# 2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Akın Birdal (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 24 Aralık 2008
- **Gündem:** 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2008-12-24-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim

> Akın Birdal, 24 Aralık 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2009 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ (S.S.312) 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM KESİN HESAP KANUNU TASARISI İLE MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KAPSAMINDAKİ İDARE VE KURUMLARIN 2007 BÜTÇE YILI KESİN HESAP TASARISI (S.S.313)); konuşma 1.295 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DTP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli arkadaşlar; 2009 yılı bütçe yasasının 3’üncü maddesi üzerine Demokratik Toplum Partisi adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Bugün saat on birde soru düğmesine bastım ama sıra gelmedi, o nedenle Sayın Bakana da soramadım. Fakat, yine ben kayıtlara geçmesi bakımından, doğrusu üç soru sormak istiyorum Sayın Maliye Bakanına.

Birincisi: Genelkurmay Başkanlığının mali yetersizlik olduğunu söylemesi üzerine bir AKP yetkilisinin “Bizden ne istenildiyse verildi.” diye bir açıklaması oldu. Gerçekten, Genelkurmay Başkanlığı Maliye Bakanlığından neler istedi ve bu isteklerine nasıl ve ne verilerek karşılık verildi? Bunu öğrenmek istiyoruz.

İkincisi: AKP altı yıl önce iktidara geldiği zaman dış borç –ki bu, yanıtı bilinen aslında bir soru da yine ben kayıtlara belki Bakanın açıklamasıyla geçer diye soruyorum- kaç milyar dolardı, şimdi kaç milyar dolar? Ayrıca, bu dış borcun aylık ya da yıllık faizi kaç milyar dolar? Ki ben bu faizi söyleyeyim, sadece 5 milyar dolar, finans kapitale verilen her aylık 5 milyar dolar faiz. Şimdi, böyle bir çıkış olur mu, demokratik bir ekonomik yapıya kavuşabilinir mi? Hayır.

Üçüncü soru: Yine bugün Sayın Bakan dedi ki: “Savunma ve silah harcamalarının alımında Avrupa mevzuatına aynen uyuyoruz.” Peki, uyuyorsanız, sıkça Avrupa Parlamentosu ve Avrupa Birliği aldığı kararlarda neden savunma ve silah harcamalarının ihaleye tabi tutulmasını ve denetime tabi tutulmasını istiyor? Demek ki Sayın Bakanın açıklamasında bir eksiklik ya da yanlışlık var.

Şimdi Sayın Bakan “Ne yapmak gerekir. Yani, yapılması gereken var da biz mi yapmıyoruz?” diyor. Evet, gerçekten yapılması gerekip de sizin yapmadıklarınız var. Önce, Türkiye'nin ekonomisinin düzlüğe düşmesi açısından gerçekten bugün mali sermaye ciddi bir sorundur, toprak sermayesi ciddi bir sorundur, sigorta ciddi bir sorundur ve dış alım satım ciddi bir sorundur. Ayrıca, yine tabii, sosyal ve demokratik yapılanma açısından azınlıklar bir sorundur, Kürt sorunu bir sorundur, yani itici gücü gerçek halkın olduğu bir demokrasi sorunu vardır ve yine bununla doğrudan ilişkili bir barış sorunu vardır. Tabii, bunların çözümü için gerçekten önce niyet etmek ve sorunların çözümünün kimin yararına olacağı konusunda istekli ve siyasal bir tercihe bağlı olmak gerekiyor.

Bu çaba için, örneğin, Bacon “Çaba insan düşüncesinin dogmatik saplantılardan kurtulup dünyaya, doğaya egemenlik sağlayacak doğruları bulmak… Bunun da tek yolu bundaki zorlukları görüp ona saygılı olmak ve ona göre düzenleme yapmaktır.” diyor. Şimdi böyle bir inanç var mı?

Bugün gerçekten ekonomik sorunların çözümünün ilk fırsatı barıştadır. Örneğin savunma ve silah harcamalarına ne denli para ayrıldığını hepimiz biliyoruz ve bu nedenle de çözümsüzlük içindeyiz.

Goethe “Gün uzun ama hayat kısa.” diyor. Gerçekten AKP’nin de hayatının çok kısa olduğunun bilinmesi gerekir. O nedenle fırsatların bence zamanında iyi değerlendirilmesi gerekiyor.

Türkiye Büyük Millet Meclisi bir kere bu görüşmelerde kapalı devreden kurtulmalıdır. Nasıldır bunun yolu? Doğrudan katılımcılıktır ve doğrudan demokrasidir. Türkiye’de gerçekten her alanda, bugün, konu başlıklarını oluşturan her alanın uzman kurumları vardır, akademisyenleri vardır, demokratik kurumları vardır, meslek odaları vardır, emek örgütleri vardır. Hangisine bu bütçenin hazırlanması sürecinde “Gelin bakalım, ne düşünüyorsunuz? Hem kendi demokratik, sosyal, ekonomik haklarınız açısından hem de ülkenin ve toplumun çıkarları açısından ne öneriyorsunuz?” denilmiş midir? Denilmiş olabilir. Ama kimlere sorulmuş olabilir bu? Gerçekten emekçilerin örgütleri ve kurumlarına ya da bilgi ve becerisini emekçi halkın doğrultusunda kullanmak isteyen akademisyenlere değil, sermaye örgütlerinin, odalarının, meslek odalarının doğrultusunda görüş alınmış olabilir.

Tabii, Sayın Bakan hep söylüyor. Şimdi, adam doktora gitmiş ve “Ben her gün yarım saat, 5 kilometre yürüyorum.” demiş. “E kaç yaşındasınız?” demiş. “Yetmiş yaşındayım.” “E normal, beyefendi.” demiş. “Olur mu? Benim iki arkadaşım var, biri yetmiş beş yaşında, biri yetmiş beş yaşında, biri seksen yaşında. Biri 10 kilometre yürüdüğünü, biri 15 kilometre yürüdüğünü söylüyor.” demiş. Doktor da “Sen de söyle.” demiş.

Şimdi, söyle… Sayın Bakan karşılığı olmayan, gerçekten açlığa, yoksulluğa, umutlara karşılık vermeyecek şeyler söylüyor. O nedenle bu söyleminin hiçbir karşılığı yok.

Şimdi, örneğin Sayın Sanayi ve Ticaret Bakanı “Kooperatiflere şu kadar kredi verildi.” diyor. Hangi kooperatiflere verildi arkadaşlar? Gerçekten 1980 darbesine kadar elli dokuz ilde örgütlenmiş, dört bin üç yüz on dört köyde örgütlenmiş demokratik halk kooperatifçiliğine mi verildi bu krediler? Tam tersine, 1980 darbesiyle o kooperatifler budandı ve üreticiler üretim ilişkilerinden koparıldı ve artık ürün üzerinde söz ve karar yetkisini kullanamamakta, IMF’nin ya da Dünya Bankasının belirlediği taban fiyatlarına mahkûm olmaktadır. O nedenle bu da yine ekonomi ve demokrasiyle ilişkilendirildiği zaman kırsal alanın ve üretimin gelişmesinin de karşılığı var.

Bakın, yine bu hafta yaklaşık 8-9 milyon yeşil kart sahibi olduğunu öğrendik ve yine bölgemizde 4 milyonu aşkın yeşil karta muhtaç insanın olduğunu öğreniyoruz. Yani şimdi böyle bir tablo karşısında Türkiye ekonomisinin iyi olduğunu söylerken biraz insan gerçekten yüksünür ve başı eğik olur.

Arkadaşlar, ekonomi ve demokrasiyle olan ilişkinin hep altını çiziyoruz. Bakın şimdi, bu hafta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin… Gerçekten kişisel, siyasal, ekonomik, toplumsal ve kültürel haklar demeti olan yirmi sekiz madde. İki madde de biliyorsunuz bu hak ve özgürlükleri kullanacakların yükümlülerini belirleyen maddeler. Bu maddelerden en önemlisi kişi güvenliği ve özgürlüğüyle ilgili maddedir.

Akşam Fransa Büyükelçiliğinin hem Dönem Başkanlığından ayrılması nedeniyle hem de İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi’nin 60’ıncı yılını yine insanlık ailesinin temsilcileriyle kutlama düşüncesiyle böyle bir daveti vardı ve gittik. Oradan çıktım, eve geldim, telefon: Sanatçı Ferhat Tunç. Bir arkadaşıyla yemek yemiş ve çıkarken İstiklal Caddesi’nde iki sivil güvenlik görevlisi geliyor ve kimlik soruyor. Ferhat Tunç gösteriyor, arkadaşı yurt dışından gelmiş ve park ettikleri otoparktaki arabasında olduğunu söylemiş. İzin verilmesi hâlinde kimliğinin getirilip gösterileceğini söylerken, aşağılanıyor ve sonra, o konuğu, yurt dışından gelen kişi, arkadaşı darp yiyor. Ee şimdi böyle bir şey olur mu? Sonra buna tabii elbette ki itiraz edince, her ikisi de kelepçelenerek gözaltına alınıyor Yenibosna’da adli tıbba götürüldüler, gece yarısı oradan getirildiler ve sabaha kadar da emniyette alıkonuldular.

Şimdi, bu nasıl bir şeydir? Nerede Sayın İçişleri Bakanı? Her zaman burada, gerçekten, kişi güvenliğinden, özgürlüğünden, insan haklarına bağlılıktan söz ediyoruz. Arkadaşlar, sanatçı kimliği olan, elbette siyasi kimliği de var bu arkadaşımızın yani bundan ötürü mü böyle şey yapılıyor? Her gün Kadıköy İskelesi’nde emin olun yüzlerce öğrencimize ve vapura inen ve binen yurttaşımıza oradaki sivillerce kimlik soruluyor. Kim bunlar? Niye soruyorlar? Sıkça her ne kadar biz gitmesek de Meclisin programı altında, bizler de gidiyoruz tabii İnsan Haklarının artık küreselleşen dünyada bilgi alışverişi, insan hakları bağlamında ama sizler de çok sıkça gittiğinizde görüyorsunuz. Hangi Avrupa ülkesinde cadde ve sokaklarda üniformalı bir polis görürsünüz ya da hangi ülkede hanginizin kimliği sorulmuştur, buna tanık oldunuz?

Arkadaşlar, gerçekten, bundan da duyduğumuz üzüntüyü belirtmek istiyoruz. Haa, doğru tanıklık yapmak gerekiyor, sorun bu. Biz çağımıza, ülkemize, gerçekten yaşadığımız döneme doğru tanıklık mı yapacağız yoksa bunu tanıklık adına gizleyeceğiz ve örteceğiz mi? Bence sorun bu ve biz doğru tanıklık yapılmasından yanayız ve Türkiye’de temiz toplum yaratılamamasının sonuçları bunlar. Örneğin, geçtiğimiz aylarda İtalya’da temiz toplum yaratılmasında önemli rol oynayan Savcı Casson, gerçekten temiz topluma ulaşabilmenin parametrelerini sayarken en önemli nedenlerden birinin de özgür medya olduğunu söylemiştir.

Şimdi, bakın, örneğin ben geçtiğimiz gün de Basın-Yayın ve Enformasyon Genel Müdürlüğünün bütçesine ilişkin görüşecektim, fakat İnsan Hakları Haftası nedeniyle ne yazık ki o gün olmadı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Birdal, devam ediniz.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Teşekkürler Sayın Başkan.

Şimdi, basın üzerinde, muhalif basın üzerinde bu kadar baskı, yasak hangi ülkede görülmektedir demokratik hukuk devletinde?

Sayın Başbakan kalkıyor “Ya bana tabi olacaksınız ya da yaşam hakkı tanımayacağım.” diyor. Daha dün, işte geçtiğimiz günlerde hangi gazetelere sansür konulacağını, okunmayacağını ilan ediyor. Bu olur mu arkadaşlar? Yani, bu farklılığı sindiremeyen bir sayın başbakan nasıl olacak? Ve herkesin bilgi edinme ve haber alma hakkının kanallarının açık tutulmasını nasıl sağlayacağız? Şimdi iki gün önce Akşam gazetesini bu kez de yine tehdit ediyor. Olmaz böyle bir şey! O nedenle, basın-yayın üzerindeki bu yasakları, tehditleri ortadan kaldıralım.

FERİT MEVLÜT ASLANOĞLU (Malatya) – Sayın Birdal, şaka yapmıştır, şaka…

AKIN BİRDAL (Devamla) – Evet, olabilir belki ama gerçekten biraz insaf, vicdan ve demokratik kültür sahibi olmak gerekiyor.

Bakın şimdi, sadece 2007 yılında –ki 2008’in bu alandaki raporu çıkmadı- 17 televizyonun, 1 radyonun yayını durdurulmuş. Yayını durdurulan yayın sayısı 21, toplatılan süreli yayın sayısı 3’tür.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Akın Birdal (Diyarbakır). “2009 yılı merkezi yönetim bütçesi (s.s.312) 2007 yılı merkezi yönetim kesin hesap kanunu tasarısı ile merkezi yönetim bütçesi kapsamındaki idare ve kurumların 2007 bütçe yılı kesin hesap tasarısı (s.s.313)”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 24 Aralık 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2008-12-24-2009-yili-merkezi-yonetim-butcesi-s-s-312-2007-yili-merkezi-yonetim (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
