# 6/132,148,156,157,162,168,169,170,171 sözlü sorular hk

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim
- **Tarih:** 22 Nisan 2003
- **Gündem:** 6/132,148,156,157,162,168,169,170,171 SÖZLÜ SORULAR HK
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2003-04-22-6-132-148-156-157-162-168-169-170-171-sozlu-sorular-hk

> Ahmet Küçük (CHP), 22 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 6/132,148,156,157,162,168,169,170,171 SÖZLÜ SORULAR HK); konuşma 2.377 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; bugün, burada, esnaf, sanatkâr ve KOBİ'lerin sorunlarının araştırılması ve alınacak tedbirlerin belirlenmesiyle ilgili bir araştırma komisyonu kurulması talebimizle ilgili olarak yapılan görüşmeler nedeniyle, karşınızda, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına bulunuyorum; bu vesileyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına, Yüce Meclisi ve etkin bir şekilde duyurduğumuz şu oturumu izlediğini bildiğim esnaf arkadaşlarımı ve yüzbinlerce insanı, bu Meclisten ve bu Meclisin içinden çıkardığı hükümetten çok şey bekleyen esnaf arkadaşlarımı saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, yarın 23 Nisan, Türkiye Büyük Millet Meclisinin kuruluşunun 83 üncü yıldönümü. Bu Meclis, Kurtuluş Savaşı gerçekleştiren ve kurtuluşunu gerçekleştirdiği ulusun devletini örgütleyen bir Meclis. Tarihî bir Meclis bu Meclis. Belki de dünyada eşi benzeri bulunmayan bir Meclis ve bu Meclis, çok yakında, beş ay önce bir seçim yaptı -3 Kasımda- çok ilginç bir siyasal tercih yapılanmasını ortaya koydu ve iki partili bir siyasal yapı meydana geldi; 365 milletvekilinden oluşan bir çoğunluk ve 177 milletvekiliyle temsil edilen bir muhalefet yapısı. Dolayısıyla, çok uzun zamandan beri, çok gruplu, çok değişik partilerin içinde barındığı bu Meclis, iki partili bir yapı ortaya çıkardı ve halk, koalisyonların yapamadığını çoğunluk iktidarlarının yapması düşüncesi ve umuduyla, böyle bir siyasal yapı ortaya koydu ve bu Meclise de büyük umut bağladı.

Bu Meclis, yarın 23 Nisanı kutlayacağı bilincinde olarak, bu duygu ve düşünce içerisinde ve bu anlayış içerisinde, o gün bu Meclisi açan Mustafa Kemal Atatürk ve onun arkadaşları gibi kararlı, bilinçli, bilgili bir tavır ortaya koyarsa, Türkiye'nin sorunlarını kesinlikle çözer; çünkü, inanıyoruz ki, bugün Türkiye'nin içinde bulunduğu sorunlar elbette çok büyük, elbette bu ülkenin önemli sorunları var; ama, elbette, bugünkü önemli sorunlar, Kurtuluş Savaşı günlerindeki sorunlardan çok daha ağır sorunlar değil. O gün çok daha büyük sorunları çözen ve Türkiye'yi bağımsız bir ülke olarak, büyük ülkelerin manda taleplerine karşı gelerek, bir bağımsızlık savaşı gerçekleştirerek, bu büyük görevi yapan bu Meclis, bu ülkenin sorunlarını da çözebilir. Dolayısıyla, çözüm bu Meclistedir. Dolayısıyla, hiçbir konuyu bu Meclisin gündeminden kaçırmamak, hem iktidarın hem muhalefetin görevidir. Biz, muhalefet olarak, tespit ettiğimiz sorunları, elbette, Meclisin gündemine taşıma arayışı içerisindeyiz; çünkü, çözüm, buradadır, burada olmalıdır, burada aranmalıdır. İktidar da, 11 inci sıradaki, esnaf ve sanatkârlar ile KOBİ'lerin sorunlarının araştırılmasıyla ilgili önergeyi çekip 1 inci sıraya aldığına göre, herhalde bunu kabul edecektir; ama, maalesef, Sayın Bakan, bu konuya sıcak bakmadıklarını, bu araştırma komisyonunun kurulmasını doğru bulmadıklarını ifade etmiştir.

Değerli arkadaşlarım, peki, esnafın sorunlarını araştıracak bir komisyonun kurulmasıyla ilgili önergeyi neden Meclisin gündemine getirdiniz?! Efendim, biraz konuşulsunmuş; bu, önemli konuymuş, bu sırada konuşulsa iyi olurmuş...

Değerli arkadaşlarım, esnaf zaten sorunlarını konuşuyor, zaten sıkıntıları çekiyor. Esnaf ve Türkiye Halkı, bu Meclisten sorunlarının konuşulmasını değil, bir an önce çözülmesini bekliyor; bu konuda da hiçbir bahane kabul etmiyor, hiçbir bahane kabul etmez. Mecliste sorunlarını konuşarak insanları tatmin edeceğini, avutacağını, uyutacağını zannedenler, 3 Kasımda bu milletin verdiği cevabın aynısını alırlar; bunu hatırlatmak istiyorum.

Bakın, bugün, buraya -Sayın Bakan da söyledi- 4 000 000 işletme, çoluğuyla çocuğuyla, yanında çalışanlarıyla tam 20 000 000 nüfusun sorununu taşıdık. Bu insanlar, bu esnaf, ülkenin omurgası, belkemiği ve artık, bu omurga, bu yükü taşıyamıyor, bu sıkıntıları taşıyamıyor. Esnaf, 4 000 000'a yakın sayısı ile 227 değişik işkolunda bu ülkenin hem üretimine hem tüketimine, üretim ile tüketim arasındaki kırılma noktasında en kritik noktayı oluşturuyor. Bu ülkenin hiçbir zaman önemli bir sorunu olmayı, bu ülkenin başına iş açmayı, sorun yaratmayı hiçbir zaman düşünmeyen esnaf, şimdi, böyle bir uygulama ve anlayışla mı karşılanmalıydı?! Bu Parlamentonun, 12 kişiden oluşacak bir araştırma komisyonu kurmaya hiç mi zamanı yoktu?! 12 kişiyle bu sorunları araştırıp, tespit edip, bu sorunların çözümüyle ilgili öneriler yapmaya hiç mi zamanı yok; çok daha ciddî işlerle mi uğraşıyoruz?! Hangi ciddî işlerle uğraşıyoruz?! Bu ne biçim anlayış, bu nasıl anlayış?!

Değerli arkadaşlarım, madem bu konuyu görüşmeyecektiniz, madem bu konuyla ilgili bir komisyon kurmayacaktınız; o zaman, neden 11 inci sıradan çekip aldınız bu konuyu?! O zaman, sırası gelince bu konuyu görüşseydik. Yani, esnafı, şöyle bir arada atalım da çıksın aradan anlayışıyla hareket edenler, esnaftan, zamanı geldiğinde, en etkili şekilde tokadı yiyeceklerdir değerli hemşerilerim. Uyarmak bizden.

Değerli arkadaşlarım, madem öyle, biz de burada zamanımızı iyi değerlendirerek, bu kesimin, herkesin zaten çok iyi bildiği sorunlarının, hiç olmazsa, birkaçını duyurmak ve bilmeyen arkadaşlarımızı bu konuda uyarmakla ilgili kendimizi görevli biliyoruz.

Değerli arkadaşlarım, esnafın çok önemli sorunları var. Esnaf, esnaf-tacir ayırımı konusundaki hukuksal düzenlemelerdeki eksiklikten tutun da birçok konudan rahatsız. Bakın, kırk yıl önce, esnaf ile tacir arasındaki ayırımla ilgili bir tespit yapmışız ve bu konuyu, İsviçre ve Belçika yasalarından almışız; ama, kırk yıl geçmiş, dünya değişmiş, artık, bunu yeniden ele almak... Bu ayırım, ülkemizde, esas itibariyle, sektör ve gayri safî gelir hesabı üzerinden yapılıyor. Artık, değişik anlayışlar bu ayırımlar için kriter olarak alınıyor. Avrupa Birliğine girmek istiyoruz; Avrupa Birliğindeki bu değişik arayışlar içerisinde gerekli yasal düzenlemeleri yapıp, esnaf-tacir ayırımını kesinlikle yeniden düzenlemeliyiz.

Değerli arkadaşlarım, bugün, ticaret yapan tüm insanlar, meslek komiteleri adı altında ticaret odası bünyesinde organize edilmekte ve örgütlenmektedir; ama, esnaf, her işkolunda ayrı bir örgütlenmeyle ancak Odalar Birliği bünyesinde veyahut da birlik adı altında örgütlenmekte; bu da, sağlıklı bir durum ortaya çıkarmamaktadır. Onun için, esnafın birliğini bozacak bir örgütlenmenden ziyade, onların birliğini sağlayacak bir örgütsel düzenlemenin yasal altyapısı mutlaka kurulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, esnafın çok önemli sorunları var ve hatta, bazıları, artık esnaflığın bittiğini, elektroniğin ve haberleşmenin bu kadar hızlı geliştiği bir dünyada, artık, hiper ve grosmarketler çağında esnafa gerek olmadığı da düşünebilir. Böyle düşünenler de var; ama, doğru değildir. Bugün, en gelişmiş Avrupa ülkelerinde, dünyanın en gelişmiş ülkelerinde esnaflık koruma altındadır.

Esnaflığı ve esnafımızı en çok tehdit eden de, hiper ve grosmarketlerin şehir içlerinde yapılanmasıdır. Bu, doğru bir iş değildir, doğru bir tarz değildir; çünkü, hem şehrin yerleşimiyle ilgili, trafik akışıyla ilgili, otoparkla ilgili yeni sıkıntılar meydana çıkarmakta hem de her yeni açılan hiper ve grosmarket, yüzlerce esnafımızın işinden olmasına sebep olmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, elbette, hiper ve grosmarketler olacak; ama, şehir içinde değil, şehir dışında, mücavir alanlar dışında olacak. Bu yasal düzenleme derhal yapılmalı ve belli bir metrekarenin üstündeki hiper ve grosmarketlerin, kesinlikle, mücavir alan sınırları dışında ruhsatlandırılması sağlanmalı ve var olanların da, mutlaka, taşınacakları bir yasal altyapı kurulmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, Sayın Bakan da, bu konuyla ilgili ifade etti "bir çalışma var" dedi. Evet, Ticaret Bakanlığının böyle bir çalışması olduğunu biliyorduk; ama, bugün medyada gördük ki, bakkalı hipermarkete karşı koruma yasası raftan indi; yine, hipermarketler kazandı değerli arkadaşlarım. Yine, raftan indi esnafın sorunları, hipermarket ve grosmarketlerle ilgili bu yapıları, bu ticarî alışveriş merkezlerini şehir dışına çıkarma arayışı, maalesef, yine gündemden kalktı; ama, biliyorum ki, esnaf, bir gün, kendi sorunlarını Meclisin gündemi dışına çıkaranlardan, hipermarketleri şehir dışına çıkarmayanlardan sorduğu gibi hesap soracak.

Değerli arkadaşlarım, tabiî ki, çok sorun var; ama, esnafın en temel sorunu, kredi sorunu, finansman sorunudur. Bugün, Halk Bankası, esnafın finansman ihtiyaçlarını gidermek ve kredi sorunlarını çözmek için kurulmuş millî bir kuruluşumuz; ama, maalesef, son zamanlarda, ardı ardına yaşanan ve hiç de sebebi olmadıkları krizler esnafımızı perişan etmiştir ve özerkleştirme anlayışı içerisinde düzenlenmeye çalışılan Halk Bankası, esnafın sorunlarına çare olmayı bırakın, diğer ticarî bankaların esnafa yaklaşımından farklı bir anlayış sergilememeye başlamıştır. Krizler döneminde yüzde 90'lara, yüzde 100'lere varan faizler, birçok esnafımızın kepenk indirmesine neden olmuştur ve bugün, hâlâ, esnafımız, yüzde 57'lerle kredi alabilmektedir. KOBİ'lerin kredi faiz oranları da yüzde 65'ler civarındadır ve plasmanlar yetersizdir.

Değerli arkadaşlarım, bugün, 960 civarında esnaf kooperatifi var; bunlar, Halk Bankası aracılığıyla, esnafın finansman sorunlarını çözmek için uğraşıyorlar; ama, bugün, 250 civarında kooperatif kredi verebilir durumdadır, diğerleri fonksiyonlarını yitirmiştir. Neden; çünkü, esnafın içerisinde bulunduğu krizden ve sıkıntılardan, aynı zamanda da Halk Bankasının yeterli kredi akışını, maalesef, sağlayamamasından.

Değerli arkadaşlarım, yüzde 47-yüzde 57 faiz!.. Geçenlerde, bir hükümet yetkilisini izlemiştim; yüzde 47'lere düşürmek için arayış içerisinde olduklarını söylemişti. Eğer, bir ülkede, hedef enflasyon yüzde 25 ise, siz, memurunuza yüzde 25 zam vermeyi hedefliyorsanız, esnafınıza yüzde 47'yle bile kredi verdiğiniz zaman, o kredi, onun midesine inmiş bir bombadır ve inmiş kepenk demektir. Eğer, bir kesimi destekleyeceksek, ona finansman desteği sağlayacaksak, bu, ancak ve ancak, enflasyonun birkaç puan üzerinde bir maliyetle olabilir.

Değerli arkadaşlarım, bugün, esnaf, sanatkârlar ve KOBİ'ler, ciddî bir sosyal krizin önündeki en büyük engellerdir ve bugün, ülkemizdeki üretimin hâlâ yüzde 37'sini bu kesim sağlıyor ve istihdamın yüzde 45'ini de bu kesim sağlıyor; gene, ihracatın yüzde 8'ini de bu kesim gerçekleştiriyor; ama, kredilerden aldığı pay yüzde 3, yüzde 3... Bu, hak mıdır, bu, Hak'tan reva mıdır?!

Değerli arkadaşlarım "birtakım tedbirler alacağız" demekle olmaz; bu, gereğini yapmakla olur. Hükümet de gereğini yapmalıdır.

Değerli arkadaşlarım, son zamanlarda, hükümetin uygulamalarının, maalesef, geçtiğimiz hükümetlerden çok farklı olmadığı ve "al birini vur ötekine" anlayışından ileri gitmediği ortaya çıkmıştır. Aynı sağ anlayışlar, aynı neoliberal politikalar, maalesef, devam etmektedir.

Değerli arkadaşlarım, Vergi Barışı diye bir kanun çıkardık. O kanunun çıkarılmasına karşı çıktık. Belli maddelerine özellikle isyan ettik; ama, uygulamaya konuldu. "2,5 katrilyon hedefliyoruz" denildi. Sayın bakanlar, şimdi de, övünçle, 6,5 katrilyona ulaşıldığını söylüyor. Nasıl toplanıyor biliyor musunuz?! Biliyor musunuz nasıl toplanıyor?!

Değerli arkadaşlarım, gittiniz mi memleketinize? Ben, dün Çanakkale'den geldim. Her esnafa telefon ediliyor, her esnafın dükkânına vergi denetmenleri gönderilip "21 Nisana kadar başvurmazsanız karışmayız ha" deniliyor, biliyor musunuz?

Değerli arkadaşlarım, kepengini indirmeme gayreti içinde olan ve bununla ilgili her türlü gayreti gösteren insanlara, bu, Hak'tan reva mıdır?! İnsanları zorla Vergi Barışı kapsamı içerisinde -bildiğiniz gibi- değerlendirme gayreti içindeler.

Değerli arkadaşlarım, basit usulde vergi mutlaka devam etmelidir. Esnaf, basit usulde verginin devam eden bir politika olmasını istiyor.

Değerli arkadaşlarım, gene, bir duble vergi paketi çıkarıldı. Bir dükkânı olan, bir evi olan esnaftan, bir arabadan, ticarî araçtan -biliyorsunuz, depremlerin olduğu dönemde, deprem vergilerinin çıkarılmadığı dönemde- vergi alınmazken, tekrar alınmazken, en azından, bugün, maalesef, hiçbir istisna gözetilmeden, verdiğimiz önergeler reddedilerek hepsinden duble vergi alınmaktadır. Bu, adalet midir, adaletli bir olay mıdır? Değerli arkadaşlarım, dolayısıyla, bunların hiçbirinin esnaf tarafından unutulmayacağını ve bir gün karşınıza ne olarak çıkacağını göreceksiniz.

Bakın değerli arkadaşlarım, size, bir oda, birlik başkanının bize gönderdiği mektuptan birkaç şey söyleyeceğim. Arkadaşımız, bugünkü sorunların, esas olarak bugünden kaynaklanmadığını, çok eski sorunlar olduğunu; ama, aradan geçen zamanda, esnaf ve sanatkârımızla ilgili merciler tarafından rahatlatıcı, somut, radikal kararların ne yazık ki alınmadığını, halen de alınmadığını söylüyor. "Tüm olumsuzluklar ve yaşanılan ekonomik sıkıntıların yanında, 1 Nisan 2003 tarihinden itibaren, seyyar ve işyeri sahibi esnaf ve sanatkârımızın ödemiş oldukları Bağ-Kur primlerine yüzde 40, yanlarında çalıştırdıkları işçilerin SSK primlerine de yüzde 30 zam yapılmıştır. Bu şartlarda bunları bizim ödememiz mümkün değildir. Yılbaşından beri, sadece Çanakkale'de, resmî olarak 500, gayriresmî olarak 1 000 işyeri kapanmıştır. Uzun süredir her türlü destekten yoksun bırakılan ve dışlanan esnaf ve sanatkârımız için, hükümet tarafından alınacak yeni tedbir ve kararlarla, 1 Nisan 2003 tarihinde yürürlüğe giren Bağ-Kur ve SSK primlerinin artışının en azından yılsonuna kadar ertelenmesini ve primlere artış yapılmamasını talep ediyoruz; bize yardımcı olun iktidar ve muhalefetinizle" diyor, yalvarıyor.

Değerli arkadaşlarım, bu arkadaşımızın ismini açıklamayacağım; çünkü, siyasetle ilgili, belki istismar edilir, biraz siyasî bir kişilik; ama, bir oda başkanı, herhalde ciddîdir; her halde ciddîye alınmalıdır bu isyan. Merak etmiyor musunuz hangi siyasî partiden? AKP'nin kurucu, il yönetim kurulu üyesi ve milletvekili aday adayıdır. Artık, AKP'li arkadaşlarımız da, sizin politikalarınıza isyan etme noktasına gelmiş ve kispete vurmuşlardır.

Değerli arkadaşlarım, birçok haksızlıkla karşı karşıya esnaf. Bağ-Kur hiçbir hizmet yapamıyor, maalesef, sağlıklı, kaliteli bir hizmet veremiyor esnafımıza. Bağ-Kurluların bir cezası var. Bugün, SSK'dan veya Emekli Sandığından emekli olsanız, bir iş yapsanız, emekli maaşınızdan kesinti yok; ama, Bağ-Kurlunun maaşı zaten az; ama, iş yaptığı zaman, bir de yüzde 10 destekleme primi kesiliyor. Bu, hak mıdır, Hak'tan reva mıdır?! Bunun önüne geçmeyecek miyiz, bunu araştırmayacak mıyız?

Sadece bu mu?.. Değerli arkadaşlarım, bir de Bağ-Kurluların göremeyeceği haksızlıklar var. Bakın, bugün, Emekli Sandığına bağlı bir vatandaş öldüğünde 651 700 000 lira ölüm yardımı alır; SSK ölüm yardımı tutarı 171 000 000 lira, Bağ-Kur ölüm yardımı tutarı 129 700 000 lira; eğer, tarımda çalışan Bağ-Kurlu ise 77 000 000 lira. Değerli arkadaşlarım, Bağ-Kurlunun ölüsü ucuz mu?! Hadi, dirisine para vermiyorsunuz, ölüsü de mi para etmiyor?! Bu, Hak'tan reva mıdır?! (CHP sıralarından alkışlar)

Değerli arkadaşlarım, bizden sizleri uyarması. Bakın, daha önce uyardıklarımız söz dinlemediler ve gittikleri yer görüldü.

Değerli arkadaşlarım, bu hükümetin de, esas olarak, hem bugünkü araştırma önergesini kabul etmeyişi hem de hükümet programını okuduğunuzda hangi kesimlere sıcak baktığı ortaya çıkıyor, görüyorsunuz. Yahu, bu iş matematik değildir, niyetimize bakın, yaptığımız işe bakın diyebilirsiniz. Arkadaşlar, biz, oturduk, saydık, bir araştırma yaptık; bakalım, hükümet hangi kesim için ne diyor, ne yapmış, hükümet programında ne söylüyor; çok ilginç bir şey çıktı. Hükümet programında, özellikle esnaf için ne söylendiğini burada ifade etmek istiyorum: "Ülkemizde iktisadî ve sosyal yapımızın omurgası olan üretim, istihdam ve katmadeğeri oluşturmamızda önemli katkılar sağlayan esnaf ve sanatkârımız çok yönlü olarak desteklenecektir." Hükümet programında esnaf için söylenen laf bu; bir tek bu söylenmiş. Yetmez mi diyebilirsiniz; yetmez, 20 000 000 insan için bu yetmez.

Değerli arkadaşlarım, hükümet programınızda "AK Parti" kelimesini 33 kez söylemişsiniz "rekabet" kelimesi 20 kez "finans" kelimesi 17 kez "ticaret" kelimesi 11 kez "sermaye" kelimesi 11 kez, bunun yanında "işçi" kelimesi 1 kez "esnaf" kelimesi de 1 kez ifade edilmiş. İşçi de, işçi-işveren ikilemi içerisinde ifade edilmiş; ama, bunun yanında, memur hiç yok, çiftçi yok, köylü yok, emekli yok, dul ve yetim yok; çalışanların, ne yazık ki, programda adı yok, adı.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Var; ama, görmüyorsunuz.

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Bakarsanız görürsünüz değerli arkadaşlarım. Eğer, bu anlayışla devam ederseniz, başınıza neler geleceğini çok iyi göreceksiniz.

ZÜLFÜ DEMİRBAĞ (Elazığ) - Göz lazım göz...

AHMET KÜÇÜK (Devamla) - Değerli arkadaşlarım, bu ülkenin bu durumlara düşmesinde, bu sıkıntıları çekmesinde, krizlere girmesinde hiçbir suçu olmayan kesim, esnaf kesimidir. Bu ülke, esnaf kredileri battığı için krize girmedi; esnaf, Halk Bankasını batırmadı, Halk Bankasına borçlarını ödemezlik etmedi. Halk Bankasına da, diğer bankalara da kimlerin borçlarını ödemediğini, kimlerin çamura yattığını, bu ülkeye kimlerin yük olduğunu herkes biliyor, siz de biliyorsunuz değerli arkadaşlarım. Öyle değil mi?! Öyle değil mi?! (Ak Parti sıralarından gülüşmeler) Ama, aynı kesimlere destek olmaya, aynı kesimlerin politikalarını uygulamaya, aynı kesimleri tekrar tekrar ülkenin gündeminde, birinci sırada tutmaya devam ediyorsunuz.

Değerli arkadaşlarım, bakın, eğer, bu politikayla devam ederseniz, bu aptesle namaz kılmaya devam ederseniz, gideceğiniz yer belli. Halkın ne kadar memnun olduğunu görmek için, biraz zaman lazım tabiî, göreceğiz, göreceksiniz.

Bakın, bugün, esnaf arkadaşlarımız, büyük bir dirençle ve inançla, dükkânlarını açık tutma, çoluğuna çocuğuna nafaka temin etme peşindeler. Onların dükkânlarını açık tutma gayreti, esas olarak, köşeyi dönmek, malı götürmek anlayışından kaynaklanmıyor. Bu ülkede, eğer, duble vergilerle birilerinin üzerine gidecekseniz, vergi barışı politikalarıyla birilerinin üzerine gidecekseniz, düğünlerde dolarları havaya fırlatanların; denizde yatı, Boğazda yalısı, en güzel yerde katı olanların ve hovardaca para harcayanların, bu ülkenin bankalarını batırıp hesap vermeyenlerin üzerine gidin.

Değerli arkadaşlarım, biz uyarıyoruz. Bu uyarıya kulak asmayanların başına gelenler, elbette sizin de başınıza gelecektir.

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale). “6/132,148,156,157,162,168,169,170,171 sözlü sorular hk”. TBMM Genel Kurulu, 69. Birleşim tutanağı, 22 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2003-04-22-6-132-148-156-157-162-168-169-170-171-sozlu-sorular-hk (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
