# Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin mali sektöre olan borçlarının yeniden yapılandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.1312)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Kemal Deveciler (CHP, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim
- **Tarih:** 26 Aralık 2006
- **Gündem:** KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETMELERİN MALİ SEKTÖRE OLAN BORÇLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.1312)
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c143/b044/tbmm221430440062.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-deveciler-22-2006-12-26-kucuk-ve-orta-buyuklukteki-isletmelerin-mali-sektore-olan-borclarinin-2

> Ali Kemal Deveciler (CHP), 26 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: KÜÇÜK VE ORTA BÜYÜKLÜKTEKİ İŞLETMELERİN MALİ SEKTÖRE OLAN BORÇLARININ YENİDEN YAPILANDIRILMASI HAKKINDA KANUN TASARISI (S.S.1312)); konuşma 1.278 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ KEMAL DEVECİLER (Balıkesir) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Küçük ve Orta Büyüklükteki İşletmelerin Malî Sektöre Olan Borçlarının Yeniden Yapılandırılması Hakkında Kanun Tasarısı olumlu bir girişim olmakla beraber, daha önceki konuşmamda da belirttiğim gibi -yine de aynen söylüyorum- çok geç kalmış bir tasarıdır. Maalesef, geçtiğimiz krizlerde ölen ölmüş, batan batmış, giden gitmiş, biz, şimdi ise, AKP İktidarının uygulamaları so- nucunda zor duruma düşen, ortada olmayan KOBİ'lerin borçlarını yeniden yapılandırmak üzere toplanmış bulunmaktayız. Bir kısmı kayıpta.

Tasarının bu maddesiyle ilgili almış olduğum söz vesilesiyle, hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sahip oldukları öneme ve dinamik yapıya karşın KOBİ'ler, AKP İktidarı döneminde uygulanan politikalar sonucu, çarpık rekabete uyum sağlamakta güçlük çekmekte ve üretimde hak ettikleri noktadan, oldukça, şu anda uzakta bulunmaktadırlar. Bu kapsamda KOBİ'lerin piyasa ekonomisi içinde kalınarak ciddi biçimde desteklenmeleri zorunluluğu belirmektedir.

Ölçek itibarıyla gelişme ihtiyacı içinde bulunan KOBİ'lerin, her şeyden önce teknik bilgi ve beceri seviyeleri, bilgi ve iletişim teknolojilerine erişim imkânları ve bu teknolojilerin sağladığı avantajlardan faydalanma kabiliyetleri sınırlıdır. Bu durum ise, yaratılan katma değerin düşük olmasına neden olmaktadır. Nitekim, son dönemde yapılan bazı çalışmalar, Türk ekonomisinde bir birim üretim artışına karşı sağlanan katma değer artışının düşme eğiliminde olduğunu göstermektedir. Bakınız, nasıl, iş bulmaktan ümidini kesen insanlarımızın, bu umutsuzlukları nedeniyle iş gücüne katılım oranı Türkiye'de düşmekteyse, KOBİ'lerimiz de benzer bir sürece sokulmamalıdır. Yani, yaptıkları üretim karşısında kazandıkları değer yeterince yüksek olmazsa, insanların iş yapmaları için hiçbir neden kalmayacaktır. Diğer bir deyişle, iş gücüne katılımdaki gerileme gibi teşebbüs isteğinde bir gerileme yaratılmamalıdır. Oysa, bugünkü ekonomik şartlar ve izlenen ekonomi politikaları altında böyle bir risk yoktur denemez ve bu riskin üstesinden gelinebilmesi, kapsamlı politikalar geliştirilmesi yoluyla mümkündür ancak. Sözünü ettiğim teşebbüs gücünden çekilme riski ise, piyasadaki büyük ölçekli şirketlerin konsantrasyonunun artmasına, sektörlerin daha büyük ve yabancı şirketlerin hâkimiyetine girmesine ve Türk ekonomisinin önemli bir avantajı olan KOBİ'lerin kapanmasına neden olabilecektir.

Değerli milletvekilleri, AKP Hükümeti tarafından izlenen politikalar, ölçek ekonomileri açısından rekabet etmekte güçlük çeken küçük ölçekli işletmeleri daha da zor durumda bırakmaktadır. Nitekim, gerekli yapısal önlemlerin alınmaması sonucu, ithalatın bu denli yüksek olup rekorlar kırması ve katma değer yaratılması hususunda çalan alarm zilleri, az önce de değinmeye çalıştığım gibi, Türk ekonomisinde en çok KOBİ'leri ilgilendirmektedir. KOBİ'leri etkisi altına almış olan bu ağır baskıların aşılabilmesi için uygun iş ortamının oluşturulması ve finansman imkânlarının çeşitlendirilerek artırılması da özel önem arz etmektedir.

Bu bağlamda, KOBİ'lere yönelik kredi programları, başta Halk Bankası olmak üzere, kamu ve meslek kuruluşlarının katkılarıyla devam ederken, dış kaynaklı fon kullanımıyla da piyasadaki fon hacminin genişletilmesine çalışılmaktadır. Bu kapsamda, KOBİ'ler için kredi garanti mekanizmasının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması ihtiyacı devam etmektedir. Nitekim, Eylül 2006 dönemi için bakıldığında, 10,1 milyar YTL olan Halk Bankası kredi toplamı içinde KOBİ'lere açılan kredi miktarı 2,3 milyar YTL'dir. KOBİ'ler açısından finansman imkânlarının geliştirilmesi ihtiyacı hâlen bu denli yoğunken, Türk bankacılık sisteminde Basel-2 prensiplerinin uygulanmaya başlayacağı 2008 yılı başından itibaren, KOBİ'lerin kredi kullanmaları hususunda daha farklı ve onları daha da zorlayıcı yeni bir dönem başlayacaktır, ne yazık ki.

Türk ekonomisi için bu denli önemli olan KOBİ'lerin finansman olanaklarının ve rekabet güçlerinin geliştirilmesi açısından önemli bir araç olan Türkiye Halk Bankası, maalesef, tüm kesimlerin muhalefetlerine rağmen AKP İktidarı tarafından satılmaya çalışılmaktadır.

Bakınız değerli milletvekilleri, aynen, sizlere 27 Kasım 2006 tarihli Plan ve Bütçe Komisyonu görüşmelerinde Sayın Ali Babacan'ın sözlerini aktarmak istiyorum. Aynen, Ali Babacan şöyle diyor: "Halk Bankası tarafından 2003 yılından beri sürdürülmekte olan esnaf ve sanatkârlara düşük faizli kredi verilmesi uygulamasına 2006 yılında da devam edilmiştir. 20 Kasım 2006 tarihi itibarıyla esnaf kredilerinin bakiyesi 2,3 milyar YTL'dir. Söz konusu dönem itibarıyla düşük faizli kredi desteğinden 251.421 esnaf faydalanmıştır." Yine devam ediyor Ali Babacan: "Kamu bankaları hazineye yük olmaktan çıkarılmış, başarılı performansları sayesinde kâr elde eden ve kamu maliyesine pozitif katkı sağlayan bir yapıya kavuşturulmuştur. 2003-2005 döneminde, Ziraat ve Halk Bankası 6,2 milyar YTL'si temettü, 3,9 milyar YTL'si ise kurumlar vergisi olmak üzere, kamu maliyesine tam -iki bankanın getirdiği rakam, bütçeye katkısı- 10,1 milyar YTL tutarında katkı sağlamıştır. Düşünün ki bu bankalarımız daha üç dört yıl öncesine kadar zarar eden, sürekli likidite darlığı çeken ve hazineden, ancak, verilen desteklerle ayakta kalabilen bankalar iken, bugün tam tersine, sadece üç yıl içerisinde hazineye toplam 10 milyar YTL, yani, 10 katrilyon geri kaynak aktarma gücüne ulaşmıştır."

Sayın milletvekilleri, bunu, ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı Babacan söylüyor. Her iki bankanın üç yıllık katkısı 10 katrilyon lira bütçeye. Ama, şimdi, biz, Halk Bankasını, esnaflara, KOBI'lere destek veren, yıllardan beri esnaf bankası olarak adı geçen bu Halk Bankasını özelleştirmeye çalışıyoruz ve de kâr eden bir kuruluş olmasına rağmen ve göreceğiz, banka satımında, bu üç yılda Türkiye ekonomisine getirmiş olduğu payın da, katkının da altında bu banka satılacaktır. Bunu burada söylüyorum. İnşallah, özelleştirmeden sonra ben yanılmam.

Sayın milletvekilleri, bizzat Sayın Bakan bu sözleri... Halk Bankasının artık hazineye yük olmaktan çıkartıldığını, bu bankanın sağladığı finansman desteğinin küçük ölçekli işletmeler açısından ne denli yaygın ve önemli olduğunu bu sözleriyle açıkça ifade etmektedir.

Nitekim, toplam mevduat bankalarının -6.611 adet- yurt içi şube sayısının 586 adedi, yani yüzde 10'a yakını Türkiye Halk Bankası şubeleri tarafından oluşturulmaktadır. Özel mevduat bankalarının şube sayılarıyla karşılaştırıldığında, Türkiye Halk Bankasının şube sayısı, dördüncü yaygın ağı temsil etmektedir.

Az önce de söylediğim gibi, Türkiye'de finansman imkânları açısından da, diğer konularda olduğu biçimde sıkışmış olan KOBİ'ler için önemli bir kaynak kullanım imkânı olan ve erişim açısından yaygın bir ağa sahip olan Türkiye Halk Bankasının özelleştirilmesi, KOBİ'lerin önemli bir dayanağını ortadan kaldırma sonucunu verecektir. Bu noktada hiçbir uyarıya kulak asmayan AKP İktidarının, KOBİ'lere daha fazla zarar vermemek için, hiç değilse Türkiye Halk Bankasının esnafın kendisine satılması hususunda özen göstermesini buradan temenni ediyorum.

Sayın milletvekilleri, burada çalışma yapıyoruz, ama ekonomide riskler de diğer yandan birikmeye devam ediyor. Bakınız, Türk özel sektörünün yabancı para cinsinden borçları artmaktadır, hem de ciddi bir biçimde artmaktadır. 2002 yılında 44,5 milyar dolar olan özel sektörün dış borç stoku, 2006 yılının ikinci çeyreği itibarıyla 111 milyar dolar seviyesindedir. Yani, 66,5 milyar dolarlık bir borç artışı söz konusudur özel sektör açısından. Detayı hakkında kesin bir rakam söyleye- mesek de, biliyoruz ki, özel sektörün açık pozisyon seviyesi de artmaktadır.

Öte yandan, her ne kadar iktidar sözcüleri bunun hilafına savlar ileri sürseler de dolarizasyon 2006 yılında artışa geçmiştir. Sadece YTL ve döviz cinsinden mevduatları kapsayan M2 (Y) para arzı, yer alan döviz tevdiat hesaplan göz önüne alındığında, son, 2005 yılı sonundan 2006 yılı Kasım ayına dek geçen sürede bu kapsamdaki DTH'lar 10,7 milyar dolar artmış. Bu kapsamdaki döviz tevdiat mevduat hesaplarının M2 para arzı tanıtım, YTL mevduatlarını kapsayan para arzı tanıtımı içindeki payı ise yüzde 49,9'dan yüzde 55 seviyelerine ulaşmıştır.

Yani, sözün özü şudur: Sayın milletvekilleri, özel sektör dolarize olmakta ve bir yandan da yabancı para pozisyonlarını açmaktadır. Bunlardan ilki, 2005 yılı sonuna kadar tesis edilmeye başlayan YTL'ye güvenin azalmakta olduğunu, diğeri ise, 2006 yılı Mayıs, Haziran aylarında yaşanan dalgalanmaya benzer bir durum olması hâlinde, öncelikle özel kesimin, sonra da bankacılık kesimiyle birlikte tüm Türkiye ekonomisinin maruz kalabileceği risklerde artış olduğunu göstermektedir. Nitekim, gelişen bu sürece ilişkin gereken uyanlar, Merkez Bankası Başkanı tarafından da yapılmıştır. Ekonomiyi ve KOBİ'leri tehdit edebilecek riskler bu denli ciddiyet kazanma eğiliminde iken, görüşmekte olduğumuz Anadolu Yaklaşımı uygulamasının tekrar önümüze gelmemesi için, Hükümetten beklenen ciddi bir politika değişikliğidir.

Bugün, reel kurun değerli olması, Çin'den gelen ucuz ithal malları, Avrupa KOBİ'leriyle rekabet, yetersiz finansman olanakları, yüksek reel faizler...

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - Sayın Başkan, bitiriyorum.

BAŞKAN - Buyurun.

ALİ KEMAL DEVECİLER (Devamla) - ...makroekonomik riskler, Türk ekonomisi için vazgeçilmez önemde olan KOBİ'lerin güçlendirilebilmesi için yeni politikalara ihtiyaç duyulmaktadır. Üzerinde çalıştığımız, bugün görüşmekte olduğumuz bu kanun tasarısı, artık son aşamada uygulanan bir araçtır. Önemli olan, KOBİ'leri topyekûn güçlendirecek politikalarla, bu aşamaya gelmelerini önlemektir.

Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; kanunun KOBİ'lerimize hayırlı olmasını diler, tüm vatandaşlarımızın Kurban Bayramı'nı kutlar, yeni yılda mutluluklar, esenlikler dilerken, inşallah, halkımız için 2007 yılının AKP İktidarından kurtuluş yılı olmasını temenni ediyorum.

Saygılar sunuyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Kemal Deveciler (CHP, Balıkesir). “Küçük ve orta büyüklükteki işletmelerin mali sektöre olan borçlarının yeniden yapılandırılması hakkında kanun tasarısı (s.s.1312)”. TBMM Genel Kurulu, 44. Birleşim tutanağı, 26 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-deveciler-22-2006-12-26-kucuk-ve-orta-buyuklukteki-isletmelerin-mali-sektore-olan-borclarinin-2 (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c143/b044/tbmm221430440062.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
