# Dokuzuncu kalkınma planı hakkında (s.s.1214)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim
- **Tarih:** 28 Haziran 2006
- **Gündem:** DOKUZUNCU KALKINMA PLANI HAKKINDA (S.S.1214)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c125/b121/tbmm221251210357.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2006-06-28-dokuzuncu-kalkinma-plani-hakkinda-s-s-1214

> Algan Hacaloğlu (CHP), 28 Haziran 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DOKUZUNCU KALKINMA PLANI HAKKINDA (S.S.1214)); konuşma 2.731 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALGAN HACALOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli arkadaşlarım; Dokuzuncu Beş Yıllık Plan Taslağının üçüncü bölüm görüşmeleri üzerinde Grubum adına söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Planlama, bir anayasal süreçtir, Anayasanın öngördüğü bir kurumdur. Türkiye, planlamayı dönem dönem etkin bir şekilde kullanmıştır. 1980 döneminden itibaren, planlama, giderek, eski etkinlik ve önemini maalesef yitirmiştir. Ben, bunu, bugün Planlamada görev yapmakta olan çok değerli teknisyen arkadaşlarımın değerlendirilmesi amacıyla söylemiyorum. Planlama ekolünden gelen bir arkadaşınız olarak, bu süreçte katkı sağlayan tüm kişileri ve tüm çabalan saygıyla karşılıyorum. Ancak, ne yazık ki, bugün önümüze getirilmiş bulunan, siyasî iradenin doğal olarak tercihleriyle şekillenmiş bulunan Dokuzuncu Beş Yıllık Plan Taslağı, ülkemizin bugün ihtiyaç duyduğu çerçeveden, temel göstergelerden, vizyondan ve seçeneklerden, politikalardan büyük ölçüde yoksundur. Her planın iyi taraflan vardır, her plan belirli genel doğrulan kucaklar. Dolayısıyla, birçok yönleriyle plan içinde aradığınız birçok şeyleri bulabilirsiniz; ama, planın önemli olan tarafı, iç tutarlılığının olmasıdır; temel makro büyüklükler ve göstergeler olarak işaret ettiği yörüngenin doğru, uygulanabilir olabilmesidir.

Şimdi, bir kere, buraya gelirken nasıl geldiğimize ilişkin bir iki şey söylemek istiyorum. Uzun zamandır, Türkiye, IMF'nin öngördüğü çerçeve içinde; ki, bu, dışborçlann özellikle çevrilebilmesi ve kolay ödenebilir halde sürdürülmesini temel alan, dış kaynağa bağımlı, büyük ölçüde ulusal vizyon ve stratejiden yoksun ve rantiye kesimini besleyerek sürdürülen, o şekilde ayakta durabilen bir ekonomik yapı içindeyiz. Bu, sadece bugünün değil, son on yılın ortaya koyduğu bir çerçevedir, bir yapıdır. Bu yapı bir krizden geçti; ondan sonra gelinen noktada bu teslimiyetçi, günü kurtarmaya yönelik ve uygulama pratiğinde bir talan ve sömürüyle de eşleştirilen, sürdürülen bir uygulama politikasına dönüştü.

Bakınız, bu süreç, ekonomide bir kanama yarattı; bunu biliyoruz, bütün arkadaşlanm ifade etti; ama, tekrarlıyorum: 2002'den Mayıs 2006'ya kadar içborçlarda 163 milyar dolarlık bir iç borçlanma süreci yaşandı ve bu dönem içinde içborçlar 77 milyar dolar; yani, 107 milyar YTL arttı. Borç üreten bir ekonomi politikası uygulaması yaşadık. Dışborçlarla beraber bugün gelinen noktada toplam kamu, özel, iç ve dışborçlar toplamı 333 milyar dolar; dışborçlar 2005 sonu olarak alınmak kaydıyla.

Yine, kanama, en temel göstergelerden, ekonomiyi etkilediği alanlardan biri dışticarette görülüyor. İzlenen günümüzün bu politikalarının altında temel tercih olan düşük kur yüksek reel faiz çerçevesinde şekillendirilmiş bu politikalar dışticaret açığını patlattı, rekora taşıdı; cari işlemler açığını patlattı, rekora taşıdı ve 2002 yılında gayri safi millî hâsılaya oranı yüzde l'den az olan cari işlemler açığı, bildiğiniz gibi, 2005 yılında gayri safî millî hâsılanın yüzde 6,4'üne tırmandı ve nisan ayı sonu itibariyle, son bir yılda toplam 27 milyar dolarlık bir rakamla, bugüne değin en yüksek cari açık, geriye dönük 12 ay itibariyle, en büyük cari açık dönemini yaşadık.

İşsizlik konusunda özellikle Enis Bey çok kapsamlı ifadelerde bulundu, tespitler yaptı; tümüne katılıyorum. Ona karşın, bir arkadaşımızın burada ifade ettiği, hayır, bunlar böyle değil, işte, rakamlar veriyorum, 2002 yılında şöyleydi, şimdi böyle demesine yönelik olarak şu tespiti bu kürsüden bir kez daha yapıyorum: Daha evvel de, bundan belki bir hafta evvel ifade etmiştim, bakınız demiştim, yakında yeni istihdam rakamları yayımlanacak nisan ayı itibariyle, oturun kendiniz hesap edin, TÜİK'in rakamlarını alın kendiniz hesap edin.

Şimdi, biz, bu rakamları alıp kendimiz hesap ediyoruz. Bu TÜİK'in rakamları, bilindiği gibi, değerli arkadaşlarım, işbaşı yapmaya hazır olup da iş aramayanları; ki, bu yaklaşık 2,8 milyon kişiyi kapsamakta ve bir de mevsimlik çalışanlar; o da 700-800 bin kişidir... Enis arkadaşım, buna mevsimlik çalışanları da...

Mevsimlik çalışanlar değil mi?

ENİS TÜTÜNCÜ (Tekirdağ) - Eksik istihdam...

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) -...onu da ilave ediyor. Onu bir kenara koyarak, bir dizi olarak bunu hesap edip yayımlıyoruz ve sunuyoruz.

Ona baktığınız zaman, hiçbir düşünen insan, aklı başında insan, Türkiye'de işbaşı yapmaya hazır olduğu halde iş aramayan kişiyi, orada bir atıl güç, yok farz ederek işsizliği, işgücünü hesap edemez. Bu rakamları işgücüne katınız, işsizler arasına koyunuz, göreceksiniz ki, Türkiye'de işsizlik oranı, Nisan 2006 itibariyle, yüzde 21'dir, Enis Beyin yaptığı hesaba göre yüzde 25'tir; yani, hiçbir şekilde yüzde 11-12 değildir.

Şimdi, Plana bakıyoruz, hedefler konuşuluyor; aynen, bu ifade ettiğim, TÜİK'in bastırılmış - aynen kurda olduğu gibi- sanal işsizlik rakamları alınarak, 2013 yılına yönelik hedef veriliyor. Gerçekten, o diziye göre yaptığınız, koyduğunuz hedefler, bu değerlendirmeyle ele alındığı zaman, göreceksiniz ki, 2013 yılındaki işsizlik, gerçek anlamda hiçbir şekilde yüzde 8-9 değil, onun 2 katı düzeyindedir. Onu öngörüyorsunuz. Eğer, burada bir başka durum varsa, bizim görmediğimiz bir durum varsa, ben, Sayın Bakanın bunu açıklamasını istiyorum ve son üçbuçuk yıla baktığımız zaman, 2002 yılında toplam istihdam 21 354 idi, 2005 yılında 22 046 oldu. Rakamlar ortada.

Değerli arkadaşlarım, evet, bir büyüme yaşandı, bir sanal büyüme, bir cari açıkla büyüme, sıcak- parayla büyüme dönemi yaşandı; ama, bunun, ne yazık ki, toplam istihdam yerinde saydı, işsizlik sorunu ise katlanarak, artarak devam etti ve böyle bir süreç içinde Türkiye'de sosyal devlet çökertildi, piyasalarda tekelleşme arttı, emekliler, memurlar, işçiler, çalışanlar ve bunlar ile diğer gelir grupları arasındaki gelir düzeyi farklılaşması tırmandı, yoksullaşma arttı, Türkiye genelinde gelir dağılımı daha bozuldu, Doğu Anadolu unutuldu, bölgelerarası kalkınma düzeyindeki uçurum giderek daha derinleşti ve yine, TÜİK'in rakamlarına göre, Türkiye'nin en zengin 3,4 milyon, yani, 3 400 000 en zengin kişinin geliri, en fakir 3 400 000 kişinin gelirinin tam 25 katı düzeyinde. Bu, esasında, son 2004 yılı rakamıdır. Bugün bu rakamın çok daha büyüdüğü, diğer yoksullaşma verileriyle ortaya çıkmakta. Bugün, 2006 Haziranı itibariyle açlık sının 380 YTL ve asgarî 1 000 000 insanımız açlık sınırını yaşıyor. Bugün yoksulluk sının 1 861 YTL ve bugün 20 000 000'u aşkın insanımız yoksulluk sınırı altında yaşıyor.

Değerli arkadaşlarım, çok konuşuldu, zamanımı daha ekonomik kullanmak istiyorum; ama, bu dönemin topluma yaptığı en büyük haksızlıklardan biri, AKP döneminin yaptığı en büyük haksızlıklardan biri çiftçiyi korumasız, tanmı desteksiz bırakmasıdır. Bir taraftan IMF'ye teslimiyet, diğer taraftan AB'den gelen yaptırımlar ve baskılar, bugün, Türkiye çiftçisini yakın zamanların en geri dönemine taşıdı. Tabiî, Hükümetimizin AB sürecinde, o en başta, 17 Aralıkta o dik duramayışı, o teslimiyetçi tavrı nedeniyle kabullendiği o kalıcı derogasyonlar, kısıtlamalar nedeniyle, ola ki, günün birinde tam üye olduğumuz zaman, tarım sektörümüzün, çiftçimizin halinin, o kalıcı kısıtlamalar ve desteklerin ertelenecek olması nedeniyle şimdiden nerelere gidebileceğini çok iyi görmekteyiz. Onun için, burada yapılmakta olan bazı tartışmaların, Avrupa Birliğinin normlarına, ortak tanm politikalanna sokacağız iddiasıyla ortaya konulan politikaların Türkiye'nin bugünkü gerçeğiyle hiçbir ilişkisinin olmadığını görmemiz lazım. Tabiatıyla, tarımda verimlilik artmalı, tabiatıyla bir süreç içinde tarım daha sağlıklı, gizli işsizliği aşan bir yapıya kavuşturulmalı; ama, bunu, siz, sadece masa başında önünüze konulan taslaklar çerçevesi içinde yapmaya çalışırsanız, sonuç gerçekten çok daha ciddî bir bunalım noktasına taşınacak.

Değerli arkadaşlarım, bunlar olurken ne oldu; 2002 Ekiminden Mayıs 2006 arasında iç ve dış rantiye kesimlerine toplam 167 milyar YTL, yani, 118 milyar dolar faiz ödendi, 118 milyar dolar ve bu faiz iç ve dış rantiyeye ödenirken o borçların çevrilmesi için, ki, bugün giderek artan bir düzlemde reel faizler artarak bu ödemeler devam ederken, maalesef, toplumumuzun çok geniş kesimi için AKP İktidan dönemi bir karabasan dönemi, bir kayıp dönemi oldu.

Değerli arkadaşlanm, bu sürecin ne kadar aldatıcı olduğu, nasıl bir kaypak zeminde ekonominin yürümekte olduğunu, son birbuçuk ayın gelişmeleri ortaya koydu. Bu konuda çok şey söylendi, ben bunları geçiyorum; ama, kırılganlığın hangi boyutlarda olabildiğini, bu ekonominin bir birbuçuk ay içinde yüzde 20 devalüasyonla, reel faizlerin, o yılların birikimiyle, özverisiyle gelinmiş olan, kazanılmış olan noktanın nasıl birbuçuk ay içinde tekrardan yüzde 13'ler düzeyinde reel faizler ortamına çekildiğini hep beraber üzülerek gördük. Bunun temel nedeni, Türkiye'nin sıcakparaya teslim olmuş bir anlayışla, ekonominin sürdürülmeye çalışılmakta olmasıdır.

Türkiye ekonomisi dış aktörlerin denetimindedir ve bu yaşanmış olan dalgalanma, Türkiye'de gerek bütçe dengelerinin gerek makro dengelerin gerek istikrann, eğer, bu politikalar, sağlıklı bir yörüngeye oturulmazsa, yarınlarda da nasıl sorunlar açacağını önümüze serdi.

Bu dönem içinde Merkez Bankası piyasalara müdahalede bulundu. İki uygulamayla, faiz oran- lannı yüzde 4 oranında artırdı. Bu arada, geçen gün yapılan Genel Kurulda, ortaya koyduğumuz muhalefete rağmen, parti olarak, yabancıların, sıcakparanm Türkiye'deki yatınmlanna yönelik yüzde 15 stopaj sıfıra indirildi.

Şimdi, soruyorum: Sayın Bakan, peki bunlan yaptınız, bir taraftan sıcakparanm stopajını sıfıra indirdiniz, bir taraftan içerideki reel faiz oranlarının artmasına yol açan yüzde 4'lük faiz artışını Merkez Bankası uyguladı. Peki, sıcakparanm, gelecek olan sıcakparanm Türkiye'de kalış süresini uzatmayı özendirecek, öngörülebilir, makul boyutlarda bir vergi uygulamasını, çıkışta uygulanabilecek bir vergi önlemini devreye sokmayı niye düşünmediniz?.. Bundan daha uygun bir dönem olabilir miydi?. Bence, bundan sonra bu treni de kaçırdınız.

Politikalann bir bütünlüğü olmalıdır. Bir tarafta, madem stopajı indiriyorsunuz, madem reel faizi yükseltiyorsunuz, sıcakpara için yeni bir cennet ortamı yaratıyorsunuz, o zaman sıcakparanm bir daha vurup kaçmasını ve yeni krizlere yol açacak dalgalanmalar yaratmasını olabildiğince erteleyebilmek, önleyebilmek için, Tobin vergisi benzeri bir uygulamayı gündeminize almanız gerekirdi. Sizin eksikliğiniz bence burada. Merkez Bankasını eleştirebiliriz; ama, siz, siyasî hükümet, organ olarak, bence, teslim olmuş vaziyettesiniz, ekonomideki gelişmeleri sadece seyretmektesiniz. Değerli arkadaşlarım, eskiden, plan mı pilav mı diye tartışmalar yaşanırdı. Günümüzde ise, artık giderek, bence, plan hangi ölçüde gerçekçi, hangi ölçüde hayalî ve sanal, bunu tartışmaktayız. Dokuzuncu Beş Yıllık Plan, bence, teknisyenlerin bütün iyi niyetine rağmen, sanal, gönle hoş gelen sözlerle süslü, bezendirilmiş, okuyunca kulağa hoş gelen; ancak, gerçek anlamda bakıldığı zaman, Türkiye'nin bugün ifade ettiğimiz bu neoliberal rant ekonomisinin belirli parametreleriyle uygulamasını temel alan bu politikanın, bu Türkiye'yi belirli açmaza sokmuş olan politikaları, Türkiye'yi gerçek anlamda dengeli, istikrarlı bir büyümeye taşıyacak, sosyal devleti ayağa kaldıracak, Türkiye içindeki eşitsizlikleri giderecek, refahın adil paylaşımını sağlayacak; ama, en önemlisi, dış dünyada rekabet gücünü artırabilecek, ihracatı geliştirecek bir yapıyı hedef aldığını söyleyebilmek mümkün değil.

Evet, bugün, her şeyin IMF'nin himayesinde olduğu, yabancı spekülatif sıcakparanın merhametinin, yeterince örgütlenmemiş, rekabet koşullan yeterince gelişmemiş, finans piyasaları yeterince derin olmayan, belirli zenginliğe ulaşmamış olan sözde bir piyasa ekonomisinin basiretine bırakmış haldeyiz her şeyi. Tabiî, örgütlü, rekabetçi piyasa ekonomisini hedef alıyoruz; ama, ne yazık ki, bugün, Türkiye'deki piyasa ekonomisi bir vur kaç ekonomisi, bir talan ekonomisi. Ben, ekonominin, sanayide özellikle ve hizmet alanlarının birçok sektörlerinde görev yapmakta olan girişimcilerimizi suçlamak için söylemiyorum; ama, piyasada rekabetin olmadığını biliyoruz ve piyasada rant ekonomisinin -biraz evvel ifade ettiğim- düşük döviz kuru, yüksek reel faizin çekici hale getirdiği rantiye ekonomisinin etkisiyle, bugün, ne yazık ki, piyasanın Türkiye'yi nereye gönderebileceğini, ne politikalarımızla ne de planlarımızla yönlendirme durumunda değiliz.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye'nin ihtiyaç duyduğu taslak, kesinlikle bu Plan Taslağı olamaz. Türkiye'nin kendi gerçeğinden, kendi ulusal birikim ve olanaklarından güç alan, Türkiye'nin kendi ulusal değişim ve yapılanma programının uygulanmasına olanak tanıyacak bir plana ihtiyaç var. Belli ki, IMF ve AB arasında kıskaca alınmış olan Hükümetin, böyle bir irade ve kararlılığı ortaya koyabilmesi mümkün değil; ama, yine, bizim görevimiz, bu kürsüden bu gerçekleri dile getirmek.

Bir kez daha ifade ediyorum değerli arkadaşlarım, gerçekten, teknolojik yapılanmayı temel alan üretim ekonomisine geçmeden ve her alanda eşitsizlikleri azaltacak, kimsesizlerin kimsesi olacak bir sosyal devleti ayağa kaldırmadan Türkiye'nin düzlüğe çıkabilmesi mümkün değil. Olaya hem ekonomik platformda hem sosyal platformda bakmamız lazım. Ne yazık ki, Dokuzuncu Beş Yıllık Planın böyle bir vizyonu yok.

Cümleler arasında güzel kelimeler var, ben de okudum; ama, bunu ortaya koyacak iç bütünsellik, onu uygulamaya geçirecek çok net rakamsallaştınlmış, somut hedefe dönüştürülmüş iddiaları görebilmek mümkün değil.

Evet, Türkiye her yıl reel anlamda yüzde 7 büyümelidir değerli arkadaşlarım. Biz, Cumhuriyet Halk Partisi olarak 2002 yılı seçim bildirgemizde bunu koyduk. O günden beri defeatle ortaya koyduğumuz yayınlarda bunu ifade ediyoruz. Ancak, bunu yapabilmek için bazı şeylerin gerçekleşmesi lazım. Sadece, tabiatıyla, teknisyen arkadaşlarımın bilgisayarlarında yüzde 6 için de, yüzde 7'lik büyüme için de, yüzde 6,5'lik, yüzde 7,5'lik büyümeler için de çözümler vardır. Ve Sayın Başbakan "hayır, yüzde 6,5 olmasın, yüzde 7 olsun" dediği zaman Sayın Başbakanın önüne bir tablo koymuşlardır. Buna inanıyorum. Ama, değerli arkadaşlarım, bu Planın makro hedeflerinin ve iç bütünselliğinin çok temel iki zaafı vardır, iki yumuşak karnı vardır. Bunlardan biri -birçok arkadaşım ifade etti- döviz kuru bastırılmıştır. Bugün bakmadım, radyolara, gazetelere, televizyonlara.

MEHMET CEYLAN (Karabük) - Azaldı... Azaldı...

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Ama, zannediyorum, bugünkü döviz kuru...

AHMET YENİ (Samsun) - İniyor, iyi.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - ...1,600 diyelim. 1,600'ün altına inmemiştir...

AHMET YENİ (Samsun) - İnecek... İnecek...

MUSTAFA ÖZYÜREK (Mersin) - 1,63.

AHMET YENİ (Samsun) - Efendim, şu anda iyi gidiyoruz.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Evet, iyi gidiyorsunuz!

Ben öyle görmüyorum. İnşallah öyle gidersiniz. Ama, 2013 yılında, arkadaşlarımın da ifade ettiği gibi, öngörülen kur, galiba 1,487. Rakam önümde değil şu anda.

OSMAN KAPTAN (Antalya) - 1,437.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - 1, 437 YTL. Bugün 1,6 YTL, yedibuçuk yıl sonra bugünün altına inecek. Hiçbir teknisyene bunu kabul ettiremezsiniz.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Daha önce inmedi mi?!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Hiçbir şekilde başınızı kuma...

Bakınız, değerli arkadaşlarım, bastırdınız, Türkiye borç etti. Konuşmamın başında ifade ettim, IMF'nin de bugün Türkiye'yi bırakmak istememesinin nedeni, Türkiye'nin girmiş olduğu bu borç batağıdır. Bu, çıkış değildir. Bu nedenle, Türkiye'de ciddî bir fabrika kurulamamakta, reel sektörü desteklemiyorsunuz, onun için teknolojik yapılanma sağlanamamakta.

Değerli arkadaşlarım, bu birinci yumuşak karnı. Kesinlikle, bu iddiayla, bu anlayışla, eğer, siz, 2013 yılını planlarsanız, sadece rakamları makyajlamış olursunuz. Burada arkadaşlarım ifade ettiler, eğer, o kur nereye gelirse... Sayın Başbakanın "10 000 dolar" deyip de, 10 099 dolar olarak tespit edilmiş olan 2013 yılı rakamının nasıl kolaylıkla... Eğer 2013 yılında 1,6 YTL olursa, nasıl, kolaylıkla, 9 000 YTL'ye, bir benzeri ufak dalgalanma yaşarsınız, nasıl, kolaylıkla, 7 500 dolara inebileceğini, arkadaşlarım da ifade ettiler, ben de buradan dikkatinizi çekiyorum.

Refah, masa başında kazanılmaz. Refah, gerçek anlamda, ülkede üretim ekonomisini tanmda ve sanayide geliştirerek kazanılır. Refahın dağılımı ise, sosyal devleti her boyutuyla yaşama geçirerek sağlayabilirsiniz.

Değerli arkadaşlarım, Dokuzuncu Beş Yıllık Plan, örgütlü ve dış rekabet gücü yüksek, sosyal piyasa düzeni eşliğinde verimli ve teknolojik düzeyi yeterli üretim ekonomisini temel alarak şekil- lendirilmeliydi. Böyle bir anlayış içinde, Dokuzuncu Beş Yıllık Plan, kamu ve özel kesimin üretim kalelerini, teknolojik yapılanmadan geçirilerek, daha rekabet gücü yüksek konuma çekmeyi hedef almalıydı; çağın ileri kilit sektörlerinde yoğunlaşmayı hedef almalıydı; dış rekabet gücünün artırılmasında verimlilikte atılım sağlamayı ciddî anlamda objektif politikalarla hedef almalıydı ve sek- törel stratejik bölgesel planlamayla, ülkemizin geri kalmış yörelerinin kalkındırılmasına yönelik bugün uygulamadığınız politikaların uygulanmasını hedef almalıydı; bunlar yok, var diyebilirsiniz lafla; ama, yok; bunun altını çiziyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu iddiayla konuşurken, Cumhuriyet Halk Partisini temsilen bu kürsüde bu iddiayla konuşurken, bizi izlemekte olan değerli halkıma da buradan seslenmek istiyorum. Bu, benim üslubum değil; ama, ciddî bir noktadayız. Dokuzuncu Beş Yıllık Planın uygulamasında sizin olacağınızı zannetmiyorum. Belki de olmayacağınızı bildiğiniz için, bu kadar rahatlıkla bu planı ele alabiliyorsunuz.

FAHRİ KESKİN (Eskişehir) - Sen, olacağından emin misin?

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Biz, bu Planı ilk genel seçimlerde iktidar olduğumuz zaman, değerli arkadaşlarım, değiştireceğiz.

AHMET YENİ (Samsun) - Hayal!.. Hayal görüyorsun!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bu Planla, Türkiye'yi 2013 yılında düzlüğe, refaha, huzura taşıyamazsınız.

AHMET YENİ (Samsun) - Hayal görüyorsunuz!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Biz... Biz...

Hayali, siz, Dokuzuncu Beş Yıllık Planla görmüşsünüz.

Bu, Türkiye, IMF'yle sürdürmekte olduğunuz teslimiyetçi ilişkiyle düzlüğe çıkamaz. Biz, gelecek on yıllık dönemde, faizdışı fazlayı, bugün IMF'nin öngördüğü gibi yüzde 6,5 olarak değil, en çok yüzde 3'e indirerek, teknolojik yapılanma ve temel yatırımlar için kaynak yaratacağız. Hızlı ve ekonomik büyümeyi gerçek anlamda reel olarak ortalama yüzde 7 düzeyine çekecek politikaları uygulamaya koyacağız.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Sizin vizyonunuz nedir?! Siz ne yaptınız?!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Sağlayacağımız istikrar, dış politikadaki güvenle dış borçların hakkımız olan bir erteleme süreciyle sürdürebilir bir yapıda Türkiye ekonomisinin önünde, gelişmesinin önünde bir engel olmasını aşacağız. Daha çok yatırım, daha çok kamusal hizmet için her yıl bütçenin yüzde 15'ini ekonomik ve sosyal altyapı yatırımlarına, teknolojik yapılanmaya ayıracağız. Yerli ve yabancı sabit sermaye yatırımlarına sektör bazında selektif teşvik uygulayacağız; sizin yapmadığınız. Allak bullak ettiniz Teşvik Yasasıyla yatırımcının durumunu.

SUAT KILIÇ (Samsun) - Hangi iktidarda yapacaksınız?!

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Adil, kapsamlı, tutarlı bir vergi reformu uygulayarak hem vergi düzenini üretimi destekleyici bir yapıya çekeceğiz hem de KOBÎ'lerin kredilerden daha adil bir pay almasını sağlayacağız.

Ülkemizin, doğusu ve güneydoğusunu da Batı Anadolu'nun refah düzeyine çekilmesi için gerekli adımları atacağız. Bu amaçla, gelecek on yıl, bütçenin her yıl yüzde 5'ini genel yatırım bütçesi dışında bölgesel, sosyoekonomik kalkınmaya ayıracağız. Gelecek on yıl boyunca her yıl ortalama 1 500 000 ek istihdam yaratarak gerçek işsizlik oranını bugünkü yüzde 21 düzeyinden yüzde 5'lere çekeceğiz. Daha adil bir gelir dağılımı için üst ve alt yüzde 20'lik gelir grupları arasındaki farkı beş yılda 10 puan gerileteceğiz ve en önemlisi tarımsal kalkınma, tarıma destek, çiftçiyi koruma için her yıl bütçenin yüzde 2'si kadar tarıma destek ayıracağız.

Değerli arkadaşlarım, bunu hedef almaktayız; ama, size bir şey söylemek istiyorum.

Bize inanmayabilirsiniz...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Hacaloğlu, ek 1 dakikalık süre içinde konuşmanızı tamamlayınız lütfen.

Buyurun.

ALGAN HACALOĞLU (Devamla) - Bize inanmayabilirsiniz; ama, halkımız bize inanıyor. Ama, size şunu söylüyorum: Sizin iddianız ne olursa olsun, Türkiye başka nedenle böyle gidemez. Türkiye'de bugün temiz siyaseti, dürüst yönetimi tüm boyutlarıyla Türkiye'ye hâkim kılamadığımız, bunu yaşama geçiremediğimiz ölçüde, istediğiniz kadar dokuzuncu planlar yapın, hepsi çökmeye mahkûmdur. Türkiye'ye verebileceğimiz en büyük güvence de işte budur. Biz, Türkiye'ye dürüst yönetim, temiz siyaset getireceğiz.

Hepinize saygılarımı sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Algan Hacaloğlu (CHP, İstanbul). “Dokuzuncu kalkınma planı hakkında (s.s.1214)”. TBMM Genel Kurulu, 121. Birleşim tutanağı, 28 Haziran 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/algan-hacaloglu-22-2006-06-28-dokuzuncu-kalkinma-plani-hakkinda-s-s-1214 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c125/b121/tbmm221251210357.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
