# Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı (s.s. 262)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ahmet Sırrı Özbek (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 30 Temmuz 2003
- **Gündem:** ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI (S.S. 262)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-sirri-ozbek-22-2003-07-30-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanun-tasarisi-s-s

> Ahmet Sırrı Özbek (CHP), 30 Temmuz 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: ÇEŞİTLİ KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI (S.S. 262)); konuşma 821 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA AHMET SIRRI ÖZBEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bugün, Çeşitli Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Tasarısını, kısa adıyla Yedinci Uyum Paketini görüşüyoruz. Ben de, bu tasarıda yer alan 23 üncü maddeyle ilgili olarak, Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini sunmaya çalışacağım; Yüce Heyetinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, karanlığa lanet etmektense bir mum yakmalıyız. Bu tasarıdaki 23 üncü madde de, bugüne kadar lanetlediğimiz karanlığa yakılmış küçücük, ince bir mumdur. Yüce Heyetinizce bilindiği üzere, 3.8.2002 tarih ve 4771 sayılı Yasanın 11 inci maddesinde bu husus daha önce düzenlenmiş; görüştüğümüz 23 üncü maddenin gerekçesinde de açıkça belirtildiği gibi, Millî Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan yönetmelik ise, yasanın uygulanabilirliğini ortadan kaldırmıştır. Yeni hazırlanan 23 üncü madde, Birleşmiş Milletlerin kabul ettiği İnsan Hakları Evrensel Bildirgesindeki yurttaşlık hakkını, ana babanın çocuklarına hangi eğitimin verileceğini seçme hakkını ve toplumun kültür yaşamına katılma hakkını karşılamıyor ise de, yine de lanetlenen karanlığa yakılan küçücük bir mum olarak görüyorum.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde 1992 yılında Tevfik Esenç adında bir vatandaşımız vefat etti. Bu vatandaşımız vefat etmeden önce 1984 yılında kendi mezar taşını hazırlamış ve üzerine şu cümleyi yazmıştır: "Burası Tevfik Esenç'in mezarıdır. Kendisi, Ubıhça adı verilen dili konuşabilenlerin sonuncusuydu."

Değerli milletvekilleri, bu sonuç, modern dünya için utanılacak bir durumdur. Dil çeşitliliği, kültür çeşitliliğinin göstergesidir. Dilin ölümü, kültürel ölümün en önemli belirtisidir. Dillerimiz, bütün insanların birikmiş bilgeliğinden oluşan zengin bir kaynak yaratmaktadır. Her dilin, dünyaya açılan kendi penceresi vardır. Her dil, yaşayan bir müzedir, taşıyıcısı olduğu her kültür için anıttır. Bu çeşitliliğin bir bölümünün yok olmasını önlemek için bir şeyler yapılabilecekken, yok olursa, bu, bütün insanlık için bir kayıptır.

Sayın milletvekilleri, bilinmelidir ki, tehdit altındaki diller ile varlığı tehlikedeki canlı türleri arasındaki birçok benzerlikten biri ve en gözler önünde olanı, ikisinin de yerinin doldurulamayacak olmasıdır. İki kaynak türünün de yedeği yoktur. Kaybolan bir dili geri getirmenin kolay yolu yoktur. Bir Hawaii atasözü şöyle diyor: "Yaşam dilde yatar, ölüm dilde yatar."

Sayın milletvekilleri, bugün, dünyamızda 6 000 civarında konuşulan dil vardır ve yine, dünyada 200 civarında devlet vardır. Demek ki, çok dillilik, bütün ülkeler için söz konusudur. Bu zenginlikten istifade etmek gerekir. Çok dilliliğin, toplumsal işlevleri ve insanî değerlerinden habersiz karşıtları, onu bölücü, kafa karıştırıcı, barış ve ilerlemeye engel saymak için bir dolu neden gösteriyorlarsa da, bu savların hiçbiri dikkatli bir incelemeden sonra ileri sürülemez. Çok dillilik, gizemli, olağandışı ya da yurtseverlikle çelişen bir şey değil, insanlığın büyük çoğunluğu için dikkat çekicilikten uzak bir zorunluluk olagelmiştir.

Eğer, 6 000 değişik dil bölünme nedeni olsaydı, 200 devletten bahsetmek mümkün olabilir miydi? Günümüz dünyasında konuşulan ortalama 6 000 dilin, 100-150 adedi, dünya nüfusunun yüzde 90'ı tarafından konuşulmaktadır. Geri kalan diller ise, dünya nüfusunun yüzde 10'u tarafından kullanılmaktadır; yani, 5 850-5 900 civarında dil, dünya nüfusunun yüzde 10'u tarafından kullanılmaktadır. Bu yüzde 10 ise, dünyanın dört bir yanına saçılmış küçük, korumasız, çoğu kez yoksul toplumlardan oluşur. İşte, tehlike buradadır; dillerin büyük bölümü, ekolojik, ekonomik ve siyasal nedenlerle, giderek kaybolmaktadır. Bugün, geçmişte konuşulan binlerce dil kaybolmuştur. Kalanları korumak, insanlığın ortak görevi olmalıdır. Dilsel çeşitliliğin bu denli büyük bir ölçekte ortadan kaldırılmasının, insanın zihninin evrimine büyük zarar verdiği bilimsel bir gerçektir. Binlerce dil, birbirinden son derece farklı, ama, her biri aynı ölçüde geçerli dünya çözümlemelerine ulaşmıştır. Bunlardan öğrenilecek çok şey vardır; yeter ki, dilleri bilelim ve anlayabilelim.

Aynı zamanda, bilinmelidir ki, dil, canlı türlerinin çeşitliliği korunacaksa, ayakta tutulması gereken karmaşık bir ekolojinin de önemli bir parçasıdır. Aynı zamanda, diller, yerel bilgi sistemleri ve yaşam biçimleriyle bağlantılıdır. Küresel dünyamız için inanılmaz derecede önemli, sağlık, ekolojik ve sosyolojik kaynaklar oluşturmaktadır.

Değerli milletvekilleri, tek bir dünya kültürü kadar, insan yaratıcılığını donuklaştıracak, kültürel çeşit zenginliğini yoksullaştıracak hiçbir şey yoktur. Kültürel bir örnekliliğin, barış ve demokrasi getirmesi beklenemez; daha çok, totaliterlik getirmesi muhtemeldir. Kültürel çeşitlilik, dünyanın zihin sağlığı ve doyumluluk kaynaklarındandır. Dillerin ve kültürlerin ölümü, doğrudan doğruya, dünyaya ilişkin bilgi toplamamızı azaltır. Modern demokrasilerin olmazsa olmazlarının başında, insanların kendi dillerini kullanabilmeleri gelir. İnsanların kendi dillerini kullanmadığı yerde, demokrasi ciddî biçimde kısıtlanmış demektir.

Değerli milletvekilleri, çağdaş dünyamızın, önümüzdeki on yıllarda temel amaçları, şu üç noktada toplanmaktadır:

Birincisi, insan nüfus artışı istikrara kavuşturulmalıdır.

İkincisi, gelişmekte olan dünyadaki kır yoksullarının ve varoş yoksullarının yaşam standartları yükseltilmelidir.

Üçüncüsü ise, dünyanın biyolojik ve dilsel çeşitliliğinin korunmasıdır.

Sayın milletvekilleri, evet, çağdaş dünyanın yaşayabilmesi için bu üç vazgeçilmez içerisinde dilsel çeşitliliğin korunmasının bulunması çok önemsenmesi gereken bir husustur. Çağdaş demokrasiler, bu önemi kavramış ve gereken düzenlemeleri yapmışlardır. Bizim, gecikerek de olsa bu noktaya gelmiş olmamız çok önemlidir. Artık, bizler de zücaciye dükkânında fil gibi davranmaya devam edemeyiz. Görüştüğümüz bu tasarı gereğince Millî Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılacak olan yönetmelik, bu yasanın uygulanabilirliğini sağlamalıdır. Uygulamaya hızla geçilmeli, bürokrasimizin de siyasî iradenin talimatı doğrultusunda bu yönde çalışması gerekmektedir.

Değerli milletvekilleri, Ubıhça dilinin trajedik sonunda gösteremediğimiz duyarlılık için rahmetli Tevfik Esenç ve tüm Ubıhlara ne diyeceğimizi bilemiyorum; ama, inanıyorum ki, onlar da şu anda "biz, dilimizi ve bu dile dayalı bilgeliğimizi, birikimimiz kaybettik; ama, bu ülkede birlikte yaşadığımız Kürtler, Süryaniler, Keldaniler, Lazlar, Çerkezler, Çeçenler, Abazyalılar, Gürcüler ve isimlerini sayamadığımız bütün dilleri ve kültürleri öğretelim, öğrenelim ve yaşatalım" diyorlardır.

Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ahmet Sırrı Özbek (CHP, İstanbul). “Çeşitli kanunlarda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı (s.s. 262)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 30 Temmuz 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ahmet-sirri-ozbek-22-2003-07-30-cesitli-kanunlarda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-kanun-tasarisi-s-s (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
