# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701-2

> Ahmet Küçük (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.605 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 21 inci maddesinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle, Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, İktidar Partisi milletvekili arkadaşlarım, genellikle, bu kanun tasarısının maddeleri hakkında konuşmuyorlar, bunu da saygıyla karşılıyoruz. Herhalde "biz iş yapmak için buradayız" diyorlar, doğrudur; muhalefet milletvekilleri de, mümkün olduğu kadar, bilgileriyle, görgüleriyle, yasanın eksikliklerini veya sektörün eksikliklerini dile getirmek, bu eksikliklere iktidarın dikkatini çekmek ve bu anlamda doğru düzenlemeler yapılmasına katkıda bulunmak düşüncesindeler, bunu da saygıyla karşılamak lazım.

Değerli arkadaşlarım, biraz önce, İktidar Partisinin çok değerli Grup Başkanvekili çıkınca, dedim ki, birsürü konuşma yaptık, şimdi, çıkacak, hepsine cevap verecek. Gerçekten, böyle, hepimizi memnun eden, önümüzü açan ve televizyonları başında bizi izleyen ve bizden bir şey bekleyen insanlara müjdeli haberler verecek diye özlemle bekledim; ama, işimiz Allah'a kalmış. Yani, yağmur çok yağıyor, kar da çok yağıyor, bu sene verim de iyi olacak, Allah bereket versin, malı götüreceğiz anlayışı içerisinde, yine, sorunların çözümünün yukarıya havale edildiğini ibretle izledim değerli arkadaşlar.

Değerli arkadaşlarım, bir konuya dikkatinizi çekmeye çalışıyoruz. Bakın, biz, depoculuk kanunu gereksizdir, lüzumsuzdur, çağdaş tarımın, globalleşmenin meydana geldiği dünyada, ilişkilerin çok geliştiği bu dünyada böyle bir yasaya gerek yoktur demiyoruz ki. Yani, bu yasayı tartışmadan önce yapılacak onlarca iş var; tarım tasfiye oluyor, tarım küçülüyor, üretim düşüyor, verimlilik yok, sorunların çözümüyle ilgili doğru adımlar atılmıyor, işe başından başlanmıyor; mesela bu.

Değerli arkadaşlarım, tespit yapıyoruz. Bizde işletme büyüklüğü 59,1 dekar ve bu arazinin -59,1 dönüm, dekar arazinin- esas olarak ne kadar dezavantajlı bir arazi olduğunu bir önceki konuşmamda anlattım. Avrupa coğrafyası gibi çok verimli bir coğrafya değil bizim coğrafyamız; yer yer önemli avantajları olan bir coğrafya, ekolojik birtakım avantajları var, floramızın bize sağladığı avantajlar var; ama, genelde çok verimsiz bir coğrafyada çok çile içinde bir üretim gerçekleştirmeye çalışıyoruz.

Tarım vazgeçilecek bir sektör filan değil; tarım, çok önemli, stratejik bir sektör değerli arkadaşlarım. "Tarımla uğraşmak, artık, iptidaî bir anlayış, köylülere verilen veya çiftçiye verilen para sokağa atılan para" gibi değerlendirilen bir anlayışı eleştiriyoruz.

Değerli arkadaşlarım, bize bu akılları verenler, televizyonlara çıkıp, kocaman kocaman, köylüye birtakım paraları vermenin, destekleri vermenin, onların, esas olarak, oylarını alma amacına yönelik olduğunu söyleyenler, neden Amerika'nın tarımdan vazgeçmediğini, Fransa'nın, Almanya'nın, İngiltere'nin vazgeçmediğini söylemiyorlar?

Japonya örneğini verdi Sayın Grup Başkanvekili. Değerli arkadaşlarım, çok ilginç, Japonya, hepimizin bildiği gibi, coğrafyası çok küçük ve esas olarak tarım yapmaya çok elverişli olmayan jeomorfolojik bir yapı; yani, tarımsal üretim yapma şansları zaten yok; neresinde tahıl üreteceksiniz, nerede hayvan besleyeceksiniz?

Evet, orada, bu üretemeyecekleri ürünleri çok pahalıya yediriyorlar halklarına; et pahalı, süt pahalı, meyve-sebze pahalı... Japonya, istese -değerli arkadaşlarım, muzun piyasa değeri dünyada 1 dolar; işte, hepimiz biliyoruz, tahıl ürünleri de, sebze ürünleri de dünyada çok ucuza satılabiliyor- gider bunları bol bol alır, ucuz ucuz yedirir halkına. Mesela, Japonya'da etin kilosu 25 dolar değerli arkadaşlarım; ama, dünya piyasalarında 3 dolara, 5 dolara; yani, bilmediğiniz kadar çok satılık et var, et fazlası var birçok ülkede. Neden bu adamlar, bu ucuz etleri alıp da, vatandaşlarına yedirmiyorlar? İnadına balık alıyorlar, inadına. Neden; adam diyor ki, stratejik bir sektör tarım. Ben, halkımın beslenme anlayışını eğer değiştirir, onları balık tüketmekten et tüketmeye geçirirsem ve yarın, o eti alamazsam, alamayacak bir durumla karşılaşırsam ve balık tüketmekten insanları uzaklaştırırsam sıkıntı çekerim diye yapmıyor; ama, balığı, çıkarım dünya denizlerine, canım isteyince tutarım; o benim için kârlı bir sektör olduğu zaman bunu yaparım diyor. Onun için öyle yapıyor. Herkes akıllı; ama, biz, bu güzelim coğrafyada, maalesef, bu sektörü, bu güzelim sektörü yavaş yavaş tasfiye ediyoruz ve insanları, işletmeleri teker teker bitiriyoruz değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, işletme yapımız küçük ve parçalı. Ortalama 10 dekarın altında işletmelerin küçüklüğü; yani, ortalama 59 dekar işletme büyüklüğü de, bir de bunlar 5 ile 10 arası parçadan oluşuyor ve işletmelerin üçte 2'si de 59 dekarın da altında; yani, ortalama 20 dekar civarında işletme büyüklüğüyle insanlar orada geçim mücadelesi veriyor. Peki, bu böyle mi devam etsin; hayır canım. Biz, 4 100 000 işletme, 25 000 000 nüfus bu tarımda bulunsun, devam etsin filan demiyoruz. Tarım nüfusu yüzde 15'e, 20'ye elbette düşürülmeli; ama, tarımsal üretim artmalı, Türkiye, rekabet edebilir bir şekilde piyasalarda tutunmalı ve stratejik olan bu tarım sektörünü yaşatmanın yolunu bulmalıdır. Ne yapmak lazım; işletmeleri büyütmek lazım, parçalılıktan kurtarmak lazım. Sermaye birikimi yapabilir hale getirip, bilgi ve teknolojiden yararlanabilir, ona para yatırabilir, hizmet satın alabilir, talep eden, hizmet ve bilgi talep eden yapıya kavuşturmak lazım tarım işletmelerini. Bu nasıl olacak; 30 000 işsiz ziraat mühendisimiz var; ama, böyle de... Ortalama 200 kilogram, arkadaşlar, tahıl üretimindeki ortalama verimimiz, Sayın Grup Başkanvekilinin dediği gibi, 400-500 kilo değil; 211 kilogram. Dünya ortalaması... Dünya ortalamasının altında. Avrupa'da bu ortalama 450 kilogram. Kuzey Avrupa ülkelerinde, Sayın Grup Başkanvekilinin işaret ettiği gibi, 600-700 kilogramlara çıkıyor.

Nasıl yükselteceğiz bunu; değerli arkadaşlarım, bilgiyi... Hazır bilgi sokakta geziyor, 1 000 tane gönüllü tarımcıyla bunu düzelteceğiz; böyle bir şey olur mu?! 30 000 kişi sokakta... Bunun yolları var. İnsanları inandırmanız lazım, bilginin kendisine lazım olduğuna inandırmanız lazım. Bunun yolları, metotları var. İşletmeleri büyütmek lazım, verimli hale getirmek lazım, optimum işletme büyüklüğünü yakalamak lazım.

Nasıl; dünya nasıl yapmışsa öyle, arkadaşlar. Dünyada bu nasıl yapılmış; 2 tane yöntem var, 3 tane yöntem var. Ya Rusya'daki gibi kolhozlar kuracaksınız -ki, bitmiş bir şey o- ya Amerika'daki gibi kooperatifler, Avrupa'daki gibi kooperatifler kuracaksınız; bu kooperatifleri yatırım yapabilir, işini büyütebilir şekilde destekleyecek, özendireceksiniz bir araya gelmeye. Bizim, Türkiye'deki kâğıt üzerinde görülen kooperatiflerden, alıp satan kooperatiflerden ziyade, işine yatırım yapan, işletme kuran yapılar kuracaksınız ve özendireceksiniz; yani, örneğin, "ortalama optimum büyüklük büyükbaş hayvancılıkta 50 baş" diyorsanız, diyeceksiniz ki "50 başlık modern bir hayvancılık tesisi kurana şu desteği veriyorum ve sütüne de 100 000 lira destek veriyorum." İlave destek... Adam öyle kuracak; kârlı olduğunu görecek. Öyle yapıldı bu. Bu nasıl olur; ya adamın birisi yatırım yapacak tarıma, bugün büyük şirketlerin özenti halinde yaptığı gibi -memnuniyetle görüyoruz, saygıyla karşılıyoruz tarıma destek yapan her şirketi- ya da 5-10 çiftçi bir araya gelip bu işletmeyi kuracak; yapıları özendireceğiz. Buna göre destekleme politikaları belirleyeceğiz; ama, maalesef, Türkiye'de, 1950'den bu yana sağ anlayışlar "tam seçim üstü yüksek tabanfiyat verelim, köylünün oyunu alalım, ondan sonra işimize bakalım" anlayışı içinde gittiği için, köylü, çiftçi olamamış; tarım, işletme haline gelememiş, pazara üretim yapar bir hale büründürülememiştir.

Değerli arkadaşlarım, bunlar zor işler değil; bu işleri yapabilecek anlayışın iktidar olması ve politikalarını ona göre belirlemesi lazım.

Değerli arkadaşlarım, ben, bu depolarda, tarımsal depolarda mal depolaması düşünülen işletmelerin olmasını arzu ediyorum. Bu işletmelerin olmasıyla ilgili eksiklikleri söylemeye çalışıyorum; ama, bakıyoruz, bunun için en önemli eksiklik ne tarımda; işletme büyüklüğü. Nasıl büyüteceğiz; kooperatifçilik... Bunun alternatifi yok arkadaşlar; kooperatifçilikle büyüteceğiz. Temel felsefe bu. Ne oluyor; hem tasfiye olmuyor, işletme işinden olmuyor hem de işletme büyüyor. O zaman, ona göre destekleme politikası uygulayacağız; ama, şimdi duruma -fotoğrafa- bakıyorum, değerli arkadaşlarım, Türkiye'de, 1997 itibariyle 4 966 tane tarımsal kalkınma kooperatifi var, 558 000 üyesi var; 350 tane su ürünleri kooperatifi var, 17 000 üyesi var; 2 215 sulama kooperatifi var, 153 000 üyesi var; 330 pancar kooperatifi var, 1 400 000 üyesi var. Bu yeterli mi; değil. Bu kooperatiflerin yapısı bu dediğim şeyleri yapmaya uygun mu; değil. Bunları destekleyecek kooperatifler bankasını kurup, doğru bir şekilde onları finanse etmezseniz, yatırım yapar hale getirmezseniz, hiçbir şey olmaz değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliyoruz, yarın gireceğimiz Avrupa Birliği sürecine, tarımı küçülterek giremeyiz; verimliliği artırmamız lazım ve gireceğimiz Avrupa Birliğinde, üretimin büyük çoğunluğunu üreten de, pazarlayan da kooperatifler değerli arkadaşlarım, kooperatifler aracılığıyla oluyor bu iş. Maalesef, ülkemizde nasıl?.. Bakın, en çok pamukta kooperatiflerin pazarlamada ve üretimde rolü var; yüzde 49. Ayçiçeğinde yüzde 32, sütte yüzde 6, taze sebzede yüzde 2.

Durum komiktir değerli arkadaşlarım. Bunu düzeltmek, tersyüz etmek lazım. Kooperatiflerin, bu yüzde içerisinde payını yükseltip, mutlaka işletme haline gelmeleri lazım.

Değerli arkadaşlarım, tabiî, tarımın çok sorunu var. En önemli sorunlarından bir tanesi, mesela, bu ülke, bu coğrafya, yağlı tohumlar üretemeyecek bir coğrafya mı? Ama, bu ülke, maalesef, hâlâ, petrolden sonra en büyük ithalatını yağlı tohumlarla ilgili yapıyor. Biz, ayçiçeği üreticisine doğru dürüst destek vererek, ayçiçeği üretimini özendirerek, dışarıdaki çiftçileri desteklemek yerine, kendi ayçiçeğimizi, yağlı tohumlarımızı üretemez miyiz, bunu beceremez miyiz? Biz, zeytinyağı üreticisini doğru destekleyerek, sağlıklı yağ üretimini artırıp, dünya pazarlarında etkili, halkın sağlıklı yağ tüketimini geliştiremez miyiz? Bunlar zor işler mi? Değerli arkadaşlarım, niyetine girmek lazım, işi yapma niyetine girmek lazım.

Değerli arkadaşlarım, bakın, kooperatiflerin genel ortalamadaki yüzde 3'lük payını mutlaka çok yükseltmemiz lazım.

Değerli arkadaşlarım, deminki konuşmamda da söyledim, bugün tarım nüfusunda çalışan nüfusun 1/3'ü işgücü fazlası. Topraksızlık oranı çok yüksek. Doğu ve güneydoğudaki gelişmişlikteki toplumsal ilişkileri, feodal yapıyı hâlâ kıramadık. Buradaki toprak dağılımını düzenleyemedik. Tarımda, eğitim düzeyi hâlâ yüksek değil, çok düşük ve insanları bilgiye ihtiyacı olduklarına inandıramadık. Örgütsüzlük had safhada. Tarım örgütsüz ve örgütsüzlük olduğu için üretici işletmeler kendileriyle ilgili üretim ve pazarlama süreçlerine katılamıyor.

İşletme sayısı çok az, işletmeler çok küçük, işletmelerde parçalı yapı hâkim. İşletme büyüklüğü yetersiz. Verimlilik son derece düşük. Değerli arkadaşlarım, verimlilik, hayvancılıkta da, bitkisel üretimde de, tahıl üretiminde de son derece düşük. Bunların giderilmesiyle ilgili yapabileceğimiz şeyleri mutlaka yapmak... Örneğin "Türkiye'de traktör satışı çok arttı" deniliyor. "Mekanizasyonla ilgili problem yok" deniliyor. Evet, doğru, bazı yerlerde, bazı yörelerimizde traktör sayısında fazlalık vardır. Bir traktörün işleyebileceği kadar arazisi olmayanlar traktör sahibi olmaktadır; doğrudur; ama, bu dağılım homojen olmadığı için Türkiye'de hâlâ traktör sayısında da, tarımda kullanılan mekanik araçlarda da problem vardır. Mutlaka bunları doğru dağıtacak mekanizmaları dengelemek ve meseleleri halletmek zorundayız.

Değerli arkadaşlarım, hâlâ ürün sigortası yasası çıkmamıştır. İşte, bunu konuşmamız lazım. Hâlâ arazilerin parçalanmasını engelleyecek düzenleme yapılamamıştır. Hâlâ kooperatiflerin desteklenmesini sağlayacak kooperatifler bankası yasası çıkmamıştır. Hâlâ tarımda makroekonomik politikalarını belirleyecek, ona finansman sağlayacak tarım bankası kurulmamış veya Ziraat Bankası tarım bankası haline getirilememiştir. Tam aksine, bu bankaları özelleştirme ve diğer sermaye gruplarına peşkeş çekme arayışının hâkim anlayış olduğunu iktidarda maalesef görmekteyiz değerli arkadaşlarım.

Değerli arkadaşlarım, bu, Türkiye'nin en sancılı olan kesimidir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701-2 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
