# 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (BAYINDIRLIK VE İSKâN BAKANLIĞI, TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, MİLLî EĞİTİM BAKANLIĞI, YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU, YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI VE 85 ÜNİVERSİTE) DOKUZUNCU TUR

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Akif Akkuş (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim
- **Tarih:** 9 Aralık 2007
- **Gündem:** 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (BAYINDIRLIK VE İSKâN BAKANLIĞI, TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, MİLLî EĞİTİM BAKANLIĞI, YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU, YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI VE 85 ÜNİVERSİTE) DOKUZUNCU TUR
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2007-12-09-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-bayindirlik-ve-iskan

> Akif Akkuş (MHP), 9 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (BAYINDIRLIK VE İSKâN BAKANLIĞI, TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, MİLLî EĞİTİM BAKANLIĞI, YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU, YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI VE 85 ÜNİVERSİTE) DOKUZUNCU TUR); konuşma 889 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 2008 yılı bütçe tasarısıyla ilgili olarak, görüşülmekte olan, Kredi ve Yurtlar Kurumu, Yüksek Öğretim Kurumu ve üniversitelerin bütçesi üzerinde Milliyetçi Hareket Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, üniversitelerimiz hakkında daha önceki arkadaşlarımız oldukça detaylı bilgiler verdiler. Ben de daha çok, bu üniversitelerimizin kurulma gayesi, çalışma tarzı üzerinde biraz durmak istiyorum.

Üniversitelerimiz, 1933 yılında Darülfünunun lağvedilmesi ve yerine İstanbul Üniversitesinin kurulmasıyla eğitim ve öğretim hayatına başlamıştır. Daha sonra Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi kurularak, üniversite, Ankara’da da hayata geçmiştir.

Üniversiteler, Türkiye için çok önemli kurumlardır. 1950-1960 arasında ve 1968-1980 yılları arasında, Türk siyasi hayatında da üniversitelerin çok önemli bir rol oynadığı görülmektedir. Buna bağlı olarak, hem 1960 darbesinin hem de 1980 darbesinin yapılmasında siyasetin tam ortasında yer almışlardır. Hâl böyle olunca, bazı siyasi partiler üniversiteyi hep netameli görmüşlerdir. Bugün de mevcut Hükûmet ile başta YÖK olmak üzere, üniversitelerin uyum içinde olduğu söylenemez.

1973 tarihinde çıkartılan 1750 sayılı Üniversite Kanunu, 4 Kasım 1981 tarihli ve 2547 sayılı Kanun’la kaldırılmış ve 2547 sayılı Üniversite Kanunu geçerlilik kazanmıştır.

Bu Kanun’la YÖK, üniversitelerde yönetim, disiplin ve mali yapılanma konusunda tam yetkili hâle gelmiş, özellikle, üniversitelerin elinden, rektör seçilmesi, dekan atanması, müfredat programları, kadroları ve kariyer basamakları konusunu almıştır.

Genel bütçeden -biraz önce belirtildi- üniversite ve Yükseköğretim Kurulunun aldığı pay, maalesef, çok cüzi bir şekilde; 7,3 milyar YTL civarında bir ödenek tahsis edilmiş durumda Yükseköğretim Kurulu ve üniversitelere. Bunun, bakıyoruz, yüzde 80’den daha fazla kısmı personel giderleri, devlet primi giderleri, mal ve hizmet alımları için harcanmış. Peki, çalışmalar nasıl yapılacak? Üniversiteden beklenen sonuçlar nasıl elde edilecek? Bunları, değerli milletvekillerinin vicdanına bırakıyorum.

Geçmişimizi ve geleceğimizi âdeta ipotek altına almaya çalışan küreselleşme karşısında üniversitelerimiz, Türk kültürünü koruyan ve kollayan kurumlar olmak mecburiyetindedir. Özellikle sosyal bilimler alanında çalışma yapan bilim adamlarına her türlü maddi desteğin verilmesi gerekiyor. Bunu şunun için söylüyorum: Teknik dallarda uygulayıcılar tarafından sonuçlar kabul gördüğünden, destek de kolayca bulunabilmektedir. Ancak, sosyal bilimler, bizi biz yapan değerlerimizin ortaya çıkartıldığı çalışmalara mutlaka devam etmelidir. Doğrudan doğruya pratik kârlılığı olmayan bu çalışmalar, milletimizin geleceğinin, özellikle küreselleşmeye karşı kalkanı olacaktır.

“Yükseköğretim Kurulu ve üniversitelerimizden beklediklerimiz var” dedik. Bunlara baktığımız zaman, birincisi, kaliteli düzeyde eğitim ve öğretim, teknolojik ve bilimsel gelişmelerde öncü olma, eğitim ve öğretim programlarını toplumun ihtiyaç duyduğu insan gücünün yetiştirilmesi için devamlı geliştirme, sanayi ve diğer sektörlerle iş birliği yaparak toplumun ekonomik ve kültürel kalkınmasına katkıda bulunma, arz kapasitesini hedefler halinde artırma, yani istenildiği kadar üniversite açıp, istenildiği kadar öğrenci alınması esas olmamalıdır diyorum.

Değerli milletvekilleri, toplumun gelişmesinde dinamik bir rol oynayan yükseköğretim sistemi, maalesef, belirtilen hedeflerin birçoğundan yoksundur.

Ayrıca, üniversitelerimiz bilimsel çalışmalarından çok, baş örtüsü ve birilerine arka bahçe olup olmamakla gündeme gelmektedir. Her ne kadar 2002’den önceki protesto sahneleri görülmese de, türban, üniversitelerimizde hâlâ bir sorun olarak yaşanmaktadır.

Ülkemizde 85 adet devlet, 30 adet de vakıf üniversitesi bulunmaktadır. Bunlar tabii, kişisel menfaati hiçbir zaman ön plana çıkarmaması gereken yerler, bunun yanında Türk gençliğini yüksek bilimsel seviyede geleceğe hazırlayan, en azından, hazırlasın diye geliştirilmiş kurumlardır. Ancak, üniversitelerimizin kurulduğu yerler ve kuruluş amaçlarına baktığımızda, üniversite ve yüksekokullarımızın birçoğu o bölge ve yörenin ekonomisine katkıda bulunsun diye kurulmaktadır. Biraz önce belirtildi, otuz iki tane yeni üniversite kuruldu. Bu üniversitelerin maalesef altyapısı yok, öğretim kadrosu yok ama açıldı. Bunun yanında, yani, biz üniversitelerin bölge ekonomisine, şehir ekonomisine katkıları olmasın demiyoruz, olsun, ama o şehirlerin de üniversiteliye bir şeyler vermesi gerekiyor.

Bunun yanında, bu illerin birçoğundan birçok defa daha büyük olan ilçelerimiz bulunmaktadır. Bu ilçelerimiz sadece nüfuslarıyla değil; ekonomik, sosyal ve kültürel büyüklükleri ile de üniversite kurulması gereken yerlerdir. Mesela Tarsus, İskenderun, Nazilli, Alanya, Silifke gibi. Buralar da gerçekten bir üniversiteyi taşıyacak kapasitededir.

Burada şunu da belirtmek gerekmektedir: Son yıllarda artan işsizliğin içerisinde mesleksiz işsiz sayısı gittikçe artmaktadır. Bunların birçoğu açmış olmak için açılmış üniversitelerden mezun diplomalı işsizlerdir. Devletin garip gurebanın ekmeğinden, emeğinden aldığı vergilerle kurulan bu üniversiteler daha uygun yerlerde kurulmalı ve bunlardan beklenen istifadeler sağlanmalıdır. Buralarda yetiştirilecek gençler kendine güven duygusu yüksek, bilgi ve becerisi yeterli, ülke ve milletine faydalı olma emelinde kişiler olmalıdır.

Değerli milletvekilleri, ülkemizde her yıl üniversitelerimize 450 bin civarında yeni öğrenci kayıt yaptırmaktadır. Şu anda da üniversitelerimizde öğretime devam eden öğrenci sayısı 2,5 milyon civarındadır.

Tabii, yükseköğretim gören gençlerin eğitim ve öğretimlerini birtakım sıkıntılarla birlikte yaptıkları hepimizce malum. Bunlar için -biraz önce belirtildi yine- Kredi ve Yurtlar Kurumunun yaptırdığı yurtlar var, verdiği burslar var ama bunların her biri yetersiz. Biz, yetişen bu gençlerimizden ileriye dönük birtakım çalışmalar, gayretler bekliyorsak, bunları daha iyi ortamlarda yaşatmak, yetiştirmek mecburiyetindeyiz.

Değerli milletvekilleri, “2547 sayılı Kanun’la Yükseköğretim Kurulu oluşturulmuştur.” dedik. Yükseköğretim Kurulu varlığından çok, tutum ve davranışıyla gündemde kalmaktadır. Gerek rektör atamaları gerekse dekan atamaları konusunda YÖK zaman zaman suçlanmıştır. Çünkü, her dönemde YÖK başkanları âdeta imparator gibi hareket etmişler ve böylece, hükûmet ile üniversite arasında bir köprü olması gereken YÖK, âdeta hükûmetin rakibi hâline gelmiştir. Bu anlayış, AKP Hükûmetleri için bulunmaz bir fırsat olarak değerlendirilmiş ve her konuda olduğu gibi “Biz haklıyız ve biliriz.” tavrı içerisinde YÖK’ü ve üniversiteyi âdeta yok saymıştır. Burada “Kinle devlet olmaz.” sözünü hatırlatmak isterim. Devletin kurumları arasında yıkıcı ve yok edici değil, yapıcı rekabetler olmalıdır.

Öte yandan, YÖK de bazı şık olmayan olaylara meydan vermiştir. Mesela, YÖK denetçileri ve YÖK Yönetim Kurulu tarafından verilen lüzumu muhakeme kararı Danıştay tarafından da onaylanmış ve mahkemeye verilmiş bazı rektörler göreve devam ettiği gibi, YÖK tarafından tekrar atanmak üzere Sayın Cumhurbaşkanına da takdim edilebilmişlerdir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Akif Akkuş (MHP, Mersin). “2008 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇE KANUNU TASARISI (BAYINDIRLIK VE İSKâN BAKANLIĞI, TAPU VE KADASTRO GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, MİLLî EĞİTİM BAKANLIĞI, YÜKSEK ÖĞRETİM KURULU, YÜKSEK ÖĞRENİM KREDİ VE YURTLAR KURUMU GENEL MÜDÜRLÜĞÜ, ÖĞRENCİ SEÇME VE YERLEŞTİRME MERKEZİ BAŞKANLIĞI VE 85 ÜNİVERSİTE) DOKUZUNCU TUR”. TBMM Genel Kurulu, 34. Birleşim tutanağı, 9 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2007-12-09-2008-yili-merkezi-yonetim-butce-kanunu-tasarisi-bayindirlik-ve-iskan (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
