# Sayıştay kanunu teklifi (s.s.510)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Arslan (CHP, Muğla)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim
- **Tarih:** 1 Aralık 2010
- **Gündem:** SAYIŞTAY KANUNU TEKLİFİ (S.S.510)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-arslan-23-2010-12-01-sayistay-kanunu-teklifi-s-s-510

> Ali Arslan (CHP), 1 Aralık 2010 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SAYIŞTAY KANUNU TEKLİFİ (S.S.510)); konuşma 539 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİ ARSLAN (Muğla) – Sayın Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; görüşülmekte olan Sayıştay Kanunu Teklifi’nin 33’üncü maddesi üzerinde verdiğimiz önergeyle ilgili söz almış bulunuyorum. Sözlerime başlarken yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Türkiye bildiğiniz gibi, biraz da övünerek söylüyoruz, dünyada 17’nci büyük ekonomi. Bu iyi bir şey -yeterli midir değil midir tartışılabilir- ancak bir başka rakam var: Türkiye sosyoekonomik gelişmişlik sıralamasında dünya ülkeleri içinde 70’inci sıralarda, 70’inci sıralarda gidip geliyor, yani ortalarda seyrediyor. Hem ilk 20 içinde ekonomimizin olduğuyla ilgili övüneceksiniz ancak halkınız bu büyümeden, ekonomik büyümeden yeterli gelişmeyi sağlayamayacak, sağlıkta, eğitimde, sosyal refahta büyük sıkıntılar yaşayacak. Gerçekten bir çelişki var yani Türkiye'nin ekonomik kaynakları iyi, ancak doğru yönetilmiyor, çarçur ediliyor, hepimizin çok yakından bildiği, her alanda neredeyse yolsuzluklar almış başını götürmüş; o nedenle Türkiye'nin ekonomik büyüklüğü, ekonomik gelişmesi vatandaşa yansımıyor, sıkıntı da bu zaten Türkiye'deki.

O zaman hâl böyle olunca denetimin çok büyük önemi var. Ancak yapılan bu düzenlemeyle Sayıştayın yetkilerinin âdeta budandığını görüyoruz. Sayıştay, artık denetlemenin daha ötesinde, AKP’nin âdeta bir yan kuruluşu gibi, AKP’nin arka bahçesi gibi algılanmaya çalışılıyor. Bence artık Sayıştayın adını da “sayıştayyip” yapalım, siz de rahat edin, biz de rahat edelim!

Değerli arkadaşlarım, gerçekten, denetleme konusunda Türkiye'de büyük sıkıntılar var ama bazı alanlarda maşallah çok iyi denetliyorsunuz. Cumhuriyet Halk Partili belediyeler konusunda şahinsiniz mesela. Artık, belediyeler denetlemelerden neredeyse iş yapamaz hâle geldiler, bıktırdınız belediyeleri ama AKP’li belediyelere gelince kanatlarınızın altında, istediği her türlü yolsuzluğu cirit atarcasına yapmakta serbest AKP’nin belediyeleri. AKP’li belediye başkanları Türkiye'nin dolar milyarderleri arasına girmiş, müthiş zenginlikler içindeler. Hepimizin gözleri önünde, AKP’li belediye başkanlarının neler yaptığını, nasıl zenginleştiklerini, nasıl köşeyi döndüklerini hep beraber görüyoruz.

Değerli arkadaşlarım, mesela yurt dışındaki vatandaşlarımızın sömürülmesiyle ilgili, kanının emilircesine sömürülmesiyle ilgili yıllardan beri facialar yaşıyoruz. Almanya’da davalar açılıyor, Almanya’da o yolsuzluklar nedeniyle Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları ve o vatandaşların birçoğu da sizin çok yakın yandaşlarınız, cezalar alıyor ama Türkiye’deki mahkemelerde tık yok, bir arpa boyu yol gidemiyor. YİMPAŞ’ta böyleydi, hatırlayın. Deniz Fenerinde ne oldu, ne bitti; hiç kimse bilmiyor, dava hangi aşamadadır, hiç belli değil. Âdeta, Deniz Feneri denetimin dışında, yargının dışında tutulmaya çalışılıyor.

Değerli arkadaşlarım, şimdi, yurt dışında, Almanya’da, Amerika’da Türkiye Cumhuriyeti’ndeki yolsuzluklarla ilgili davalar açılıyor, Alman şirketleri, Amerikan şirketleri Türkiye’de rüşvet verdikleri için cezalar alıyor, ama Türkiye’de rüşvet alan -bence çok daha büyük bir utanç- Türkiye Cumhuriyeti’nin vatandaşları hakkında hiçbir işlem yapmıyorsunuz! SIEMENS şirketi Türkiye’de yaptığı yolsuzluklarla ilgili, verdiği rüşvetlerle ilgili 1 milyar euro ceza alıyor, ama Türkiye’de SIEMENS’in o rüşvetini alanlarla ilgili Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetinin yaptığı hiçbir şey yok! Bakın, yeni ortaya çıkan başka bir yolsuzluk, yeni de değil aslında, bir yıl oldu: Amerika’da “3M” diye bir şirket var, Türkiye’de kamu kurumlarında, belediyelere hizmet alımlarında ve ihalelerde yolsuzluk yapıldığı gerekçesiyle Amerika’da soruşturma açılıyor, büyük cezalar alacağı söyleniyor ve şirket, Türkiye’deki temsilcisinin yolsuzluk yaptığını, rüşvet yaptığını Amerikan mahkemelerine kendisi bildiriyor, ama Türkiye’de Türk kamu kurumları suçlanan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları değil; belediyeler suçlanan, rüşvet alan belediyelerle ilgili, ihalede yolsuzluk yapan belediyelerle ilgili hiçbir işlem yok arkadaşlar! Cumhuriyet Halk Partisi olarak bu durumdan, rüşvet alan bir ülkenin vatandaşları konumundan yüzümüz kızarıyor. Sizlerin kızarmıyor mu sevgili dostlar? Amerika’daki şirketler “Türkiye’de biz rüşvet verdik.” diyor, “İhale aldık, hizmet satın aldık.” diyor, Amerika’da dava görülüyor, rüşvet verdikleri için Amerikan şirketleri, Türkiye’de rüşvet alan şirket ve belediyelerle ilgili hiçbir işlem yok. Arkadaşlar, hakikaten ayıp, hakikaten yazık…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Arslan (CHP, Muğla). “Sayıştay kanunu teklifi (s.s.510)”. TBMM Genel Kurulu, 24. Birleşim tutanağı, 1 Aralık 2010. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-arslan-23-2010-12-01-sayistay-kanunu-teklifi-s-s-510 (erişim: 28 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
