# Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Dinçer (CHP, Bursa)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim
- **Tarih:** 9 Temmuz 2004
- **Gündem:** BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KANUNUTASARISI (S.S.619)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-dincer-22-2004-07-09-buyuksehir-belediyeleri-kanunutasarisi-s-s-619

> Ali Dinçer (CHP), 9 Temmuz 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: BÜYÜKŞEHİR BELEDİYELERİ KANUNUTASARISI (S.S.619)); konuşma 1.243 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ DİNÇER (Bursa)- Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına saygılarımı sunuyorum.

Son derece önemli olan altyapı hizmetleri, genelde gözardı edilir; çünkü, onlar görünmez, çoğunlukla yeraltındadır, inşaatları sırasında sorunlar ortaya çıkar, trafik aksar, yaya trafiği aksar, çeşitli faaliyetler, ticarî faaliyetler bile etkilenir; o nedenle, pek sevimli yatırımlar değildir; ama, bir bünyede, insan bünyesinde, nasıl, kan dolaşımı, sindirim sistemi önemli ise, altyapı yatırımları da o kadar önemlidir. Ben, bu maddeyle ilgili, pratikten gelen ve genele yönelik eleştirilerimi, önerilerimi birlikte sunacağım.

Maddede, altyapı koordinasyon merkezinde, ilçe ve ilk kademe belediyelerinin de başkanlarıyla temsil edilebileceği yazılı. Burada aslında temel bir sorun var. Büyükşehir belediye yapıları, bizde, 1980'lerde fazla düşünülmeden gelişigüzel kurulduğu için dengeli değil. Büyükşehir belediyeleri içinde bazen 20 000 nüfuslu ilçe belediyeleri var, ilk kademe belediyeleri var, bazen 1 000 000 nüfuslu ilçe belediyeleri var. Büyükşehirlerdeki, metropolden öte, megapollerdeki 1 000 000 nüfuslu büyük ilçe belediyeleri -bu yasayla getirilen ölçeğe göre alt sınır 750 000, büyükşehirlerde- pek çok büyükşehirden daha kalabalık ve belediye başkanlarının da doğal olarak yükümlülükleri daha fazla. Nasıl büyükşehir belediye başkanı koordinasyon merkezine bir temsilci gönderebiliyorsa, görevlendirebiliyorsa, aslında, işlerinin aksamaması açısından ilçe belediye başkanları da gönderebilmeli.

Ayrıca, bu koordinasyon merkezine, katılımcı bir anlayışla, meslek kuruluşlarının da katılması söz konusu; ama, burada, bir parantez içindeki ilave, ciddî bir eksiği ortaya koyuyor. "Oda üst kuruluşu bulunan yerlerde üst kuruluşun temsilcileri katılsın" deniliyor. Çoğumuz meslek kuruluşlarına üyeyiz. Meslek odalarının hemen hemen hepsinin üst kuruluşları Ankara'dadır; ama, Ankara'da da bütün bu meslek kuruluşlarının şubeleri vardır ve asıl, belediyeyle ilgili işleri, yani, Makine Mühendisleri Odasının, İnşaat Mühendisleri Odasının, Mimarlar Odasının, Şehir Plancıları Odasının şubeleri üstlenirler. Merkezleri, o mühendislik odasının Türkiye genelindeki koordinasyonundan sorumludurlar. O nedenle, oda üst kuruluş temsilcileri de oldukları yerlerde koordinasyon merkezlerine gelebilsinler; fakat, şubeler de gelebilsin; çünkü, işin hamaliyesini asıl onlar çekiyorlar, onlar yapıyorlar. Onları, herhangi bir büyükşehirde oda üst kuruluşu var diye koordinasyon merkezinden uzak tutmak, tam anlamıyla katılımı sağlamaz. Oda üst kuruluş temsilcileriyle birlikte odaların o belediye sınırları içindeki şube temsilcileri yahut oda temsilcileri de koordinasyon merkezinin toplantılarına katılabilirlerse daha doğru olur diye düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım, bu, su, kanalizasyon ve diğer altyapı işleri ile bu yasa tasarısıyla getirilen sınır anlayışı pek bağdaşmıyor. Çünkü, bu altyapılar, genelde, fizikî yapıyı da, topografik yapıyı da dikkate alarak planlanırlar. Eğer, siz, salt geometrik anlayışla, pergelle bu işi yaparsanız... Daha önceki öneride pergelin sivri ucu kentin merkezine konuluyor, kilometre açılıyor, yer belirleniyordu şimdi de ondan pek farkı yok. Hemen hemen hiçbir büyükşehir belediyesinin sınırları dairevî değildir, genellikle kıvrımlıdır, yerleşim moduna göre de farklılaşır. Bazıları, deniz kıyısındaysa, göl kıyısındaysa, körfez kıyısına paralel gelişirler; bazıları, anayollar üzerindeyse, en hareketli yollar üzerinde lineer olarak gelişirler; bazıları, eğer, ovada ise, düz yerde ise, çapraz yapan anayollara dairevî olabilecek şekilde, eğer coğrafî engel yoksa, gelişirler. Bu yerleşimleri dikkate alarak aslında sınırları belirlenmeli. Her büyükşehrin kendine özgü sınır belirleme kriterleri ortaya çıkabilir yahut bunlar kategorik olarak değerlendirilebilirdi ve salt, tek bir sınır belirleme modelinin dışında, daha etkili, altyapı çalışmalarını da kolaylaştıracak sınır belirlemeleri yapılabilirdi. Daha etkin ve daha verimli işlerin yapılması açısından bunda yarar görüyorum.

Bir de biz şunu yapıyoruz: Hemen hemen bütün büyükşehirleri aynı mercekle gözaltına alıyoruz ve aynı modelle örgütlüyoruz. Halbuki, Türkiye'de, İstanbul gibi, Ankara gibi, İzmir gibi ve hatta Adana, Bursa gibi, dünya standartlarına baktığınız zaman megapol ölçeğine giden büyükşehirler var. Böylesine büyükşehirler için daha değişik bir model gerekli. Örneğin, İstanbul'da, bir megapol anlayışıyla, belki Rumeli ve Anadolu yakası metrepolleriyle; yani, İstanbul megapolü, Rumeli büyükşehri, Anadolu büyükşehri iki alt kademesiyle daha değişik, İstanbul'un sorunlarının çözümüne daha etkin ve verimli bir şekilde katkıda bulunacak bir model getirilebilirdi. Bu gelmediği için, altyapı çalışmalarında da ciddî sorunlar ortaya çıkacaktır. Bu sınır olayları, aslında, büyük metrepollerde, özellikle büyükşehirlerde, megapollerde, su temini, su havzaları da düşünülerek yapılmalıydı. Bu büyükşehirlerin en önemli sorunlarından birisi, arıtma tesisleriyle, dağıtım şebekeleriyle su şebekesidir. Bir çağdaş, modern şehrin, hemşerilerine yeteri kadar nitelikli suyu verebilmesi gerekir. Bunun için de, şehrin çok uzağındaki su havzalarından, su toplanıp, o şehre getirilme durumunda olunabilir. Oraların da aslında, bir anlamda, en azından mücavir alan kavramıyla, büyükşehirlerin, İstanbul gibi megapollerin denetiminde olması gerekir. Sınır belirlerken buna da dikkat edilse daha iyi olurdu. Değişik ölçekli, değişik nitelikli büyükşehirleri aynı kaba koymak yanlış; değişik karakterler için, gruplaştırılarak değişik modeller oluşturulabilirdi.

Bu altyapı çalışmalarında, aslında, belki de yasaya bile direktif olarak konulması gereken bir konu var; kanalizasyon, su, alttan giden elektrik kabloları, doğalgaz boruları, telefon kabloları, hatta, kablolu televizyon kabloları için. Çağdaş Avrupa kentlerinde olduğu gibi, kentin dokusunun müsait olduğu, özellikle yerleşimin yoğun olduğu yerlerde, biz, kaçınılmaz bir şekilde klasik altyapıdan çıkmalıyız. O, İkinci Dünya Harbindeki Fransız direnişçilerinin filmlerini izlerken gördüğümüze benzer, Paris'te olduğu gibi, büyük galerilerle altyapıları toplamak gerekiyor; koordinasyon da o zaman daha kolay olacaktır. Bir kere yapacaksınız, pir yapacaksınız. Böyle bir direktifi belediyelere vermekte büyük yarar var. Çünkü, bu büyük galerilerde pis su dipten akar, askılarda su boruları su taşır, kablolu televizyon için, elektrik kabloları için, telefon kabloları için borular da o iletişim mekanizmalarını taşır. Arıza olduğu zaman da, çok rahat o galerilere inilir; hatta, bazıları o kadar yoğun pis su taşır, yağmur suyu taşır ki, içinde botlarla, motorlu botlarla yolculuk yapabilir tamir bakım ekipleri. Yolu bozmadan, dışarıdaki hayatı hiç rahatsız etmeden, altyapının bütün eksiklikleri giderilir, tamiratı yapılabilir. Bunu da, bir şekilde maddeye koysaydık iyi olurdu; ama, en azından, ben, bunu bir öneri olarak, yasanın, tartışmalarla ilgili tutanaklarında yer aldığı zaman belediyelere yararlı olacağını düşünüyorum; o nedenle, vurgulayarak, altyapıda bu galeri sistemini tekrar öneriyorum.

Şimdi, altyapıyla ilgili bir başka olay daha var. Yine, bu da öneridir; inşallah, yasayı uygulama durumunda olanlar, Meclisteki tartışmaların tutanaklarını da okurlar ve yasanın nasıl oluşturulduğunu görüp, bu tutanaklardan da yararlanırlar. Ankara dahil, bütün büyükşehirlerde görüyoruz ki, insanlar, önce yoğunlaştılar; önce hepimiz birbirimizi bir arsa üzerinde maksimum yapılanmayla beton hapishanelere hapsettik, yeşil alanları düşünmedik, apartman yaşamı kolayımıza geldi; çünkü, temizliği kolay, bahçeli ev olduğu zaman işi daha fazla; ama, giderek toplumda bilinç düzeyi yükseldi; şimdi, insanlar, büyükşehirlerde, eskiden atalarımızın yaptığı doğru işi tekrarlıyorlar. Eskiden, şehir merkezlerinde evi olan ailelerin hemen hemen hepsinin bağ evleri vardı; baharda, yaz aylarında yaşamlarını bağ evlerinde geçiriyorlardı; orada, küçük ölçekte tarım da yapıyorlardı. Şimdi, bu tekrar ediliyor; artık, bu apartmanlardan sıkılanlar, imkânları varsa, ya büyük kentlerin etrafındaki, ulaşımı olan, suyu olan, elektriği olan köylere haftasonu evleri yapıyorlar, sonra bakıyorsunuz, o haftasonu evlerinin çoğu sürekli yaşanılır evler haline geliyor ya da hobi bahçeleri organizasyonu yapan belediyelerin küçücük arazilerinde tarımla uğraşıp hobilerini tatmin ediyorlar. Altyapı çalışmalarını yaparken, insanların bu talebini öngörmek gerekiyor. Kentlerin etrafında mücavir alanda, hatta bazen mücavir alanın dışında böylesine haftasonu evlerinin, hatta sürekli yaşanan bağ-bahçe nizamı evlerin çoğalacağını düşünelim; çoğalıyor, hepimizin bu ihtiyacı var; insanlar, bahçe içinde toprakla uğraşarak, toprağa basarak daha rahat yaşamak istiyorlar, biraz Amerikanvari bir campound anlayışı, bahçeli evler anlayışı Türkiye'de de gelişiyor; bunların bir kısmı siteler halinde oluşturuluyor; yani, su olsun, kanalizasyon olsun, elektrik şebekesi olsun, telefon şebekesi olsun, altyapı olarak yapılırken, bu koordinasyon merkezleri, bu ihtiyaca göre, onları, gidebilecek en uç noktalara kadar uzatmalılar, en azından nâzım planlarını, master projelerini geniş tutmalılar ki, bu ihtiyaç karşılanabilsin.

Burada, yalnız, önemli bir konu var; turistik bölgelerde öncelikli yapmamız gereken arıtma tesislerini, mümkün olduğu kadar, imkânlarımızı zorlayarak, bütün kentlerimize yaymalıyız, tüm Türkiye'ye yaymalıyız; ama, bunun da pahalı bir yatırım olduğunu biliyoruz. Bu pahalı yatırımı gerçekleştirebilmek için, devletin, belediye imkânlarıyla yapılamayacak projelere destek olması gerekiyor. Bunu da belediyelere görev olarak veriyoruz; ama, bilelim ki, birçok yerde, özellikle turistik bölgelerde, küçük belde belediyelerinde, ilçe belediyelerinde, o belediyeler imkân bulup bunları kolay kolay yapamazlar; ama, bir an evvel de, turizm sektörünün gelişmesi için, bunların yapılması gerekir. Bunların yapılmasıyla ilgili olarak, devlet bütçesinden ayrıca katkıda bulunmak gerektiğini de unutmayalım.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Dinçer (CHP, Bursa). “Büyükşehir belediyeleri kanunutasarısı (s.s.619)”. TBMM Genel Kurulu, 113. Birleşim tutanağı, 9 Temmuz 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-dincer-22-2004-07-09-buyuksehir-belediyeleri-kanunutasarisi-s-s-619 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
