# Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Kemal Deveciler (CHP, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim
- **Tarih:** 9 Şubat 2005
- **Gündem:** TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-deveciler-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701

> Ali Kemal Deveciler (CHP), 9 Şubat 2005 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TARIM ÜRÜNLERİ LİSANSLI DEPOCULUK KANUN TASARI (S.S. 701)); konuşma 1.541 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 701 sıra sayılı Tarım Ürünleri Lisanslı Depoculuk Kanunu Tasarısının 14 üncü maddesi hakkında Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygı ve sevgilerimle selamlıyorum.

Türkiye'de sayıları 100'ün üzerinde olmasına karşın, teknik bilgi ve donanım eksiklikleri, hukukî altyapı yetersizlikleri, standardizasyon tekniğinin kurulmamış olması gibi sorunlar genel ekonomik yapının getirdiği sorunlarla birleşerek Türkiye'deki ürün borsalarının çoğunu tescil ofisi olarak çalışır durumda tutmakta, geriye kalanlar ise çalışma düzeyini spot piyasa işlemleriyle sınırlamaktadır. Ülkemizde salon satışı yapılan borsa sayısının 10'un altında olması bu gerçeğin altını çizmektedir.

Çağdaş anlamda kurgulanmış bir borsa yapısı, vadeli işlemlerle taraflara kâğıt üzerinden işlem yapma olanağı sağlayarak fizikî imkânlarla sınırlı spot işlemlerin hacminin son derecede yüksek düzeylere ulaşmasını sağlamaktadır.

Türkiye'de Amerikan sistemi model olarak alınarak kurulmaya çalışılan lisanslı depoculuk sistemi, gerek Türkiye'ye özgü koşullar gerekse Amerika Birleşik Devletleri sisteminde lisanslı depoculuğun tarım politikası uygulama aracı olma işlevinin görmezden gelinerek bir aktarma işinin yapılmaya çalışılması nedeniyle sorunlu bir yapı doğurmaya adaydır.

Tasarıda lisanslı depoculuk, genel tarım politikalarının uygulanmasında yararlanılacak bir araç olarak görülmemektedir. Oysa, Amerika Birleşik Devletlerinde ise, lisanslı depoculuk, yerel çiftlik program amaçlarına ulaşmak ve böylelikle piyasaları regüle etmek olarak belirlenmiştir.

Belirtilen programlar çerçevesinde, Amerika Birleşik Devletlerinde tarım piyasalarına müdahale edilerek alım yapılmakta ve oluşturulan kamu stoku lisanslı depolarda depolanmaktadır. Buna karşılık, Türkiye'de kamunun tarım piyasalarından tümüyle çekilmesine yönelik bir program uygulanmaktadır. Tasarının lisanslı depoculuğun uygulanacağı ürünler olarak saydığı hububat, bakliyat, pamuk, tütün, fındık, yağlı tohumlar, bitkisel yağlar, rafine şeker, neredeyse tümüyle kamusal müdahale alımları dışına çıkarılmış ya da çıkarılmak istenmektedir. Örneğin, hububat ve bakliyat ürünlerinde müdahale ve piyasa regülasyonu işlevini yerine getiren Toprak Mahsulleri Ofisi, önce bakliyat görevinden çıkmış, ardından da her geçen yıl azalan alım miktarlarıyla hububat görevinden çıkarılmaya çalışılmaktadır.

Bu sürecin sonunda, Türkiye, çok değil on yıl önce dünya lideri olduğu bakliyat ürünlerinde dışa bağımlı, hububatta her geçen yıl artan miktarlarda dışalım yapar hale getirilmiştir.

1993 yılından bu yana fiilen umumî mağazacılık hizmetleri yapan Toprak Mahsulleri Ofisi, bu alanda öncü görevler yüklenip, aynı zamanda müdahale alımı ve piyasa regülasyonu görevlerini yerine getirmesi gereken kuruluş iken, küçültülüp, piyasadan neredeyse tümüyle çekilmiş, âdeta bir dışticaret aygıtı niteliğine dönüştürülmüştür.

Bu doğrultuda tasarının arka planında hâkim olan düşünce, Toprak Mahsulleri Ofisinin 4 500 000 ton kapasitesinin piyasaya aktarılmasıdır.

Avrupa Birliği müktesebatına uyum çalışmaları gereği, müdahale kuruluşu olarak yapılandırılması gereken Toprak Mahsulleri Ofisinin, önce küçültülüp, sonra özelleştirilmesine yönelik planlar, Türkiye hububat sektörü ve üretici açısından son derece sakıncalı sonuçlar doğuracaktır. Kamusal destekleme politikaları olmaksızın hububat üretiminin sürdürülebilmesi ve makbuz senetler sisteminin işletilebilmesi olanaklı değildir.

Tasarıda, lisanslı depoculuk, borsa sisteminin bir tamamlayıcı unsuru olarak kurgulanmaya çalışılmaktadır. Lisanslı depocular, borsayla sözleşme yaparak ürün senetlerini kote ettireceklerdir.

Avrupa Birliğinde lisanslı depoculuk ile borsa sistemi arasında, böyle, doğrudan bir bağ yoktur. Buna karşılık, Türkiye'de, borsalar, tarım ürünleri ticaretinden, sisteme bir şey katmadıkları halde büyük finansmanlar elde etmektedirler. Bu kez ürün senetleri üzerinden aynı finansman transferine kapı açılmaktadır. Böyle bir yaklaşım, sektörün rekabet gücünü artıran değil, azaltan sonuçlar doğuracaktır. Üreticinin alınteri üzerinden haksız kazanç elde eden sistemin daha da derinleştirilmesinin herhangi bir yararı bulunmamaktadır.

Dünyada tarım borsacılığı, ürün bazında, çok ürünlü borsa tipinden ürün veya ürün grubunda uzmanlaşmış ihtisas borsacılığına geçiş şeklinde gelişme göstermiştir. Borsaların belirli ürünlerde uzmanlaşması, bir taraftan ülke içi ve uluslararası piyasalar için referans fiyat oluşumuna katkı sağlarken, bir taraftan da ürünün pazarlama kanallarında oluşan farklı uygulamaların ortadan kalkmasına yardımcı olmaktadır.

Lisanslı depoculukta sistemin sağlıklı işleyebilmesi için aktörlerden her birisi (üretici, lisanslı depocu, borsa, sanayici, banka, sigorta şirketi ve ilgili bakanlıklar) sorumluluklarını eksiksiz olarak yerine getirmek durumundadır. Söz konusu sorumlulukları kısaca şöyle sıralamak istiyorum:

Lisanslı depo: Teslim edilen ürünlerin sağlam ve sağlıklı şekilde muhafazasını yapacak depolama sistemini oluşturmalı, ürünlerin kalite sınıflarına göre tasnifini gerçekleştirmeli; ürün, borsaya uğramadan lisanslı depoya gelmişse, analiz için uygun yöntemleri kullanarak numune alıp tartım makbuzuyla birlikte borsaya göndermeli; depo ve ürünler için gerekli olan tüm sigortaları yaptırmalı; ürün sahibi, şayet, ürün senedi istemiyorsa, ürünün mudiye ait olduğunu gösteren geleneksel formda senet vermeli; ürün ve üreticiyle ilgili belgeleri (tartım makbuzu, ürün senedi, satış makbuzu) ve kayıtları düzenli olarak oluşturmalı; kadrosunda konuyla ilgili uzmanları istihdam etmeli ve ürünün senet ibraz edilerek talep edilmesi halinde, zaman geciktirmeden ürünü teslim etmelidir.

Borsa: Lisanslı depolara kabul edilen ürünlerin kalite sınıflarını belirlemek için gerekli işlemleri yerine getirmek, kendisiyle çalışan lisanslı depolara uygun şartları ve yeterliliğini kontrol etmek, ürün senetlerinin alınıp satılmasını sağlayacak bilgi işlem altyapısını kurmak, çok sayıda alıcı ve satıcının bir araya gelmesini sağlayacak çalışmaları yapmak, işlemlerle ilgili kayıtların muhafazasını yapmak ve sistemdeki aktörlerle işbirliği içerisinde bulunmak zorundadır.

Üretici: Lisanslı depoya depolanabilir nitelikteki ürünü vermek, lisanslı depoya gerekli ücretleri yatırmak, ürün senedinin bir nüshasını muhafaza etmek zorundadır.

Sigorta şirketi: Depoyu ve ürünü, zarar görmesi durumunda zararın tümünü kapsayacak ödemeyi yapabilecek şartlarda sigortalamalı, ürün senedi sahibini sigortalanmış ürünün sahibi olarak kabul etmeli ve herhangi bir nedenle sigortayı iptal etmek ya da kapsamını değiştirmek istediğinde taraflara önceden haber vermelidir.

Banka: Mudiye verilen ürünün senedini rehin koyarak kredi vermelidir.

Sanayi ve Ticaret Bakanlığının sorumlulukları ise; sistemin işleyişini bütün olarak takip, sistemin sağlıklı işlemesi ve tasarlanan hedeflere ulaşılabilmesi için, piyasa aktörlerinin yukarıda sayılan sorumluluklarını yerine getirmesi zorunludur. Aksi takdirde, herhangi bir aşamada ortaya çıkacak aksaklıklar, sistemin bütün olarak zarar görmesine neden olabilecektir.

Tasarıdaki lisanslı depoculuk sistemi, Sanayi ve Ticaret Bakanlığının kontrol ve denetimine bırakılmıştır. Bu durum, sözü edilen Bakanlığın teknik bilgi isteyen ve birbirinden çok farklı özellikler gerektiren ürün depolamalarında uzman olmaması nedeniyle, sorunları ileride ortaya çıkaracaktır. Nitekim, Amerika Birleşik Devletlerinde, aynı yapı, Tarım Bakanlığının denetimindedir.

Sonuç olarak, Türkiye tarımsal üretim ve ticaret yapılarının rekabetini artırmaya yönelik tarım politikalarının bir aracı olacak şekilde, üretici yararına kurgulanmış, üreticiye kısa süreli kredi sağlayan, işleyicinin uygun ve zamanında hammadde sağlama riskini ortadan kaldıran, kamunun müdahale ve depolama için gerekli finansman giderini azaltan ve zamana yayan, Tarım Bakanlığının kontrolünde bir lisanslı depoculuk, yararlı ve de gereklidir. Buna karşılık, lisanslı depoculuğun çalışabilmesi için gerekli olan ve yukarıda sayılan altyapı eksikliklerinin verili olduğu bir ortamda tasarıya hâkim olan ve kamuyu tümüyle tarımsal piyasalardan uzak tutmaya yönelik lisanslı depoculuk anlayışı, sektörde emeğiyle yaşayanlara ve ülkeye yarar değil, zarar getirecektir.

Sayın milletvekilleri, sizlere, Balıkesir İli Edremit Körfezinde... Biliyorsunuz, zeytincilikle uğraşmaktadır; 9 000 000 civarında zeytin vardır. Körfez bölgesindeki, Ayvalık, Edremit, Gömeç, Burhaniye, Havran İlçelerinde yaşayan 300 000'e yakın insanımız, halkımız, yüzde 70'inin geçim kaynağı zeytinciliktedir. AKP İktidarı olarak, seçimlerden evvel verdiğiniz sözlerde -zeytinyağına, daha evvelki hükümetler döneminde 28 sent, 40 sent prim verilmekteydi- bu primlerin az olduğunu ve iktidara geldiğinizde 60 sent prim vereceğinizi söylemiştiniz; ama, ne yazıktır, iktidara geleli üçüncü dönem olmanıza rağmen, üç sefer prim açıklamanıza rağmen, 10 senti geçemediniz. Bu yıl, inşallah, Plan ve Bütçe Komisyonundaki tüm üyelerin destekleriyle, hükümetten gelen teklifin üzerine, Tarım Bakanlığı bütçesinde 100 trilyon, Maliye Bakanlığı bütçesinde 100 trilyon ilave edilerek, 581 trilyon lira, yağlı tohumlara destekleme primi verileceği kabul edildi. 200 trilyon lira bir artış yapıldı. Bu artış neticesinde zeytinyağının primi, verilecek destekleme primi 25 yeni kuruş (250 000 lira) yani, 17,5 sente yükselmiştir. Nerede söz verilen 60 sent destekleme primi, nerede bu yıl verilecek olan 17,5 sent?! Arada tam 4 kat var. Bu da, AKP İktidarının, seçim öncesi vermiş olduğu sözlerin, demek ki, dörtte 1'ini tuttuğunu göstermektedir.

Avrupa Birliği ülkelerinde zeytinyağına 1,3 euro -o da 2 340 000 lira- destekleme primi verilmekte. Türkiyemizde verilen, ülkemizde verilen primin onda 1'ine isabet etmektedir. Yine, Avrupa Birliği ülkelerinde 4 euroya zeytinyağı satılırken, 7 000 000 liraya satılırken, ülkemizde geçen yılın fiyatlarında 3 350 000 liraya satılmaktadır. Şimdi, bunu neden söylüyorum; 2003-2004 yılı sezonuna ait zeytinyağı primleri, Körfez bölgesinde, özellikle Ayvalık ve Altınova, Edremit ve Altınoluk ve Gömeç İlçelerinde halen ödenmemiştir. İktidarın vereceği meblağ, geçen yıla ait, 200 000 lira. Buradaki çiftçimiz, üreticimiz bu 200 000 liranın 50 000 lirasını, zaten, peşin olarak, çiftçi malları koruma bedeli olarak, zeytin tarlaları ilaçlama bedeli olarak ve ziraat odası aidatı olarak ödedi ve bugüne kadar bu para nakit olarak cebinden çıktı.

Yine, ayrıca, geçtiğimiz kampanya döneminde yaprak solgunluğu hastalığı vardı. Burada 50 000'e yakın ağaç kurudu. Yine, don olayından dolayı yüzde 30'a yakın zeytin perişan oldu, yüzde 30 eksik ürün alındı. Şu anda, çiftçimiz -2003 yılı destekleme primlerini almadığı halde, 2004 yılı da geldi- mağdur durumda. Şu anda, zeytin üreticisi, bu primleri almamasına rağmen, zeytinliklerini budamaya, gübrelemeye, toprağını sürmeye, birinci ilaçlamasını yapmaya başlamış bulunmaktadır. Bu işlemleri şubat ve mart aylarında yapmadığı takdirde, bu yıl içerisinde zeytin mahsulü verimi tamamen düşük olacaktır. Onun içindir ki, tüm Körfez bölgesindeki bu zeytin üreticilerinin 2003 yılından kalan zeytinyağı primlerinin acilen ödenmesi gerekmektedir ve bunu dört gözle beklemektedirler.

İktidar Partisinin, mağdur durumda bulunan Körfez bölgesindeki, özellikle Ayvalık, Altınova, Gömeç, Edremit ve Altınoluk'taki zeytin üreticilerinin 2003 yılı destekleme primlerinin, bir an evvel, acilen ödenmesi gerekmektedir. Yoksa, şu anda -az evvel söylediğim gibi- budama, ilaçlama ve sürme işlemlerini borç para alarak yapmaktadır birkısım çiftçimiz, bir kısmı da yapamamaktadır. Şayet, bu primler... Hakkı olan bu primlerin bir an evvel verilmesi gerekmektedir.

Yine, geçen yılın doğrudan gelir destekleri daha Türkiye'nin hiçbir yerinde ödenmemiştir; ama, AKP iktidara geldiğinden beri, bu doğrudan gelir desteklerini, âdet haline getirmiştir, hep bir yıl sonra ödemektedir. Yenisinin ödemesi geldi. Peki, çiftçinin bu hali ne olacak?.. Başbakanımız, bakanlarımız, milletvekillerimiz, bazı panellerde, gazetelerde, basın açıklamalarında, medyada "çiftçiye 2005 yılından itibaren desteklemelerini artırıyoruz, çiftçiye sahip çıkıyoruz" diye söylemektesiniz. Bırakın yeni desteklemeleri vaat etmeyi de, sizler, bir an evvel, çiftçinin hakkı olup da alamadıklarını, doğrudan gelir desteklerini ve zeytinyağı destekleme primlerini, geçen yılın primlerini ödeyiverin de bir görelim. Hadi bir ödeyiverin.

Sevgili arkadaşlarım, hepinize sevgiler ve saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Kemal Deveciler (CHP, Balıkesir). “Tarım ürünleri lisanslı depoculuk kanun tasarı (s.s. 701)”. TBMM Genel Kurulu, 56. Birleşim tutanağı, 9 Şubat 2005. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-deveciler-22-2005-02-09-tarim-urunleri-lisansli-depoculuk-kanun-tasari-s-s-701 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
