# Kooperatifler kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.496)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Akın Birdal (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim
- **Tarih:** 26 Mayıs 2010
- **Gündem:** KOOPERATİFLER KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.496)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2010-05-26-kooperatifler-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-d

> Akın Birdal, 26 Mayıs 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KOOPERATİFLER KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.496)); konuşma 994 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Kooperatifler Yasası ile kimi yasa ve yasa hükmündeki kararnamelerde değişiklik yapılmasına ilişkin 496 sıra sayılı Yasa Tasarısı’nın 1’inci maddesi üzerine Barış ve Demokrasi Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Sözlerime ben de başlamadan önce, Zonguldak’ta yaşamını yitiren maden işçilerinin yakınlarına başsağlığı diliyorum ve maden emekçilerine sabır ve başsağlığı diliyorum.

Aslında, bu, sistemin maden ocaklarındaki yansıması yani aslında her gün bir şey oluyor. Bu sistemin, tabii, insana ve insan yaşamına değer vermekten önce başka… Neoliberal sistemin getirdiği sonuçlar; kâr, sermaye, daha çok kazanç, yani önce insandan çok, önce emekçiden çok sermaye ve onun getirisi. Nasıl artı değer sömürüsü olur? Bütün bu cinayetler de bunun sonucudur.

Şimdi, yurttaşlarımızın, tabii, yaşamı, iş güvenliği ve iş güvencesi maddi değerlerle karşılaştırılamayacak kadar önemlidir. Son yaşanan kaza da göstermiştir ki taşeronlaştırmayla beraber ölümlü kaza sayısı da artmaktadır. Yıllardır uygulanan özelleştirme ve neoliberal politikalar, iş güvencesini yok ettiği gibi iş güvenliğini de tehlikeye düşürmektedir. Bu politikalar nedeniyledir ki Türkiye, maden kazasında Avrupa’da 1’inci, dünyada da 3’üncü sırada yer almaktadır.

Şimdi, dün Türkiye’ye gelen Güney Afrika Devlet Başkan Yardımcısı Kgalema Motlanthe, dün Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanının konuğu olarak Türkiye Büyük Millet Meclisini ziyaret etti. Kendisi on-on bir yıl cezaevinde kalmış ve sonra da çıktıktan sonra Maden İşçileri Sendikası Genel Sekreterliğini yapmış; Mandela’nın en yakın mücadele arkadaşlarından. Ve dün o ziyarette Sayın Başkan üzerinden kendisine bir soru sorduk, yani “Sizde hâlâ bu kazalar sürüyor mu? Yaşamını yitiriyor mu maden emekçileri? Ne diyorsunuz? Deneyimlerinizden bize söyleyeceğiniz bir şey var mı?” dediğimiz zaman kendisi bize önce şunu söyledi: “Bizim için verimlilikten önce insandır ve onun yaşam hakkıdır.” dedi; bir. İkincisi: “Madenleri denetleyen bir müfettişler kurulu var. Eğer onların raporları üzerinde sendikanın ya da işçilerin bir kuşkusu varsa çalışmama hakları var.” dedi. Üçüncüsü: “Kömür, altın ve maden buluyoruz. Biz, aşağıya iniyoruz, 4 bin metre, bazen 5 bin metreye kadar indiğimiz oluyor ama her türlü güvenliğin sağlandığından sendikanın ve işçilerin emin olması bizim için esastır.” diyor ve gerçekten de daha önce bunun karşıtı politikaların sonucunda yaşanan birçok acı olduğunu ama artık bunların yaşanmadığını ya da çok nadiren… Örneğin, dün, Malatya’da gerçekten, kuyuya inerken bir taş düşüyor işçinin başına ve yaşamını yitiriyor yani olabilir. Yani olmaz kazalardır, insana özgüdür her şey ama sistemden kaynaklanan ölüm ve kazaların bir son bulması gerektiğini söylüyoruz. Örneğin, Motlanthe “Mevzuatı değiştirdik. Burada, sendikaların gerçekten işletmeyle olan mutabakatı çok önemlidir ve üretim kaygısından çok bizim kaygımız insan kaygısı.” diyor. Bu çok önemli arkadaşlar ve bizde de umarız, dileriz bunlardan sonuç çıkarılır ve artık bu tür acılar yaşanmaz.

Şimdi, konu başlığımıza ilişkin döneyim: Kooperatifler konusu, işte bakın, yine sistemin, çarpıcı, getirdiği çok ağır sonuçlardan biri; kırsal alandaki emekçilerin yoksullaşmasının, açlığın derinleşmesinin ve kentlere göçün nedenlerinden biri; demokratik halk kooperatifçiliğini, üretim kooperatifçiliğini emekçilerin kendi iradeleri ve örgütlenmeleri doğrultusunda yapamayışımızın bir sonucu. 1980 öncesi, örneğin 1163 sayılı Kooperatifler Yasası doğrultusunda tek tip, çok amaçlı kooperatiflerle Türkiye'nin dört bir yanında kooperatif kurmuştuk -hoş, ne yazık ki biraz devletin politikasına koşut örgütlenme oldu- bölgeden kooperatifleşme talebi çok az gelmişti. İlk kooperatifimizi, Diyarbakır’da, göçerlerden Beritan Aşireti, Ali Yazıcı’nın başvurusu üzerine kurmuştuk ve sonra kademeli olarak gelişmeye başladı. Şimdi, Türkiye’de dört bin üç yüz on dört tarımsal amaçlı kooperatif kuruldu, elli dokuz ilde birlik vardı ve bunların işlevi neydi? Üretim girdilerini kooperatifleri aracılığıyla öncelikle sağlamak, gübre, yem, tohum, ilaç ve benzeri ve diğer üretim araçlarından örneğin traktör ve yedek parçaları. Romanya’dan Universal traktörler getiriliyordu ve serbest piyasaya karşı 150, 200, 300 bin lira daha aşağısına veriliyordu, yedek parçalar da öyle ve sonra üretim başlıyor ve üretim sürecinde gerçekten ürettikleri ürünleri doğrudan yine halk kooperatifleri aracılığıyla tüketiciye ulaştırıyorlardı. Ama ne oldu? 1980 askerî darbesiyle bütün kooperatiflerimize ki, kooperatifler bünyesinde her şeyin, yapının içinde oluyor ne yazık ki bizim de örgütümüzün muhbirleri Millî Güvenlik Konseyine ihbar ederek 1980 askerî darbesine kadar yönetimde olan arkadaşlarımızın cezaevine tıkılmalarına neden oldu ve ihbar edenler de çok ilginçtir, kayyum olarak atandı ve örneğin Bağcılar Bankası, KÖY-KOOP’un bütün makine parkları ve üretim araçlarının merkezleri yağma edildi.

Şimdi, o nedenle, yapı kooperatiflerindeki yolsuzlukları zaten arkadaşlarımız dile getirdiler, mahkemelere giden dosya sayılarını ya da… Emekçi çalışan, işte bir ev edinmek için bir kooperatife girmiştir, on-on beş yıl o kooperatif sonuçlanmamıştır ve belki de birçoğu gerçekten ruhsal ve bedensel yeteneğini bu nedenle yitirmiştir, kooperatiflerin kötüye kullanılması nedeniyle. Diğer kooperatiflere zaten fazla sözümüz yok, devlet vesayeti altındaki tarım satış, tarım kredi, esnaf kefaleti ve benzeri kooperatiflere. Bizim istediğimiz, her alanda emekçilerin, çalışanların kendi öz örgütlerini, demokratik örgütlerini oluşturmalarıdır ve kendi yöneticilerini tayin etmeleridir ve kendi programlarını kendilerinin yapmasıdır, yoksa burada şimdi nasıl bir kooperatif yönetimi olacağı, nasıl oylama olacağı, doğrusu bizi çok yakından ilgilendirmemektedir.

Şimdi, bir yandan burada daha açık ve demokratik olacağı gerekçesiyle değişiklik önerileri geliyor, öte yandan da tarım alanında kurulan sendikalar kapatılıyor, Çiftçi-Sen, Üzüm-Sen, Fındık-Sen gibi sendikaların çalışmaları engelleniyor. O nedenle, bence gerçekten, tartıştığımız değişiklik toplumun ve kooperatifçiliğin gereksinmelerini bugün karşılamamaktadır. Yürütmenin vesayeti ve denetimine tabi olan bir kooperatifte, genel kurulun alacağı kararların hayata geçirilmesi bile bazen zor olmaktadır. Gerçekten demokratik, açık bir kooperatif işleyişi istiyorsak toplumun bu tür örgütlenmelerinin önündeki engeller öncelikle kaldırılmalıdır. Tarım üreticilerinin haklarını alabilmek ve savunabilmek için, sendika kurma, demokratik kooperatif kurma hakları tanınmalıdır. Ama bugün, ne yazık ki başta yaşam hakkı olmak üzere temel hak ve özgürlüklere sadece kâğıt üzerinde saygı duyan bir anlayışın, emek alanında, çalışma alanında örgütlenme özgürlüğünü ve ekonomik, sosyal haklarının kullanılmasını beklemek biraz safdillik oluyor, biliyorum ama olsun, tutanaklara geçsin diye bunları sizinle paylaşıyoruz çünkü bugün Zonguldak’ta da yaşananlar, bugün tartıştığımız konulardan bağımsız değildir. Örgütsüzleştirmenin, güvencesizleştirmenin, taşeronlaştırmanın vardığı nokta, Zonguldak’ta yaşananlar, bize, çok iyi, sonuçlarıyla anlatılmıştır.

Üreticileri, köylüyü, çiftçiyi örgütsüz bırakmak da olumsuz sonuçlar içermiştir. Tarımsal ürün olarak kendine yeterli olmaktan çıkıp bugün dışa bağımlı bir hâle gelinmiştir. Bakın, işte, et dış alımı. Şimdi, neden et mesela dışarıdan ithal ediliyor, bunu tartışmak gerekiyor. Gerçekten, bölgemizde bu savaşın getirdiği yasaklar, baskılar, mera yasakları, yayla yasakları ve o göçerlerin bu işi bırakmış olmaları, kırsal alandan kente göç. İşte, Diyarbakır’ı gelin görün, Batman’ı gelin görün ve bu göçün getirdiği her alandaki yaşam koşullarının…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Akın Birdal (Diyarbakır). “Kooperatifler kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.496)”. TBMM Genel Kurulu, 107. Birleşim tutanağı, 26 Mayıs 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2010-05-26-kooperatifler-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-kanun-hukmunde-kararnamelerde-d (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
