# Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim
- **Tarih:** 12 Mayıs 2004
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya-4

> Algan Hacaloğlu (CHP), 12 Mayıs 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KANUNU VE YÜKSEK ÖĞRETİM PERSONEL KANUNUDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HK.(S.S.441)); konuşma 1.150 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, sayın bakanlar, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; 10 uncu madde üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubunun görüşlerini dile getirmek üzere söz almış bulunuyorum; hepinizi, günün bu sabah saatlerinde saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Genel Başkanımızın ifade ettiği gibi, gerçekten tarihî bir oturum yapmaktayız. Irak'a müdahaleye ilişkin 1 Marttaki oturumdan sonra, zannediyorum, 22 nci Yasama Döneminin en önemli oturumunu yapmaktayız. Gençlerimiz, öğretim görevlilerimiz, halkımız televizyon başında bizleri izlemekte saatlerdir; ancak, hüzünlüler; çünkü, 17 saattir devam etmekte olan bu çalışmamız, beklentilerini karşılamaktan son derece uzak, âdeta boşa kürek çekmekteyiz ve seslerine, taleplerine kulaklarımızı tıkamış vaziyetteyiz.

Şöyle bir düşündüm otururken. Bu yasa tasarısıyla ilgili iki günlük toplantılar, bana, bir geçmişi, 1997 yılındaki 8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Yasası çalışmalarını anımsattı. Yedi gün yedi gece Plan ve Bütçe Komisyonunda, iki gün iki gece Türkiye Büyük Millet Meclisinin bu zemininde yaşadığımız o günler sonucunda -mübalağa etmeden ifade etmek istiyorum- Cumhuriyet Halk Partisinin o zamanki, çok az sayıdaki milletvekillerinin, kanaatimce çok önemli katkılarıyla bir büyük sonuca ulaşıldı ve o çalışmalar sonucunda, devrim niteliğinde bir yasa çıkarıldı. Evet; ifade ediyorum, cumhuriyetin ilk dönemlerinde gerçekleşen devrimlerden sonra, devrim niteliğinde bir yasa, 8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Yasasıyla gerçekleşti. Şimdi, karşımızda, başka bir büyük beklenti yaratmış olan konu var. 12 Eylül zemininde, ortamında, demokratik hak ve taleplere yönelik baskının yoğun olduğu bir ortamda, dayatmacı, baskıcı koşullar altında çıkarılmış olan YÖK Yasası, ne yazık ki, önümüze getirilmiş olan yasa tasarısının gerekçe bölümünde reform olarak nitelendirilmekte. Gerçekten, yirmiüç yıldır, Türkiye'de, aydınlar, gençler, toplumun çok büyük kesimi zaman zaman sokaklara çıktılar "YÖK'e son" dediler, YÖK'te değişim istediler, üniversitelerde yeniden yapılanma talebinde bulundular. Gerçekten, Türkiye'nin bilgi çağında ihtiyaç duyduğu atılımı gerçekleştirecek, katılımcı, yarışmacı, bilim üreten, üstün performanslı ve Atatürk ilke ve devrimlerine duyarlı gençler yetiştirmekten uzak, -aynen sözlü sorumda sorduğum gibi- planda yer alıp da bu tasarıya aktarılmamış olan ve özünde de, Sekizinci Beş Yıllık Planının 675 sayılı maddesi çerçevesi içerisindeki, Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı, çağdaş uygarlığa katkıda bulunabilen, bilgi çağı insanının yetiştirilmesini öngören anlayıştan yoksun bir tasarı önümüzde. Üzülerek ifade ediyorum, bu boyutuyla, Adalet ve Kalkınma Partisi milletvekillerine saygı içinde ifade ediyorum, bu tasarıyı kabul etmemiz mümkün değil.

8 Yıllık Kesintisiz Temel Eğitim Yasası bir devrim yasası idiyse, buna verilecek ad, olsa olsa bir karşı devrim yasası âdeta. (AK Parti sıralarından "ne alakası var" sesleri)

2547 sayılı YÖK Yasasının, bugün, bazı çok marjinal iyileştirmeler ekinde, iki temel alanda, açık ve örtülü tuzaklar konularak önümüze getirilmiş olması, gerçekten bir talihsizlik; çünkü, bu konuda açılıma, atılıma ihtiyaç olduğunu, içinizde birçok milletvekilinin de iç dünyasında kabul ettiğine, bunu temel bir ihtiyaç olarak gördüğüne inanıyorum, düşünüyorum; ama, ifade ettiğim gibi, çıkış noktanız yanlış, reform anlayışınız sakat; çünkü, 2547, bir reforma başlangıç olamaz.

Sayın Bakan "sorun Anayasamızda. O 2547'nin özüne yansımamış olan özerklik anlayışını, malî, idarî, bilimsel özerklik anlayışını çözümleyebilmemiz, ancak Anayasada değişiklikle mümkün" dediler. Evet... Peki, kim elinizi, kolunuzu tutuyor? Şimdiye kadar önümüze getirilmiş olan tüm demokratikleşme paketlerini desteklemedik mi?.. Üstelik de, bizim daha ilk günden beri çok önemsediğimiz ve Genel Başkanınızın da seçimden evvel söz verdiği o dokunulmazlıkla ilgili talebimizi sürekli gözardı etmenize rağmen desteklemedik mi?..

Eğer bir reform yapılacaksa, bir paket gelecekse, eğer YÖK ele alınacaksa, anayasa değişikliğiyle, yasal boyutuyla bir bütün olarak ele alınıp önümüze getirilmeliydi. O zaman çok daha rahat konuşurduk, belki, böyle, karşı devrim kelimelerine hiç ihtiyaç kalmazdı, kesinlikle kalmazdı; ama, bugün, ne yazık ki, boyut durum öyle değil. Bu boyutuyla, şimdi, önümüze getirilmiş olan tasarıyı, şimdiye kadar söz alan arkadaşlarımın, Cumhuriyet Halk Partili milletvekillerinin, çok vurucu ve net bir şekilde ortaya koyduğu gibi, Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu tasarıyı kabul edebilmemiz mümkün değil ve o nedenle, başından beri, ret oyu kullanmaktayız.

Değerli arkadaşlarım, sevgili Adalet ve Kalkınma Partisine mensup milletvekili arkadaşlarım; esasında, ben, sizin, son bir yıldır bu Meclisten geçirmekte olduğunuz, demokratikleşme adına, ülkede demokrasinin çıtasını yükseltme adına ve AB'ye uyum yasaları anlayışı çerçevesi içerisinde getirmiş olduğunuz yasaların çok önemli bölümünün içinin tam dolu olmadığını düşünüyorum. Yarı boş yarı dolu, kimi zaman göz boyama, kimi zaman halkı oyalama ve şu anda, ülkemizin, demokrasimizin ihtiyaç duyduğu çerçeveden yoksun. Belki bir teşbih yapmak, sabahın bu saatinde sizleri de rahatlatmak için uygun düşer diye düşünüyorum. Demokratikleşmeyle ilgili geçirmiş olduğunuz ve geçirmekte olduğunuz AB'ye uyum yasalarını, ben, bir bölümünüzün siyasî ve manevî hocası da olan Sayın Erbakan'ın bir deyimi vardı, onunla tanımlıyorum "pansuman yasaları"...

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - O yasalar çıktı, gitti.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Hayır, o yasalar çıkıp gitmedi; çünkü, o yasaların yarısı boş; tekrar önümüze gelecek ve bunu, sık sık bu kürsüden "Avrupa Birliği de bunu istiyor" diye dile getirdiğiniz ve tasarının gerekçesinde açık seçik ifade ettiğiniz, buna rağmen, o dağıtmış olduğunuz kitapta da yer aldığı gibi, İngilizce bölümünde de yer aldığı gibi, iki temel konuda öngörülen taleplere yer vermeyen bu tasarı da, diğer pansuman yasaları gibi yarısı boş, çoğu boş bir tasarı.

Değerli arkadaşlarım, arkadaşlarım ifade ettiler, bu tasarı bu haliyle yetersiz. Bu tasarı, mevcut yasanın çerçevesini büyük ölçüde korurken, ona bağlı kalırken, üniversiteye girişte, o çok tartışılan, 5 inci madde çerçevesi içinde yoğun bir şekilde ele alınan boyutuyla, bir taraftan merkeziyetçiliğe yönelik burada eleştiri getirilirken diğer taraftan yetkiyi hükümete veren ve bu konuda üniversiteye yerleşme konusunda yetkiyi büyük ölçüde hükümete veren ve aynı zamanda, örtülü bir şekilde, ben de aynen ifade ediyorum, imam-hatip liselerinin önünü, kendi meslek alanları dışındaki branşlara, üniversite düzeyindeki branşlara açmayı hedef alan ve bu anlamda, Sayın Grup Sözcünüzün ifade ettiği gibi, dindar kaymakam, dindar öğretmen, dindar meslek sahibi yetiştirmeyi hedef olan bir anlayış.

AHMET YENİ (Samsun) - Niye rahatsız oluyorsunuz bundan?!

BAYRAM ÖZÇELİK (Burdur) - İki gündür aynı şeyleri söylüyorsunuz!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Efendim, rahatsız olmuyorum; ama, eğer, siz, eğitimi siyasetin ve dinin kuşatması ve etkisi altına alma anlayışına yönelirseniz, o zaman, yapacağınız eğitimle, kesinlikle, Türkiye'nin kuruluşunun temelini oluşturan laik cumhuriyet değerlerine bağlı, çağdaş ve dünyaya açık, pozitif düşünebilen insan üretebilmeniz mümkün değil.

AHMET RIZA ACAR (Aydın)- Kırk yıldır aynı şeyler!..

ALGAN HACALOĞLU (Devamla)- İnanç, herkesin iç dünyasında, özel dünyasında, herkes kadar, Sayın Bakanımız kadar herkesin hakkı olan bir duygu, bir özel alan, önemli alan. Onu insanların nasıl alacağının, nasıl edineceğinin, laik cumhuriyetin kurması gereken o laik eğitim sistemi içinde yöntemleri vardır. Sizlerin, ondan, cumhuriyetimizin kurmuş olduğu modelden uzaklaşarak, onu başka kalıba ve örtülü yapılara yönlendirme çabası içinde olduğunuzu düşünmekteyiz.

Değerli arkadaşlarım, bu tasarı, gerçekten, yangından mal kaçırmak deyimi vardır ya, ona çok uyan bir üslupla yasalaştırılıyor. Tabiî, sorumlu, Meclis Başkanlığıdır; ama, sadece ve sadece, bu tasarı, Millî Eğitim, Kültür, Gençlik ve Spor Komisyonunda görüşüldü. Oysa, burada, sık sık "bu yasayı AB ile uyum boyutu içinde ele alıyoruz" diye ifade edildi içinde bu boyutta herhangi bir düzenleme olmadığı halde ve buna karşın, AB Uyum Komisyonuna gitmedi bu tasarı. Bu tasarıda malî düzenlemeler var, özlük haklarına ilişkin düzenlemeler var; bu tasarı Plan ve Bütçe Komisyonunda görüşülmedi ve bu tasarı, birkaç gün içinde, apar topar, yangından mal kaçırır gibi buraya getirildi; ne YÖK'te ne Üniversitelerarası Kurulda ne aydınlar arasında ne gençlik arasında ne de sivil toplum örgütleri arasında yeterince, onların katkısını sağlayabilecek imkân verilerek tartışıldı.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “Yükseköğretim kanunu ve yüksek öğretim personel kanunuda değişiklik yapılması hk.(s.s.441)”. TBMM Genel Kurulu, 88. Birleşim tutanağı, 12 Mayıs 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2004-05-12-yuksekogretim-kanunu-ve-yuksek-ogretim-personel-kanunuda-degisiklik-ya-4 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
