# (2/610) bağımsızlık haftası ilan edilmesi hakkında

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim
- **Tarih:** 7 Mart 2006
- **Gündem:** (2/610) BAĞIMSIZLIK HAFTASI İLAN EDİLMESİ HAKKINDA
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2006-03-07-2-610-bagimsizlik-haftasi-ilan-edilmesi-hakkinda

> Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP), 7 Mart 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: (2/610) BAĞIMSIZLIK HAFTASI İLAN EDİLMESİ HAKKINDA); konuşma 918 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; vermiş olduğum bu kanun teklifinin İçtüzüğümüzün 37 nci maddesine göre doğrudan gündeme alınmasına ilişkin söz almış bulunuyorum; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli arkadaşlarım, Birinci Dünya Savaşının ardından imzalanan Sevr Anlaşmasıyla, dünyanın en büyük imparatorluklarından biri olan Osmanlı İmparatorluğu topraklarının tamamına yakınını kaybetmiş, başkenti galip devletlerin kontrolüne girmiş, kendisine bırakılan Anadolu'daki küçük bir bölgede âdeta kaderine terk edilmiştir.

Osmanlıya bırakıldığı iddia edilen bölgede, Rumlar, Ermeniler İngilizlerin ve Fransızların, İtalyanların ve Rusların desteğiyle kendilerine ait bölgeler oluşturmaya çalışırken, İngiltere desteğindeki Yunanistan Anadolu'nun tamamını işgale kalkışmıştır. Ankara sınırlarına kadar dayanan savaş ve işgal, Anadolu halkının insanlık tarihinde eşine az rastlanır mücadele azmi, bağımsızlık tutkusu ve haklılığın verdiği güçle püskürtülmüş, 9 Eylülde İzmir'in kurtuluşuyla sona ermiştir.

Başta Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk ve silah arkadaşları olmak üzere, tüm ulusumuzun Türkiye Büyük Millet Meclisinin önderliğinde kazandığı bu zafer, 24 Temmuz 1923'te Lozan'da imzalanan bir antlaşmayla uluslararası düzeyde ve resmen kabul edilmiştir. Artık, Türkiye için Sevr yoktur, onun yerine, bağımsız Türkiye Cumhuriyetinin uluslararası düzeyde sınırlarının belirlendiği, misakımillînin kabullenildiği Lozan vardır.

Değerli arkadaşlarım, kürsüden birkaç cümleyle ifade edebildiğimiz bu süreç, aslında, bu kadar kolay ve bu kadar kısa değildir. Çileli, yokluklar içerisinde, milyonlarca şehidin verildiği, zaferin ve barışın ağır bedeller ödenerek elde edildiği, hepimizin göğsünü kabartan, onurlu bir süreçtir.

Değerli arkadaşlarım, bugünlerde, içerisinden geçmekte olduğumuz günlerde, Anadolu'nun her ilinde, her ilçesinde her gün bir kurtuluş bayramı kutlanmaktadır. 21 Şubat Bayburt'un, 24 Şubat Trabzon'un, 12 Mart Erzurum'un, 21 Haziran Sakarya'nın, 27 Ağustos Afyon'un, 9 Eylül İzmir'in, 30 Ekim Kars'ın, 25 Aralık Gaziantep'in kurtuluş günü olarak kutlanmaktadır. Yılın her gününe dağılmış gibi duran bu tablo, aslında, bundan da ötededir; çünkü, kurtuluş bayramı olarak kutladığımız bu günler, sadece yılın bütün günlerine değil, aynı zamanda yıllara dağılmış durumdadır. Bayburt, Trabzon, Erzurum 1918'de, Kars 1920'de, Gaziantep, Sakarya 1921'de, Afyon, İzmir 1922'de işgalden kurtarılmıştır; yani, Kurtuluş Savaşımız, Birinci Dünya Savaşından sonra tam dört yıl boyunca sürmüştür.

Birinci Dünya Savaşından yenilerek çıkan, Sevrle topraklarının büyük çoğunluğunu kaybetmiş, değişik cephelerde milyonlarca şehit vermiş, kentleri, köyleri büyük ölçüde tahrip edilmiş, ekonomik faaliyetlerinin tamamı durma noktasına gelmiş, bütün bunların üstüne dünyanın en güçlü orduları tarafından ya da onların desteğini almış güçler tarafından işgal edilmiş bu topraklarda dört yıl boyunca bu mücadeleyi sürdürüp zaferle sonuçlandırabilmek neyle izah edilebilir değerli arkadaşlarım?!

Bu gücün ne olduğunu, en doğru biçimde, sanıyorum, bu halkın içerisinden çıkmış, bu acıları yaşamış şairler ve ozanlar anlatabilirler. Sıradan bir kişinin Karayılan namıyla bilinen bir kahramana nasıl dönüştüğünü, yurdun dört bir tarafında ortaya çıkan Karayılanların, o Karayılanların gücüne inanmış doğru önderlerin katkılarıyla inanılmaz bir zaferi nasıl gerçekleştirebildiğini, büyük ozan Nazım Hikmet'in Kuvayi Milliye Destanından daha iyi anlatabilecek sözlü ve yazılı bir ifade bulunamaz diye düşünüyorum.

Erzurum'un işgalinin acısını yüreğinin derinliklerinde yaşayan bir halk ozanının "Erzurum satıldı pay eylediler" dedikten sonra "Bir yanım Erzincan vermem Bayburt'u" diyerek Kurtuluş Savaşımızın nasıl bir dayanışma duygusunun heyecanıyla geliştiğini, Kurtuluş Savaşımıza nasıl bir dayanışma duygusunun damgasını vurduğunu seslendirebilmek başka nasıl mümkün olabilir. Hatta, dayanışmanın da ötesinde, yavruları yırtıcıların saldırısına uğramış bir annenin bütün yavrularını sahiplenebilme heyecanını bu ifadelerden daha iyi biçimde, daha yakıcı biçimde ne yansıtabilir?! "Taka, yüklü cephane, Trabzon'a varacak; düşmana rast gelirse, takayı batıracak." Takanın ve cephanenin önde olduğu, bunların karşısında insan hayatının hiçbir değerinin olmadığı, sözünün bile edilmediği bir mücadele. Sanıyorum, Kurtuluş Savaşımızın üzerine yazılmış binlerce destanımızdan alınmış bu küçücük bölümler bile, Kurtuluş Savaşımızın nasıl başarıya ulaştığını anlatmaya yeter.

Değerli arkadaşlarım, Kurtuluş Savaşımız, tarifi mümkün olmayan zorluklarla kazanılmıştır da, onu nihaî bir zafere dönüştürüp bütün dünya tarafından kabul edilmesini sağlayan antlaşma kolay mı sağlanmıştır; hayır, aynı zorluklar, orada da başka bir biçimde karşımıza çıkmıştır.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN - Buyurun Sayın Kumkumoğlu, konuşmanızı tamamlayın.

ALİ KEMAL KUMKUMOĞLU (Devamla) - Teşekkür ederim Sayın Başkan.

Genç Türkiye Cumhuriyetinin her şeyi pahasına savaş meydanında kazandıklarını ondan almak için, Lozan görüşmeleri bir başka zemin olarak kullanılmak istenmiştir. Anadolu'da alınamayanlar Lozan'da alınmaya çalışılmıştır; ancak, Kurtuluş Savaşı askerî açıdan nasıl inanılmaz bir zafer olarak sonuçlanmışsa, Lozan da Türkiye açısından aynı ölçülerde diplomatik bir zafer olarak sonuçlanmıştır.

Lozan Barış Konferansı, bir tarafta Fransa, İtalya, Japonya, Yunanistan, Romanya, Sırp, Hırvat, Sloven Devletleri; Boğazlar görüşülürken Sovyetler Birliği ve Bulgaristan, diğer tarafta ise sadece Türkiye'nin var olduğu koşullarda gerçekleşmiştir. Fransa'yı Başbakan Poincare, İtalya'yı Başbakan Mussolini, İngiltere'yi Dışişleri Bakanı Lord Curzon temsil ederken, Türkiye'yi İsmet İnönü başkanlığında bir heyet temsil etmiştir. Konferans, 20 Kasım 1922'de başlamış, iki bölüm halinde yapılarak 24 Temmuz 1923'te imzalanmıştır. Bir yıla yakın süren görüşmeler sırasında yaşananlar, üniversitelere diplomasi dersi olabilecek niteliktedir. Misakımillinin her noktasının belirlenmesi için, uzun görüşmeler, muhatapların hepsinin ayrı ayrı taleplerine karşı çetin mücadeleler verilmiştir. Türk heyeti, Lozan'a, "gerekirse yeniden savaşırız; ya tam bağımsız Türkiye ya tam bağımsız Türkiye" kararlılığı ve inancıyla gelmiştir. Millî egemenlik öyle inançla savunulmuştur ki, Lord Curzon "bu sözü duymaktan hepimize gına geldi" demek zorunda kalmıştır. Bu söz üzerine İsmet İnönü "biz, burada bağımsızlığının bilincine varmış ve adaletli bir barışa ulaşmak isteyen bir ulusu temsil etmekteyiz. Biz, konferansa eşitlik içerisinde işlem göreceğimiz güvencesiyle geldik. Egemenliğimizden sık sık söz etmek durumunda kalmışsak, bu, bize, egemenliğimizi çiğneyecek nitelikte teklifler yapılmış olmasındandır. Türk Halkının, her şeyden önce, bağımsız diğer devletler gibi işlem görmeye hakkı vardır" demiştir.

Görüşmelerin kesildiği bir noktada, Ulu Önder Mustafa Kemal Atatürk basına şöyle seslenir: "Efendiler, bu memleketi esirler ülkesi yapamayız. Millet kararını vermiştir. Ancak, bütün millet ve bütün cihan bilsin ki, en nihayet bu millet, tam istiklalinin temin edildiğini görmedikçe, yürümeye başladığı bu yolda bir an bile durmayacaktır." Bu kararlılık, Lozan'dan, Türk heyetinin mutlak bir zaferle çıkmasını sağlamıştır.

Görüşmelerin sonunda, Lord Curzon ile İnönü arasında bilinen şu anekdot geçmiştir. Lord Curzon, İnönü'ye "hiçbir işte bizi memnun etmiyorsunuz. Her talebimizi reddediyorsunuz. Biz de, her reddettiğinizi cebimize atıyoruz."

---

**Kaynak gösterme:** Ali Kemal Kumkumoğlu (CHP, İstanbul). “(2/610) bağımsızlık haftası ilan edilmesi hakkında”. TBMM Genel Kurulu, 71. Birleşim tutanağı, 7 Mart 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kemal-kumkumoglu-22-2006-03-07-2-610-bagimsizlik-haftasi-ilan-edilmesi-hakkinda (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
