# 375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:108)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Osman Sali (AK Parti, Balıkesir)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim
- **Tarih:** 27 Şubat 2008
- **Gündem:** 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:108)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-osman-sali-23-2008-02-27-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu

> Ali Osman Sali (AK Parti), 27 Şubat 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 375 SAYILI KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASINA DAİR KANUN TASARISI (S.S.:108)); konuşma 2.116 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ OSMAN SALİ (Balıkesir) – Sayın Başkanım, değerli arkadaşlar; 375 Sayılı Kanun Hükmünde Kararnamede Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı’yla ilgili olarak AK Parti Grubu adına huzurunuzdayım. Hepinize saygılar sunuyorum.

Değerli arkadaşlar, değişiklik, tabii tek maddelik bir değişiklik ama bunun bir derinliği, bir arka planı, bir tarihsel geçmişi var; onları tartışarak, değerlendirerek başlamak durumundayız.

Değerli arkadaşlar, 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’nin 1’inci maddesine 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararname’yle bir ekleme yapılıyor. Ekleme -benden önceki arkadaşlar da söylediler- temsil tazminatı almayan personelden -bir defa, temsil tazminatı alan bir üst düzey personel grubu var- 7.000’den daha düşük göstergeler üzerinden makam veya yüksek hâkimlik tazminatı öngörülen kadrolara atanmış olanlara, 15.000 gösterge rakamını geçmemek üzere Bakanlar Kurulunca tespit edilecek gösterge rakamlarının memur aylıklarına uygulanan kat sayıyla çarpımı sonucunda bulunacak miktarda görev tazminatı ödenir. Bu birinci alt bent. İkinci altı bent ise, temsil tazminatı almayan, okuduğum madde kapsamında görev tazminatı almayan, ama beş yıldan fazla hizmeti olan personele Bakanlar Kurulunca görev tazminatı verilmesini öngören bir fıkra. Kaldırdığımız fıkra bu fıkra. Bunu nasıl ödeyeceğiz beş yıldan fazla hizmeti olanlara? Hizmet sınıfı, yılları, tabi oldukları personel kanunları, kariyerleri, kamu görevlerine giriş dereceleri, öğrenim durumları birlikte veya ayrı ayrı dikkate alınmak suretiyle bunun ödenmesi gerekiyor. Doğrudur, o gündür bu gündür bu ödeme yapılmamıştır. Sebebi, söylenmeyen bir sebebi şudur: Aynı kanun hükmünde kararnamenin, 631 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin 18’inci maddesi diyor ki: “Bakanlar Kuruluna bu Kanun Hükmünde Kararname ile verilen yetkilerin kullanılması sırasında bu amaç için öngörülmüş olan ek mali imkânlar aşılmaz.” Şimdi, bu süreç, bugüne kadar devam eden sürecin altında yatan mesele, ek mali imkânlar ve Bakanlar Kurulunun takdir yetkisinin değerlendirilmesiyle alakalıdır ve mahkeme süreciyle alakalıdır. Birazdan tekrar geleceğim ama kısaca söyleyeyim: Danıştay 11. Dairesi diyor ki: “Ek mali imkânı yoksa -bu bahsettiğimiz, şu anda yürürlükten kaldırdığımız alt bent gereğince- Bakanlar Kurulunun bu memurlara, öngörülen memurlara herhangi bir görev tazminatı ödemesine gerek görülmemektedir.” Dava Daireleri Genel Kurulu da diyor ki: “Ödeyip ödememe konusunda takdir yetkiniz yok, takdir hakkınız yok, herkese ödeyeceksiniz ama mali imkânlarla sınırlı olarak.” Bunun anlamı nedir? Efendim, beş yıldan fazla hizmeti olan kamu görevlilerine, yani daha önce düzenlemesi yapılmış temsil ve görev tazminatı almayanlara birer liralık görev tazminatı verseniz Dava Daireleri Genel Kurulunun kararı yerine gelir. Zaten -tekrar döneceğim- şu anda uygulanma safhasına gelmiş bir karar da yok, ama Dava Daireleri Genel Kurulunun kararı bu yönde. Diyor ki: “Az veya çok, 18’inci madde sınırlamasına uyarak herkese bir miktar vermek zorundasınız.”

Değerli arkadaşlar, şimdi, denge, dengesizlik vesaire gibi konular tabii ki tartışıldı, tartışılacak. Beş yıldan az hizmeti olanların suçu ne diye sorsam buna ne cevap vereceğiz? Yani, beş yılı aşanların maaşlarını artıralım, üst düzey görevlilerin maaşlarını artıralım, alt düzeydekilerin durumlarını da düzeltmeyelim mi diyeceğiz?

Değerli arkadaşlar, şimdi, kamu personelinin ücret politikalarıyla alakalı olarak iki temel politikayı izleyebilirsiniz: Birincisi, yatay denge ve dengesizlik uygulayabilirsiniz, tercih hakkınız vardır, mahkeme kararlarına uymak kaydıyla; diğeri de dikey denge veya dengesizlik. Bunların anlamı ne? Önce, yatay denge veya dengesizlik meselesini tartışalım. Dediğimiz şu: Eşit işe eşit ücret meselesi veya eşit iş tanımı olmadığından, son zamanlarda kullanmaya başladığımız kurumlar arası ücret dengesizliğinin giderilmesi meselesidir. Bir kurumda bir işi yapan kişi ile diğer kurumda işi yapan kişi aynı ise bunlara aynı ücret ödenmelidir. Bunda hiçbir siyasi partinin, hiçbir hükûmetin karşı duruşu olmadı; bütün hükûmetler, bütün siyasi iktidarlar, bütün Meclisler bu yatay denge ve dengesizlik meselesini çözmek için uğraştı ve kurumlar arası ücret dengesizliğini gidermek için gayret sarf etti, bunu politika olarak hep benimsedi. Diğer mesele, dikey denge ve dengesizlik meselesi. Şimdi, buraya geldiğimizde tarihsel süreç bize çok farklı bir şey gösteriyor. O da nedir değerli arkadaşlar? Üst düzey görevlilere, hangi kurumda çalışırsa çalışsın daha yüksek ücret vermek, daha yüksek bir satın alma gücü sağlamak, alt düzey görevlilere de daha az ücret vermek, aradaki ücret-denge makasını açmak şeklinde.

Değerli arkadaşlar, genel kuram olarak dikey dengesizlik ve yatay dengesizlik arasındaki açık ne kadar kapalıysa, yani denge ne kadar sağlanıyorsa, burada savunulabilir, adil olduğu düşünülebilir bir ücret sistemi vardır, ama bunun dışında bazı şeyleri de yapabilirsiniz.

Şimdi ben tekrar vurgu yapmak açısından şu noktaya gelmek istiyorum: Dikey denge, dengesizlik meselesine nasıl bakılmıştır hükûmetler tarafından? Yatay denge de mesele yok, yapılabilmiştir yapılamamıştır ama dikey dengesizlik meselesinde, dikey dengesizlik özellikle istenmiştir. Olay şöyle gelişmiştir: 12 Şubat 2000 tarihli 4505 sayılı Kanun ile 7.000’in üzerinde makam tazminatı alan üst düzey kamu görevlilerine temsil tazminatı verilmesi öngörülmüştür -gene Bakanlar Kurulu takdir edecek- 7.000’in altındakiler için herhangi bir düzenleme öngörülmemiştir. Tabii, bunun, üst düzey görevlilerin yatay dengesizliğini düzeltecek şekilde ek ödemelerin mahsup edilmesi şeklinde bir düzenleme de var. Tabii, zaman geçince üst düzey görevlilerden sonra yine üst düzey sayabildiğimiz veya orta düzey diyebileceğimiz yöneticilerin devreye girmesi veya onların durumunun ortaya çıkmasıyla bu düzenleme yapılmıştır, tartıştığımız düzenleme. Bu düzenleme neyi öngörmüştür? “7.000’den daha düşük gösterge üzerinden makam tazminatı alanlar.” Bakanlar Kurulu bu konuyu da düzenlemiştir ve makam tazminatı alan bütün personele yasal yetkisi çerçevesinde bu görev tazminatlarını vermiştir.

Sonuç itibarıyla, biz üst düzey görevli dediğimiz veya statüsü derecelendirmeye girmemekle birlikte, uzman, müfettiş dediğimiz personel grubuna, makam tazminatları olduğu için temsil ve görev tazminatı verdik ve bu uygulama devam ediyor. Tabii, burada bir detay var: Makam tazminatı alanlar için altı aylığına Bakanlar Kurulu kararı çıkartılıyor. Sonra, bugün yürürlükten kaldırmayı düşündüğümüz alt bent kapsamındakiler için de bilahare düzenleme yapılması öngörülüyor. Fakat bu arada başka bir yasa ortaya çıkıyor, Bakanlar Kurulu kararı alınıyor, o da 13 Nisan 2002 tarihli. Yatay dengesizliği giderecek enstrüman, yani ek ödeme alan kurum yöneticilerinin temsil ve görevden gelen tazminatlarının mahsup edilmesi sistemi sınırlandırılıyor, yüzde 80 hariç bırakılıyor, sadece yüzde 20’nin mahsup edilmesi öngörülüyor. Tabiatıyla ne oluyor? Hedeflerde bir çökme oluyor 2002 yılında, yani az maaş alanlarla çok maaş alanlar arasında dengenin açılması ama üst düzeyde farklı kurumlarda görev yapanlar arasındaki dengesizliğin giderilmesi şeklindeki politika çökmüş oluyor böylece. Tabii, burada, bu denge, makas nedir derseniz, 2002’de bu makas 1’e 7. Yani en alt düzeydeki maaş alan personelin maaşı 100 ise bir genel müdürün maaşı bu tazminatlardan dolayı 700 ve biraz daha üstü. Böyle bir açık makas var.

Tabii, 2002’ye geldiğimizde şartlar değişiyor, dikey dengesizlik meselesine itirazlar başlıyor. “Üst düzey kamu görevlilerinin yüksek maaş alması, alt düzey kamu görevlilerinin düşük maaş alması” politikasına itirazlar geliyor ve bu arada memur sendikaları da devreye girmiş oluyor bildiğiniz gibi. Toplu görüşmelerde, 2002 yılında 75 bin lira ve 2000 Ocaktan geçerli olmak üzere 25 bin lira seyyanen zam kabul ediliyor. Böylece, görev tazminatı için, beş yıl ve daha fazla görev tazminatı vermeyi öngördüğümüz personel için, ilk defa, ilk gün işe girenle beş yıl ve daha fazla hizmeti olup da görev, temsil tazminatı almayanlara biz seyyanen bu zamları vermeye başlıyoruz. Yani bir nevi hem dikey adaletsizliği giderme politikası izliyoruz hem de makası kapatma politikası izliyoruz.

Bunun sonucunda geldiğimiz nokta nedir derseniz 1’e 4’tür. Yani şu anda bir genel müdürle en alt düzeydeki personelin maaşı arasındaki makas, açıklık 4’tür. Beş yılda, bu dengesizlik, bu adaletsizlik giderilmiştir. Uluslararası genel kabul görmüş denge rakamı, açıklık, makas rakamı da bu civarlardadır, 3,5’tur, 4’tür, 4,5’tur, o civarlarda genel olarak kabul edilir, ama 1’e 7’li bir sistemi savunmak seçkinci bir yapıdır. Yani üst düzeyde görev yapan… Efendim, herkes kamu hizmeti ifa ediyor, ama üst düzeyde planlama, karar verme, politika yürütme işlerini yapanlar daha önemli hizmetler yapmaktadır, ama daha alt seviyede kalan personel daha önemsiz işler –tabirimi mazur görün- yapmaktadır, onun için de aradaki makas açılmalıdır şeklindeki yaklaşım artık kabul görmüyor. Bunu kapatma çalışmaları devam ediyor.

Değerli arkadaşlar, bu çerçevede, bildiğiniz gibi, sendikalarla da görüşmeler yapılarak -benden önceki arkadaşlar da rakamları söylediler- 2007’de 90 lira, 2008’in birinci dönemi için 110 -yuvarlak söylüyorum- ikinci dönemi için 130 lira denge tazminatı öngörüldü. Bu denge tazminatı kimlere verilmiyor? Bu denge tazminatı, makam tazminatı alanlara, dolayısıyla temsil ve görev tazminatı alanlara verilmiyor ve kurumlar arası ücret dengesizliği kapsamında değerlendirdiğimiz bazı kurumlara ödenen ek ödemeleri alanlar da bundan yararlanmıyor. Sonuçta 2006 yılındaki düzenleme hem dikey denge meselesini çözmeye gayret ediyor hem yatay denge meselesini çözmeye gayret ediyor. Yani yatay ve dikey dengeyi, dolayısıyla ücret adaletini sağlamaya çalışıyor 2006 yılındaki 5473 sayılı Yasa.

Özlenen noktaya gelinmiş midir? Hiç kimse tabii ki böyle bir iddiada bulunmuyor. Personelimizin, kamu çalışanlarımızın satın alma gücünün artırılmasının elbette hepimiz özlemi içindeyiz, buna gayret ediyoruz. Ama şunu söylemek de haksızlık olur: “Efendim, kamu görevlilerinin, kamu çalışanlarının satın alma gücü azaldı.” şeklindeki bir değerlendirme de çok isabetli olmuyor. Tabii ki biz -TÜİK devletin kurumudur- TÜİK rakamlarına itibar etmek durumundayız. Bunlara itibar ettiğimizde -kümülatif- TÜFE 2003-2008 arasında 72,3; ortalama memur maaşı, aile yardımı dâhil yüzde 97 artmış, aile yardımı hariç yüzde 92 artmış. Esas bu ücretler arasındaki dikey ve yatay denge kapsamında dikkatinizi çekmek istiyorum: Ortalama 97. En düşük memur maaşı, aile yardımı dâhil, yüzde 127; en yüksek memur maaşı, aile yardımı dâhil, yüzde 60. Yani, bu dikey dengesizlik ve adaletsizlik kaldırılmaya gayret edilmiş. Aile yardımı hariç olduğunda, en düşük memur maaşı yüzde 112, en yüksek memur maaşı da yüzde 58 artmıştır.

Elbette şu denebilir: Bu politika doğru değildir, üst düzey kamu görevlilerine yüksek ücret verilmelidir, alt düzey kamu görevlilerine de düşük ücret verilmelidir, makas da açılmalıdır şeklinde bir politika tabii ki saygıdeğer bir politikadır. Buna karşılık herhangi bir şey demek de mümkün değildir, bu bir tercihtir, ama Adalet ve Kalkınma Partisinin politikasında dikey adaletsizliği savunur bir tez, bir görüş, bir program maddesi yoktur, yani üst düzeyle alt düzey arasındaki makasın kapatılması, adil, adaletli bir ücret dengesinin kurulması vardır. Ötekini de bir başka siyasi iktidar, bir başka Meclis tabii ki yapabilir, nitekim 2000 yılında da yapıldığı gibi. 2000 yılında 4505 sayılı Kanun’u çıkaran Meclisimiz de kendine göre çok doğru, saygıdeğer bir iş yapmıştır. Buradaki önemli mesele temel tercihlerle alakalıdır. Temel tercihi nasıl yapıyorsunuz, bununla alakalıdır.

Şimdi, şu yürürlükten kaldırdığımız maddeye geldiğimizde: Mahkeme süreçleri kapsamında bu madde yürürlükten kaldırılabilirdi, ama mahkeme daha kararını vermemiş. Veya bu maddeye göre uygulama da yapılabilirdi. O zaman, biraz önce söylediğim, seçkinci dediğim tercihi orta seçkinci bir yapıya getiriyorsunuz. Beş yıldan fazla hizmeti olanlara görev tazminatı veriyorsunuz, ama beş yıldan az hizmeti olanlara herhangi bir ilave ödeme yapmıyorsunuz. Yani, nihayetinde, netice itibarıyla, ödenmediği söylenen görev tazminatı isim olarak yer değiştirmiş ve denge tazminatı olarak ve kapsamı genişletilerek uygulanmıştır. Beş artı hizmeti olanlar değil, bugün işe giren memur da dâhil olmak üzere herkes için bu ödeme yapılmıştır alternatif ödeme grubu olarak. Tabii burada şu akla gelebilir: Memurların memur sendikaları var. Memur sendikaları tabii ki haklı olarak bu maddenin uygulanmasını istemişlerdir, ama tercihleri denge tazminatının yürürlüğe konulması yönünde olmuştur. Nitekim de -biraz önce de bahsettim- Ek Ödemesi Olmayan Kurumlarda Çalışan Personele Ek Ödeme Yapılması Hakkında Kanun da bu çerçevede çıkartılmış ve uygulamaya sokulmuştur.

Değerli arkadaşlar, mahkeme kararlarının dolanılmasıyla alakalı birkaç hususu sizlerle paylaşmak istiyorum vaktim elverdiğince. Dedik ki takdir yetkisi ve mali imkânlar meselesi etrafında dönmüştür konu. Bakanlar Kurulu kararının iptali için tabii ki taraflarca dava açılmıştır. Danıştay 11. Dairesi 3/3/2003 tarihli -esas ve karar numaralarını söylemiyorum- kararında özetle şöyle diyor: “Bakanlar Kuruluna yasayla verilmiş bir takdir yetkisi bulunduğu ve bu yetki kullanılırken anılan KHK’nın -özellikle okuduğum- 18’inci maddesine göre bu amaç için öngörülmüş ek mali imkânların aşılamayacağı hükmü karşısında, idarenin yargı kararı ile anılan maddede öngörülen ek mali imkânlar aşılacak şekilde düzenleme yapmaya zorlanamayacağı açıktır.” Bu 11. Dairenin kararı. Temyizen incelemede dava daireleri de şu kararı veriyor: “631 sayılı KHK ile Bakanlar Kuruluna verilen yetki, madde kapsamındaki tüm personele yapılacak olan ödemelerde farklı gösterge rakamları belirlemekle sınırlı olup -farklı rakamlar belirleyebilir- hangi personele ödeme yapılacağı konusunda bir yetki verilmemiş olması nedeniyle, personelden bir kısmına görev tazminatı ödenmemesi sonucunu doğuran bir düzenleme yapılmasına olanak bulunmamaktadır.” Yani, makam tazminatı alanlara yapılmıştı, onunla alakalı. “En az beş hizmet yılını dolduran personelin 631 sayılı KHK’ya aykırı olarak kapsam dışında bırakılmış olması nedeniyle, amir hükme aykırı biçimde tesis edilen eksik düzenlemede hukuka uyarlık görülmemiştir.” Devam ediyor ve diyor ki: “…ayrılan kaynağın görev tazminatı ödenmesi öngörülen bütün personeli kapsayacak şekilde ve mümkün olduğunca adaletli paylaştırılmasının sağlanarak dağıtılması gerektiğinden bütçe olanaklarının kısıtlı olduğu ve zorlanamayacağı iddiasına itibar edilmesi olanağı bulunmamaktadır.”

Tabii düzeltmeye de götürülmüş, düzeltme talebinde de bulunulmuş, düzeltme talebi reddedilmiş, yetkili 11. Danıştay Dairesi henüz kararını vermemiş. Yani şu anda kesinleşmiş, uygulanması zorunlu bir hüküm, bir mahkeme kararı -şu an itibarıyla- bulunmamaktadır.

Tabii baştan söyledim: Politika böyle değişmişse, 2003’ten itibaren dikey adaletsizliğin giderilmesi politikası benimsenmişse ve ek enstrümanlar, denge tazminatı ve mahsup sistemi gibi farklı enstrümanlar, farklı ödeme kalemleri gündeme gelmişse bu niye ortadan kaldırılmamıştır? İşte bu sebeple ortadan kaldırılmamıştır, mahkeme süreci devam ettiği için kaldırılmamıştır.

Değerli arkadaşlar, bir hatırlatmada bulunmak istiyorum. 2007 yılında da konunun düzeltilmesi için, bu çapraşık ve karışık durumun giderilmesi için, bildiğiniz gibi, 5677 sayılı Yasa’da da düzenleme yapıldı. Burada “en az beş hizmet yılını dolduranlar” değil de “Bakanlar Kurulunca belirlenen kadrolara atanmış olanlara” şeklinde bir düzeltme yapıldı ve “ödenir” değil “ödenebilir” şeklinde, fakat Sayın Cumhurbaşkanımız tarafından bu madde değil, bir başka madde nedeniyle Kanun Meclise iade edildiği için kadük kaldı.

Nihayetinde, çözmeye çalıştığımız mesele, ücretler arasındaki kurumsal ve dikey farklılığı gidermeye yönelik çabayla ortaya çıkan durumu netleştirmek ve bu tartışmalı durumu ortadan kaldırmaya yöneliktir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Osman Sali (AK Parti, Balıkesir). “375 sayılı kanun hükmünde kararnamede değişiklik yapılmasına dair kanun tasarısı (s.s.:108)”. TBMM Genel Kurulu, 70. Birleşim tutanağı, 27 Şubat 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-osman-sali-23-2008-02-27-375-sayili-kanun-hukmunde-kararnamede-degisiklik-yapilmasina-dair-kanu (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
