# Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı hakkında(s.s.1322)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Aydın Dumanoğlu (AK Parti, Trabzon)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim
- **Tarih:** 9 Mayıs 2007
- **Gündem:** YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI HAKKINDA(S.S.1322)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c157/b104/tbmm221571040043.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-aydin-dumanoglu-22-2007-05-09-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-ili

> Ali Aydın Dumanoğlu (AK Parti), 9 Mayıs 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YÜKSEKÖĞRETİM KURUMLARI TEŞKİLATI KANUNUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN KANUN TASARISI HAKKINDA(S.S.1322)); konuşma 969 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİ AYDIN DUMANOĞLU (Trabzon) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekili arkadaşlarım; hepinizi sevgi ve saygıyla selamlıyorum.

Bugün şu andaki Meclisimizin konusu, ülkemizde beş tane daha yeni vakıf üniversitesi açılması konusundadır ve konuşmalarımın özünü bu noktaya toplamak istiyorum.

Bir defa, sözlerime başlarken, çok değerli meslektaşım, Hocam Mustafa Özyurt'a da teşekkür ederek başlamak istiyorum, çünkü, bu sorunun temeline inerek konuşmak lazım. Türkiye'de üniversite açılması gerekli mi, değil mi; açılması için şartlar var mıdır, yok mudur; neden bu bir zorunluluk hâline geliyor, bunu genel hatlarıyla değerlendirmek gerekiyor.

Kabaca bir değerlendirme yaptığımız zaman, Türk toplumunda ortalama yaş, yani, insan ömrünün yetmiş sene olduğunu düşünürsek ve 73 milyon da nüfusumuz olduğunu düşündüğümüzde, demek ki her yaş grubumuzda 1 milyon insan var demektir ve 18-21 veyahut da 18-22 yaş grupları arasında da dört sene içerisinde ve buna belki de bir sene daha ilave edersek, demek ki üniversiteye gitmesi gereken ve ortaöğretimi tamamlatmakta olduğumuz hemen hemen 5 milyon insan var. Her sene üniversite sınavlarına da baktığımız zaman, 1 milyon 700 bin kişinin üniversite sınavına girdiğini de görüyoruz. Bunlann arasından örgün eğitime 250 bin kişi ve 150 bin kişi de açık öğretime aldığımızı düşünürsek, her sene 1 milyon 400 bin kişi ülkemizde üniversiteye gidememekte- dir ve o 1 milyon 700 bin kişi arasından da üniversiteye gitmek için aileler büyük bir yarış içerisindedir. Bakın ne oluyor bunu yapmak için: İşte, her aile, kendi çocuğunu üniversite sınavında kazan- dırmak için, ta ilkokuldan itibaren bu çocuklara, çocukluk hayatını yaşatmaksızın, gençlik yaşını yaşatmaksızın, okullardan sonra da sürekli olarak kurslara göndermektedir. Bu, çocukların âdeta gençliğini yaşamadıkları, çocukluklarını yaşamadıkları bir nesil ortaya çıkartıyor. Neden? Üniversitelerin sayısı az, üniversitedeki yer sayısı az, aman benim çocuğum bu üç saatlik sınavı zorla kazanarak üniversiteye gitsin diye. Maalesef, bu, çocuklarda ne bir sosyal hayat bırakıyor ne de fikrî ve zekâlarını geliştirebilecek bir hayat bu öğrencilere bahşediyor. İşte, bunun da kökeninde, ülkemizdeki az miktarda olan üniversitelerden kaynaklanıyor.

Şimdi, vatandaşlar ne yapıyor? Bakın, yükseköğretimden almış olduğum bilgilere göre, maksimum olarak, her sene, vatandaşlarımız 8 katrilyon para kurslara harcıyor, 8 katrilyon! Bunun minimum olarak düşünülmesi hâlinde de 2,5 katrilyon. Ben bir ortalama olarak düşünürsem bunu, 5 katrilyon kadar bir para vatandaşlar, çocuklarını üniversiteye koyması için, üniversite sınavını kazanmaları için ayrıca harcıyorlar. Bir kere, ülkemizde bulunan şu andaki altmış sekiz tane üniversite ve yirmi iki tane de vakıf üniversitesi için... Vakıf üniversitelerini de bir tarafa bırakırsak, altmış sekiz tane üniversite için devletimizin harcamış olduğu para 6,5 katrilyon. Şu rakam hemen şunu ortaya koyuyor: Değerli arkadaşlarım, demek ki, vatandaşlarımızın çocuklarını üniversiteye koymak için dershanelere harcamış olduğu para, hemen hemen devletin bütün üniversitelere -altmış sekiz tane üniversiteye- 2 milyon öğrencimizi okutmak için harcadığı paraya denk. Daha da ötesi, her sene, Türkiye'den 70 bin de öğrencimiz -ki, bunun 22 bini kayıtlıdır, 50 bin civarında kayıtsızdır- yurt dışında okuyor ve bunlara, ortalama olarak 20 bin dolar harcandığını düşünürsek, bu da 1,5 milyar dolar yapar ve bu para da Türk parası olarak 2 katrilyon bir para. Vatandaşların harcadığı parayla, 5 katrilyon da onlar harcıyor, 7 katrilyon ve bunu, bu kadar bir parayı, ayrıca devletin mekanizmasından geçmeyerek, vatandaşlarımız, çocuklarına harcıyor. Bu, doğal olarak şunu ortaya koyuyor ki, üniversiteler kurulmalıdır, üniversitedeki yerlerin sayılan artınlmalıdır. Bu, Türkiye'nin bir gerçeği. Onun için, şu anda yapılmış olan, vatandaşlarımızın, beş tane vakıf üniversitesi kurmak için, YÖK'ün ve Hükümetin ortaya koymuş olduğu kurallara uyarak Meclisimize gelmesini, ben, fevkalade saygıyla karşılıyorum. Kaldı ki, vakıf üniversiteleri de çok hızlı olarak gelişen kurumlardır.

Biraz önce, bir arkadaşım "üniversite kurmalıyız, fakat, maalesef, bunun tabela üniversitesi olmaması lazım geldiği" şeklinde bir ifade kullandı. Bunu, fevkalade yadırgıyorum. Yadırgıyorum, çünkü, ülkemizde ilk üniversite, 1933 yılında İstanbul Üniversitesi olarak kurulmuştur. 1946'da Ankara Üniversitesi, 1948'de İstanbul Teknik Üniversitesi, Dördüncü üniversite, 1955 yılında Karadeniz Teknik Üniversitesi kuruldu. Bu üniversite de sadece 1963'te eğitim öğretime başladı, bir ilkokulda, iki dershaneli bir ilkokulda, 9 tane idari personeli, 1 rektörü ve 90 tane de öğrencisi.

Değerli arkadaşlar, bugün var olan altmış sekiz tane üniversite, bu şekilde çoğu kuruldu. Birçokları, o günlerde geliştiğini iddia eden üniversiteler, bunların hepsini tabela üniversitesi olarak söylediler. Ama, şu anda, Karadeniz'de, o 1955'te kurulan, dördüncü üniversite olarak kurulan Karadeniz Teknik Üniversitesinde, öğrenci sayısı 48 bin, Ünye'den Artvin'e kadar Doğu Karadeniz'in her ilinde ve ilçesinde fakültesi ve yüksekokulu var ve bu üniversiteden üç tane üniversite doğmuştur, bir tane daha üniversite doğmak üzeredir. Ordu'da, Giresun'da ve Rize'de doğan üniversiteler, birkaç ay önce yasasını kabul ettiğimiz üniversiteler, hep bu üniversiteye bağlı olarak kurulmuştur. Diğer üniversiteler de böyledir. Son kırk yılda mazisi olan üniversitelerimizin çoğu böyle kurulmuştur ve böyle hızlı bir şekilde gelişmektedir. Bugün, eğer, ülkemizde 2 milyon gencimiz eğitim, öğretim alıyorsa, bu şekilde kurulan üniversitelerimiz sayesindedir.

Bakın, üniversitelerimizin sayısını artırmak zorundayız, çünkü, toplumun dinamikleşmesi için toplumdaki üniversiteleşme oranının yüzde 40'ların üzerine çıkması gerekir. Hâlbuki, ülkemize baktığımız zaman, bu rakam, örgün eğitimde -2006 yılma göre- yüzde 25'tir; Amerika'da yüzde 80, her Avrupa Birliği ülkesinde ise yüzde 60'ın üzerindedir. Bu rakam esas alındığı zaman, ülkemizde bile üniversite sayısını hiç değilse 2 katına çıkarmamız lazım. Ayrıca, dünyaya baktığımız zaman, her 500 bin kişiye 1 üniversite düşmektedir. Türkiye'de 68 tane üniversite olduğunu düşünürsek, 73 milyon nüfusumuz olduğunu düşündüğümüzde, demek ki, Türkiye'de 146 üniversite olması lazım dünya normları için. Pekâlâ, Avrupa Birliği normları için de... Avrupa Birliğinde her 250 bin nüfusa 1 üniversite düştüğüne göre, Türkiye'deki üniversite sayısının da 300 olması lazım. Hiç kimsenin bunu tartışmaması lazım. Kaynak dediğimiz şey, sözlerimin başında izah ettim, vatandaşlanmız kendi çocuklarını üniversiteye göndermek için büyük bir atılım içindedir, büyük bir gayret içindedir. Özellikle, Türk toplumu, Türk ailesi, çocuklarını prens ve prensesler olarak gören bu aileler, bütün varlığını bu çocukların eğitimine hasretmekten de geri kalmıyorlar. Onun için, üniversitelerin sayısını mutlaka artırmalıyız ve kaynağın da hemen yanı başımızda olduğunu düşünüyorum.

Vakıf üniversitelerindeki öğrenci sayısının az olduğundan şikâyet etmeyelim, çünkü, bunlar zaman içinde gelişecektir. Devlet üniversitelerinin bile ancak yüzde 90'ının mazisi son kırk seneye dayandığına göre, bu üniversiteler de zaman içerisinde mutlaka gelişeceklerdir.

İkinci bir konuya da değinmek istiyorum çok basit olarak.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Aydın Dumanoğlu (AK Parti, Trabzon). “Yükseköğretim kurumları teşkilatı kanununda değişiklik yapılmasına ilişkin kanun tasarısı hakkında(s.s.1322)”. TBMM Genel Kurulu, 104. Birleşim tutanağı, 9 Mayıs 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-aydin-dumanoglu-22-2007-05-09-yuksekogretim-kurumlari-teskilati-kanununda-degisiklik-yapilmasina-ili (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c157/b104/tbmm221571040043.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
