# Devlet yardımlarının izlenmesi ve denetlenmesi hakkında kanun (s.s.:523)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP, İzmir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim
- **Tarih:** 7 Ekim 2010
- **Gündem:** DEVLET YARDIMLARININ İZLENMESİ VE DENETLENMESİ HAKKINDA KANUN (S.S.:523)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kenan-tanrikulu-23-2010-10-07-devlet-yardimlarinin-izlenmesi-ve-denetlenmesi-hakkinda-kanun-s-s-52

> Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP), 7 Ekim 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DEVLET YARDIMLARININ İZLENMESİ VE DENETLENMESİ HAKKINDA KANUN (S.S.:523)); konuşma 1.054 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA AHMET KENAN TANRIKULU (İzmir) – Teşekkür ediyorum Sayın Başkanım.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 523 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın birinci bölümü üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum, Genel Kurulu saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, Türkiye'nin AB üyeliğini destekleyen ve 1 Temmuz 2010’a kadar AB Dönem Başkanlığını yürüten İspanya bize demiştir ki: “Teknik olarak size açılabilecek dört fasılda hemen her yardımı yapmaya hazırım.” Bu fasıllar nelerdir? Bir tanesi kamu alımlarına yönelik olan fasıl, bir diğeri bugün görüştüğümüz tasarıya temel teşkil edecek olan rekabet politikası faslı, bir diğeri gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığıyla ilgili olan fasıl ve nihayet sosyal politikalar ve istihdam konusundaki fasıllar.

Şimdi, Türkiye bu kadar değişik, bu kadar fazla fasıl içerisinden bula bula sadece bu fasla yönelik bugünkü tasarıyı görüşebilme yetkisi alabilmiştir. Zaten İspanya’nın dönem başkanlığında da ancak gıda güvenliği, veterinerlik ve bitki sağlığına yönelik olan faslı tam olarak açabilmiştik. Ülkemizin bu kadar ağır aksak ilerleyebilmesi AB yolunda, bu konudaki sorumluları rekabet politikasına yönelik olarak faslın açılabilmesi için gerekli ve önemli bir şart olan bugün görüştüğümüz tasarıya ancak getirebilmekle övünmüşlerdir.

Değerli arkadaşlar, tabii bunda Avrupa Birliğinin tam üyelik görüşmelerinde zaten çok yavaş ilerlediğinden şikâyetçi olan Türkiye'yi devlet yardımları konusunda hassas davranmamakla suçlamasının da çok büyük rolü olduğunu düşünüyorum.

Teknik olarak -biraz önce de belirttiğim gibi- açılabilecek üç fasıl varken iktidar bunların arasından cımbızla çekerek bir tek rekabet politikası faslına odaklanmış ve bunun sebeplerini de bugün kamuoyuyla belki paylaşmanın faydalı olacağı kanaatindeyim.

Bu üç fasıldan ikincisi olan kamu alımları faslının açılış kriterlerinden birinde şöyle yazıyor Avrupa Birliği: Farklı kanunlarla Kamu İhale Kanunu’nun uygulamasına getirilen ve Topluluk mevzuatıyla uyumlu olmayan bütün istisnaların yürürlükten kaldırılmasını istiyor.

Şimdi, bu konuda biliyoruz ki siyasi iktidar herhangi bir adım atmaktan çekinmektedir çünkü bu istisnaların sayısı 2002 yılından bugüne kadar bütün çabalarımıza ve bütün, ısrarla uyarılarımıza rağmen şu ana kadar yaklaşık yetmişi bulmuştur yani istisna sayısı Kamu İhale Kanunu’nda yetmiş kadardır.

Değerli milletvekilleri, üçüncü fasıl olan sosyal politika ve istihdam faslında ise Türkiye’de kamu ve özel sektördeki sendikal hakların AB ve Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) normlarıyla uyumlu hâle getirilmesi istenmektedir. Bu konuda da Hükûmetin samimi adımlar atmasını çok beklemek yersiz olur diye düşünüyorum. Zira 22’nci Dönemde ülkemizin içinde bulunduğu ekonomik şartlar ileri sürülerek Avrupa Sosyal Şartı Sözleşmesi bu İktidar tarafından imzalanmamıştır.

Değerli milletvekilleri, belki bu gerekçelere birtakım kişiler inanabilirler ama TÜİK’in resmî verilerine göre, bugün baktığımız zaman, en yoksul ve en zengin dediğimiz veyahut da üst gelir grubu ile en alt gelir grubundan pay alanlara baktığımız zaman arada âdeta bir uçurum olduğunu görüyoruz. Eğer bu noktada ciddi olarak bir mukayese yapma şansı varsa, üst gelir grubu toplam gelir pastasından yüzde 46,7 pay alırken en alttaki yoksullar, en düşük gelirli grupsa ancak yüzde 5,8 pay alabilmektedir. Çalışanların, emeklilerin durumu zaten ortadadır.

Yine, TÜİK, temmuz ayında yaptığı bir başka çalışmada satın alma gücü paritesini kullanarak kişi başına gayrisafi yurt içi hasıla hacim endeksi hesaplamıştır. Bu endekse göre, en yüksek endeks değeri 268’le Lüksemburg’tur. 37 tane ülke mukayese yapılmıştır. Türkiye 46 endeks puanıyla ancak 30’uncu sırada yer alabilmiştir. Zaten bu endeksin en altında da Arnavutluk bulunmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, o hâlde ekonomi yönetiminin “Türkiye dünyanın 17’nci büyük ekonomisidir.” gibi bir söylemin arkasına çok da sığınmaya hakkı yoktur diye düşünüyorum. Eğer bu söylemi kullanmaya devam edecekseniz, bunun arkasını yeterli gerekçelerle de doldurmanız gerekmektedir.

Görüşmekte olduğumuz bu tasarının işlevselliği, kapsayıcılığı, şeffaflığı ve her şeyden önemlisi bağımsızlığı hâlen tartışma götürmektedir. Tasarının 1’inci maddesinin ikinci fıkrasına baktığımız zaman, devlet yardımları denetiminin yalnızca sanayi sektörüne yönelik olduğunu görüyoruz. Hâlbuki Türkiye ekonomisinde yaklaşık olarak yüzde 60 hizmetler sektörü bugün götürülmektedir. Demek ki ekonominin yüzde 60’ını ilgilendiren kısmını bu tasarı zaten daha ilk baştan görmemektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde böyle bir ayrım, böyle bir yapay, suni ayrım bulunmamaktadır. Yasa tasarısı meseleye gümrük birliği açısından yaklaşmaktadır, böyle bir yaklaşımın içerisinde bulunmaktadır, o yüzden de sanayi sektörüyle bunu sınırlı tutmaktadır. Ancak bu tasarıyı hazırlayanlar ve getirenler eğer bu nitelikteki bir tasarının genelde Türk ekonomisi için yararlı olup olmadığını değerlendireceklerse ve buna yönelik bir fayda-maliyet analizi yapacaklarsa o zaman bunun sonucunda hizmetler sektörünün de sanayi sektörüyle birlikte olup olmamasını belki önümüzdeki günlerde getirebilirler diye düşünüyorum.

Biliyorsunuz, 4054 sayılı Rekabet Kanunu’muz var. Bu Kanun da AB’ye uyum açısından çıkarılmış bir kanundur ve bu Kanun’da hizmetler sektörü veyahut sınai sektörler gibi bir ayrım da gözetilmemektedir.

Değerli milletvekilleri, bu tasarının 2’nci maddesinin (b) bendi çerçevesinde, kanun kapsamında Türkiye-AB arasında ticareti etkileyen devlet yardımlarının ele alındığını görüyoruz. Buna göre Türkiye içerisindeki ticaret üzerinde etki yapan devlet yardımları bu kapsamın dışında tutulmaktadır. Bu bentteki, AB’ye yapılan referansın kaldırılarak kanun kapsamının bütün devlet yardımlarını içerecek şekilde değiştirilmesi bu tasarının daha da kapsayıcı olmasına yol açacaktır.

Yine, tasarının 4’üncü maddesine baktığımız zaman, devlet yardımlarını izleme ve denetlemeye yönelik bir kurulun kurulduğunu görüyoruz.

Bu düzenlemeyle, çok ilginçtir -Türk bürokrasi tarihinde belki de hemen hemen ilklerden biridir- devlet hem yardımı veren hem de bu yardımı denetleyen konumuna gelmektedir.

Uyumlaşma hedeflenen AB rekabet hukukunun temel prensibi olan özerklik yine burada ayaklar altına alınmıştır.

Diğer yandan, rekabet faslının müzakere açılış kriterleri arasında gözüken, işlevsel anlamda bağımsız bir devlet yardımı biriminin kurulması hususu da burada yine görüyoruz ki hiç de dikkate alınmış gözükmüyor. Ancak bu tasarıdaki kurulan kurulun başkanlığına, yine Hazine Müsteşarlığı içerisinde bir birim oluşturarak, bir ayrı genel müdürlük oluşturarak bu genel müdürün başkanlığında bu faaliyetlerin denetlenmesi ve izlenmesi istenmektedir. Bir sicil amiri, müsteşar ve onun bağlı olduğu bakanın nasıl bir genel müdür tarafından denetleneceği de ayrıca bir tartışma konusudur.

Değerli milletvekilleri, ne ilginçtir ki bu Hükûmetin bağlı olduğu kuruluşlardan biri olan Devlet Planlama Teşkilatı hem 2004 yılında hem de 2007 yılında devlet yardımlarına yönelik özel ihtisas komisyonu raporları hazırlamıştır. Bunlar böyle kalın kalın, büyük, hacimli dosyalar hâlindedir ve çok değerli, Türkiye’deki özel sektör ve kamu sektör uzmanlarından müteşekkil bir kurul tarafından yapılmıştır. Bu raporlar demektedir ki bu tasarıya yönelik önceden yaptığı öngörülerde, bazı önerilerde ve tedbirlerin alınmasında ısrarcı olmuştur. Ancak gene Hükûmet kendi kurumlarının hazırladığı bu raporu yine bir kenara atarak bildiğini okumuş ve bu tasarıyı karşımıza getirmiştir.

Değerli arkadaşlarım, bir yandan devlet yardımlarını denetlemeyi AB normlarına uyumlaştıracağız ama öbür tarafta AB’deki gibi devlet yardımlarının niteliğini ve niceliğini de artırmamız gerekir diye düşünüyorum. Ayrıca, bu devlet yardımlarındaki uyumun temini için yine Avrupa Birliğinde bugün uygulanan bölgesel gelişmişlik haritasının ve istatistiki birimlerinin de bir an önce kurulması gerekmektedir diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlar, mevcut Teşvik Yasası’nın yeniden kurgulanmaya ihtiyacı var. Bakın, bu raporlarda da bahsediyor, sektörel ve bölgesel politikaların uygulanması gerektiği söyleniyor ancak bunların hiçbirisi özde değil...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Kenan Tanrıkulu (MHP, İzmir). “Devlet yardımlarının izlenmesi ve denetlenmesi hakkında kanun (s.s.:523)”. TBMM Genel Kurulu, 4. Birleşim tutanağı, 7 Ekim 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kenan-tanrikulu-23-2010-10-07-devlet-yardimlarinin-izlenmesi-ve-denetlenmesi-hakkinda-kanun-s-s-52 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
