# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Ahmet Küçük (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.538 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA AHMET KÜÇÜK (Çanakkale) - Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 19 uncu maddesi üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu ve şahsım adına söz almış bulunuyorum; bu vesileyle Yüce Meclisi saygılarımla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, burada, depoculuk kanunu tasarısı çerçevesi hakkındaki görüşmelerde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubundan milletvekili arkadaşlarım, çok haklı ve doğru olarak, Türkiye'de, tarım üretiminin, tarım üretimiyle uğraşan insanların, tarım üretiminin makro ve mikro sorunlarını, sıkıntılarını, çiftçimizin önemli dertlerini, tarımın sektörel sorunlarını dile getiriyorlar, doğru yapıyorlar.

Tabiî, tarım, Türkiye'de sorunları en çok olan sektör ve tarımın sorunlarını çözmezseniz, Türkiye'nin sorunlarını çözmeye başlayamazsanız. Tarım sektörü, gerek içinde barındırdığı nüfusla gerek coğrafyayı kucaklamasıyla en sorunlu alandır; tarım üretimiyle uğraşan insanlar, bu ülkenin en sorunlu ve birçoğu açlık sınırında yaşayan insanlarıdır ve tarım sektöründe hâlâ nüfus fazlası vardır; işler, maalesef, hâlâ iyiye gitmemektedir.

Avrupa Birliği sürecinde, bizim Avrupa Birliği sürecine entegrasyonumuzda en sıkıntılı sektör tarım sektörüdür ve büyük ihtimalle işletmelerin büyük çoğunluğu tasfiye olacaktır ve dolayısıyla, bunun altyapısını hazırlamamız gerekmektedir ve bu tarım nüfusunun azalmasıyla, başka alanlarda yeni sorunlar yaratmadan önemli istihdam alanları yaratmak, tarımsal üretimimizi düşürmeden yükselterek, verimliliği artırarak optimum işletme büyüklükleri yakalamak gibi önemli sorunlarımız vardır ve dolayısıyla, bu sorunların burada konuşulması gereklidir ve esasında, bu sorunları, burada, bu kanun çerçevesinde konuşmadan önce, bu sorunları Mecliste yasal anlamda çözmekle ilgili görevlerimizi yaparken, bunun ciddî bir planlama ve ciddî bir çalışmayla buraya getirilmesi gerekir.

Değerli arkadaşlarım, biz, bunu görerek, bütün bu sürecin öneminin farkında olan insanlar ve milletvekilleri olarak, bu dönemin hemen başında, tarım sektörünün, işçisiyle, toprağıyla, çiftçisiyle, ekonomisiyle, mekanizasyonuyla, tüm sorunlarıyla değerlendirilmesi ve bu konuda gerekli araştırmanın yapılmasıyla ilgili bir araştırma önergesi verdik. Bu konu, burada, o zaman da -çok ilgi görmese de- tartışıldı; ama, maalesef, araştırma önergemiz, AKP Grubu milletvekillerinin oylarıyla reddedildi.

Değerli arkadaşlarım, niyetimiz şuydu: İşte, bu önemli süreci görerek, tarım sektörünün sorunlarını, Mecliste, yasal anlamda hiç olmazsa çözmekle ilgili olarak, iki parti grubunun ortak görüşleri çerçevesinde ciddî bir strateji oluşturmak ve bu strateji çerçevesinde, sırayla, yasal düzenlemeleri yapıp, gerekli sosyoekonomik tedbirleri alıp, önce tarımda sürdürülebilir bir üretimin devamını sağlamak, sonra tarımımızı gelişebilir kılmak, ondan sonra da avantajlarımızı ortaya koyarak, yarışabilir işletmeler meydana getirmenin altyapısını hazırlamaktır.

Değerli arkadaşlarım, bakın, burada, depoculukla ilgili kanun tasarısını konuşuyoruz. Bu, tabiî ki önemli bir sorundur. Depoculuk, çözülmesi gereken bir sorundur; ama, önce depoya koyacağımız ürünleri, hangi şartlarda, ne şekilde, hangi avantajlı şekilde üreteceğimizle ilgili altyapı düzenlemelerini yapmak lazım; toprakta yapmak lazım, insan ölçeğinde yapmak lazım, işletme bazında yapmak lazım. Bunları yapmadan, siz, her şey olmuş bitmiş gibi, bunları nasıl depolayacağımızla ilgili bir düzenlemeyi, aradan elinize tutuşturulmuş bir tasarıyı getirip burada görüştürürseniz, anlamlı olmuyor, sorunları çözmek konusundaki iyi niyetiniz ortaya çıkmıyor değerli arkadaşlarım. İşe sonundan başlamaktır bu. İşe başından başlamak lazım.

Tarım sektörü, gerçekten çok önemli sorunları olan bir sektör ve onun için de, ben de, önce, Türkiye'nin tarım açısından bir fotoğrafını çekerek işe başlamak istiyorum.

Değerli arkadaşlarım, 77,8 milyon hektarlık bir coğrafyada yaşıyoruz; önemli büyüklükte bir coğrafyadayız. Tarım açısından da, öyle, zannedildiği gibi, çok önemli avantajları olan, yükseklik açısından, verimlilik açısından çok iyi bir coğrafya değil bu. Ortalama 800 metre yüksekliği var coğrafyamızın. Avrupa'nın ortalama yüksekliğinin 400 metre olduğunu düşünürseniz, bu coğrafya, fizikî olarak da tarıma çok elverişli bir coğrafya değil. Elbette, ekolojimizin getirdiği birtakım avantajlarımız var; ama, toprak anlamında, toprakların eğimi anlamında, çok verimli bir coğrafyaya sahip olduğumuzu söyleyemeyiz ve bu coğrafyada, arkadaşlar, biz, 23,4 milyon hektarlık arazide tarım yapıyoruz. Tarım yapılabilir, tarım yapılmaya açılmış arazi miktarı 23,4 milyon hektardır ve inanın, bunların birçoğu tarım yapılamaz arazilerdir. Gerek eğimi gerek bulunduğu durum nedeniyle, 23,4 milyon hektar araziyi biz tarıma açmışız. Şimdi, bu araziyi, mutlaka çok iyi kullanmamız lazım. Biz, mesela, çayır ve meralarımızı, onlarca yıldır küçültüyoruz, hep kıyısından köşesinden yiyoruz ve 21,7 milyon hektara düşürdük. Çevresel açıdan önemli sıkıntıları da beraberinde getirdi bu. Yüksekliğinin çok olması coğrafyamızın... Erozyona çok açık bir coğrafyada bulunuyoruz. Sırf, bunu önlemek ve gerekli altyapı düzenlemelerini yapmakla ilgili, hepimizin bildiği gibi, Mera Kanununu çıkardık; ama, Mera Kanununun uygulamasıyla ilgili, hangi sıkıntıları giderdik?! Hâlâ, bu anlamda, Türkiye'nin kadastrosunu bitirememiş, kadastral düzenlemesini yapamamış bir ülkenin insanlarıyız.

Değerli arkadaşlarım, bütün bunların hepsi, gerçekten, sıkıntı ve üzüntü vericidir. Eğer siz, bu coğrafyada binlerce yıldır yaşıyorsanız -ve seksenbeş yıllık modern cumhuriyetin insanları olarak yaşıyor ve bu ülkenin kadastral düzenlemesini bitirememişsiniz- o zaman, depoculuğu, depoculuk kanununu burada görüşmenin ne kadar anlamı var?!

Değerli arkadaşlarım, bu arazide yüzde 87,9 arazi de, tarla arazisi olarak değerlendiriliyor; yani, burası, birtakım kültür ürünlerinden ziyade tarla arazisi olarak düzenlenmiş ve yüzde 7,9'unda meyvecilik yapıyoruz, katmadeğeri daha yüksek olan; yüzde 2,1'inde gittikçe küçülen bağlarımız var, yüzde 2,1'i de zeytinlik bu arazinin.

Değerli arkadaşlarım, tarla arazilerimizin yüzde 78'inde hâlâ kuru tarım yapıyoruz ve biz 8,5 milyon hektarlık ekonomik olarak sulanabilir toprağa sahipken, hâlâ, bunun 4,6 milyon hektarını suluyoruz; ama, bakıyoruz ödeneklere, ihalesi yapılmış, inşaatı devam eden barajlarımız -on yıl geçmiş, onbeş yıl geçmiş- hâlâ yüzde 50'lerde. 1 trilyonluk komik ödeneklerle barajlar bitirilmeye çalışılıyor. Hesabını yapıyorsunuz; bu barajların bitmesi için otuz yıl, kırk yıl lazım, bu hızla. Değerli arkadaşlarım, bir barajın ekonomik olarak verimli ömrü zaten elli yıl. Siz bu kadar uzun sürede barajı yapsanız ne olur?! Dolayısıyla, bu yatırımların süratle bitirilmesi, en verimlisinden başlayarak üretime sokulması ve tarımla uğraşan insanların rekabet edebilir bir altyapıya kavuşması lazım.

Değerli arkadaşlarım, 4 100 000 işletmemiz var ve maalesef işletme sayımız eksilmiyor, artıyor. Tarım nüfusunu azaltmamız gerekirken -evet, bir azaltma görünüyor kırsal nüfusta- ama, işletme sayısı hâlâ 4 100 000 ve değerli arkadaşlarım, bu 4 100 000 işletmenin yüzde 73'ünde hayvancılık ile bitkisel tarım beraber yapılıyor. Sadece, değerli arkadaşlarım, 140 000 işletmede hayvancılık tek başına yapılıyor ve 1 000 000 işletmede de sadece bitkisel tarım yapılabiliyor.

Değerli arkadaşlarım, peki, bu işletmelerin yaptığı üretimde bitkisel tarım ve hayvancılık tarımı arasındaki yüzdelere bakarsak, durum vahim. Bu, Avrupa'da yüzde 60 hayvancılık, yüzde 40 bitkisel tarımken, Türkiye'de tam tersi, yüzde 65-70'i bitkisel tarım, yüzde 35-40'ı hayvancılık tarımı. Hayvancılık önemli. Her hayvan, her büyükbaş hayvan bir fabrikadır; yani, siz, ürettiğiniz ürünü ne kadar çok işler, işlemden geçirirseniz, yani, hayvancılık yaparsınız, katmadeğeri yükseltirsiniz. Her hayvan süt demek, et demek, o etten üretilen bir sürü ürün demek, ambalaj demek, birçok şey demek. Demek ki, biz, katmadeğeri yüksek olan ürünlere yönelmemiz ve hayvancılığın tarım içindeki payını yükseltmenin çarelerini aramalıyız. Elbette, Avrupa'nın dengelerini yakalamamız zor. Türkiye gibi coğrafyada, birtakım önemli ekolojik ürünleri olan, çay gibi, fındık gibi, narenciye gibi önemli ekolojik ürünleri olan bir coğrafyada Avrupa'daki ölçüleri yakalayamayız; ama, bal gibi, hayvancılığı Türkiye'de yarışabilir bir işletme yapısı içine kavuşturacak tedbirleri alacak anlayış içine girebiliriz. Bunların hiçbirisi yapılamıyor, yapılmıyor.

Değerli arkadaşlarım, hâlâ yüzde 15'i kültür ırkı büyükbaş hayvancılığımızın; yüzde 40'ı melez, yüzde 45'i hâlâ yerli ırk; yani, 130-140 kilolarda kesilen, günde 3-4 kilo süt veren hayvanlarla biz rekabet edebilir bir hayvancılık yapısı yaratmaya çalışıyoruz; mümkün mü?!

Değerli arkadaşlarım, hepimiz biliyoruz, Avrupa'da, bugün, büyükbaş bir hayvanın kesilme ortalaması yaklaşık 350-400 kilolarda; bir laktasyon dönemindeki verimlilik 6 tonlarda. Biz, hâlâ 2 tonluk verimlilikle, efendim, 150-180 kiloluk ortalama kesim kilolarıyla, rekabet edebilir bir yapıyı devam ettirebilir miyiz?! Bunları yapabilmemiz mümkün değil. Bunları yapabilecek, bu anlayışı geliştirebilecek, eksiklikleri giderecek anlayışları ortaya koyacak düzenlemeler ve destekleme mekanizmaları, politikalar oluşturmak zorundayız. Bu politikaları oluşturacak süreci başlatamazsak, düğmeye basamazsak, düzenlemeleri yapamazsak, hâlâ bu tarımla ilgili, tarım sorunlarının konuşulduğu bu yasada Ticaret Bakanlığı bu yasaya hükmediyorsa -Tarım Bakanlığının elinde herkesin eli var- Hazinesinden Ticaret Bakanlığına herkesin eli varsa, tarımda herkes bir şeyler söylüyor, herkes kafasına göre bir şey yapıyorsa, tarımı ayağa kaldırmak ve tarımı ekonomik bir işletme yapısı anlayışı içerisinde devam ettirmek mümkün müdür?! Hiçbirisi mümkün değildir değerli arkadaşlarım. Onun için, işe sonundan başlamak değil, başından başlamak gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, nüfusun yüzde 32'si tarımla uğraşıyor. Tarımın gayri safî millî hâsıladan aldığı pay yüzde 13; bir de orman köylerini koyarsanız, tarımda, hâlâ, dolar bazında kişi başına düşen gayri safî millî hâsıla 1 200-1 300 dolar; neredeyse açlık sınırına yakın. Orman köylerinde insanlar 350-400 dolarlık millî gelirle geçiniyor. Orman köylülerinin sorunlarını tartışmakla ilgili burada araştırma önergesi verdik, sevinerek kabul edildiğini gördük, komisyon kuruldu; Sayın Orman Bakanımız burada çıktı "evet, bu araştırma komisyonumuzun raporu doğrultusunda orman köylüleriyle ilgili politikamızı oluşturacağız" dedi. Nerede?! Bir yıl geçti, hangi düzenleme yapıldı; hangi ilave destekleme yapıldı?! Orman köylüsünün yaşam kalitesini ve standardını yükseltecek hangi adımlar atıldı değerli arkadaşlarım?! Hiçbir şey! Boş küme! Hâlâ on milyon orman köylüsü, 350 dolar, ortalama millî gelirin altında bir gelirle yaşamak zorunda bırakılıyor. Ondan sonra orman köylerinde insan kalmıyor. Değerli arkadaşlarım, işi doğru kavramak ve sırasıyla yapmak gerekiyor.

Değerli arkadaşlarım, tarımda çalışanların yüzde 35'i kendi adına çalışıyor, yüzde 65'i ücretsiz, aile içi işgücü, çalışan görünüyor; ama, yüzde 31 işgücü, çalışan gibi, ama tarımda işsiz. Lüzumsuz bir işgücü var. Yani, bakıyorsunuz, işsizlik parametrelerinde bunlar işlenmiş gibi gözüküyor; ama, tarımda çalışan görünen nüfusun yüzde 31'i, aslında işgücü fazlası; işim var zannediyor, kendini oyalıyor; köyünde var olmanın, yaşamanın mücadelesini veriyor.

Değerli arkadaşlarım, kısacası, bu depoculuk kanunu tasarısı içerisinde, biz, burada, Cumhuriyet Halk Partisi milletvekilleri olarak, tarımdaki temel sorunları dile getirmeye, bu konulardaki tespitlerimizi yapmaya, iktidarı olumlu yönde yönlendirme gayreti içinde olmaya devam edeceğiz. Elbette, depoculuk kanunu, gelişmiş ülkelerde onlarca, yüzlerce yılda edinilmiş tecrübeler sonucunda bir yapıya kavuşmuş ve bu, Türkiye'ye adapte edilmeye çalışılmaktadır; ama, bu yapıyı kurabilmek için, öncelikle -demin dediğim gibi- öncelikli, gerekli tedbirleri almak ve Türkiye'de optimum büyüklükteki işletme yapısını kurmak -bu hem hayvancılıkta hem bitkisel tarımda- ve tarımdaki insanları, kaderiyle baş başa olan insanlar durumundan kurtarmak gerekmektedir.

Ben, diğer maddede de bu çerçevede konuşmama devam edeceğim. Bu vesileyle, Yüce Meclisi sevgi ve saygılarımla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Küçük (CHP, Çanakkale). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-kucuk-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
