# Belediyeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.509)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Akın Birdal (Diyarbakır)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim
- **Tarih:** 16 Haziran 2010
- **Gündem:** BELEDİYELER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.509)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2010-06-16-belediyeler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-509-2

> Akın Birdal, 16 Haziran 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BELEDİYELER KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.509)); konuşma 1.145 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

BDP GRUBU ADINA AKIN BİRDAL (Diyarbakır) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan 509 sıra sayılı Belediyeler Kanunu’nda Değişiklik Yapılmasına İlişkin Kanun Teklifinin geçici 1’inci maddesi üzerine söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlarım.

Ancak, bugünün gündemine ilişkin Genel Kurulunuza bazı konularda bilgi sunmak ve kaygılarımızı paylaşmak istiyoruz. Çünkü bu sorunlar, demokrasi, insan hakları, birlikte yaşama ve adalet sorunudur. Eğer bir ülkede bu sorunlar çözülmemişse, şimdi üzerinde görüştüğümüz kimi konular ayrıntıdır ve temelde de çözümsüz kalması kaçınılmazdır.

Değerli milletvekilleri, bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisinin konukları vardı ve burada grubu bulunan siyasi partilerimizi ziyaret ettiler. Diyarbakır’da E tipinde yatan 1.600 taş atan çocukların “Terörle mücadele mağdurları” adı altında anneler, yakınları buraya geldiler ve çocuklarının ve kendilerinin mağduriyetini Türkiye Büyük Millet Meclisine taşımaya çalıştılar.

Şimdi, bu çocukların zaten gerçekten hiçbir hukuk devletinde, hiçbir demokratik ülkede karşılaşmayacağı bir durumla karşılaştıkları biliniyor. Taş atmışlardır güvenlik güçlerine ve beş yasa maddesinden yargılanarak, yaşlarından daha fazla ağır ceza istenmekte, yargılanmaktadır ve şimdi, onların, işte, geçtiğimiz birkaç gün önce AKP MYK’da değerlendirildiğini, bugün Adalet Komisyonunda ele alındığını ve bir alt komisyona havale edildiğini biliyoruz. Önümüzdeki hafta da Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kuruluna gelecek ve de umuyor, diliyoruz ki, gerek çocukların gerekse ailelerinin beklentilerine karşılık verebilecek bir düzenleme olur ve çocuklar evlerine ve okullarına dönerler. Aksi takdirde, kısmi iyileştirmelerle, basın aracılığıyla da bu sorun çözülmüş gibi, demokratik kamuoyunun ilgisini azaltacak ve sönümlendirecek bir sürece itilir ki, o daha da tehlikelidir.

Şimdi, geçtiğimiz günlerde, gerçekten insan haklarına dayalı bir hukuk anlayışı olmayınca, ister cezaevinde ister onun dışında, her yerde bu yaşanıyor. Örneğin, şu son bir hafta, on gündür birçok cezaevinde güvenlik güçlerinin o kadar keyfî tutumlarıyla karşılaşılıyor ki, bu nasıl anlatılır, nasıl açıklanır? Bunun gerekçesi bulunamaz.

Şimdi, “Çocuklar mahkûm, çocuklar Kürt çocukları, bunlar her şeye müstahaktır, layıktır.” anlayışıyla, çocukların gerçekten sağlık koşulları, beslenme koşulları açısından itiraz ediyorlar ve çocuklar yattıklarına değil, oradaki koşullarına itiraz ediyorlar “açız” diyorlar. Yani “Beslenme koşullarımız kötü ve sağlık koşullarımız kötü.” diyorlar ve bunun üzerine, bu itirazı gidermek yerine, çocukları bir gün sabaha karşı, her birini başka cezaevlerine sürüyorlar ve Diyarbakır E Tipi Cezaevinden 31 çocuk birtakım illere gönderiliyor. Şimdi, örneğin, gönderilen illerden biri Elâzığ, 12 çocuk bir hücrede bulunduruluyor, bakın, gönderildiklerinden bu yana. Şimdi, hani insan haklarına dayalı cezaevi koşulları? Çocukların bu durumu ne yazık ki kamuoyuna yansıtılamıyor. Sayın Adalet Bakanına iletmeye çalıştık ama bugüne değin düzeltilmedi ve hatta onların geri alınmalarını rica ettik Diyarbakır’a çünkü bu düzenlemelerin çocukların özgürlüğüne yol açabileceği umudunu da ileri sürerek ama olmadı ve on dört gündür aileler Diyarbakır E Tipi Cezaevinin önünde çadır kurdular ve sorunlarını kamuoyuna duyurmaya çalışıyorlar.

Şimdi, bugün aileler bütün gruplara sorunlarını ilettiler. Tabii, burada yalnız çocuklar değil aileleri de çok mağdurlar ve kimi cezaevlerinde de örneğin hasta sevkleri personel ve ödenek yokluğundan ötürü yapılamadığı ileri sürülüyor. Yani şu belediyelerin yarattığı gerçekten haksız kentsel dönüşüm rantlarının bir kısmı buralara aktarılsa hiç değilse çocukların hastaneye ya da başka yerlere sevkleri mümkün kılınabilinir.

Burada aynı zamanda aileler de cezalandırılıyor. Örneğin, şimdi, Kartal Maltepe Cezaevinde Velat Bulut çıplak aranılıyor ve işkence görüyor ve bu durum yakınları tarafından İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanına sunuluyor, Sayın Başkan birçok konuda olduğu gibi yanıt verme gereği bile duymuyor. Böyle bir şey olur mu? Yani yanıt verilir, neyse oradaki sorumlular hakkında soruşturma açılması istenilir, insan haklarının gereği ne ise onun yapılması başlatılır o süreç ama ne yazık ki biz istersek yaparız, istemezsek yapmayız hâli var. Örneğin batıdaki terörle mücadele kanununun mağduru olan çocukları birtakım adli mahkumların arasına veriyorlar ve çocukların her akşam taciz edilmesine, sövülmesine ve dövülmesine neden oluyorlar. Şimdi, bu çocuklar, sırası geldiği zaman bu çocuklara “terörist” diyorsunuz, siyasi mahkûm muamelesi yapıyorsunuz ama onları adli mahkûmların arasına vererek ve de adli mahkûmları kışkırtarak milliyetçi saldırılara hedef kılıyorsunuz. Bu, kabul edilir bir durum değil.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; siyasi farklılıklarımızı ve siyasi hesaplaşmalarımızı çocuklar üzerinde yapmayalım. Varsa kimin sözü, burası... Ki bu kürsünün dokunulmazlığının olduğunu umuyoruz. Hoş, dışarıda aynı burada konuşulanlar Barış ve Demokrasi Partisi milletvekilleri hakkında her biri soruşturma ve dava konusu oluyor. Bu da ayrı bir konu ama burada herkes her istediğini söyleyebilir.

Şimdi, ikinci bir konu barış davası. Yarın Diyarbakır’da, ağır ceza mahkemesinde bir barış davası görülecek. Habur Kapısı’ndan, gerçekten Kürt sorununun demokratik çözümüne ve iktidarca... İşte, daha önce Sayın Cumhurbaşkanı tarafından “İyi şeyler olacak.” yaklaşımından sonra Sayın Hükûmet Başkanı da, Başbakan bir açılım süreci başlattıklarını söylediler ve bu sürecin önemli bir halkasıydı Habur. Mahmur’dan ve Kandil’den insanlar geldiler, 34 kişi. Şimdi, yarın 4 çocuk hariç, 30 Kandil’den ve Mahmur’dan gelenler PKK’nin üyesi olmaktan ötürü yargılanacaklar. Bunlar zaten PKK üyesi olduklarını reddetmediler ki, PKK’li olarak geldiler ve “Ama biz silahları bırakıyoruz, barış için geliyoruz.” dediler ki daha önce de bunun örnekleri var. 2 kez barış ve demokratik çözüm için geldiler ve ne yazık ki yine yargılandılar, mahkûm oldular; bir kısmı çıktı, bir kısmı çıkamadı.

Şimdi, gerçekten bu sürece, aslında bu AKP’ye, Kürt sorununun demokratik çözümüne ve Türkiye halkının barış içinde bir arada yaşamasına çok önemli bir katkıdır ve geldiler yani o gelişteki… Belki iyi yönetilemedi, gerek AKP tarafından gerekse bizim açımızdan da nüanslar olabilir ama bunun sonuçları önemliydi, oradaki fotoğraf değil; onların gelmesi ve bundan sonra da diğerlerinin gelecek olmasına dair yaratılacak umuttu ama ne yazık ki bunu da yok ettik ve yarın -komediye bakın, trajikomik bir şey- örgüt üyesi olmaktan yargılanacaklar, bir de Pasaport Yasası’nı ihlalden. Böyle bir şey olur mu arkadaşlar? Bu nasıl bir hukuk devleti? Uluslararası platformda herkes bunu yarın izleyecek. Ondan sonra ulusal itibardan, uluslararası onurdan ve prestijden söz ediyoruz. Olmaz böyle bir şey. Yarın başkaları da size kaç dakika işaretini yapacak. Bunu da unutmayın.

Başka bir mesele: Bakın, bir hafta on gündür, sayın milletvekilleri dikkatinize sunuyorum, Giresun’a, ki, her yıl, biliyorsunuz, tarım işçileri gider bölgemizden çünkü işsizlik, yoksulluk elbette ki bir olgu ve şimdi Karadeniz’e gidiyorlar. Örneğin, geçtiğimiz hafta Giresun’a almadılar. Emek yoğun işler bunlar ve emekçileri almadılar, Gürcistan’dan işçi ithal edilecekmiş. Arkadaşlar, bu nedir bu? Açlığın, yoksulluğun gerçekten örtünmek istenişi ki, örneğin bizim barış umudumuzu bugüne kadar örtmeye çalıştınız ama açlığı ve yoksulluğu örtemezsiniz ve erteleyemezsiniz.

Bugün başka bir şeye tanık olduk. Yine, Diyarbakır’ın Hani ilçesinden 35 işçi Rize’nin bilmem ne ilçesine baraj yapımına gidiyorlar.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Lütfen tamamlayın Sayın Birdal.

AKIN BİRDAL (Devamla) – Tamamlıyorum Sayın Başkan.

Bir hafta önce gidiyorlar 35 işçi ve önce Rize’nin o ilçesinde birtakım etik gerekçeler gösteriliyor ve bu gerekçelere karşı orada gerçekten güvenlik görevlisi bir hanım “Hayır, böyle bir şey söz konusu değil.” diyor. “Yani birçok olaya tanık oluyoruz ama özellikle bölgeden gelen bu Kürt işçilerinin ahlaki olarak herhangi bir vukuat yarattığına tanık olmadık. Tam tersi, çok saygılılar.” diyor. Bunun üzerine başka bir gerekçe. Bu işçiler aldıkları ücretleri PKK’ye göndereceklermiş! Bu yalan da tutmuyor. Bir de yalan alışkanlığı başladı, dezenformasyon, toplumu gerçekten yanlış bilgilendirme, olduğundan farklı gösterme. Ondan sonra da bu da olmuyor ve “Sizin güvenliğinizi sağlayamayız, geldiğiniz yere gidin” diyorlar. Arkadaşlar, bakın, iki Türkiye var. Biz uyarıyoruz bunu. Gerçekten eşit yurttaşlar olarak bir arada kardeşçe yaşayacaksak hukukun önünde herkesin eşit olma...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Akın Birdal (Diyarbakır). “Belediyeler kanununda değişiklik yapılması hakkında (s.s.509)”. TBMM Genel Kurulu, 118. Birleşim tutanağı, 16 Haziran 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/akin-birdal-23-2010-06-16-belediyeler-kanununda-degisiklik-yapilmasi-hakkinda-s-s-509-2 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
