# Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim
- **Tarih:** 29 Nisan 2008
- **Gündem:** TÜRK CEZA KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA (S.S.215)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2008-04-29-turk-ceza-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu

> Ali İhsan Köktürk (CHP), 29 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK CEZA KANUNUNUN BAZI MADDELERİNDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TEKLİFİ HAKKINDA (S.S.215)); konuşma 928 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ İHSAN KÖKTÜRK (Zonguldak) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 215 sıra sayılı Türk Ceza Kanunu’nun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasını içeren yasa teklifinin 3’üncü maddesi üzerine Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Şahsım ve grubum adına yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, öncelikle belirtmek gerekir ki eksiksiz demokrasi, insan hakları, hukukun üstünlüğü, hukuk devleti kurum ve kavramlarının egemen olduğu aydınlık, çağdaş, uygar bir Türkiye hepimizin ereği olmalıdır. Düşünceyi ifade özgürlüğü de yukarıda belirttiğimiz ereğin en temel koşullarındandır. O nedenle, İnsan Hakları Evrensel Bildirisi’nin 18’inci maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesi ve Anayasa’mızın 26’ncı maddesiyle herkesin düşünce ve kanaatlerini açıklama ve yayma özgürlüğü güvence altına alınmış, ifade özgürlüğü tüm çağdaş demokrasilerde en temel haklardan birisi kabul edilmiştir. Ancak, tüm temel hak ve özgürlüklerde olduğu gibi ifade özgürlüğünün ve ifadeyi yayma özgürlüğünün de sınırları vardır. Bu anlamda, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiyle ilgili olarak yapılan eleştirilerin çıkış noktası da daha çok düşünceyi ifade özgürlüğüne sınır getirdiği şeklinde olduğu için öncelikle düşünce ve ifade özgürlüğüyle bu özgürlüğün sınırlanmasına yönelik olan uluslararası mevzuata bir bakmak gerekiyor.

Değerli milletvekilleri, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 10’uncu maddesinin 2’nci fıkrası “Kullanılması görev ve sorumluluk yükleyen bu özgürlükler, demokratik bir toplumda, zorunlu tedbirler niteliğinde olarak, ulusal güvenliğin, toprak bütünlüğünün veya kamu emniyetinin korunması, kamu düzeninin sağlanması ve suç işlenmesinin önlenmesi, sağlığın veya genel ahlakın, başkalarının şöhret ve haklarının korunması veya yargı gücünün otorite ve tarafsızlığının sağlanması için yasayla öngörülen bazı biçim koşullarına, sınırlamalara ve yaptırımlara bağlanabilir.” diyerek bu konuda son derece açık bir düzenleme getirmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirisi de aynı mahiyette düzenlemeler içermektedir.

Yine Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin uygulamalarına baktığımızda Castells-İspanya, Skalka-Polonya, Zana-Türkiye 1997 kararları örneğinde olduğu gibi, tartışma ve ifade özgürlüğünün mutlak olmadığı, sözleşmeci devletlerin bu özgürlüğü belirli yasaklara ve cezalara bağlayabileceğini öngördüğünü de açıkça görmekteyiz. Dolayısıyla, uluslararası mevzuat göz önüne alındığında farklı amaçlar içerisindeki dış çevrelerin ve bunların içerideki uzantılarının yarattığı temelsiz, mesnetsiz bilgi fırtınasının gerçeği yansıtmadığı çok açık bir şekilde karşımıza çıkmaktadır.

Değerli milletvekilleri, hâl böyle iken siyasal iktidarın AB ve ABD’den gelen temelsiz ve çifte standart içeren baskılara boyun eğerek ülkemizin temel ve ivedi önceliklerini bir kenara bırakarak kendi iktidarlarına dışarıdan destek arama ihtiyacı ve amacı içerisinde, bu teklifi bir milletvekili kanalıyla Meclise sunduğunu görüyoruz.

Avrupa Birliğine uyum bahanesiyle, hepimizin korumakla yükümlü olduğumuz bağımsız ulus devletimizin ortak temel kurum ve değer yargılarına saldırıların meşrulaştırılmaya çalışıldığı bir süreci üzülerek ve kaygıyla izliyoruz hatta öyle ki sunulan kanun teklifinin genel gerekçesinin son paragrafında yer alan ifade, samimiyetsizliği ve gerideki amaçları tüm çıplaklığıyla ortaya sermektedir. Bu ifadede belirtilen nedenlerle Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesiyle korunmak istenen hukuki değerin ceza kanunlarıyla korunması toplumsal barışa ve adalete hizmet etmek yerine, tersine, daha önemli büyük sorunlara neden olmakta, toplumsal barışı bozucu sonuçlara yol açmaktadır. Nitekim “Bugün dünyadaki gelişme, bu tür eylemlerin suç olmaktan ceza kanunundan çıkarılması yönündedir.” cümlesini içermektedir. Bu, bugünkü teklifin gerekçesinin son paragrafıdır.

Ayrıca, Dışişleri Bakanı Sayın Babacan, 15/04/2008 tarihli demecinde Türk Ceza Kanunu’nun 301’inci maddesine atıfta bulunarak “Türkiye’deki asıl zorluğun elitin tavrını değiştirmek olduğunu” ifade ederek, insanların yeni bir düşünce tarzını benimsemeleri gerektiğini de ekleyerek “Yasayı tamamen ortadan kaldırmak kolay değil, gerekli düzenlemeleri yapıyoruz.” şeklinde beyanlarda bulunmuştur. Dolayısıyla gerek bugün görüştüğümüz yasa teklifinin genel gerekçesinin son fıkrasına gerekse Hükûmet yetkililerinin ve Sayın Babacan’ın az önce ifade ettiğimiz beyanlarına baktığımızda, Hükûmetin asıl amacının madde değişikliği değil, dışarıdan aradığı desteklerin karşılığı olarak ulus devletimizin temel kurumlarına saygıyı koruyan maddeyi tamamen ortadan kaldırmak olduğunu çok açık bir şekilde görüyoruz. Ancak ulusal duyarlılık nedeniyle bunu başaramadığını, Adalet Bakanının izni koşulunu getirmek suretiyle maddeyi baypas etmeyi ve uygulanamaz bir duruma getirmeyi amaçladığının da yine farkındayız.

Ayrıca, siyasal iktidarın bu çabalarının açılan kapatma davasından sonra hızlandığını, bir süreden beri ulusal çıkarlarımızla bağdaşmayan düzenlemelerin birer birer Türkiye Büyük Millet Meclisi gündemine taşındığını, Avrupa Birliği temsilcilerinin, Barroso’ların, Lagendijk’lerin müstemleke valisi edasıyla yargımıza, ordumuza, anayasal kurumlarımıza, üniter ve laik devletimizin temel değerlerine açıkça müdahale ve saldırı teşkil eden beyanlarının nasıl kayıtsızlıkla izlendiğini ve bu konuda tahrik edildiklerini de tüm ulusumuzla birlikte görüyoruz.

Değerli milletvekilleri, Avrupa Birliğinin neredeyse tüm ülkelerinde Almanya’da, İtalya’da, Fransa’da, Danimarka’da, Hollanda’da ve diğer pek çok ülkeyle birlikte dünyada doksanı aşan devlette temel kurum ve değerlere karşı hakaret teşkil eden açıklamaların cezalandırılmasına karşın, sanki bu düzenleme sadece bizim ülkemizde varmış gibi bir anlayışla ülkemize yapılan bu dayatmalar emperyalizm karşısında son kale olan ulus devletimize karşı gizli amaçları içinde barındırmaktadır.

Ayrıca, söylenenlerin tersine, sadece Almanya’da 72, İtalya’da 107 ve Hollanda’da 407 kişi 301’inci madde ve benzeri maddelerden cezalandırılmıştır. Ancak, Yargıtaydan alınan verilere göre, Türkiye’deki Yargıtayın onadığı bu konudaki dosya sayısı 3’ü, 5’i geçmemektedir. Bu bağlamda, 301’inci maddeye yönelik olarak söylemlerinde şiddet içermeyen her türlü düşüncenin serbest bırakılmasını ülkemizden talep eden Avrupa Birliği komiserlerine ve 301 değişiklik teklifinin gerçek sahibi Hükûmet yetkililerine sormak istiyoruz, Sayın Barroso, Sayın Başbakanım, Sayın Adalet Bakanım, İngiliz tarihçi ve öğretim üyesi Norman Stone’un soykırım olmadığını ortaya koymaya yönelik bilimsel makalesi şiddet mi içeriyordu da yazdığı yazı nedeniyle İsviçre Zürih Başsavcılığınca dava açıldı? ABD’li tarihçi Bernard Lewis’in sözlü açıklamaları şiddet mi içeriyordu da 1995 yılında “Ermeni soykırımı olmadı.” dediği için kurbanların hissiyatını göz önüne almamak gibi bir suçlamayla mahkûm edildi? Sayın Perinçek’in İsviçre’de düzenlenen bir konferans sırasında söylediği “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır.” sözü şiddet mi içeriyordu da Ermeni iddialarını inkâr yasasını ihlal ettiği gerekçesiyle 2007 yılında Lozan’da yargılandı ve cezalandırıldı.

Değerli milletvekilleri, kendi ülkelerinde kendi değerlerini en sert bir şekilde koruyanların, “Ermeni soykırımı” yok diyenleri sadece bu sözleri nedeniyle cezalandıranların, bir reklamda Amerikan topraklarının bir kısmının Meksika toprakları içerisinde gösterilmesine tahammül edemeyenlerin laik, üniter cumhuriyetimizin temel güvencesi olan değer ve kurumlarımıza yapılan hakaretleri meşrulaştırmaya yönelik çabalarını ve ulus devlet noktasındaki psikolojik direncimizi kırmaya yönelik saldırılarını görüyoruz, farkındayız.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali İhsan Köktürk (CHP, Zonguldak). “Türk ceza kanununun bazı maddelerinde değişiklik yapılmasına dair kanun teklifi hakkında (s.s.215)”. TBMM Genel Kurulu, 96. Birleşim tutanağı, 29 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-ihsan-kokturk-23-2008-04-29-turk-ceza-kanununun-bazi-maddelerinde-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
