# Tanık koruma kanunu tasarısı (s.s.34)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim
- **Tarih:** 27 Aralık 2007
- **Gündem:** TANIK KORUMA KANUNU TASARISI (S.S.34)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2007-12-27-tanik-koruma-kanunu-tasarisi-s-s-34

> Ali İhsan Köktürk (CHP), 27 Aralık 2007 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TANIK KORUMA KANUNU TASARISI (S.S.34)); konuşma 1.490 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Tanık Koruma Yasa Tasarısı’nın ikinci bölümünün kapsadığı 17’den 27’e kadar olan maddeler üzerinde, Cumhuriyet Halk Partisi Grubumuzun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunuyorum. Öncelikle, yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum. Ayrıca, ulusal bağımsızlığımızın ay yıldızlı bayrağımızla birlikte simgesi olan İstiklal Marşımızın şairi Mehmet Âkif Ersoy’un ölüm yıldönümü nedeniyle kendisini saygı ve şükranla anıyorum. Ankara’da yaşadığımız depremler nedeniyle de tüm Ankara halkına geçmiş olsun dileklerimi sunuyorum. Bugünkü oturumumuzun da geride bıraktığımız yılın son oturumu olması nedeniyle tüm milletvekillerimizin yeni yılını kutluyor, gelecek yılın aydınlık günler getirmesini diliyorum.

Tanık Koruma Yasa Tasarısı hakkında benden önce konuşan tüm milletvekillerimizin belirttiği üzere, çağdaş ceza yargılamasında tanıklık ve dolayısıyla tanık beyanı vazgeçilmez bir delil olma özelliğini korumaktadır. Yargılamanın kesin hükümle sonuçlanmasına kadar her aşamada tanık delili gerçeğin yakalanmasında çok önemli bir işleve sahiptir. Yine hepimizce bilindiği üzere, tanıklık da karşılıksız olarak yerine getirilmesi gereken zorunlu bir kamu görevidir. Buna karşılık, verdiği bilgilerden dolayı tanığın zarara uğramasına karşı gerekli önlemleri almak da devletin görev ve sorumluluğundadır. Dolayısıyla, suç ve suçlulukla mücadelede önemli koşullardan birisi de tanıkların ve yakınlarının güvence altına alınmasını sağlamaktan geçmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; dün de tasarının kapsamı konusunda burada, milletvekillerimizce, siyasi parti gruplarımızca tartışmalar yaşandı. Yasanın kapsamıyla ilgili öncelikle bir yargıya varabilmemiz için, Tanık Koruma Yasa Tasarısı’nın ilk çıktığı ülkelerdeki çıkış nedenlerine ve uygulama biçimlerine de kısaca bakmamız gerektiğini düşünüyorum.

Bugün görüştüğümüz Tanık Koruma Yasa Tasarısı, ilk kez Amerika Birleşik Devletleri’nde mafyayla mücadele için geliştirildi. 1967 yılında mafya çatışmalarının bütün ülkeyi kasıp kavurduğu bir süreçte Amerika Birleşik Devletleri çözümü, mafya içerisindeki kişilerin, daha doğrusu muhbirlerin konuşturulmasında buldu. Ancak, mafyadan olup da konuşmak da o kadar kolay değildi. Çünkü, mafyaya egemen olan “suskunluk yasası” kuralını bozanlar, bu kuralın dışına çıkanlar mafya tarafından öldürülüyordu. Dolayısıyla tek çare, muhbirlerin ve ailelerinin kimliklerinin değiştirilmesi, estetik ameliyatla tanınmayacak hâle getirilerek korunmaya alınmasıydı. ABD Hükûmeti Federal Tanık Koruma Programı’nı işte bu nedenle yaptı. Bugün de Amerikan Ceza Usul Kanunu’na göre Tanık Koruma Programı son derece ciddi ve organize suçlarda uygulanmaktadır. Yine, mukayeseli hukuka baktığımızda, Alman Tanık Koruma Uyum Kanunu’nda da tanık koruma hükümlerinin organize ve ciddi suçlarda uygulanması hüküm altına alınmıştır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, kapsamını tartıştığımız yasanın, günümüzde de dünyada terör örgütlerinin ve suç işlemek amacıyla kurulmuş diğer örgütlerin her geçen gün artan ve gelişen etki alanları, sahip oldukları güç ve kullandıkları yöntemler karşısında mevcut yasalar ve klasik ceza yöntemlerinin yeterli olmadığı konusunda, sanıyorum, tüm siyasi parti grupları olarak müttefikiz. Ülkemizde de, cumhuriyet değerlerini koruma mücadelesi veren pek çok aydınımız örgütlü cinayetler sonucunda yaşamını yitirmiş, ancak failler çoğu zaman bilinmesine rağmen olaylar aydınlatılamamıştır.

Başta Uğur Mumcu, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Ahmet Taner Kışlalı, Necip Hablemitoğlu olmak üzere, cumhuriyet değerleri için yaşamını yitiren bu önemli kişiliklerimizi ve kanlı, bölücü terör örgütünün saldırıları sonucu yaşamlarını yitiren gencecik evlatlarımızı bu vesileyle bir kez daha sevgi ve saygıyla anıyorum.

Ayrıca, bölücü terörün içinden geçtiğimiz süreçte de devam ettiğine üzüntüyle tanık oluyoruz.

Yine, olayın bir başka penceresinden baktığımızda, tüm devletimizi sarmalayan Susurluk gibi organize çete vakaları da bugünkü belleğimizde ta ilk günkü tazeliğini korumaktadır.

Bütün bunlara paralel olarak ve uluslararası sözleşmelerde de yer aldığı üzere, örgütlü suçlarda tanık koruma tedbirlerinin alınması ve buna yönelik düzenlemelerin gerçekleştirilmesi bizce de gereklidir. Ancak, zorunlu ve gerekli olan düzenlemelerin ihtiyaçlarla paralel olarak gerçekleştirilmesi ve ceza yargılamasının temel prensiplerinin de mümkün olduğunca korunması gerekirken, bunu ilk uygulayan ülkelerdeki düzenlemelerin kapsamını bile çok fazla aşacak bir şekilde Tanık Koruma Yasası Tasarısı’nın kapsamı genişletilerek, yerinde olmayan birtakım gerekçelerle, örgütlü olmayan suçların da tanık koruma yasası kapsamına alınması, pek çok adi ve alt sınırı düşük olan suç yargılamasının bu tasarıya dâhil edilmesi, bu şekilde tanığın dinlenmesindeki “açıklık”, “silahların eşitliği” ve “yüz yüzelik” ilkelerinin önemli ölçüde bertaraf edilmesi, savunma hakkını büyük ölçüde sınırlandırdığı gibi, ceza muhakemesi hukukumuzu da önemli ölçüde otoriter hâle getirmektedir.

Ayrıca, korunacak kişilerin kapsamının da oldukça geniş tutulması, uygulamada zorluklara neden olabilecek ve keyfîliği de beraberinde getirebilecek bir olgu olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bunlara yönelik eleştirilerimiz ve parti görüşümüz, yasa tasarısının geneli ve birinci bölümü hakkında konuşan arkadaşlarımızca kapsamlı olarak ifade edilmiştir.

İkinci bölümde de tartışmaya açık veya en azından Genel Kurulda değerlendirilmesi gereken düzenlemeler yer almaktadır. Genel bir bakış açısıyla, tanığın korunması kapsamında alınması gereken tedbirlerin uygulanma biçiminin büyük ölçüde yönetmeliklere bırakılması, harcamaların örtülü ödenekten yapılması, Kamu İhale Yasası’nın uygulanmaması gibi unsurlar, bunlara yönelik geçmiş uygulamalara ve yaşanan birtakım olumsuzluklara bakıldığında bazı kuşkuları beraberinde getirmektedir.

Yasa tasarısının 19’uncu maddesinde, bu kanun uyarınca alınacak koruma tedbirlerinin yerine getirilmesine ilişkin giderlerinin İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak ödenekten 5018 sayılı Kamu Malî Yönetimi ve Kontrol Kanunu’nun 24’üncü maddesinde belirtilen esaslar doğrultusunda karşılanacağı belirtilmiştir. Bu madde örtülü ödeneğe yönelik olup, 24’üncü maddeye göre örtülü ödenek, “Kapalı istihbarat ve kapalı savunma hizmetleri, Devletin millî güvenliği ve yüksek menfaatleri ile Devlet itibarının gerekleri, siyasi, sosyal ve kültürel amaçlar ve olağanüstü hizmetlerle ilgili Hükûmet icapları için kullanılmak üzere Başbakanlık bütçesine konulan ödenektir. …Örtülü ödenek, bu amaçlar dışında ve Başbakanın ve ailesinin kişisel harcamaları ile siyasi partilerin idare, propaganda ve seçim ihtiyaçlarında kullanılamaz.” Bugün görüştüğümüz Tanık Koruma Yasa Tasarısı’nda da tüm giderlerin İçişleri Bakanlığı bütçesine konulacak örtülü ödenekten karşılanması öngörülmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; örtülü ödeneğin kullanılması, 24’üncü madde uyarınca birtakım sınırlamalara ve koşullara tabi kılınmışsa da uygulamada bu böyle olmamış, örtülü ödeneğin denetiminin olmaması, ülkemizde yıllardır hiç bitmeyen tartışmalara ve yasaya aykırı kullanımlara neden olmuştur. Bu durum, devletimizin çoğu zaman ciddi zararlar görmesine yol açtığı gibi, bazen de yöneticilerin ağır suçlamalarla karşı karşıya kalması sonucunu doğurmuştur. Türkiye tarihinde ilk örtülü ödenek harcamalarıyla ilgili dava 27 Mayıs ihtilalinden sonra açılmıştır. 1995 yılında ise emekli Orgeneral Necdet Öztorun’un sesinin taklit edilmesi suretiyle, dönemin Başbakanının, Selçuk Parsadan tarafından aranarak 5,5 milyar lira verilmesinin istendiğini hepimiz biliyoruz ve anımsıyoruz. Bu para, yine hepimizin bildiği üzere, Parsadan’a Sayın Başbakan tarafından verilmiştir. Daha açıkçası, Parsadan’ın, sözde, Öztorun adına istediği bu para örtülü ödenekten, Örtülü Ödenek Yasası’na aykırı olarak verilmiştir. Olayın ortaya çıkması üzerine yapılan yargılama sonucu Selçuk Parsadan’ın mahkûmiyetini onaylayan Yargıtay 6. Ceza Dairesi örtülü ödeneğin 5,5 milyar lira dolandırıldığını da tescil etmiştir. Sayın Başbakanın sorumluluğu ise mahkeme safahatında dile getirilmiş, ancak bu fasıldan yapılan harcamalarla ilgili olarak başbakanlara suç yüklenemeyeceği için daha ileri bir soruşturmaya ve yargılamaya gidilememiştir.

Yine, aynı Başbakanımızın Başbakanlık görevini bıraktığı günlerde de çok büyük miktarda bir örtülü ödeme yaptığı, bir siyasi parti genel başkanı tarafından dile getirilmiş “Ödemenin kime yapıldığını açıkla.” “Hayır, açıklayamam. Açıklarsam devlet zor durumda kalır.” tartışmaları uzun yıllar, uzun günler ülke gündemini meşgul etmiş ve kamu vicdanını yaralamıştır.

Değerli milletvekilleri, geçmişte yaşanan olumsuzlukları bugün Meclis Genel Kurulunda dile getirmek bizi de mutlu kılmıyor. Ancak, görüştüğümüz yasa tasarısının en uygun biçimiyle Meclisten çıkması için, aynı konuya ilişkin geçmiş uygulamalardan ders almamız ve tasarının sakıncalarından arınmamız gerekiyor. Bugün baktığımızda ise, devletin en önemli ve gizli bazı işleri için harcanan Başbakanlık örtülü ödeneğinin başında, sahte belge tanzim etmekten yargılanan, Ankara 9. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından iki yıl hapis cezasına mahkûm edilen ve bu nedenle görevden el çektirilmesi gereken bir kişinin bulunuyor olması da bu konuda hâlen daha süregelen keyfîliği de açık bir şekilde göstermektedir. Oysaki, örtülü ödeneğin devletin en gizli ve ciddi faaliyetleri için düzenlenmiş olmasına karşın bu keyfîliğin var olması, bundan sonraki örtülü ödenek uygulamaları için olumlu düşüncelerimizi ve beklentilerimizi engellemektedir.

Ayrıca, her ne kadar bu konuda tanık koruma prosedürünün gizliliğinden yola çıkılarak düzenleme yapılmışsa da, Başbakanlık örtülü ödeneğinde geçmişten günümüze yaşanan, daha doğrusu bütün bu olumsuzluklar yaşanırken bu yasa tasarısıyla İçişleri Bakanlığı bütçesine konularak yeni bir örtülü ödenek yaratılıyor olmasının dikkatli ve hassas bir şekilde değerlendirilmesi gerektiği kanısındayız.

Ayrıca, ülkemizde 20 milyonun üzerindeki insanımızın yoksulluk sınırının altında yaşadığı, 1 milyonun üzerindeki insanımızın her gece yatağa aç girdiği, emeklilerimizin yoksulluk sınırının altında maaş aldığı ve keza işsizliğin resmî rakamlara göre yüzde 9’lara, ancak gayriresmî rakamlara göre yüzde 15’lere ulaştığı, tarım emekçilerimizin tükendiği bir süreçten geçerken, yasa tasarısının kapsamının ve kapsamına aldığı suç tiplerinin oldukça genişletilerek ve örtülü ödenek kapsamına alınarak devlet kaynaklarının da gerekli olmayan bir şekilde kullanılmasını da vicdanen kabul etmemiz mümkün bulunmamaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; son olarak değinmek istediğim konu bu kanun tasarısında Kamu İhale Yasası’nın uygulanmamasıdır. Kanun tasarısının 23’üncü maddesiyle 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3’üncü maddesinin birinci fıkrasına “tanıkların korunmasına ilişkin mevzuat hükümlerine göre alınacak koruma tedbirlerinin uygulanması için gerekli olan mal ve hizmet alımları” cümlesi eklenmiştir. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu’nun 3’üncü maddesine baktığımızda, birtakım alım ve yapım işlerinin Devlet İhale Yasası’na tabi olmadığını düzenlediğini görmekteyiz. Dolayısıyla, yapılan eklemeyle de tanık koruma yasası kapsamında yapılacak harcamalar Kamu İhale Yasası kapsamı dışına çıkartılmıştır.

Tanık koruma yasasının kapsamına aldığı suçların genişliği, korunacak tanıkların, görevlilerin ve hatta müştekinin yakınlarının ve ilişki içerisinde oldukları kişilerin oldukça çokluğu ve dolayısıyla, yapılacak masrafların çok büyük miktarlara ulaşması göz önünde bulundurulduğunda, harcamaların, Kamu İhale Yasası dışında tutularak örtülü ödenek yaratılarak yapılıyor olması, geçmişteki uygulamalar göz önünde bulundurulduğunda kuşkularımızı ciddi bir şekilde artırmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sonuç olarak, az önce ifade ettiğimiz gibi, çoğu yönleriyle bu Tanık Koruma Yasa Tasarısı’nda aşırılığa kaçılması belirttiğimiz sakıncaları doğurmakta, hukuk devleti normlarını zorlamakta ve bu normların dışına çıkmaktadır. Bu yönleriyle, Cumhuriyet Halk Partisi Grubu olarak yasaya itiraz ediyoruz.

Bu duygu ve düşüncelerle, Genel Kurulumuzu saygıyla selamlıyoruz. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “Tanık koruma kanunu tasarısı (s.s.34)”. TBMM Genel Kurulu, 43. Birleşim tutanağı, 27 Aralık 2007. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2007-12-27-tanik-koruma-kanunu-tasarisi-s-s-34 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
