# Polis vazife selahiyet kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s. 639)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Küçükaydın (AK Parti, Adana)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim
- **Tarih:** 24 Kasım 2004
- **Gündem:** POLİS VAZİFE SELAHİYET KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S. 639)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-kucukaydin-22-2004-11-24-polis-vazife-selahiyet-kanunda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-63

> Ali Küçükaydın (AK Parti), 24 Kasım 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: POLİS VAZİFE SELAHİYET KANUNDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA İLİŞKİN (S.S. 639)); konuşma 1.439 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ KÜÇÜKAYDIN (Adana) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 639 sıra sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Tasarısı üzerinde AK Parti Grubunun görüşlerini açıklamak üzere söz almış bulunmaktayım; hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Bilindiği üzere, ülkemizde hizmet sektörü içinde umuma açık yerlerin çok önemli bir yeri var. Bu yerler, halkın eğlenip dinlenmesi, yatıp kalkması ve konaklaması için hizmet veren yerler. Mevcut düzenimizde, hukuk sistemimizde, Polis Vazife ve Selahiyet Kanununda, bu yerlere, polisin yaptığı tahkikat üzerine, mülkî idarece şimdiye kadar izin veriliyordu.

Yine, buna paralel olarak, mülkî idare amirlerinin izni üzerine de, 1580 sayılı Yasaya göre, belediyelerimiz, bu yerleri ruhsatlandırıyordu; yani, ikili bir sistem mevcuttu. Bu ikili sistem de, tabiî, iş sahiplerini, bu yerleri çalıştıranları, buraları açacak olanları ciddî şekilde sıkıntıya sokuyordu, zaman kaybına sebep oluyordu. Çoğu zaman, bu iki kuruluş -birisi izin veriyor, öbürü ruhsat veriyor- aradaki çatışmalardan dolayı ciddî zaman kayıplarına sebep oluyordu; ki, bu, sektör üzerinde olumsuz etkiler yapıyordu. İşte, hem bu zaman kaybını hem birtakım sıkıntıları gidermek için, son düzenlemeyle, artık bundan sonra, bu tip yerlere belediyeler izin verecek; yani, belediye hudutları içerisinde belediyeler izin verecek, kırsal kesimde de il özel idareleri bu yerlere çalışma iznini; verecek, ruhsatlandırmayı yapacak. Böylece şu sağlanacak: Bir taraftan ruhsat veren kurumun bu yerleri denetlemesi yanında, polisin, yani kolluğun da denetimi devam edecek; ama, bu denetim, daha objektif bir denetim olacak polisimiz aslî görevine çekileceği için. Çünkü, ülkemizde çok sayıda umuma açık yer var, bu kadar yerin ruhsatlandırılmasıyla, izniyle uğraşmayan polisimiz, aslî görevine çekilecek ve dolayısıyla denetim görevini, yani, bu yerlerdeki huzuru, güvenliği, esenliği, halkımızın güvenliğini, esenliğini sağlayabilmek için denetim görevini daha çok yapabilecek, buna daha çok vakit ayırabilecek.

Ayrıca, bunun yanında, bu yerlerde bürokratik engeller ve kırtasiyecilik azalacak; yani, insanlar, artık, daha rahatça ruhsatlarını alabilecekler. Zaten şimdiye kadar belediyelerimiz bu tip yerleri ruhsatlandırıyordu; bu konuda bir hayli de uzmanlaştığı için, herhangi bir sıkıntı da olmayacak.

Bu tip yerlerde halkın esenliği ve güvenliğinin tehlikeye düşmemesi için de polisimizin ya da kırsal kesimde jandarmanın her türlü denetimi devam edecek.

Ayrıca, bu yasayla bir başka yenilik daha geliyor. Şimdiye kadar 2559 sayılı Polis Vazife ve Selahiyet Kanununa göre mülkî idarece uygulamalar yapılırken, çoğu kez, basit kusurlardan dolayı tesisler kapatılıyordu. Tesisin kapatılmasıyla, biz, sadece tesis sahiplerini cezalandırmıyorduk; aynı zamanda neyi cezalandırıyorduk; orada çalışan insanları da cezalandırıyorduk; yani, otellerde, motellerde, diğer eğlence yerlerinde çalışan insanları da cezalandırıyorduk. Bu kapatılma süreleri de öyle az olmuyordu, çoğu zaman altı aya varan kapatmalar olabiliyordu. Yani, herhangi bir yerde, orada polisin tuttuğu tutanak üzerine, mülkî idare, buraları belli zaman aralıklarıyla kapatabiliyordu, çoğu zaman da bu kapatma süresi uzun oluyordu. Ekonomik bir ceza verme yerine, hep kapatılma şeklinde ceza veriyorduk, buralarda çalışan insanları da bu şekilde cezalandırmış oluyorduk. Şimdi, getirilen yenilikle, artık, bu tip yerler kapatılmaya tabi tutulmayacak; ne olacak; para cezası verilecek. Aslında, bize göre, bu para cezalarını, kırsal kesimlerde, bu yerleri il özel idarelerine devrettiğimiz için, il daimî encümeninin vermesi; kentlerimizde, belediye hudutları içerisinde de, bu yerlerin cezasını belediye encümeninin vermesi esas olmalıdır. Yani, bu şekilde bir uygulamanın daha demokratik olacağına -şahsen ben de buna inanıyorum- daha yerinde bir faaliyet olacağına inanıyoruz.

Tabiî, memleketin güvenliği ve huzuru için, yine de, mülkî idarenin bir yetkisi saklı tutuluyor; bu da, bir ayı geçmeyen bir kapatma cezasının mülkî idarece verilmesinin yerinde olacağı. Yani, mülkî idare bu yerleri bir aya kadar kapatabilecek; ama, mülkî idarenin bu yetkisini kullanması da şu şartlar altında olacak: Kumar oynanan umumî ve umuma açık yerler ile her çeşit özel ve resmî kurum, kuruluşlara ait lokaller; mevzuata aykırı bir şekilde uyuşturucu madde imal edilen, satılan, kullanılan, bulundurulan yerler; mevzuata aykırı faaliyet gösteren genelevler, birleşme yerleri ve fuhuş yapılan evler ve yerler; yine, eğer devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne aykırı bir şekilde her türlü gösteri, video ve benzeri gösteriler yapılıyorsa; ayrıca, dernek, sendika lokalleri umuma açık yerler haline dönüşmüşlerse, bütün ikazlara, uyarılara rağmen bunlara devam ediliyorsa, işte, bu yerleri mülkî idare amirleri bir aya kadar kapatabilecek.

Yasayla getirilen bir başka şey, Avrupa Birliği üyesi ülkelerin yasalarını incelediğimizde buralarda da bugünkü getireceğimiz düzenlemeye paralellik olması. Orada da bu tip yerlere ruhsat veren, ruhsatlandıran, çalışma ruhsatı veren, yerel yönetimler; ama, oraları denetleyen, oraları kontrol eden, yerel idarenin içerisindeki kolluk.

Ayrıca, hükümetimizin daha önce açıkladığı Acil Eylem Planı vardı. Bu Acil Eylem Planında yer alan bir husus da, her türlü bürokratik engellemeler ve kurumlararası kırtasiyeciliği uzatan, bu bürokratik engellere sebep olan, kırtasiyeciliği ortaya çıkaran bu tip düzenlemelerin kaldırılmasıydı; bugün görüştüğümüz bu düzenlemeyle, bu da yapılmaktadır.

Değerli arkadaşlarım, 3572 sayılı İşyeri Açma ve Çalışma Ruhsatına Dair Kanun Hükmünde Kararnameyle Değişik Kanunun Kabulüne Dair Kanunda, işyeri açma ve çalıştırma ruhsatı vermeye belediyeler yetkili kılınmıştı; ama, buna paralel olarak, yine 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanununda da polise bu yetki verilmişti; dolayısıyla, iki yasa arasında bir çelişki doğuyordu. Bu düzenlemeyle bu çelişki de gideriliyor, artık bundan sonra bu tip yerler için ruhsat verme yetkisi yerel yönetimlere devrediliyor.

Bir başka husus, yine 1774 sayılı Kimlik Bildirme Kanunu ve 4250 sayılı İspirto ve İspirtolu İçkilere Dair Kanunda da mülkî idareye verilen yetkiler, artık, bundan sonra yerele devredilmektedir, yerel idareye devredilmektedir.

Yine, bizim daha önce, 24.7.2004 tarihinde çıkardığımız 5216 sayılı Büyükşehir Belediye Kanunuyla, büyükşehir belediye hudutları içerisinde ilçe ve ilk kademe belediyelerine bu ruhsatlandırma yetkileri verilmişti. Şimdi, o kanun Cumhurbaşkanımızın onayıyla yürürlüğe girdi; dolayısıyla, bu kanuna göre, buralara ruhsat verme yetkisi, zaten ilçe belediyelerine ve ilk kademe belediyelere verildi. Şimdi bu yaptığımız düzenlemeyle, buna da bir paralellik sağlamış oluyoruz.

Netice itibariyle, şu yapılıyor şimdi: Artık, bundan sonra, ruhsat verme işi il özel idarelerine ve belediyelere veriliyor. Bu yasayla, idarenin, mülkî idarenin ve zabıtanın her türlü denetim hakkı saklı tutuluyor, bazı cezaları vermesi yine saklı tutuluyor; ama, önemli şekilde, bu yetkiler, artık, tamamen yerele devrediliyor. Her türlü bürokratik kırtasiyeciliği bu yasayla ortadan kaldırıyoruz; zaman kaybı ve israf olmayacak. Polislerimiz, ciddî bir şekilde bu tip izinlerle uğraşıyordu, onlarla uğraşmayacaklar ve dolayısıyla, polis, artan vaktinde, daha ciddî, bu bölgenin esenliği ve güvenliğiyle ilgili çalışma gerçekleştirecek.

Değerli arkadaşlarım, konu 2559 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Kanunundan açılmışken, tabiî, bu kanun çok eskilerden beri, yıllardan beri uygulanmaktadır. 2559 sayılı Kanun denilince, bizim aklımıza, polisin halkımızın can, ırz, mal güvenliğini temini geliyor. Dolayısıyla, ciddî şekilde, polislerimiz yıllardan beri bu kanunu uyguluyor ve bu kanun, polisle özdeşleşmiş bir kanun.

Biraz önce değerli milletvekilimiz de söyledi; gerçekten, polisimiz ciddî bir fedakârlık içinde çalışmaktadır; ama, polisimizin diğer kurumlardaki çalışanlardan farklı olarak, hafta tatili, bayram tatili ve benzeri tatilleri yok; yani, bütün gününü çalışmakla geçiriyor polisimiz. Öyle oluyor ki, günde 18 saat çalıştığı oluyor. Oysaki, benzer ülkelere baktığımız zaman ya da Avrupa ülkelerine baktığımız zaman, bu çalışma saati haftada 38 saati, 40 saati geçmiyor; ama, bizde, polisimiz çok uzun bir zaman çalışıyor. Buna paralel olarak, polisimiz, gerçekten sıkıntı içinde.

Ben, polisimizin ciddî eğitim almadığına inanmıyorum. Son zamanlarda, artık, polis memuru olacak insanlar bile iki yıllık yüksekokulda eğitim alıyorlar. Demek ki, yapmamız gereken, polisimize verdiğimiz eğitim yanında, bu iş yoğunluğu yanında, onların çalışma hayatını da yeniden gözden geçirmemiz ve düzenlememizdir.

Değerli arkadaşlarım, bir polis şair diyor ki: "Canın, malın, ırzın kutsal emanet/ Ben nöbetteyken sen rahat uyu/ Bırak dostum bırak beni düşünme/ Ben çoktan unuttum tatlı uykuyu."

Yani, polislerimiz, bizim için, gerçekten, sadece uykularını kaybetmiyorlar, çoğu zaman, hayatının baharında canlarını da feda ediyorlar, kanlarını da feda ediyorlar. Ne için yapıyorlar onu; onu, insanımızın esenliği, güvenliği için yapıyorlar, devletimizin bekası için yapıyorlar. Demek ki, böyle fedakârane çalışan polislerimize, hayat şartlarını sürdürecek şekilde birtakım olumlu imkânları da sağlamamız gerekiyor; yani, burada, ben, bunu, hem hükümetimizin İçişleri Bakanının hem de milletvekillerimizin dikkatine sunmak istiyorum.

Mesela, polisimiz, emekli polis arkadaşını gördüğü zaman moral motivasyonu bozuluyor; yani, görev aşkını kaybediyor. Neden; emekli polislerimizin de yaşantısının çok düzensiz, bozuk olduğunu görüyor, rahat, huzurlu bir hayat geçiremediğini görüyor, daha emekli olmadan, yerleşeceği ile, ilçeye gidip, orada yeni bir hayat kurma çabası içinde olduğunu görüyor, çoğu kez de olumsuz işlerle uğraştığını görüyor. Demek ki, bu insanların hayat seviyesini de yükseltmek için bir gayret sarf etmemiz gerekiyor.

Her çıkışta, kavşaklardaki polislerin o canhıraş hallerini görüyoruz. Biz, geçerken, onların o gayretlerini görüyoruz, trafiği düzenleme gayretlerini görüyoruz. Bunu her gün görüyoruz, akşam sabah görüyoruz. Gerçekten, bu çekilmez hayat, elbette, maddî... Her şey maddî değil; ama, bu mesleğin manevî hazzı yanında, bu insanların maddî seviyelerinin de yükseltilmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz. Bunun mutlaka böyle yapılması gerekir.

Bu yasa, gerçekten, ülkemizin önünde demokratik açılımlar yapacak bir yasa. Yani, çağdaş yönetimlerdeki gibi, yetkilerin önemli bir kısmının yerel yönetimlere devrini biz hep savunuyoruz ve böyle olması da gerekiyor. Genel idare, ruhsat verme işiyle uğraşmamalı ya da bu tip yerlerdeki birtakım kontrollerle uğraşmamalı. Genel yönetimin, genel idarenin aslî görevi, oradaki insanlarımızın esenliği, güveni, devletimizin devamlılığı için gayret etmeli.

Bu duygularla, bu yasayı olumlu bir yasa olarak görüyoruz ve buradaki önergelerle de daha demokratik bir hale getirilmesinin yararlı olacağı inancıyla, hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Teşekkür ediyorum. (Alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Küçükaydın (AK Parti, Adana). “Polis vazife selahiyet kanunda değişiklik yapılmasına ilişkin (s.s. 639)”. TBMM Genel Kurulu, 21. Birleşim tutanağı, 24 Kasım 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-kucukaydin-22-2004-11-24-polis-vazife-selahiyet-kanunda-degisiklik-yapilmasina-iliskin-s-s-63 (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
