# Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Akif Akkuş (MHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim
- **Tarih:** 3 Haziran 2010
- **Gündem:** MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.488)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2010-06-03-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-488

> Akif Akkuş (MHP), 3 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MİLLİ EĞİTİM BAKANLIĞININ TEŞKİLAT VE GÖREVLERİ HAKKINDA (S.S.488)); konuşma 1.748 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

MHP GRUBU ADINA AKİF AKKUŞ (Mersin) – Teşekkür ederim.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 488 sıra sayılı Kanun Tasarısı hakkında Milliyetçi Hareket Partisi ve şahsım adına söz almış bulunuyorum. Yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, millî eğitim, bir ülkenin, çocuklarını ve geleceğini teminat altına alması demektir. Bu, 1739 sayılı Millî Eğitim Temel Kanunu’nun genel amaçları içerisinde yapılan bir değişiklikle ortaya konmuş ve kısaca şu şekilde belirtilmiştir: “Atatürk inkılap ve ilkelerine bağlı, Türk milletinin millî, ahlaki ve insani kültürel değerlerini koruyan ve geliştiren, vatanını, milletini seven, insan haklarına ve Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı sorumluluklarını bilen yurttaşlar yetiştirmek; sağlıklı bir kişiliği olan, hür ve bilimsel düşünce gücüne sahip, topluma karşı sorumluluk duyan, yapıcı, yaratıcı yurttaşlar topluluğu ile onların ilgi, istidat ve kabiliyetlerini geliştiren, kendisine ve toplumuna faydalı olarak, Türk milletini çağdaş uygarlığın yapıcı, yaratıcı ve seçkin bir ortağı yapmaktır.”

(x) Bu bölümde, Hatip tarafından Türkçe olmayan bir dille birtakım kelimeler ifade edildi.

Türk eğitim sistemi yukarıda belirtilen amaçları gerçekleştirecek şekilde düzenlenir. Genel ve özel amaçları gerçekleştiren Türk millî eğitimin ana unsurları, öğrenci, öğretmen, Bakanlık çalışanları olmak üzere, ahenkli bir çalışma düzeni içerisinde olmalıdır. Bu sayede, millî eğitimden beklenen sonuçların alınması mümkün olacaktır.

Her kurum ve kuruluşta olduğu gibi, yüz binlerce çalışanı ile büyük bir kurum olan millî eğitimde de bazı olumsuzlukların olduğu ve bu yaşanan olumsuzlukların giderilmesi ve olumsuzlukları olumlu hâle getirmek için Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde değişik kademelerde teftiş kurulları oluşturulmuştur.

Bu kurumun en dinamiğini öğretmenler oluşturmaktadır. Çünkü, Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kuruluna girebilecekler öğretmenler olduğu gibi, Bakanlık bünyesinde ve okullarda yönetici olanlar da öğretmenler arasından seçilmektedir. Bu yüzden, bu aşamada öğretmen ve öğretmenlik üzerinde durmanın uygun olacağı kanaatindeyim.

Öğretmenlik, devletin eğitim, öğretim ve bununla ilgili yönetim görevlerini üstüne alan özel bir ihtisas mesleğidir. Öğretmenlik mesleği genel kültür, özel alan eğitimi ve pedagojik formasyon ile sağlanmaktadır. Ancak, tabii, burada şunu belirtmek gerekir: Geçtiğimiz dönemlerde öğretmen, öğretmen yetiştirilmesi ve öğretmen atanması hususlarında gereği gibi itina edildiğini söylememiz mümkün değildir. Bugün, hâlâ, millî eğitim camiası içerisinde ziraat mühendisleri, iktisadi ticari bilimler mezunları veya başka branşlardan mezun olmuş arkadaşlarımız öğretmenlik yapmaktadır ve bunların birçoğu da branş öğretmeni yahut ilköğretim öğretmeni olarak çalışmaktadır. Bu yüzden, öğretmenliğe bugüne kadar gereken hassasiyetin gösterilmediği kanaatindeyim. Hele AKP iktidarları döneminde öğretmenlik mesleği sıradan bir meslek hâline getirildi diyorum.

Günümüzün en önemli gücü bilgidir ve ekonomik, sosyal ve kültürel gelişimin temeli eğitimdir. Böylece, eğitim bütün sektörleri etkilemektedir. Eğitimin kapasitesinin artırılabilmesi için öğretmen yetiştirmeye ağırlık verilmeli ve onların lisans döneminde aldıkları formasyonların hizmet içi eğitimle devamı sağlanmalıdır. Aksi takdirde, Türkiye yokluk, yoksulluk içinde problemleriyle boğuşan, bırakın dünya medeniyetine katkı sunmayı kendisine bile faydası olabildiğince az olan bir ülke olmaya devam edecektir.

Eğitimle ilgili konuşan yetkililerimiz, konuşmaya başladıklarında “Mangalda kül bırakmaz.” tabirine uygun olarak son yedi yılda çok büyük gelişmeler kaydettiklerini daima belirtirler ancak istatistiklerin öyle demediği de açıktır. Eğitime ayrılan kaynağın çok büyük bir kısmı fiziki yapının güçlendirilmesine ve temel araştırmalar yapılmasında kullanılmaktadır. Bunların bir sonucu olarak da uluslararası alanda âdeta çuvallamaktadır. Eğitim-araştırma istatistikleri yapan PISA araştırmasına göre Türkiye yaklaşık 40 ülke içinde okumada sondan 7’nci, matematikte sondan 6’ncı, problem çözmede sondan 4’üncü, lise bitirmede sondan 3’üncü, eğitim harcamalarında ise sonuncudur. E, böyle olunca tabii ki bizim, ileriye dönük yetişsin ve Türkiye’yi bunlara gönül rahatlığı içerisinde emanet edelim diye düşündüğümüz gençlerimiz de maalesef iyi yetişmemektedir. Eğitimin kalitesini artırmak yerine okul binaları yapmak tercih edilmektedir. Sebebi ne? Okul binaları göz önünde, halbuki kalite rahatça gözden kaçırılabilmektedir. Yani, biz, bugün, Türkiye’yi idare eden AKP Hükûmetinden artık okullardan çok, eğitimin kalitesinin artırılması için çalışmalar yapmasını beklemekteyiz.

Bunun yanında il ve ilçelerde maalesef birçok okul politize bir görüntü sergilemektedir. Birçok müdür ve müdür vekili âdeta bir parti başkanı gibi çalışıyor. Öğretmenler sürekli değişen sisteme yabancılaşmış, idarenin suyuna gitmeye ve onlara entegre olmaya çalışmaktadır. Peki, böyle bir öğretmenden, yani düşüncelerini açıkça ortaya koyamayan bir öğretmenden, çocuklarımızı şahsiyetli, Türk millî eğitiminin amaçlarına uygun birer genç olarak yetiştirmesini bekleyebilir miyiz? Ancak şunu da unutmamak gerekiyor: Her şeye rağmen eğitim fakülteleri elindeki imkânlarla en iyi öğretmeni yetiştirmeye çalışıyor. Ancak mezuniyetten sonra Millî Eğitim Bakanlığının emrine verilen öğretmen kendini yenileyemiyor. Bunun maddi ve manevi birçok sebebi olmakla beraber, Millî Eğitim Bakanlığı kendi kadrosunu oluşturan öğretmenleri âdeta bir araç, bir eşya gibi görüyor, bundan da mutlaka vazgeçilmesi gerektiği kanaatindeyim.

Bugün, 650 bin civarında öğretmen bulunmaktadır fakat bir öğretmen standardının bulunduğundan bahsetmemiz maalesef mümkün değildir. Öğretmen atamalarında, kadrolu, sözleşmeli ve vekil öğretmen olarak atamalar yapılmaktadır. 70 bin civarında olan sözleşmeli öğretmenler ülkenin en ücra köşelerinde öğretmenlik yaparken, bir yandan da kadrolu öğretmen olmaya çalışmaktadırlar çünkü sözleşmeli öğretmen birçok ekonomik ve sosyal haktan yoksundur. Bunun yanında, bu öğretmenlerden istenen, diğer kadrolu öğretmenlerden hiçte farklı değildir. Yer değiştirme, yükselme, kıdem alma ve geleceğinden emin olma konularında bir belirsizlik içindedir sözleşmeli öğretmen; hâlbuki, kadrolu öğretmenden istenen çalışmalardan daha fazlasını yerine getirmeleri beklenmektedir. Bunun da birtakım sebepleri var tabii, çünkü eşya gibi görülen bu öğretmenlerin sözleşmeli öğretmenliğe devam edip etmemesi, amirlerinin, özellikle millî eğitim müdürlerinin iki dudağı arasında bulunmaktır. Sözleşmeli öğretmenlik uygulaması bu yüzden derhâl kaldırılmalı, öğretmen sınıfa, öğrencilerinin karşısına daha güvenli bir şekilde çıkmalı ve eğitim kalitesinin artmasına katkıda bulunmalıdır.

Bu arada, atanamayan öğretmen adayları ile ilgili olarak da kısaca şunları belirtmek istiyorum: Ülkemizde yeni kurulanlar da dâhil olmak üzere üniversitelerimizin birçoğunda eğitim fakültesi bulunmaktadır. Eğitim fakültelerinin diğer fakültelere nazaran kuruluş masraflarının az olması, mezunlarının en azından bir kısmının öğretmenlik kadrosuna atanabilmesi, daha kolay öğretim elemanı bulunması gibi özellikler eğitim fakültesi açılışını özendirmektedir.

Bugün eğitim fakültesi sayısı sekseni geçmiş bulunmaktadır ve buralardan her yıl binlerce yetişmiş öğretmen adayı mezun olmaktadır. Bu yeni mezun öğretmen adaylarının Türk millî eğitim kadrolarına bir an önce dâhil edilmesi eğitimin kalitesine katkıda bulunacaktır. Bu fakültelerimizden mezun olmuş yaklaşık 280 bin öğretmen adayı öğretmen olmayı beklemektedir. Buna karşılık, geçtiğimiz yıl, YÖK, aldığı bir kararla, fen edebiyat fakültesi öğrencilerinin dört yıllık eğitim süresi içerisinde pedagoji dersleri alarak öğretmen olmalarına imkân verdi, bu da önümüzdeki yıllarda öğretmen adayı sayısının daha da artacağını göstermektedir. Bu çocuklarımız yetişmiş olmalarına rağmen, ana, babalarının eline bakmaya devam edecek ve aylak bir şekilde dolaşacaktır. Bu durum, önümüzdeki yıllarda daha da vahim bir hâl alacak ve ülkenin sorunlarından birisinin daha da büyümesine sebep olacaktır. Ancak, yine istatistiklerin ortaya koyduğu, çalışmaların ortaya koyduğu bir gerçek var: Gerçekten, Türkiye’de okullarımızın hepsinde yeteri kadar öğretmen var mı? Yani, okullarımızda, il, ilçelerimizde ve köylerimizde bir öğretmen açığı yok mu?

Yapılan çalışmalar, norm kadroya göre 220 bin öğretmene daha ihtiyaç olduğunu göstermektedir. Peki, niye kullanılmıyor bu kadro? Niçin bu kadro yeniden ihdas edilip bu çocuklarımız buralara atanmıyor? Bu belli değil. Bir an önce bu kadroların kullanılabilir hâle getirilmesi ve yığılan öğretmen adaylarının bir kısmının bu kadrolara yerleştirilmesi öğretim kalitesinin artırılmasına katkı sağlayacağı gibi, daha da büyümeden bir sorun çözülmüş olacaktır.

Değerli milletvekilleri, millî eğitimimiz yeni nesilleri yetiştirmeye çalışırken çağdaş medeniyet unsurlarından da istifade etmeye çalışmaktadır, bunun sonucunda da Millî Eğitim Bakanlığımızda birtakım gelişme ve değişmeler yaşanmaktadır. Bu gelişim ve değişim sürecinde, Millî Eğitim Bakanlığı denetim sisteminde birtakım değişiklikler yapılması kaçınılmazdır. Malumunuz, belirli zaman aralıklarıyla millî eğitim şûraları toplanmaktadır. Bu şûralardan 17’ncisi toplandığında, şöyle bir teklif getirildi orada: İlköğretim müfettişliğinin “eğitim müfettişliği” adı altında yeniden yapılandırılması, oluşturulacak çalışma bölgelerinde görevlendirilmesi, kendi içlerinde rehberlik, denetim, araştırma, soruşturma, okul öncesi ve özel eğitim konularında uzmanlaşmaları gerektiğine yer verilmiştir. Tabii, bu teklif gerçekten önemli. Yani artık bizim, herhangi bir müfettişi gönderip hem okul yönetimiyle hem müfredatla ilgili konuları, branşlarla ilgili konuları, hepsini inceletmemiz doğru değil diye belirtebiliriz.

Görüşülmekte olan bu tasarıyla, Millî Eğitim taşra teşkilatlarında bulunan ilköğretim müfettişliği eğitim müfettişliği olarak değiştirilmek istenmektedir. Teklif edilen kanun tasarısının gerekçesinde, ilköğretim müfettişliğinin eğitim müfettişliği şeklinde yapılanması hâlinde teftiş hizmetlerinin fikir ve eylem birliği içerisinde gerçekleştirileceği, bütünlük ve derinliğin sağlanacağı, emek, zaman ve paranın boşa harcanmayacağı, görev ve yetki karmaşasını kaldıracağı, eşit işe eşit ücret ilkesinin gözetileceği, eğitimde kalitenin ve verimin artacağı belirtilmektedir. Bu değişikliğin yapılması bir zaruret hâlini almıştır. Bunun eğitim, öğretim kalitesine yansımasının yanında, denetimin hızlanması, yargı kararlarının aleyhe işlemesinin önlenmesi ve mali kazanım yanında müfettişlerin mali ve hizmet sınıflamalarında da iyileşme yönünde katkısı bulunacaktır.

Ortaöğretim kurumlarında, ilköğretim müfettişlerince soruşturma yapılamayacağı konusunda çok sayıda mahkeme kararı bulunmaktadır. Bu da ortaöğretim kurumlarındaki soruşturmaları sonuçsuz bırakmaktadır. Millî Eğitim Bakanlığı Teftiş Kurulu Başkanlığının verilerine göre, ortaöğretim kurumlarında yapılan denetim için mevcut eğitim-öğretim kadrosu sabit kaldığında on beş yılda bir, yani teftiş edilen bir okula, Millî Eğitimin bir kurumuna ancak on beş yıl sonra bir defa daha gitmek mümkün olabilmekte, orayı teftiş etmek mümkün olabilmektedir. Kurumlar için ise sekiz yılda bir sıra gelmektedir ki, bu, denetimi zayıflatmakta veya etkisiz kılmaktadır. Eğitim müfettişliği, denetimi hızlandıracak ve daha etkili hâle getirecektir. Ortaöğretim kurumlarının, eğitim müfettişlerinin görev alanına girmesi ile Ankara, İstanbul ve İzmir’den diğer illere gidilerek yapılan teftiş kalkacağından, yerinden denetim yapılacağından maliyetler düşecektir; aksi takdirde, binlerce liralık yolluk, yevmiye uygulaması gerekecektir.

Değerli milletvekilleri, bir müfettiş arkadaşım vardı, İzmir’de otururdu, böyle dört beş yılda bir de Konya’ya gelir ve orada teftiş yapar idi. Gerçekten müfettişler okula girdikleri zaman, girerken, o okulun amiri, Bakanlıktan gelmiş en yetkili kişi olarak okula girerler, âdeta müdürleri ve öğretmenleri titretirler ancak akşam oldu, okul dağıldı, bu müfettişlerimiz öğretmenevine gider, eski bir arkadaşıyla karşılaşırsa onunla biraz oturur yahut diğer müfettişlerle ne yaptıklarını tartışırlar, sonra bir yalnızlık içerisinde kalırlar ve odalarına çekilerek sabahın olmasını beklerler. Bunu, şunun için söylüyorum, gerçekten yaptıkları görev önemli bir görev, bunun yanında da son derece sıkıntılı bir görevdir, onu belirtmek istiyorum.

Devletin diğer kurumlarında görevli denetim elemanlarının tamamı “genel idare hizmetleri” sınıfında bulunmasına rağmen, Millî Eğitim Bakanlığında görevli eğitim müfettişleri “eğitim ve öğretim hizmetleri” sınıfında bulunmaktadır ve 3.000 ek gösterge alabilmektedirler. Hâlbuki diğer kurumlarda müfettiş unvanlı denetim elemanları, 3.600 ek göstergeye kadar ulaşabilmektedirler.

Değerli milletvekilleri, kanun tasarısıyla, 3797 sayılı Millî Eğitim Bakanlığının Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 53’üncü maddesinin üçüncü fıkrası değiştirilmiş ve aynı maddenin sonuna bir fıkra eklenmiştir. Bu yeni fıkralara göre, il millî eğitim müdürlükleri bünyesinde Eğitim Müfettişleri Başkanlığı oluşturuluyor. Bu müdürlüklerde görev alacaklardan, en az dört yıllık yükseköğrenim ve öğretmenlikte sekiz yılını tamamlamış olma ve yarışma sınavını başarmış olma şartları istenmektedir. Bu imtihanların, usulü dairesinde yapılması hâlinde, müfettişlik kurumuna faydalı olacağı kanaatindeyim. Ancak, eğer bunlar sulandırılırsa, bu, faydadan çok zarar getirecektir.

Bu kanun tasarısıyla, gündeme gelen hizmet bölgelerinde iki yıldan az olmamak üzere görevde bulunulması esas alınmıştır. Eğitim müfettişleri ve eğitim müfettiş yardımcılarının görev alanını, branşlara ilişkin inceleme ve soruşturmalar hariç olmak üzere, her derece ve türdeki örgün ve yaygın eğitim kurumlarının teftiş, denetim, iş başında yetiştirme, inceleme, araştırma ve soruşturma hizmetleri oluşturmaktadır. Bunlara ait usul ve esasların da bir yönetmelikle düzenleneceği esası getirilmektedir.

Değerli milletvekilleri, tabii, burada bir isim değişikliği söz konusu oluyor yani “ilköğretim müfettişliği” adı “eğitim müfettişliği” hâline geliyor; bir de 3.000 olan ek göstergenin son aşamada 3.600’e çıkması hakkı veriliyor. Ancak, burada bir de eğitim müfettişlerine yeni birtakım hakların daha verilmesi de uygun gibi geliyor.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Akif Akkuş (MHP, Mersin). “Milli eğitim bakanlığının teşkilat ve görevleri hakkında (s.s.488)”. TBMM Genel Kurulu, 111. Birleşim tutanağı, 3 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akif-akkus-23-2010-06-03-milli-egitim-bakanliginin-teskilat-ve-gorevleri-hakkinda-s-s-488 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
