# Posta kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s:s:230)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim
- **Tarih:** 29 Nisan 2009
- **Gündem:** POSTA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S:S:230)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kenan-tanrikulu-23-2009-04-29-posta-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-230

> Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP), 29 Nisan 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: POSTA KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S:S:230)); konuşma 2.148 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, 230 sıra sayılı Kanun Tasarısı üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Ben de sözlerimin başında, bugünkü menfur olayda şehit olan askerlerimize Yüce Allah’tan rahmet diliyorum, büyük Türk milletine de taziye dileklerimizi grup olarak sunduğumuzu belirtiyorum.

Gelişen teknoloji ve iletişim ağının yaygınlaşması, PTT Genel Müdürlüğünün bir posta çeki hesabından diğer bir posta çeki hesabına aktarma işlemlerinin son yıllarda çok hızlı artması nedeniyle yeni bir yasal düzenlemeye ihtiyaç duyulması ve bu sebeple de ücret alınabilmesi elbette gerekli olup, bugünün ekonomik şartlarında hiç de yadırganacak bir durum değildir.

Ancak, bu tasarının genel gerekçesine baktığımız zaman, gerek personel yetersizliğinin ifade edilmesi gerekse daha sonra, tasarı hazırlanırken Bakanlar Kuruluna bu tasarının imzalatılarak getirilmesinde tam tersi uygulamalara da rastlamış oluyoruz. Nedir bunlar? Geçtiğimiz yıl içerisinde, 2008 yılı içerisinde PTT Genel Müdürlüğünün Yönetim Kurulunun yaptığı yaklaşık 32 yönetim kurulu toplantısının 531 kararının hemen hemen birçoğunda Genel Müdürlükten başka bir kuruma personel naklinin uygun görüldüğüne dair kararlar da alındığını görüyoruz. O zaman bu durum ya Bakanlar Kurulunun yanıltıldığını veyahut da yapılan uygulamanın keyfî ve siyasi bir tutum olduğunu bize gösteriyor.

Yine, tasarının gerekçesine baktığımız zaman, posta çeki hesabından diğer bir posta çeki hesabına aktarma işlemlerine talebin özellikle gene son dönemlerde çok arttığı ve bu talep sebebiyle de otomasyon işlemlerinin ilave ek yük getirdiği söylenmektedir.

Değerli milletvekilleri, elektronik bir ortam olan otomasyon sistemleri kurulurken biliyoruz ki ne kadar bir kullanıcıya hitap edeceği ve kapasitesi belirlenmektedir. Eğer bir kapasite yetersizliği varsa veyahut da artan iş hacmi ortaya çıkmışsa bu durumda bahaneye sığınmak yerine bunun çözümünü ilave yatırımlarla, ek yatırımlarla da gidermek gerekir diye düşünüyorum. Bu otomasyon sisteminde çalışan operatörün günlük yapacağı işlem adedi de bellidir. Her çalışanın belirli bir kapasitesi vardır ve o operatörün de ne yapabileceğini bilebiliriz. “PTT Genel Müdürlüğü bankacılık sistemindeki gibi yurdumuzun her yerinde havale yapar hâle gelmiştir.” söylemi biliyoruz ki “başarı” olarak lanse ediliyor. O zaman bu durumda işlem adedi yükseldiğinde hizmetlerde ne tür aksaklıklar olabileceği hesaplanmış mıdır? Veyahut gene buradan yola çıkarak, elektronik bir ortamda bir operatör ne kadar hızlı çalışırsa çalışsın işlem de aynı şekilde ona paralel olarak hızlı sürecektir. Bu durumda iş yine operatörde yani çalışanda, emekte olacaktır; daha çok, sistem ikinci planda kalmaktadır bu durumda.

Sayın milletvekilleri, bu tasarının görüşmeleri sırasında -biraz önce de belirttiğim gibi- PTT Genel Müdürlüğüne ek katkı sunulması ve verilen hizmetin devamlılığı açısından belirli bir ücret alınmasını da biz Milliyetçi Hareket Partisi olarak Komisyon görüşmelerinin başlangıcında makul bulmuştuk, geneli üzerinde görüşürken. Ancak, Komisyon çalışmaları devam ederken bir de gördük ki değerli iktidar partisi milletvekillerince birtakım önergeler hazırlandı ve bu önergelerin sonucunda -bugün gördüğünüz- tasarının 1’inci maddesi değişti. Bu madde, bu yasayla PTT Genel Müdürlüğünün iyileştirilmesine hiçbir katkı sağlamayan, hizmette özelleştirmeyi, taşeronlaştırmayı ortaya getiren, kaynak israfını doğuran ve hemen hemen bütün diğer özelleştirmelerde de rastladığımız personel kıyımına da yol açabilecek bir maddedir.

Onun için, özellikle bu maddeye dikkatinizi çekmek istiyorum. Görüşmekte olduğumuz bu tasarıya eklenen ve bizlerin kabullenmekte güçlük çektiği bu maddede şöyle diyor: “PTT İdaresi postaların ayrım ve dağıtım işlerini ihale yoluyla üçüncü şahıslara gördürebilir.” Bu hüküm yer alıyor. Değerli milletvekilleri, Komisyonda eklenen bu 1’inci maddenin gerçek ve kabul edilebilir nedeni her ne ise, bunun Genel Kurulda, burada çok açıkça ifade edilmesini de özellikle bekliyoruz. Bu maddenin bu tasarıya eklenmesini isteyenler, acaba, PTT Genel Müdürlüğü postalarının ayrım ve dağıtım işlerini yapan ve bunları gerçekleştiren çalışanlardan memnun değiller midir? Onların kapasitelerini yetersiz mi bulmaktadırlar? Veyahut da bir başka soru: Kurum dışına fazla personel nakledildiği için mi bu açılım yapılmaktadır?

Öte yandan, yine bu madde, 7201 sayılı Tebligat Kanunu’nun bazı maddeleriyle de bir ölçüde çelişir gözükmektedir. 7201 sayılı Kanun’a göre, adli tebligatların dağıtım işi kamu çalışanları eliyle yapılmak zorundadır. Bu maddeyle devletin asli görevi olan haberleşme hakkını sağlama görevinin de taşeronlaşmaya gittiğini ve bu şekilde özelleştirilmek istendiğini de görüyoruz. Böylece, aşağı yukarı yüz altmış yılın üzerinde, yüz altmış sekiz yıllık bir geçmişe sahip olan PTT’nin, çok kısa bir süre içerisinde erozyona açık bir kurum hâline geleceğinden endişe ediyoruz. Taşeron firmalarla sözleşme yapılıp siyasi çözümler aranmak yerine, yapılan hukuki sözleşmelerin eksiksiz ve yetersiz olmasının önüne geçilmesi, belki de kurumu işte bu gerekçede arkasına sığınılan tazminat ödemelerinden de kurtarmış olur diye düşünüyoruz değerli milletvekilleri. Geçtiğimiz yıl içerisinde, özellikle haziran ayındaki verilere baktığımız zaman taşeron firma işçileri tarafından PTT aleyhine açılan ve hâlen de devam etmekte olan yaklaşık 140 dava var, 142 dava olduğu söyleniyor ve bu davalar sonucunda da işe iade istemli açılan davaların sayısı yaklaşık yine 80 civarında.

Değerli milletvekilleri, eğer personel yetersiz geliyorsa veyahut buna benzer eksiklikler varsa kuruma tabii ki personel alınabilir ve bu kurum dışına, biraz önce söylediğim, nakiller de durdurulabilir. Bu şekilde bulunacak bir çözüm hem daha tatminkâr olacaktır kurum açısından hem de daha ekonomik bir yöntem olacaktır. İhtiyaç duyulan personelin temininde yaşanacak olan çözümler de çok açık bir şekilde burada dile getirilip bunun için çözüm yolları araştırılması gerekir diye düşünüyorum. Çünkü baktığımız zaman mevcut mevkilerin “personel yetersiz” veyahut da “otomasyona yük biniyor” diye şikâyet edilecek makamlar olmaması gerekir diye düşünüyorum.

İktidarın, devlet kurumlarının asli görevlerini taşeronlaştırmasının birçok örneğini daha önce de gördük, bunu da belirtmiştim. Son olarak, belki yakın bir zamanda yine gelecek olan otoyol ve köprülerin özelleştirilmesiyle ilgili kanun tasarısındaki değişikliklerle Karayolları Genel Müdürlüğünün de birçok asli görevi artık özelleştirilecektir.

Bu kanunlar çıkarılırken buradaki temel amaç acaba kamu ihale sisteminden ve denetiminden kaçınmak mıdır? Bu da akla gelebilmektedir ve artık sıra kamu görevlilerimizin veyahut kamu kurumlarımızın yapması gereken asli görevlerin hemen hemen hepsinin özelleşmesine gelmektedir. İşte, böylesine çalışanlarını tedirgin edecek bir yasal düzenlemeye, ben, kurumun, yani PTT Genel Müdürlüğünün karşı çıkmamasını da ve çalışanlarına sahip çıkmamasını da ilginç buluyorum.

Değerli milletvekilleri, bugün denilmektedir ki altmış üç ilimiz doğal gaza kavuşturulmuş durumda. Ancak PTT Genel Müdürlüğü hâlen bu doğal gaz ulaşan illerimizin bazılarında hem kalorifer yakıtı almakta hem de bu yakıtı yakabilmek, kullanabilmek için personel almaktadır. Bir yandan bu tasarıda olduğu gibi gelirinizi artırmaya çalışacaksınız, diğer yandan da bazı hesapsız harcamaları yapmaya devam edeceksiniz. Bu da ilginç bir çelişki olarak karşımızda duruyor.

Gayrimenkul yönünden oldukça zengin olan Genel Müdürlük, zaman zaman diğer kurumlarla arazilerini, arsalarını becayiş yapmaktadır. Ancak bu becayişte de hangi kurumun kârlı çıktığı tartışmalı bir düzeydedir. Bu arazi ve bina değişikliklerinin, Genel Müdürlüğün kiraya verdiği veya kiraladığı gayrimenkullerin, Meclisimizde kurulacak olan bir komisyon marifetiyle de belki araştırılması ve incelenmesi yerinde olur diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, öte yandan Genel Müdürlüğün bazı hizmetlerinde gene zaman zaman aksaklıklar meydana gelmektedir. Örneğin, APS diye kısalttığımız “Acele Posta Servisi” uygulamalarında teslimat süreleri olması gerekenden daha uzun bir sürede oluyor, hatta bazen de yerine ulaşmadığını görüyoruz. Bu da çok köklü bir tarihi olan bu kurumun ve Genel Müdürlüğün “yönetişim” dediğimiz, bugünkü hem yönetimi hem de bilişim sektörünü kullanabilecek olan kapasitesini ortaya çıkarmaktadır. Özellikle PTT’nin dağıtım hizmetlerinin günümüzde çok aksadığını görüyoruz. Bu yüzden de kendisine rakip olan özel sektör firmaları, bu alanda çok hızla piyasa payını yükseltmektedir. Ama orada da bir başka yanlış uygulama vardır: Bu firmaların çalıştığı sektörel bir yasal düzenleme maalesef henüz mevcut değildir. Bunlar yasaya rağmen veya yasayla karşılıklı olarak bir anlaşmazlık içerisinde işlerini yürütmektedirler.

Değerli milletvekilleri, gene bir süredir, geçtiğimiz yıllar içerisinde PTT’mizin birçok şubesinin soyulduğunu ve mensuplarının gasbedildiğini görüyoruz. Bu anlamda baktığımız zaman, PTT çalışanlarımızın, maalesef, can güvenlikleri de yoktur. Oysa hem Genel Müdürlüğün hem de bağlı bulunduğu Bakanlığın, bu duruma, behemehâl, bir an önce çözüm bularak bir yandan mensuplarının can ve mal güvenliğini sağlaması, öte yandan devletin parasına da sahip çıkması gerekir diye düşünüyorum.

Bugüne kadar gecikmiş olsa da bazı tedbirlerin alınması noktasında en azından şimdi sayacağımız tedbirlerin bir öneri olarak değerli Hükûmet üyelerine ve Bakanlığa iletilmesini de bu kürsü vasıtasıyla vesile sayıyorum. Bunların bazıları, en azından şubelerin belirli merkezlerde birleştirilebileceği noktasında ve bu şubelerde en az 3 memurun bulunacağı noktasına belki yapılabilir. Kamera ve güvenlik sisteminin hızla yaygınlaştırılması gerekmektedir. Güvenlik memuru sayılarının artırılması gerekmektedir. Şubelerde para taşıyan ring araçlarının kanun ve yönetmelikler çerçevesinde donatılmasına ihtiyaç vardır ve gene şubelerdeki mesai saatlerinin, özellikle bazı coğrafi bölgelerimizdeki havanın kararmasından meydana gelen zaman aralığının daha güvenli bir aralığa çekilmesinde fayda vardır diye düşünüyoruz değerli milletvekilleri.

Yurdumuzun her köşesinde posta dağıtım hizmetini sürdürmekte olan 12 binin üzerinde posta dağıtıcımız var. Bunlar gerçekten çok büyük emek sarf eden ve oldukça güç şartlar altında hizmet sunan çalışanlarımız. Bunlardan bazıları -bunlara şanslı da diyebiliriz- daha motorize hizmetler sunabilmekte, altlarına verilen motosiklet araçlarıyla dağıtımlarını yapmakta, ama bazıları da coğrafi şartlar nedeniyle, özellikle ülkemizin içinde bulunduğu şartlar nedeniyle hemen hemen her mevsim kilometrelerce yol yürüyerek dağıtım işlerini yapmak zorunda kalıyorlar. Bu zor şartlara ve içinde bulunulan duruma hâlen daha çözüm getirilememiş olması da herhâlde bizler için, ülkemiz için, bence yaşadığımız çağa uygun bir ortam olmamaktadır.

Posta dağıtıcılarımızı, işte, zaman zaman yapılan uluslararası posta dağıtıcılarının yarışmalarında hatırlayıp, dereceye girdiklerinde onları çağırıp sırtlarını sıvazlamanın ötesinde, belki de çalışma şartlarını azami derecede kolaylaştıracak yeni uygulamaları da getirmemiz gerekir diye düşünüyorum.

Değerli milletvekilleri, geçtiğimiz yıllar içerisinde bazı sendikaların yaptığı araştırmaya göre, Türkiye’de bir posta dağıtıcısına 6.023, Fransa’da 210, Belçika’da da gene yaklaşık 217 kişi düşüyor. Yani, Türkiye’deki rakam nüfusla da tabii bağlantılı olarak oldukça yüksek.

Gene bu tip araştırmalarda, PTT Genel Müdürlüğünün istihdamı artırması için azami gayreti, daha fazla gayreti göstermesi gerektiği de vurgulanmaktadır.

Aylık ortalama işlem hacmi, gene 2002’de yaklaşık 2 milyon iken, bugün 2009’a geldiğimizde veya en azından 2008’in sonunda 19 milyona çıkmaktadır bu işlem hacmi. Dolayısıyla, bu kadar çok fazla işlem hacminin içerisinde boğulan PTT çalışanlarının özlük ve sosyal hakları da bir kez daha gözden geçirilmelidir. Dolayısıyla, en azından onların da yurt dışında çalışan meslektaşları kadar ücret almaları ve daha insani bir ortam içerisinde geçimlerini götürmeleri gerekmektedir. Bunlar, yaz-kış demeden, senelik izinlerini belki de kullanamadan, haftanın hemen hemen her günü, altı günü, sırtlarında kilolarca yükü gram gram dağıtarak, bizlere, Türk milletine hizmet etmektedirler değerli milletvekilleri.

15 Ağustos 2008’den itibaren diğer kamu çalışanlarına verilen ek haktan da faydalanamamaktadırlar. Bunların da bir an önce çözülmesi gerekir diye düşünüyorum.

Benim özellikle vurgulamak istediğim bir başka konu da: Meclisimizin 22’nci Döneminde Haziran 2006 tarihinde çıkarılan 5189 sayılı bir Kanun var. Bu kanun “Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun” diye geçiyor. Bu Kanun’un geçici 8’inci maddesinde, PTT Personeli Müteselsil Kefalet Sandığının işletilmesine, tasfiyesine ve bu konuda gerekli düzenlemeleri yapmaya PTT Genel Müdürlüğü Yönetim Kurulu yetkili kılınıyor. Yasa yürürlüğe girdiği tarihte PTT Personeli Müteselsil Kefalet Sandığında bu kurumumuzun çalışanlarının biriken 250 milyon TL’si vardı. Bu paranın daha sonra yaklaşık 60-65 milyon TL’si devlete, 160 milyon TL’si PTT Genel Müdürlüğüne aktarıldı. PTT çalışanlarına ise enflasyonla hiçbir şey dikkate alınmadan sadece ödenen anaparalar alt alta yazılmak suretiyle tamamına yüzde 16,7 faiz uygulayarak 25 milyon YTL ödendi.

Değerli milletvekilleri, Genel Müdürlüğün bu tutarı bu Yasa’ya göre, 5189 sayılı Yasa’ya göre taşıt, otomasyon ve modernizasyon hizmetlerine ilişkin harcamalarda ve eleman temininde güçlük çekilen yerlerde de çalışan personele ek ödeme yapılmasında kullanabileceği söyleniyor. Biz de diyoruz ki: PTT Genel Müdürlüğü kanunla almış olduğu bu yüksek miktar ve tutarı daha çok PTT Bank uygulamasında kullanmış. Yani bir yerde büyük bir övgüyle bahsedilen o PTT Banklar aslında kendi çalışanlarının, bir araya getirerek, alın terleriyle oluşturdukları bu sandıkta biriken paraların katkısıyla gerçekleştirilmiş durumda. Ancak geldiğimiz noktada PTT çalışanlarımız yıllarca biriktirdikleri bu parayı bu Kanun’la lağvedilen Sandıklarından kendilerine ödenmesini haklı olarak talep etmelerine rağmen, bugüne kadar bu konuda da ilave bir ödeme yapılmamıştır. Şimdi, en azından bu haklı talebi karşılayabilmek için PTT Bank hisselerinden bir miktar verilmesi gündeme getirilip tartışılabilinir, incelenebilinir; yasa ile ilgili bir düzenleme yapılacaksa bu konuda yasama çalışması yapılmalıdır diye düşünüyoruz.

Değerli milletvekilleri, gene geçtiğimiz yıllar içerisinde PTT çalışanlarının fazla borçlanmaması, aksi hâlde birtakım müeyyidelerin, disiplin cezalarının yapılacağına dair Genel Müdürlük tarafından bir genelge yayınlanmıştır. Bu genelgeye kamuoyunda da hatta “Prestij sarsıyor genelgesi” denmektedir.

Şimdi, baktığımız zaman, sadece 2002’den bu yana PTT çalışanlarımız aşırı borçlanmıyor değerli milletvekilleri, hemen hemen her sosyal ve ekonomik kesim Türkiye’de zaten 2002’den sonra bir borç batağı içerisine girmiş durumda. Baktığımız zaman, zaten Türkiye'nin dış borçları 275-276 milyar dolar civarında. Bunun 185 milyar doları özel sektör borcu. Demek ki bütün kesimler borç içerisinde ve borçlanmaya devam ediyor.

Merkez Bankası verilerine baktığımız zaman, kredi kartı borcunu ödeyemeyen kişilerin sayısı da 2003’ten bugüne kadar 41 bin kişiden yaklaşık 600 bin kişiye artmış yani hemen herkes altı yıl içerisinde hem borçlanmışlar hem de kredi kartının batağı içerisinde inanılmaz bir mücadelenin içerisine girmişler.

Değerli arkadaşlarım, çalışanlarımız maddi sıkıntılarından, geçinemediklerinden dolayı borçlanıyorlar. Yani kurumlar “Borç yaptın, prestijimizi sarstın.” diyecekleri yerde, bunlarla uğraşacakları yerde, kendi çalışanlarının hayat standardını yükseltmek için çaba göstermelidir diye düşünüyorum. Onun dışında, bu borçlanmanın işten çıkarma veyahut birtakım hukuki müeyyideler uygulamasıyla hiçbir ilgisinin olmaması gerekir diye düşünüyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Tanrıkulu, konuşmanızı tamamlayınız.

AHMET KENAN TANRIKULU (Devamla) – Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Değerli arkadaşlarım, Milliyetçi Hareket Partisi, devlet kurumlarımızın asli görevlendirmelerinin taşeronlaşmasına karşıdır, bunu kesinlikle belli edelim. Bütün çalışanlarımız, PTT Genel Müdürlüğü çalışanları da başta olmak üzere, çağdaş yaşam standartlarına mutlaka kavuşturulmalıdır ve özlük haklarında da gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Özellikle, biraz önce de belirttiğim gibi, yüz altmış sekiz yıllık bir geçmişi olan PTT Genel Müdürlüğünün tüm çalışanlarıyla birlikte layık olduğu yere gelebilmesi için gerekli yasal altyapı düzenlemelerinin ve diğer mevzuat çalışmalarının yapılmasına bizler de katkı sunmaya hazır olduğumuzu belirtir, tekrar Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyorum. (MHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP, İzmir). “Posta kanununda değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s:s:230)”. TBMM Genel Kurulu, 83. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kenan-tanrikulu-23-2009-04-29-posta-kanununda-degisiklik-yapilmasina-dair-kanun-tasarisi-s-s-230 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
