# Avrupa birliğiyle ilgili yıllık raporu hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Babacan (AK Parti, Ankara)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim
- **Tarih:** 20 Şubat 2007
- **Gündem:** AVRUPA BİRLİĞİYLE İLGİLİ YILLIK RAPORU HAKKINDA
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c147/b065/tbmm221470650031.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-babacan-22-2007-02-20-avrupa-birligiyle-ilgili-yillik-raporu-hakkinda

> Ali Babacan (AK Parti), 20 Şubat 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: AVRUPA BİRLİĞİYLE İLGİLİ YILLIK RAPORU HAKKINDA); konuşma 3.604 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Ankara) - Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Avrupa Birliğine üye ve aday ülkelerin parlamentoları, Avrupa Birliği Komisyonunun yıllık yasama ve çalışma programı hakkında genel görüşme yoluyla değerlendirmelerde bulunmaktadırlar. Bildiğiniz gibi, bu değerlendirmelerden ilkini geçen sene ocak ayında, yine bu Meclis çatısı altında yapmıştık.

BAŞKAN - Sayın milletvekilleri, Sayın Bakanının sükûnet içinde konuşmasını yapması için lütfen itina gösterelim.

Buyurun.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla) - Bu görüşmeler, Avrupa Birliği Komisyonunun çalışmalarına katkı yapmakta, üye ve aday ülkelerde, Avrupa Birliğine ilişkin bilgi paylaşımını sağlamaktadır. Bugünkü gündem dışı konuşmamda, Avrupa Birliği Komisyonunun 2007 yılı ya- sama ve çalışma programına ilişkin görüşlerimi açıklamak ve Avrupa Birliğine katılım sürecimizle ilgili yürütmekte olduğumuz çalışmalar hakkında kısaca bilgi vermek istiyorum.

Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; Avrupa Birliği, 2007 yılında Roma Antlaşması'nın ellinci yıl dönümünü kutlayacaktır. Birlik, bugün, küreselleşmenin getirdiği güçlüklerle baş etmek ve uluslararası alandaki rolünü pekiştirmek başta olmak üzere, çok önemli sınavlarla karşı karşıyadır. 2007 yılı, Avrupa Birliğinin geleceğe yönelik kurumsal reformunun hayata geçirilmesi çabaları bakımından da önem taşımaktadır.

Avrupa Birliği Komisyonu, 2005 yılında göreve başlamasını takiben stratejik hedeflerini dört ana alanda belirlemiştir. Bu alanlar: Bir, refahın artırılması; iki, dayanışmanın geliştirilmesi; üç, güvenliğin pekiştirilmesi ve dördüncü ve son olarak da Avrupa'nın küresel bir aktör haline gelmesi şeklinde açıklanmıştır.

Komisyon, Birliğin kurumsal gelişimi açısından önem taşıyan 2007 yılına ait yasama ve çalışma programını Ekim 2006'da açıklamıştır. Program bu dört ana hedefi 2007 yılında da, yine Komisyonun çalışmaları açısından, temel ilkeleri olarak benimsemiştir.

Bu çerçevede, Avrupa Birliği Komisyonu, refahın artırılması alanında Lizbon Stratejisi temelinde, Avrupa ekonomilerinin modernizasyonu ve dinamik bir iç pazarın pekiştirilmesini teşvik edeceğini açıklamıştır. Komisyon, rekabetin dış boyutunun ilerletilmesi girişimlerini de sürdürecektir. Yine, Stratejik Enerji Değerlendirmesi Belgesi çerçevesinde, enerji üzerine özel olarak yoğunlaşı- lacaktır.

Dayanışmanın geliştirilmesi alanında Komisyon, Avrupa Birliğindeki sosyal duruma ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulunacağını ve Avrupa'nın karşı karşıya olduğu sosyal sınavlar konusunda yeni bir uzlaşma oluşturulmasını hedefleyeceğini bildirmiştir. Bu doğrultuda Komisyon, çevrenin korunması, doğal kaynakların sürdürülebilir şekilde kullanılması ve vatandaşların sağlığının, büyüme ve istihdamla yakından ilişkili olduğunun altını çizmiştir.

Yine, Komisyon programında, güvenliğin pekiştirilmesi için Avrupa çapında ortak gayretlerin gerekli olduğu, çevre ve sağlık riskleri, bulaşıcı hastalıklar, doğal felaketler ve terör saldırılarından korunmanın Avrupa Birliği çapında hızlı ve etkin mekanizmalar gerektirdiğini kaydetmektedir.

Ayrıca, 2007 yılında sınır yönetiminin ve Schengen bölgesinin geliştirilmesi, yine öncelikli konular olacaktır.

Avrupa Birliğinin küresel rolünün güçlendirilmesi bağlamında ise, Komisyon programında, Birliğin uluslararası alandaki etkinliğinin geliştirilmesinin, sürdürülebilir kalkınma, küresel çevre sorunları, barış ve istikrar ile rekabet gibi alanlardaki hedeflerinin gerçekleştirilmesi bakımından gerekli olduğunun da altını çizmektedir.

Dört ana başlık altında, bu ana hatlarıyla ele aldığım Avrupa Birliği Komisyonunun 2007 yılı yasama ve çalışma programının kapsadığı konuların büyük bölümü Türkiye'yi de yakından ilgilendirmektedir.

Birliğin öncelikli hedefleri olarak belirlemiş olduğu konular, Türkiye'nin de geleceğiyle yakından ilişkilidir. Türkiye, bu sorunların önemli bölümünün karşılanması bakımından Avrupa Birliğine somut katkılar sağlayabilecek bir konumdadır. Bu konular, katılım sürecimiz kapsamında, AB'li ortaklarımızla ele alınmaya devam edilecek, ulusal çıkarlarımız ve katılım sürecimizin dinamikleri çerçevesinde, ülkemiz, kendi katkılarını ve görüşlerini Avrupa Birliği tarafıyla paylaşacaktır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinde önemli gelişmelerin yaşandığı şu günlerde, her ne kadar siyasi konular gündemi meşgul etse de, müzakere sürecimiz çerçevesinde hız kazanan teknik çalışmalar toplumsal refahımız ve ilişkilerimizin geleceği açısından oldukça önemlidir. Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizin sadece siyasi gelişmeler çerçevesinde değerlendirilmesi, kimi zaman kısa vadeli ve duygusal tepkilerin verilmesine de sebep olmaktadır. Oysa, si- yasi konjonktür zaman içerisinde değişebilmektedir. Bu nedenle, müktesebat uyumundan mali iş birliğine, pek çok alanı kapsayan Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin bu çok yönlü yapısı dikkate alınarak, onurlu ama sağduyulu bir biçimde yürütülmesi, özellikle içinde bulunduğumuz dönem açısından büyük önem arz etmektedir. Müzakere sürecinin kendine özgü dinamikleri kimi zaman farklı noktalara çekilmek istense de, Hükümetimizin bu süreçte attığı her adım, Avrupa Birliği üyeliğinin ötesinde, Türkiye'nin bölgesinde barışa ve istikrara katkıda bulunan, çağdaş ve demokratik bir refah devleti olması için gerekli, geri dönüşü olmayan adımlardır. Bu bağlamda, tam üyelik perspektifimizin karşılıklı kazanç ve sorunlara ortak çözüm bulma ilkesi çerçevesinde şekillendiğinin de altını özellikle çizmek istiyorum. Önümüzdeki dönemde de Avrupa Birliğiyle ilişkilerimizde atacağımız her adım, Türkiye'nin menfaatine olacak adımlardır. Ancak, müzakere sürecinin Avrupa'da siyasi rant peşinde koşanlar tarafından rehin alınmasına ve bugüne kadar elde ettiğimiz kazanımlar- da geriye gidilmesine de asla izin verilmeyecektir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; biliyorsunuz, Türkiye Büyük Millet Meclisi, geçtiğimiz dört yıl içerisinde çok önemli siyasi reform paketlerini görüşmüştür. Bu paketler, Türkiye Büyük Millet Meclisinin aldığı kararlarla, bazen Anayasa değişiklikleri şeklinde, bazen de yeni yasal düzenlemeler şeklinde tamamlanmıştır. Bu süre içerisinde, bütün bu reformların ana muhalefet partimiz tarafından da desteklenmesi ve âdeta, Meclisimizin tek vücut hâlinde bu reformların pek çoğunu gerçekleştirmiş olması, gerçekten, Türkiye adına, çok sevinilecek bir gelişmedir. Bu reformların gerçekleştirilmesinde emeği, katkısı olan herkese, ben, özellikle tekrar teşekkürlerimi sunmak istiyorum.

Bildiğiniz gibi, Türkiye, 3 Ekim 2005 tarihiyle beraber, Avrupa Birliğiyle olan ilişkilerinde yepyeni bir döneme girdi. Önce, taramalarla başladık çalışmalarımıza ve Avrupa Birliği müktese- batının tümünü, bir yıl gibi kısa bir süre içerisinde tümüyle taradık. Bu süre içerisinde, 66 ayrı heyetimiz görev aldı çalışmalarda ve 2 binin üzerinde arkadaşımız fiilen tarama çalışmalarında çok çok güzel, faydalı bir çalışma ortaya koydu ve bu çalışmalar, ilk defa, kurumlarımızın bu kadar birbirine yakınlaştığı ve ekip ruhunun, ekip çalışması ruhunun da içinde olduğu çalışmalar oldu.

Yine, ilk defa kurumlarımız, bu kadar dışa açık bir çalışmanın içerisinde yer aldılar. Özellikle, Türkiye'de -belki de koalisyon dönemlerinin getirdiği bir sıkıntı bu- kuruluşlarımız, maalesef, birbirinden oldukça uzak; aradaki diyalog, iş birliği, çoğu zaman, istediğimiz seviyede, istediğimiz düzeyde olmuyor. Bizim bu Avrupa Birliği çalışmaları için kurmuş olduğumuz heyetler, içinde en az, 25, 30, 35 kurumumuzun olduğu, pek çok kurumumuzun temsil edildiği heyetler. Dolayısıyla bu süreç, aynı zamanda, tüm kurumlarımızın bir arada, ortak bir hedef yönünde çalışma alışkanlığını kazanmaları için ve bu konudaki becerilerini, tecrübelerini artırmaları için de çok çok önemli bir fırsat sunmuş oldu hepimize.

Hem Avrupa Komisyonu hem de üye ülkeler, bu çalışmalardan duydukları memnuniyeti ve heyetlerimizin profesyonelliğini, becerisini, bilgi birikimini çok takdir ettiklerini, bize, defalarca ilettiler.

Tarama çalışmaları biter bitmez -bilmiyorum, pek çoğumuz belki farkında değiliz ama- alt komite çalışmalarımızın turları devam etti. Alt komite çalışmalarında ne yapıyoruz derseniz; taramada ele aldığımız konulan, Avrupa Birliği Komisyonuyla tekrar, turlar hâlinde gözden geçiriyoruz. Yani, bütün fasıllar, tarama yapıldıktan bugüne kadar müktesebat açısından ne değişiklikler olmuş ve Türkiye bu konularda neler yapmış, bunlar karşılıklı olarak görüşülüyor, inceleniyor.

Biz, tarama çalışmaları sırasında sadece çok detaylı bir fotoğraf çekmekle kalmadık, aynı zamanda, bundan sonra devam edecek olan ve tam üyeliğe kadar devam edecek olan alt komite çalışmalarıyla, bu fotoğrafın sürekli olarak güncellenmesini getirecek bir yapının içerisindeyiz aynı zamanda. Bunu da ben özellikle vurgulamak istiyorum ve bu çalışmalar tüm fasıllarda devam ediyor. Müzakerelere açılmayacak sekiz fasılda dahi, o fasılları ilgilendiren konularda dahi alt komite ça- lışmaları devam edecek ve ilk turu da, bu şubat ayının sonuna inşallah tamamlıyoruz. Yani, Türkiye, 3 Ekimden itibaren sadece bir tarama sürecinin tümünü tamamlamadı, aynı zamanda tarama sonrası bir tur alt komite çalışmasını da, bu şubat ayı sonu itibarıyla tamamlamış olacak.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bildiğiniz gibi, Türkiye bir yandan bu taramaları yürütürken, bir yandan da fasılların müzakerelere fiilen açılması ve kapanmasıyla ilgili çalışmalara da başladı. Hatta geçen yıl haziran ayında ilk faslın, yani "Bilim ve Araştırma" faslının açılması ve geçici olarak kapatılması da tamamlanmış oldu.

Bu tarama toplantıları devam ederken, şu ana kadar, bize, toplam on bir ayrı fasılda çok detaylı bir tarama raporu gönderildi ve bu rapor Bakanlar Konseyi tarafından onaylanarak bize geldi. Yani, bir bakıma yirmi beş-yirmi yedi üye ülkenin onayıyla, ortak kanaatiyle bize bu raporlar iletilmiş oldu.

Bize raporu iletilen 11 fasıldan 6 tanesinde herhangi bir açılış kriteri öngörülmüyor. Bu 6 fasıldan 1 tanesini, biliyorsunuz, açtık kapattık, "Eğitim ve Kültür" faslı. Biz müzakere pozisyon belgemizi gönderdik, fakat bir üye ülkenin farklı siyasi değerlendirmeleri sebebiyle şu anda Avrupa Birliği kendi ortak pozisyon belgesini oluşturamamış durumda, ancak, biz, özellikle bu yılın ikinci yarısında o fasılda da belirli ilerlemeler bekliyoruz.

Yine, bir başka fasılda, "İşletme ve Sanayi Politikaları" faslında, biz, müzakere davet mektubumuzu aldık, müzakere pozisyon belgemizi Avrupa Birliği Komisyonuna ilettik ve bu pozisyon belgemiz hazırlanırken, sadece çalışmalara katılan tüm kamu kuruluşlarımızın değil, aynı zamanda otuz iki ayrı sivil toplum kuruluşumuzun da görüşlerini aldık. Hatta, bu sivil toplum kuruluşlarımızın sadece yazılı görüşlerini almakla kalmadık, bu kuruluşlarımızı en son toplu bir şekilde bir toplantıya davet ederek, bu pozisyon belgesi üzerinden tek tek geçtik ve Avrupa Birliği Komisyonuna iletmiş olduğumuz Türkiye Cumhuriyeti'nin müzakere pozisyon belgesi hem tüm kamu kuruluşlarının hem de ilgili tüm sivil toplum kuruluşlarının tam bir mutabakatıyla oluşturulup teslim edilmiş oldu.

Şu anda, biz, yirmi yedi üye ülkenin ortak pozisyon belgesini oluşturmasını bekliyoruz ve hem komisyonunun hem de dönem başkanlığının bize şifahi olarak verdiği bilgilerde hedeflenen tarihin mart sonu olduğu, yani, mart sonuna kadar bu faslın resmen açılmasının mümkün olduğu bize bildiriliyor. Ancak, yirmi yedi ülkenin onayıyla, yirmi yedi ülkenin mutabakatıyla yürüyen her süreçte, takdir edeceksiniz ki, riskler her zaman var. Tek bir ülke dahi süreci bir hafta, bir ay, üç ay gibi sürelerde uzatma, hatta, tamamen bloke etme gücüne sahip. Ancak, bugün itibarıyla, herhangi bir sıkıntı görmüyoruz.

Yine, Alman dönem başkanlığında, bugüne kadar üç ayrı fasılda açılış kriteri olmaksızın Türkiye'nin müzakerelere başlamasıyla ilgili davet mektubumuzu almış durumdayız. Bunlar, "Ekonomik ve Parasal Politikalar" faslı, "İstatistik" faslı ve "Mali Kontrol" faslı. Dikkat edecek olursanız, aslında bu fasıllar, şu son dört yıldır Türkiye Büyük Millet Meclisimizin ekonomik alanda yapmış olduğu pek çok reformun aynı zamanda yansıdığı fasıllar. Ekonomik ve Parasal Politikalar diyoruz, İstatistik diyoruz. Biliyorsunuz, TÜİK'le ilgili yeni bir yasa tasarısı düzenledik; şu anda TÜİK buna göre yeniden yapılandı ve Avrupa normlarında ve Eurostat'la paralel bir çalışma ortamına ve çalışma standartlarına Türkiye İstatistik Kurumu kavuşmuş oldu.

Yine "Mali Kontrol" faslı -hatırlayacak olursanız- Kamu Mali Yönetim ve Kontrol Yasa Tasa- rısı'nı Türkiye Büyük Millet Meclisinde hep beraber tartıştık, yasalaştırdık ve o fasıl da, yine, açılış kriteri olmaksızın müzakerelere açılmaya hazır durumda. Dönem başkanlığından aldığımız mektuplarla da bu teyit edilmiş oldu. Bu üç fasılda da, eğer olağanüstü bir gelişme olmazsa, eğer üye ülkelerin herhangi birinden olumsuz bir tutum, tavırla karşılaşmaz isek, haziran sonuna kadar da bu üç faslın ayrıca açılması şu an itibarıyla hedefleniyor, hem Komisyonun hem de Alman dönem başkanlığının niyeti, çalışmaları bu yönde. Dolayısıyla, biz, bu yılın ilk yarısında, eğer farklı bir gelişme, olumsuz bir gelişme olmaz ise, toplam dört faslı, en az dört faslı açmış olmayı hedefliyoruz. Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; bu on bir tane rapordan bahsettim. On bir ayrı faslın Komisyon tarafından, üye ülkeler tarafından değerlendirilmesini içeren bu raporlar bize ulaştı. Altı fasılda -dediğim gibi- açılış kriteri yok, fakat diğer beş fasılda da açılış kriterleri bize resmen bildirildi ve biz, bu resmî bildirimleri takip eden günler içerisinde, derhâl bu konulardaki açılış kriterlerini aşmak için çalışmalarımıza başladık.

Yine, bu dönemde, özellikle bu 15 Aralık 2006 kararlarından sonra, sekiz fasılla ilgili nasıl bir yol izleneceği konusunda bir belirsizlik söz konusu idi. Hatta, Fin dönem başkanlığında, bu fasıllarla ilgili ciddi bir anlaşmazlık, uzlaşmazlık ortaya çıkmıştı, özellikle Rumların olumsuz tavırları sebebiyle. Ancak, ocak ayıyla beraber, o kilitlenmiş durumun da şimdi artık çözülmeye başladığını görüyoruz ve müzakerelere açılmayacak sekiz fasılda dahi, bize resmen açılış kriterleri bildirilecek.

Bu şu demek: Kıbrıs sorununu bir bakıma bir kenara koyup, bu sekiz faslın sekizinde de Türkiye olanca hızıyla çalışmalarına aynen devam etme şansına sahip olacak ve yine, Avrupa Birliği Komisyonu ile bu sekiz fasılda dahi çalışmalarımız aksamadan devam edebilecek. Ne zaman ki ileride Kıbrıs'la ilgili problemler aşılır, Kıbrıs'la ilgili belli bir mutabakat zemini bulunur, Kıbrıs'la ilgili kapsamlı bir çözüm noktasına ulaşılır, o zaman, bu, Kıbrıs'la ilgili konular gündemden çıktığı anda, bütün bu fasıllar topluca, aynı anda açılabilecektir resmen.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; ben, burada, özellikle, 2007 yılıyla beraber Avrupa Birliği ilişkilerinde yeni bir döneme girmiş olduğumuzu vurgulamak istiyorum. Neden derseniz, belki de, Aralık 2006'ya kadar, yani, 2006 yılı sonuna kadar, hep, biz, Türkiye'nin Avrupa Birliği için ne zaman hazır olacağını tartıştık. Türkiye, acaba, bu müzakereleri ne zaman bitirebilir, uyumu ne zaman sağlayabilir; hep bunu tartıştık. Ancak, bundan sonraki dönemde görüyoruz ki, asıl tartışacağımız konu, Avrupa Birliğinin Türkiye için ne zaman hazır hâle geleceği. Avrupa Birliğinin, Türkiye gibi büyük, bölgesinde ciddi bir güç ve etki sahibi olan bir ülkeyi ne zaman üye olarak kabul edebilecek olgunluğa ve ortama ulaşacağı bundan sonraki sürecin zamanlaması açısından belirleyici olacak.

Yaklaşık iki yıldır yürüttüğümüz çalışmalar da gösterdi ki, Türkiye, aslında, müktesebata uyum konusundaki çalışmalarını, müzakereleri tamamlama noktasındaki çalışmalarını, belki de, beklenenden çok daha kısa bir sürede tamamlayabilecek birikime, donanıma ve insan kaynakları gücüne sahip. Bu, belki de, bu çalışmalar sırasında Türkiye'nin beklenenden çok daha iyi bir performans göstermesi ve aradaki farklılıkları beklenenden çok daha kısa bir süre içerisinde kapatabilecek güce sahip olduğunun anlaşılması, aralık kararlarında bir miktar da etkili olmuştur diye düşünüyoruz açıkçası.

Bizim, bundan sonraki dönemde, müzakerelerin formal seyriyle, bizim, Türkiye içerisinde yaptığımız reformların seyrini birbirinden biraz artık ayrı düşünmeye başlayacağımız bir süreç de olacak. Niye derseniz, herhangi bir faslın resmen açılması ya da kapanması yarım saatlik bir seremoniden ibaret aslında, ki, biz bunu, geçtiğimiz yıl haziran ayında, bilim ve araştırma faslında yaşadık. Yarım saat sürüyor açılış seremonisi, yarım saat sürüyor kapanış seremonisi. Önemli olan, Türkiye'nin, o fasıllarla ilgili, o noktaya gelinceye kadar, yani o seremoninin gerçekleştirilmesini sağlayan noktaya gelinceye kadar elde ettiği mesafe.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, size beş dakikalık ek süre vereceğim, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla) - Teşekkür ediyorum.

Biz, bundan sonraki dönemde, fasılların formal olarak açılıp açılmamasından, kapanıp kapanmamasından bağımsız olarak, hangi fasılla ilgili ne tür çalışmalar yapacağımızı artık kendimiz belirlemeye başladık ve 10 Ocakta yaptığımız bir toplantıyla, Sayın Dışişleri Bakanı ve Başbakan Yar- dımcımızın Başkanlığında yaptığımız bir toplantıyla, tüm kamu kuruluşlarımızın, bağımsız kurumlarımızın, bakanlıklarımızın en üst düzey yöneticilerine talimat verdik. Dedik ki: Artık, biz, kendi takvimimize göre, kendi önceliklerimize göre, Avrupa Birliği müktesebatına uyum için ne yapmamız gerekiyorsa, kendi programımızı kendimiz yapalım, fasıllann, dediğim gibi, formal seyrinden bağımsız olarak ve bu çalışmalar, taslak hâlinde oluştu. En son geçtiğimiz hafta, son kurumlarımızdan da taslak çalışmalar geldi ve şimdi bir redaksiyon heyeti bunları bir araya getirmek için çalışmakta. Bu çalışmaların tamamı bir araya geldikten sonra, sivil toplum kuruluşlarımızla, yine, kamu kuruluşlarımızla istişareleri yapılacak ve 2007 ile 2013 arasındaki yedi yıllık dönemde, Türkiye'nin hangi fasılla ilgili hangi yasal düzenlemeleri yapacağı, hangi ikincil düzenlemeleri yapacağı, hangi kurumsal reformları gerçekleştireceğinin çok detaylı bir yol haritasını böylece kamuoyuna açıklamış olacağız ve bunlar yapılırken de, dediğim gibi, yaparak hemen istifade edeceğimiz konulara öncelik vereceğiz. O kadar çok konu var ki, bugün hemen gerçekleştirmekten, zaten hemen bugün istifade etmeye başlıyoruz, beklememizin anlamı yok. Bizim, diyelim ki, Fransa'da seçimler var diye ya da Kıbrıs'la ilgili problemler var diye, çevre konusunda, gıda güvenliği konusunda, sağlık konusunda beklememizin hiçbir anlamı yok. Eğer "falanca ülkede Türkiye aleyhtarlığı çok, filanca ülkede şu siyasi lider şu sözü etti Türkiye aleyhinde" deyip, moralimizi bozup, çevre konusundaki adımlarımızı geciktiriyorsak, gıda güvenliği konusundaki adımlarımızı geciktiriyorsak, halkımızın özellikle sağlık alanında çok daha yüksek standartları yakalamasını geciktiriyorsak, bu, Türkiye'nin lehine değil.

Tabii ki zor konular olacak, zor konular da önümüze gelecek, fakat, bütün bu konuları, biz, zaman içerisinde teker teker masaya yatırıp hepsini çözeceğiz. Öyle konular olacak ki, ne zaman üye olursak ancak o zaman bunları yapabiliriz diyeceğiz. Bazı konulardaki bizim uygulama tarihimiz eşittir üyelik tarihimizdir diyeceğiz. Hatta, bazı konularda üyelik tarihi bile yakın gelirse, sımrlı sayıda konularda, üyelik tarihinden sonra dahi geçiş süreci talep etme hakkımız olacak.

Kısaca özetleyecek olursak, biz bu süreci, Türkiye'mizin, Türk insanının, halkımızın lehine nasıl kullanabiliriz, bu sürecin faydalarından azami şekilde nasıl yararlanabiliriz, işte, yapacağımız çalışmalar tamamen bu eksende devam edecek. Tabii ki, Aralık 2006 kararları, Avrupa Birliğinin almış olduğu kararlar adil değildir. Özellikle sekiz faslın açılmaması, diğer fasılların kapanmaması sorunun büyüklüğüyle orantısız bir karardır, bunları biliyoruz. Hatta, bu karar, ilişkilerimizin özü ve ruhuyla da bağdaşmamaktadır, bunu da biliyoruz. Ancak, şunun da farkında olmamız lazım ki, Avrupa Birliği de gerçekten karmaşık bir dönemden geçiyor, ciddi bir kafa karışıklığı söz konusu. Kendi iç problemlerini çözmenin şu anda mücadelesini veriyorlar, kendi iç sorunlarını aşmanın zorluklarını yaşıyorlar. On beş üyeden, üye sayısı çıkmış yirmi yediye. Karar verme mekanizmaları bu hızla, maalesef, gelişememiş. Ortak enerji politikası, ortak dış politika konusunda, maalesef, mesafeler alınamamış. Avrupa Birliği rekabet gücünü hızla yitiriyor. Ekonomik büyümeyle ilgili beklentiler dünya ortalamasının çok çok altında. Sosyal güvenlik sistemleri özellikle bazı ülkelerde hızla iflasa doğru sürükleniyor. Bu dönem, Avrupa Birliğinin kendi iç sorunlarını kısa vadede çözebilmesi için belki de bizim biraz daha toleranslı, sabırlı olmamızı gerektiren bir dönem.

TUNCAY ERCENK (Antalya) - Ne toleransı Sayın Bakan?

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla) - Ancak, bu dönemin geçici olduğunu, orta ve uzun vadede ortamın çok daha farklı bir ortam olacağı konusunda da, biz, güçlü kanaatlere sahibiz.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; aslında, biz, bir yandan müzakereler konusunda, fasıllar bazında teknik ilerlemeleri gerçekleştirirken, öte yandan da, özellikle mali iş birliği konusunda...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Sayın Bakanım, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

DEVLET BAKANI ALİ BABACAN (Devamla) - .. .yine bilim ve araştırma konusunda, özellikle bu yedinci çerçeve içerisinde yer alacak bir ülke olarak da önemli mesafeler kaydetmekteyiz açıkçası.

Biz bu süreç içerisinde, bildiğiniz gibi, 2002'den bu yana yaklaşık 1,2 milyar euroluk bir mali destek paketi üzerindeki çalışmalarımızı tamamladık. Bu yıldan itibaren yıllık yaklaşık 500 milyon euroluk yine bir mali destek paketi çerçevesinde ve katılım öncesi enstrüman dediğimiz bir yapıyla Avrupa Birliğiyle olan mali iş birliği çalışmalarımızı bütün hızıyla yürütüyoruz.

Yine, yedinci çerçeve içerisinde 50 milyar euroluk, yıllık, daha doğrusu yedi yılın toplamında 50 milyar euronun üzerinde bir bütçeye sahip olan araştırma fonlarından da istifade etme hakkına yine sahip oluyor Türkiye. Bu süre, dediğim gibi, özellikle Türkiye'nin Avrupa Birliğine üye olan ülkelerdeki görünürlülüğünün de arttığı bir dönem oldu. Hepiniz, eminim ki, takip ettiniz, ekim, kasım, aralık aylarında yirmiyi aşkın üye ülke, özellikle Kıbrıs sorunu çerçevesinde Türkiye'nin güçlü bir şekilde yanında yer aldı. Avrupa Birliği basını, belki tarihimizde görülmeyen ölçüde Türkiye'nin yanında destekleyici bir pozisyon aldı. Fransa'nın en büyük gazetelerinin başyazarları Türkiye'yle ilgili konularda yine Türkiye'yi destekleyici pozisyon aldılar ve özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerindeki izolasyonların 26 Nisan 2004'te söz verildiği hâlde hâlâ kaldırılmamış olmasının, Avrupa Birliğinin kredibilitesine yakışmayacak bir tavır olduğu konusunda da pek çok dışişleri bakanı, hatta bazı başbakanlar beyanatlarda bulundular.

Ki, ocak ayıyla beraber özellikle bu serbest ticaret tüzüğü üzerinde de küçük de olsa mesafeler kaydedilmeye başlandı. Ki, bu, izolasyonların kalkması açısından küçük, ama belki sembolik bir gelişme oldu ve ilk defa Rumların da altında imzası olan bir kararla yirmi yedi ülkenin mutabakatıyla bu konuda çalışmalara başlanmasına karar verildi. Bu konuda, tabii, yapılacak bütün çalışmalara özellikle Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden yetkililerimizin ve yine Türkiye Cumhuriye- ti'nden yetkililerimizin yoğun bir şekilde destek vermesi gerektiğini ve bunların tam bir mutabakatla yapılması gerektiğini, biz, özellikle yaptığımız her görüşmede vurguladık.

Yine, benim geçen hafta yaptığım Brüksel ziyaretleri çerçevesinde yedi ayrı komisyon üyesiyle farklı konulan değerlendirdik ve bu toplantıların tümünde de özellikle hem müzakere sürecine bakış açımızı hem de Kıbrıs'la ilgili tutumumuzu, konumumuzu üzerine basa basa defalarca vurguladık.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sözlerime son vermeden önce Türkiye'nin Avrupa Birliği sürecinin bir başka perspektifine de kısaca değinmek istiyorum. Bugün şöyle bir baktığımızda, Fas'tan tutun ta Endonezya'ya kadar, Ukrayna'dan tutun ta Sudan'a kadarki çok geniş bir coğrafyada Türkiye'nin katılım süreci çok çok yakından takip ediliyor. Bütün bu ülkelerde yaşayanlar, Türkiye'nin hem nüfusunun büyük bir çoğunluğu Müslüman olan bir ülke olarak hem de demokrasisinin daha iyi işlediği, insan hakları ve özgürlükler konusunda daha yeni açılımlar yapan bir ülke olarak yaptıklarımızı çok çok yakından takip ediyorlar. Bir bakıma, Türkiye'nin içinden geçmekte olduğu bu olumlu değişim süreci, dönüşüm süreci, pek çok ülke için de örnek alınması gereken ya da esinlenilmesi gereken bir süreç aynı zamanda. Ki, yine bu süreç, özellikle sivil toplum diyalogu boyutunda ele aldığımızda, Avrupa Birliği ile Türkiye arasında çok önemli bir diyalog kapısı. Daha iyi iletişim için, birbirini daha iyi tanımak için de eşsiz bir fırsat penceresi sunuyor bize bu süreç. Özellikle 11 Eylül olaylarından sonra, Doğu ile Batı arasında, İslam ülkeleri ile diğer ülkeler arasında, farklı kültürler arasında birbirini daha yakından tanıma ihtiyacı çok çok büyük. İşte, Türkiye, küresel açıdan baktığımızda, böylesine zor bir dönemde, bu süreçte olmakla, bu süreçte devam ediyor olmakla, bir bakıma, bu, çok önemli bir iletişim ve diyalog kapısını da sonuna kadar açık tutmakta.

Bakın, bugüne kadar tam 47 bin öğrenci, değişim programlarıyla, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında gitti geldi, kısa ya da uzun süreli programlara katıldı. Bu sayı, 2013 itibarıyla, 380 bine ula- şacak. Yine sivil toplum diyalogu çalışmalarımız çerçevesinde, yerel yönetimlerimiz, üniversitelerimiz, sivil toplum kuruluşlarımız ortak projeler üretecekler. Sadece bu yıl için ayrılan bütçe, komisyondan ayrılan bütçe, bu iş için, 22 milyon euro sadece sivil toplum diyalogu için, ki, bizim de ciddi, tabii, katkılarımız var buna.

Bu işin sonunda varacağımız nokta ne olursa olsun, üyelik tarihimiz ne olursa olsun, Türkiye'nin bu sürecin içinde oluyor olması ve bu süreçte sapasağlam devam ediyor bir ülke olması, açıkçası, Türkiye için, Avrupa Birliği için ve küresel boyutlarını da düşündüğümüzde tüm bölgemiz için, çok çok kıymetli bir süreç, Türkiye'ye öngörülebilirlik getiriyor. Bundan beş sene sonra, on sene sonra nasıl bir Türkiye sorusunun cevabını, işte bu Avrupa Birliği süreci, çok somut bir şekilde, kati bir şekilde hepimize veriyor.

Biz inanıyoruz ki, Türkiye'nin Avrupa Birliğine katacakları zaman içerisinde fark edilecek. Türkiye, Avrupa Birliğinin büyüme dinamosu olacak, Türkiye, Avrupa Birliğine dinamizm getirecek ve rekabet gücünü artıracak, enerjiyle ilgili sorunlarının giderilmesinde çok çok önemli katkılar sağlayacak, ancak, bütün bunların daha iyi farkında olunması, daha iyi anlaşılması için zamana ihtiyaç var ve bizim de önümüzde bu işler için zaman var.

Sürece sağduyu hâkim olmak zorunda. Duygusal yaklaşımlardan arındırıp kendimizi, gerçekçi bir şekilde, rasyonel bir şekilde bu sürecin hem bir hak olduğunun, zor elde ettiğimiz bir hak olduğunun farkına vararak devam ettirmemiz, korumamız, ama, öte yandan da attığımız her adımda, bu işten Türkiye'nin menfaati nedir, menfaatimiz var mı, bu sorgulamayla çalışmalarımıza devam etmemizde büyük fayda var ve sonuçta bu bir, aynı zamanda, kazan-kazan ilişkisi. Avrupa'nın ilerideki istikrarına, zaten, belki de tarihin en büyük barış projesi olan Avrupa Birliğinin, Türkiye'nin üyeliğiyle bu barış projesini çok daha farklı bir boyuta taşıyacağını da, yine, hep beraber görmemizde ve bu sürece katkı vermenin, Türkiye'nin ve tüm bölgemizin lehine olacağını da ben, tekrar, hatırlatmakta fayda görüyorum.

Beni dinlediğiniz için hepinize, tekrar, teşekkürlerimi sunuyorum.(AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Babacan (AK Parti, Ankara). “Avrupa birliğiyle ilgili yıllık raporu hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 65. Birleşim tutanağı, 20 Şubat 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-babacan-22-2007-02-20-avrupa-birligiyle-ilgili-yillik-raporu-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c147/b065/tbmm221470650031.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
