herhangi bir artış getirmemektedir. Organizasyon ve personel yapısında da bir değişiklik yoktur bu yasada. Yani hedef kitlemiz yaklaşık 8 kat artarken, bütçe, organizasyon ve personel yapısında bir değişiklik getirilmemektedir. Bu da, bu getirilen değişikliğin veya yapılacak olan değişikliğin uygulaması konusunda da ciddi tereddütlere yol açmaktadır. KOSGEB’in kurumsal kapasitesinde herhangi bir değişiklik yapmadan hedef kitlenin yaklaşık bu 8 kat kadar artması sonucunda, nitelik olarak eğitimden sağlığa, tarımdan hayvancılığa, kültürden turizme, inşaattan ulaşıma kadar hemen hemen bütün sektörler bu faaliyetlere açılacaktır. Mevcut yapı ve bütçeyle bunun kaldırılması mümkün gözükmemektedir.

Bu yelpazeye hizmet ve destekler götürmek, bu sektörler hakkında bilgi ve tecrübeye sahip olmayı da gerektirmektedir. Ya bu tecrübeye veya bilgiye sahip olacaksınız veyahut da bu bilgi ve tecrübeye sahip olan kuruluşlarla iş birliği yapacaksınız.

Bütçesiyle yaklaşık 15 bin civarında işletmeye, yani imalat sanayisi işletmesine hizmet götürebilen bu kurum, KOSGEB, bu kanunla, çıkacak olan kanunla yeni hedef kitlesini arttırdığı zaman ilave kaynağı da bütçede görmediği için zorlanacağa benzemektedir. Zira KOSGEB’in bu seneki bütçesini incelediğimiz zaman -2009 bütçesini- 2008 yılına göre yüzde 10,8 bir artış, yani yaklaşık yüzde 11’lik bir artış görüyoruz. Hedef kitle 8 kat artıyor ama bütçesi yüzde 11 bile artmıyor. Bu durum, mukayese açısından belki sizlerin de ufkunu genişletebilir.

Burada, tabii akla gelen bir başka konu da vardır. İş hacmi ve hedef kitlesi bakımından bu kadar artış gösteren KOSGEB acaba şu ana kadar kapasitesinin sekizde 1’i kadar mı çalışmaktadır? Yani hiçbir ilave düzenlemeye gitmediğine göre “Böyle bir kapasite düşüklüğüyle mi çalışmaktadır?” diye bir soru akla gelebilir ama bunu da düşünmek, zannederim, KOSGEB çalışanlarına büyük bir haksızlık olur diye düşünüyorum. Eğer böyleyse, böyle bir düşünce de varsa bunun gereğinin ve açıklamasının da mutlaka yapılması gerekir diye düşünüyorum.

Yasada yapılan bir başka düzenleme, icra kurulundaki ilavedir. Hazine Müsteşarı bu kurula ilave edilmiştir. Başkanlığını Sanayi ve Ticaret Bakanının yaptığı bu kurul 9 kişiden müteşekkildir. Bu şekilde artı 1 daha gelince 10 kişi olmuştur. Bu zaman zaman başka kurumlarda da tartışılır. Genellikle çift sayılı icra kurulu gibi karar alınacak kurullarda karar çıkartmak zordur. O yüzden toplantı karar ve nisap sayısı açısından bu şekilde bir sayı artırmasının da pek uygun olmadığını düşünüyorum. Eğer bu artış, yeni hedef kitleye yeni sayı diye, yeni üye diye düşünülüyorsa o zaman başka ilavelerin de belki yapılması gerekir.

Organizasyon yapısında, personel yapısında, bütçede, ezcümle, önemli değişikliklere ihtiyaç vardır ve bunun için KOSGEB’in gerçek manada yeniden yapılandırılması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, KOBİ’lere baktığımız zaman, bugün Türkiye’de 47 tane kuruluş KOBİ’lerle ilgilenmektedir. Bu, şu demektir: 47 ayrı politika belirleyen kuruluş, 47 ayrı kaynak tahsisi yapan kuruluş demektir. Bu yönüyle baktığınız zaman, bu kadar farklı politika ve kaynak belirlenmesi gerçekten hem maliyet yönünden bir israftır hem zaman yönünden israftır hem de emek yönünden israftır. Bu kuruluşlar arasında çoğu zaman koordinasyon ve iş birliği de sağlanamamıştır, mümkün olamamıştır. Bunların tek bir çatı altında toplanması gerekmektedir. Belki de görüşeceğimiz bu tasarıda, şu anda görüşeceğimiz bu tasarıda KOSGEB, KOBİ’ler için böyle bir tek çatı modeli hâline getirilebilirdi diye düşünüyorum. Eğer bu sağlansaydı, birçok ayrı kapılarda dolaşmakta olan KOBİ’lerimiz tek noktada işlerini çözebileceklerdi, kaynak israfı önlenecekti, zaman israfı ve emek israfı önlenecekti ve ciddi bir finans desteği de sağlanmış olacaktı. Tabii, KOBİ politikalarımız da bu andan itibaren daha etkin ve daha fonksiyonel olacaktı.

Tabii, sadece ekonomik olarak değil, sosyal bir sorumluluk da üstlenmektedir KOBİ’lerimiz. O yüzden ekonomimizdeki rolleri, önemi ve ağırlıkları gerçekten çok ciddidir. O yüzden bugüne kadar KOBİ’lerimizin temel makro sorunlarının hâlâ çözülememesi ve bunların konuşuluyor olması da bir çelişkidir diye düşünüyorum.

Diğer taraftan, KOBİ’lerimizin teknoloji ihtiyacının giderilmesi, güçlendirilmesi, katma değeri yüksek ürünlerin üretilebilmesi, uluslararası pazarlara açılabilmesi ve dolayısıyla da rekabet güçlerinin artırılması gerekmektedir. İşte, Türkiye Büyük Millet Meclisi olarak, bütün siyasi partiler olarak KOBİ’lerimizin bu anlamda yanlarında olmalı ve onların rekabet edebilirliğini artırmamız ve onları bu mücadelelerinde yalnız bırakmamamız gerekmektedir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, bunun için de lafın, sözün sadece havada kalmaması gerekmektedir, Türkiye için yeni bir sanayi politikasına ve sanayi stratejisine ihtiyaç bulunmaktadır. Bu stratejinin ve politikanın odağında, temelinde mutlaka KOBİ’lerimiz olmalıdır, dolayısıyla da KOSGEB olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, KOSGEB’in bugünkü hâliyle getirilen ve tasarıyla genişletilen görev alanı sadece ambalaj olarak kalmamalıdır. Bu sözler birçoğu için belki yakın ve hatırlatıcı gelebilir, bunları özellikle tutanaklara söylemek istiyorum. Gerçek anlamda bu hizmeti sorunsuz verebilmek için bütün düzenlemelerin ama gerekli olan bütün düzenlemelerin de bir an önce gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, biz Milliyetçi Hareket Partisinin bütün programlarında, 2002’den bugüne kadar yapılan yazılı ve görsel basındaki açıklamalarımızda KOBİ’lere ve sanayi politikasına verdiğimiz önemi hemen her fırsatta dile getirerek, bütün ortamlarda söyleyerek, Türkiye Büyük Millet Meclisinde de aynı şekilde ifade ederek bugüne kadar geldik. Bugünden sonra da KOBİ’lerimizin daha iyi yarınlara, daha iyi yapıya ve güçlü bir ekonomik sürece ulaşabilmeleri için önümüze getirilecek olan bütün çalışmalara, bütün düzenlemelere, bu manada getirilecek olan ve yapılabilecek olan yasa çalışmalarına Milliyetçi Hareket Partisi olarak destek vereceğimizi belirtiyor, tekrar hepinizi saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP, İzmir). “Küçük ve orta ölçekli sanayi geliştirme ve destekleme idaresi başkanlığı kurulması hakkında (s.s.330) kosgeb”. TBMM Genel Kurulu, 74. Birleşim tutanağı, 8 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kenan-tanrikulu-23-2009-04-08-kucuk-ve-orta-olcekli-sanayi-gelistirme-ve-destekleme-idaresi-baskanli (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
