# 2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (hazine müsteşarlığı, avrupa birliği genel sek.,basın-yayın ve enf.gen.müdürlüğü,türk işbirliği ve kalkınma idaresi bşk., türkiye istatistik kurumu bşk.,devlet ist.ens.bşk.) 6.tur

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Alaboyun (AK Parti, Aksaray)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim
- **Tarih:** 18 Aralık 2006
- **Gündem:** 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEK.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜDÜRLÜĞÜ,TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BŞK., TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BŞK.,DEVLET İST.ENS.BŞK.) 6.TUR
- **Tutanak (TBMM):** https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b036/tbmm221410360363.pdf
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-alaboyun-22-2006-12-18-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-hazine-mustesarligi

> Ali Rıza Alaboyun (AK Parti), 18 Aralık 2006 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: 2007 YILI MERKEZİ YÖNETİM BÜTÇESİ KANUN TASARISI (HAZİNE MÜSTEŞARLIĞI, AVRUPA BİRLİĞİ GENEL SEK.,BASIN-YAYIN VE ENF.GEN.MÜDÜRLÜĞÜ,TÜRK İŞBİRLİĞİ VE KALKINMA İDARESİ BŞK., TÜRKİYE İSTATİSTİK KURUMU BŞK.,DEVLET İST.ENS.BŞK.) 6.TUR); konuşma 1.011 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

AK PARTİ GRUBU ADINA ALİ RIZA ALABOYUN (Aksaray) - Değerli Başkan, değerli milletvekili arkadaşlarım; Avrupa Birliği Genel Sekreterliği 2007 mali yılı bütçesi üzerinde Grup adına söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Avrupa Birliği Genel Sekreterliğimizin Değerli Genel Sekreterimize, bürokratlarına da teşekkür ediyorum, çünkü, bu süreç içerisinde çok önemli görevler üstlendiler. Onların derin bilgileri ve kurumsal hafızaları olmasa, herhalde bu konuda pek başarıya ulaşamazdık diye düşünüyorum.

Ben, konuşmamı, genelde Avrupa Birliği ve Kıbrıs üzerine odaklandırmak istiyorum.

Arkadaşlar, bildiğiniz gibi, 1974 Barış Harekâtı'ndan sonra ilk kapsamlı anlaşma, 1977 yılında Sayın Denktaş ve Makarios arasında imzalanan Doruk Anlaşmalarıdır. Bu Doruk Anlaşmalarının temelini, iki bölgeli, iki toplumlu bağımsız Kıbrıs Devleti oluşturur. Bundan sonraki bütün Birleşmiş Milletler görüşmesi de bu temel üzerine devam etmiştir. Bu, Türkiye'nin savunduğu en güçlü tezdir ve Rumlar bu tezi o zaman kabullenmişlerdir.

1983 yılında, biliyorsunuz, Kuzey Kıbns Türk Cumhuriyeti ilan edildi. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin ilan edildiği tarihe şöyle bir dikkatinizi çekmek istiyorum: O zaman askerî yönetim var, 12 Eylülün askerî yönetimi ve 6 Kasım 1983'te seçimler yapılmış. Seçimlerden tam dokuz gün sonra, 15 Kasım 1983'te, askerî yönetim, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'ni kurdurmuş, 24 Aralık 1983'te de Özal Hükümeti güvenoyu almıştır. Yani, öyle bir şey yapmışlardır ki, sivil otoriteye, sivil inisiyatife hiçbir şey bırakmadan, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurdurulmuştur. Belki bu sivil inisiyatife bırakılsaydı, bunun neler getirip neler götüreceği, uzun vadede neler yapılacağı, diplomasi alanında ne tür adımlar atılacağı düşünülerek bir karar verilebilirdi, fakat, o zamanki askerî yönetim bunu sivillere bırakmamıştır. Böyle bir ortam içerisinde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kurulmuştur ve o günün şartlarına bakarsanız, Sayın rahmetli Özal'in da buna büyük tepki gösterdiğini görürsünüz, fakat, millî bir dava olduğu için, o zamanki atılan bütün imzalara Özal imza atmak durumunda kalmıştır, fakat, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin Kuruluş Bildirgesi'nde bir ifade vardır, der ki: "Bağımsızlık ilanının iki eşit halk arasında ortaklığın bir federasyon çatısı altında yeniden kurulmasını ve sorunların çözülmesini engellemeyip kolaylaştıracağını söyler, yani, bir anlamda da Doruk Anlaşması'na atıfta bulunur, yani, bağımsızlık mantığıyla tezat teşkil eden bir bildiridir bu ve Rumlar ve Yunanlılar, Türkiye'nin politika değişikliğini alırlar, bütün dünyada Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türkleri aleyhine kullanırlar bunu ve orada "Türkler ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti çözümden yana değildir." diye genel bir kanaat oluşur.

Değerli arkadaşlar, AK Parti iktidara gelene kadar hiçbir siyasi parti sorumluluk ve yetki üst- lenmemiştir Kıbrıs konusunda. Bunun de en büyük nedeni, ülkemizdeki bazı şahinlerin siyasetçilerimizi kuşatması, baskı altına almasıdır. Herhangi bir siyasi lider Kıbrıs konusunda bir adım atacak olsa her zaman ya vatan hainliğiyle suçlanmıştır ya Kıbrıs'ı satmakla suçlanmıştır ya da "ver kur- tulcu" diye suçlanmıştır. Maalesef, bu nedenden dolayı siyasetçiler bu ateşten gömleği giymemişler, konuyu tamamen Denktaş'a ve onun çevresindeki şahin danışmanlarına bırakmışlardır ve izlenilen politika da tamamen istikrarsız bir politikadır.

1995 yılında Gümrük Birliği konusunda bir şeyler aldığımızı savunduk, fakat, bir taraftan da, Gümrük Birliği alırken, Rumlarla müzakerenin yolunu açıp Londra ve Zürih Anlaşmalarının içini boşalttılar. O zaman kimler iktidardaydı, gerekli arşivlere bakmanızı tavsiye ederim. 1999 yılı Helsinki Zirvesi... Arkadaşlar, bu Helsinki Zirvesi'nde bize adaylık statüsü verildi. Adaylık statüsü aldığımız için hepimiz sevindik, fakat, hiç kimse Kıbrıs'la ilgili bölüme bakmıyor. Kıbrıs'la ilgili bölümde şöyle der, der ki: "Müzakerelerin bitimine kadar, eğer, birleşik Kıbrıs devleti kurulmazsa, Rumlar, tek taraflı olarak Ada'yı temsilen Avrupa Birliğine alınacaktır." der ve o zaman adaylık statüsü almanın sarhoşluğuyla Hükümetler bu konuları hep göz ardı etmişlerdir. Bazı millî duygusu olan insanlar bunu ön plana çıkardığında da ilgili bakanlar ve o zamanın Başbakanı çıkıp demiştir ki: "Gerekiyorsa ilhaka gideriz, entegrasyona gideriz ha!" demiştir. İçi boş, altı doldurulmamış birtakım tehditlerle biz bu noktalara geldik ve 2002 yılında... Daha sonra Avrupa Birliğinde bazı ülkeler sorunlu bir Kıbrıs'ı bünyesine almak istemediler, Annan çerçevesinde bir plan hazırlanmasını önerdiler. 2002 yılında başladı bu plan çalışmaları ve 2002'nin Kasım ayında bu plan ilgili taraflara sunuldu. Eğer, o zaman, Türkiye ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti adına bu planı yürüten kişiler, şahıslar ve liderler Annan Planı'na "evet" demiş olsalardı -ki, o Annan Planı 24 Nisan 2004'te Kuzey Kıbrıs Türk halkı tarafından "evet" denilmiş Annan Planı'ydı- bugün Kıbrıs diye bir sorunumuz olmayacaktı arkadaşlar, izolasyonlardan bahsetmeyecektik. Bugün, Türkçe, Avrupa Birliğinin konuşulan dili olacaktı. Kuzey Kıbrıs sorunu çözülmüş olacaktı. Kuzey Kıbrıs hiç dünyada kimsenin tanımadığı bir Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nden, bütün dünyanın tanıdığı kurucu Türk devleti statüsü kazanmış olacaktık. Rumlar bütün Ada'yı temsil ediyordu. Onların elinden de kurucu devlet statüsüne gerilemiş olacaklardı. Bunlar büyük bir başarıydı. Maalesef, o zaman, ilgili başkanlık, ilgili kişiler çekilerek Türkiye'yi çok büyük sıkıntıya soktular.

ASIM AYKAN (Trabzon) - Tarihin en büyük hatası.

ALİ RIZA ALABOYUN (Devamla) - Tarihin en büyük hatasıdır, evet.

Daha sonra Lahey'de aynı hata yapıldı. Buna rağmen, Avrupa Birliği, Kopenhag 2002 Zirvesi'nde dedi ki: "28 Şubat 2003 tarihine kadar müzakereler böyle devam ederse, biz yine de Kıbrıs'ı birleşik olarak alacağız." dediler. Fakat, yine yanlışı biz yaptık. Rumları, Avrupa Birliğini suçlamayalım. Onlar, kendileri için yapması gerekeni yaptı. Biz, yapmadıklarımıza bakalım, hatalarımızı görelim, oradan ders çıkartalım. Ders çıkartalım ki, Kıbrıs konusunda kurumsal hafızalar oluşsun siyasi partilerde ve en büyük hatayı orada yaptık.

Gelelim, 24Nisan 2004'teki referandum... Eğer, Türkiye, o referandumda "evet" dememiş olsaydı... Arkadaşlar, bakın, ben madde madde sıraladım burada. Otuz yıldır "evet" demekle neler kazanmışız, onu vurgulamak istiyorum: Otuz yıldır, ilk defa, dünya kamuoyunda haklı bir konuma gelmiş Türkiye ve Türk tarafı. Kamuoyu, Rumların çözümden yana olmadığını görmüş ve anlamış ve bu, diplomatik bir üstünlüktür. Kırk yedi yıllık Avrupa Birliği projemiz sekteye uğramamış, uğraması önlenmiş ve müzakerelere başlanabilmiştir. Kuzey Kıbrıs'ta uygulanan izolasyonların kaldırılması dünya gündemine taşınmıştır. Annan Planı'nın referandumundan sonra dünya basınında ve kamuoyunda Kıbrıs'taki...

BAŞKAN - Sayın Alaboyun, konuşmanızı tamamlayınız.

Buyurun.

ALİ RIZA ALABOYUN (Devamla) - Annan Planı'nın referandumundan sonra, yani Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'nin kabulünden sonra, dünya basınında ve kamuoyunda, Kıbrıs'taki Türk askerleri için "işgalci" ifadeleri artık kullanılmamıştır. Bu, Türk diplomasisinin bir başarısıdır ve başarıyla da uygulanmıştır.

Gelelim, Haluk Koç'un söylemiş olduğu protokolle ilgili. Arkadaşlar, biz, 17 Aralık 2004'teki Müzakere Çerçeve Belgesi'ndeki ifade, 1963 yılında Sayın rahmetli İsmet İnönü'nün imzalamış olduğu Ankara Anlaşması'nın bir parçasıdır. Biz, o anlaşma gereğiyle yeni üyelere bu anlaşmayı teşmil etmek durumundayız. Ama, biz, Güney Kıbrıs'ı, tüm Ada'yı temsilen bağımsız olarak tanımıyoruz, tanımadığımızı da deklare ettik; o konuda hiçbir sorun yoktur.

Hepinize teşekkür ediyorum, bütçenin hayırlı olmasını diliyorum. (AK Parti sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Alaboyun (AK Parti, Aksaray). “2007 yılı merkezi yönetim bütçesi kanun tasarısı (hazine müsteşarlığı, avrupa birliği genel sek.,basın-yayın ve enf.gen.müdürlüğü,türk işbirliği ve kalkınma idaresi bşk., türkiye istatistik kurumu bşk.,devlet ist.ens.bşk.) 6.tur”. TBMM Genel Kurulu, 36. Birleşim tutanağı, 18 Aralık 2006. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-alaboyun-22-2006-12-18-2007-yili-merkezi-yonetim-butcesi-kanun-tasarisi-hazine-mustesarligi (erişim: 1 Kasım 2026). TBMM kaydı: https://www5.tbmm.gov.tr/tutanaklar/TUTANAK/TBMM/d22/c141/b036/tbmm221410360363.pdf

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
