# Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemler (10/48)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Gülçiçek (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim
- **Tarih:** 8 Nisan 2003
- **Gündem:** YURTDIŞINDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER (10/48)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-gulcicek-22-2003-04-08-yurtdisinda-yasayan-vatandaslarimizin-sorunlarinin-arastirilarak-alinm

> Ali Rıza Gülçiçek (CHP), 8 Nisan 2003 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: YURTDIŞINDA YAŞAYAN VATANDAŞLARIMIZIN SORUNLARININ ARAŞTIRILARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER (10/48)); konuşma 2.115 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; otuzüç yıl ülkesinden ayrı kalmış, uzakta yaşayan insanlarımızı yakından tanıma fırsatı bulmuş birisi olarak, yurt dışında yaşayan Türk vatandaşlarımızın sorunlarını aktarmak ve bu sorunların çözümüne yönelik araştırma önergesi üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına, söz almış bulunuyorum; şahsım ve Cumhuriyet Halk Partisi Grubum adına hepinizi saygılarımla selamlıyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sanayileşme sonrası dönemi yaşayan ve yüksek teknolojinin egemen olduğu sahalarda istihdam edilecek elemanları bulmakta güçlük çeken ülkeler, çözüm olarak, yabancı işgücü alımına yönelmişler ve bu kapsamda, 1961 yılından başlayarak ülkemiz ile çeşitli Avrupa ülkeleri arasında işçi alımı anlaşmaları imzalanmıştır. Bu anlaşmaların ardından 1961 yılında Federal Almanya'ya, 1964'te Hollanda'ya, Belçika'ya ve Avusturya'ya, 1965'te Fransa'ya ve 1967'de İsveç'e -Avrupa kıtasına- Türkiye'den işgücü göçü başlamıştır. Aşağıda ayrıntılı olarak aktarmaya çalışacağım bu süreci, Alman bilim adamı Max Frischer'in göç üzerine söylediği gibi "biz, işgücü talep ettik; fakat, insanlar geldi" sözü çerçevesinden aktarmak istiyorum.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; iki yıl önce Federal Almanya'da, bu yıl Belçika ve Hollanda'da göçün 40 ıncı yılını yaşadık. Kimi anavatanda bir ev, kimi bir traktör alma hayaliyle kırk yıl önce dini, dili ve kültürü farklı olan bir coğrafyaya giden bu vatandaşlarımız, bugün, emeklilik çağındaki birinci kuşağı oluşturmaktadır. Aynı zamanda işsizliğin ilk kurbanları olan bu vatandaşlarımız, izledikleri Türk televizyon kanalları ve gazetelerle, her gün, hâlâ, anavatan hasretini yaşamaktadır. Onların çocukları ve torunlarının oluşturduğu ikinci kuşak ise, bulundukları ülkelerde, artık, her sosyal statüde temsil edilmektedirler. İşçi, işveren, öğrenci, siyasetçi ve sanatçıların oluşturdukları bu kesim, kalıcı bir topluluk yapısına geçiş yapmışlardır. Bunlar, aynı zamanda, yurt dışında, nerede olursa olsun, futbol maçlarında her yeri Türk Bayraklarıyla donatarak "Türkiye" diye haykıran onbinlerce kalabalığı oluşturmaktadır.

İşin başında, gerek göç alan ülkelerin gerekse Türk tarafının kısa süreli bir çalışma dönemi olarak planladığı bu süreç, zaman içinde kalıcılığa dönüşmüştür. Bu kalıcılığı belirleyen ve etkileyen birçok etken bulunmaktadır. Çocuklarının eğitim hayatına başlamış olmaları, Türkiye'de gelecek kurmak için gereken maddî birikimi sağlayamamış olmaları, geri dönenlerin ülkemize uyum zorlukları, anavatana kültürel ve sosyal yabancılaşma gibi birçok neden, bu vatandaşlarımızın geri dönüşünü engellemiş ve Avrupa'nın birçok ülkesinde, kalıcı bir Türk göçmen kitlesinin temellerini atmıştır. Bu vatandaşlarımızın geri dönüş planları sürekli ileri bir döneme ertelenmiş ve sonunda, büyük çoğunluk tarafından gündemden çıkarılmıştır. Sonuçta, gelişen teknolojik olanaklarla bir yandan Türkiye'yle bağlantılar sürdürülürken, diğer yandan özlem, sıla hasreti ve geri dönme arzusu giderek zayıflamıştır.

1980'li yıllardan sonra ikinci kuşak, hem ekonomik hem de siyasal alanda kendi olanaklarıyla Avrupa'da sesini duyurmaya başlamıştır. Örneğin, Federal Almanya'da yaşayan yaklaşık 2 000 000 yurttaşımızın 1 250 000'i burada doğup oraya göç etmişken, yaklaşık 710 000'i Federal Almanya'da doğmuştur. Yurt dışındaki bu kuşak, eğitim düzeylerinin artması ve meslekî niteliklerinin iyileşmesi sayesinde, yaşadıkları ülkelerde kendilerine orta ve üst tabakalarda yer edinmeye başlamışlardır.

Bugün, yurt dışındaki vatandaşlarımızın güçlenerek öne çıktığı bir alan da siyasettir. Vatandaşlarımız, siyasal alanda, başta Federal Almanya olmak üzere, Hollanda, Belçika, Danimarka ve Avusturya'da hem yerel hem de genel seçimlerde belediye meclisi üyeliklerine, belediye başkanlıklarına ve milletvekilliğine seçilmişlerdir. Bu sayı gün geçtikçe daha da artmaktadır. Bu gelişme, yaşadıkları ülkelere uyum açısından, son derece önemli bir işlev görmektedir. Buna ek olarak, bu insanlar iki ülke arasında köprü görevi üstlenmekte ve Türkiye'yle daha sıkı ve iyi ilişkilerin kurulmasına olumlu katkıda bulunmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri, Türkiye'den yabancı ülkelere yönelik, çalışma amaçlı göç hareketine bağlı olarak, çoğunluğu Batı Avrupa ülkelerinde olmak üzere, bugün yurt dışında yaşayan Türk yurttaşlarımızın sayısı 3 500 000 ulaşmıştır. Yabancı ülke vatandaşlığına geçenler ve onların çocuklarıyla birlikte yurt dışındaki Türk varlığı 5 000 000'u bulmuştur. Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın 2 500 000, yani, yüzde 71'i Federal Almanya'da yaşamaktadır. Türkiye'den sonra en fazla Türk vatandaşımızın yaşadığı ülke Federal Almanya'dır. Bu açıdan, Türk göçünde Federal Almanya'nın özel bir yeri vardır.

AB ülkelerindeki Türk kökenli nüfusun tamamı ise 3 677 000'dir; bunlardan 2 470 000 kişi halen Türk vatandaşı olup, 1 300 000 kişi de yaşadığı ülkenin vatandaşlığına geçmiştir. Bu rakamlar, bir yıl öncesine aittir ve sürekli değişmektedir.

Nitekim, herhangi bir Avrupa ülkesinde yaşayan Türk göçmenler, 1 240 000 kişilik çalışan nüfuslarıyla, bu ülkelerin gayri safî millî hâsılasına 69 milyar euroluk bir katkıda bulunmaktadırlar. Bu katkının yüzde 69'u ise Federal Almanya'da yaşayan yurttaşlarımıza aittir. Bu ülkede yaşayan Türklerin, Federal Almanya'nın gayri safî millî hâsılasına yaptıkları katkı, 2001 yılında 25 milyar euroya ulaşmıştır.

Toplumsal statüde değişim, daha çok, kendi işyerlerini açan girişimciler yoluyla gerçekleşmektedir ve bunlar, gittikçe büyüyen bir ekonomik gücü oluşturmaktadırlar. Avrupa'da, 73 200 Türk kendi işinin sahibi iken, bu rakam Federal Almanya'da 55 000'i bulmuştur; aynı zamanda, bu ülkedeki 290 000 kişiye de iş olanağı yaratmışlardır.

Tüm dünyayı etkileyen küreselleşme sürecinde, özellikle de Federal Almanya'da, uluslararası ticarette daha önemli bir yer tutmasında etkin bir rol oynamaya başlayan Türk işletmeleri, giderek büyüyen bu ekonomik güçleri yönünden büyük önem kazanmaktadırlar. Yapılan tahminlere göre, 2010 yılında, Avrupa'da, bu özellikteki Türk girişimci sayısının yaklaşık 140 000'e, yıllık cirolarının 120 milyar euroya ve istihdam edilen kişi sayısının da 810 000 çıkması beklenmektedir. Bu rakamlar, bir zamanların misafir işçilerinin, işveren konumuna geçiş başarısını çok etkili bir biçimde gözler önüne sermektedir.

Avrupa'da yaşayan Türk girişimcilerinin başarısı, ülkemiz için de bir gurur kaynağı olup, aynı zamanda, daha yakından izlenmesi gereken bir hazinedir; ancak, bu değişimler, beraberinde karmaşık sorunları da birlikte getirmiştir. Eskiden tek düzeyli veya tek türden olan sorunlar, bugün, çok boyutlu ve çeşitli sorunlara dönüşmüştür.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız, 1970'li yıllardan sonra işçi şirketleri ve çok ortaklı şirketler aracılığıyla yaptıkları yatırımlarda, Anadolu sanayiinin temelini oluşturmuşlardır. Vatandaşlarımız, bu yatırımlarla Anadoluya sermaye birikimlerini, meslekî deneyimlerini taşımışlar ve teknoloji transferi sağlamışlardır. Bu girişimlerin bir kısmı ilgisizlik, deneyim eksikliği ve Türkiye'de uygulanan yanlış politikalar nedeniyle el değiştirmiş veya kapanmak zorunda kalmıştır. Yine de, bugün, Yozgat, Denizli, Çorum ve Erzincan gibi birçok ilimize baktığımızda, bu yatırımların canlı olarak ayakta olduğunu ve yerel kalkınmaya büyük katkı sağladığını görmekteyiz.

Ancak, bu süreç kapsamında gerçekleşen böylesine olumlu gelişmelerin yanı sıra, birtakım olaylar da cereyan etmiştir. Nitekim, 1970'li yıllarda iyiniyetli bir girişim olarak kurulan işçi şirketlerinin çoğu, ne yazık ki, iflas ettirilmiş ve işçilerimizin devletimize olan güveni sarsılmıştır.

Daha sonraki dönemlerde, işçilerimizin alınteri ve emeğinin karşılığı olan paraları, yine, çeşitli vaatlerle ellerinden alınmış, deyim yerindeyse çarçur edilmiştir.

Bir dönem, yıllarca ülkemizdeki bütçe açığı yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın ülkemize getirdikleri dövizlerin katkısıyla kapatılırken, bu vatandaşlarımıza bugüne kadar verilen birçok söz yerine getirilmemiş ve hayal kırıklığına uğratılmışlardır.

Sonuçta, sarsılan güven ortamının etkisiyle, bu dönemde birçok vatandaşımız anavatandaki gayrimenkullerini satmışlar ve anavatan bankalarına güvenleri sarsılmıştır.

Bu tür olayların yakın geçmişteki örnekleri ise, vatandaşlarımızın din ve vatan duyguları istismar edilerek birçok holding tarafından aldatılışlarıdır. Sonuçta, bu holdingler, vatandaşlarımızın yıllarca çalışıp didindikleri alınterlerini ziyan etmiştir; geçmiş yıllarda bunlar gibi daha birçok vaatle vatandaşlarımızı kandırarak paralarını ellerinden almış; ancak, vaatlerini yerine getirmemişlerdir.

Yine, vatandaşlarımızın yaşadığı üzücü olaylardan birisi de Merkez Bankası olayıdır. Merkez Bankası, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın açtıkları döviz kredi mektuplarından elde ettikleri faiz gelirlerinin, Federal Alman vergi dairelerine gelir vergisi olarak gösterilmesi gerekliliğini hiçbir vatandaşımıza bilgi olarak sunmadığı için, hatta, bunu da dolaylı olarak teşvik ederek, vatandaşlarımızın Alman vergi daireleri karşısında suçlu ve cezalı duruma düşmesine neden olmuştur.

Vatandaşlarımızın yatırımlarını yeniden ülkemize kazandırmak için bugüne kadar gerekli güven ortamı sağlanmadığı gibi, geçen kırk yıllık sürede, yaşadıkları ülkelerde, çalışma hayatlarında ve toplumsal yaşamda birçok temel sorunla karşı karşıya bırakılmışlardır. Bu sorunlardan en önemlileri, çocuklarının, bulundukları ülkelerde eğitim ve öğretim, anadilde ve kültürde öğretim, ulusal ve kültürel kimlik sorunlarıdır.

Yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızın eğitim alma yaşında olan çocuk ve gençlerinin sayısı gözardı edilmeyecek kadar çok olmakla beraber, bir kuşak manevî olarak yok olup gitme tehlikesiyle karşı karşıyadır; çünkü, eğitim çağındaki bu çocuklarımızın en önemli temel haklarından birisi olan eğitim hakkından yeterince yararlandıklarını söylemek mümkün değildir. Bu çocuklarımızın ulusal kültürümüzle olan bağları çok zayıflamıştır. Onbinlerce Türk çocuğumuz kendi dillerini iyi bilmemeleri nedeniyle bir başka dili de öğrenme zorluğu yaşamaktadırlar.

Nitekim, Federal Almanya'da yaşayan Türk çocuklarının yüzde 20'si anaokulunu bitirme belgesi alamamaktadır; çünkü, onlara, anadilde hazırlanmış standart ve planlı bir eğitim verilmemektedir, özellikle Federal Almanya'da eğitim tek dilde ve tek kültürlü olduğu için.

Bunlar, hep yanlış politikaların sonucudur. Son dönemlerde, Federal Almanya Kuzey Vesfalya Eyaletinde anadilde eğitim veren 450 öğretmenin kadrosu bir çırpıda silinerek, işlerine son verilmiştir. Daha da üzücü olanı, bunlardan 300'ü Türkçe öğretmenidir. Bu durum, 80 000 Türk öğrenciye anadilini öğrenme hakkı verilmemesi anlamına gelmektedir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; öğrenme güçlüğü çeken ve başarılı olamayan 25 533 çocuğumuz özel eğitime muhtaç öğrencilerin gittiği "sonderschule" adı verilen zekâ özürlüler okullarına gönderilmekte ve maalesef, bu çocuklarımızın hayatları kararmaktadır. Oysa, gerçekte bu çocukların hiçbirisi böyle bir özelliğe sahip değildir.

Lise eğitimi alan Alman gençlerinin oranı yüzde 25 iken, orada yaşayan Türk çocukları için bu oransayısı sadece yüzde 5'tir.

Yine, meslek eğitimi ve yüksekokullara giden ve başarılı olan Türk çocuklarının sayısı gereken düzeyde değildir. Federal Almanya'da meslek eğitimi alan Türk gençlerinin sayısı 1992'de 53 678 iken, 2000 yılında 39 980'e düşmüştür.

Federal Almanya'da her 4 Almandan 1'i yüksekokula gitme hakkını kazanırken, bu oran, göçmen çocuklarda onda 1'i ancak bulmaktadır. 145 000 vatandaşımızın yaşadığı Belçika'da ise, sadece 320 gencimiz üniversitede okumaktadır. Sonuçta, bu alandaki yetersizliklerin ve kültürel beslenmenin kesintiye uğramasının, vatandaşlarımızın asimilasyonunu hızlandıracağı kaygısını taşımaktayım.

Diğer taraftan, yurt dışında sayıları azımsanmayacak bir emekliler kuşağı oluşmuştur, bu kesim daha da çoğalacaktır. Birinci kuşak vatandaşlarımız, şu anda 70-80 yaşına girmiştir. Ailenin diğer bireylerinin, çalıştıkları ülkeye yerleşmeyi tercih etmeleri, artık, yaşlı olan bu yurttaşlarımızın Türkiye'ye dönmelerini imkânsız hale getirmiştir. Türkiye'de de kimseleri olmayan bu vatandaşlarımızın, dolayısıyla bakımevlerine yerleşme zorunlulukları artmıştır; ancak, yurt dışındaki, kültürel ve dinî gereksinimlerine cevap veremeyen huzurevlerinde kalmaları da zorlaşmıştır.

Bir diğer konu da, vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerdeki sosyal güvenlik haklarına ilişkin mevzuatla ülkemiz mevzuatının uyumsuzluğudur; bu durumda, özellikle yurda dönüşlerinde büyük sorunlarla karşı karşıya kalmalarıdır.

Yine, sanayileşmiş Avrupa ülkelerindeki hızlı bir otomasyona geçiş süreci, herhangi bir meslekî niteliği olmayan düz işçileri işsiz bırakmaktadır. Türk işçilerimiz arasında kalifiye eleman sayısının azlığı, işsizlik oranlarını artırmaktadır. Federal Almanya'da işsizlik oranı, genelde yüzde 11 olarak gerçekleşirken, yabancılar arasında yüzde 27,5 ve Türk yurttaşlarımız arasında yüzde 25 olmuştur. Bu oran, Fransa'da yaşayan vatandaşlarımız arasında yüzde 23,3 olarak gerçekleşirken, Belçika'da ülke düzeyinde yüzde 6, Türk nüfusu arasında ise yüzde 25 olmuştur.

İşsizlik, yabancı düşmanlığı gibi birtakım sosyal sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu durumun, ne yazık ki, işyerlerinin tahrip edilmesi gibi fizikî saldırılar ve ölümle sonuçlanan örnekleri vardır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; göçün 40 ıncı yılını yaşarken, bir insanın en temel hakkı olan seçme ve seçilme hakkını kullanmayan milyonlarca yurttaşımız vardır. Bunlar ne bulundukları ülkede ne de ülkemizde oy kullanmamışlardır. Bugün yerel alanda seçme ve seçilme hakkı Hollanda, Belçika, İsveç ve Danimarka'da gerçekleşirken, Federal Almanya'da ve Fransa'da bu hak halen verilmemiştir.

Genel seçimlerde bütün Avrupa ülkelerinde mektupla oy kullanma yöntemi var iken, ülkemiz vatandaşlarına bu yöntemi kullanabileceği hiçbir kolaylık sağlanmamış ve bugüne kadar bu temel soruna yönelik hiçbir çalışma yapılmamıştır ve bugüne kadar hiçbir hükümet de bu konularda verdiği sözü tutmamıştır.

Bir diğer konu da çifte vatandaşlıktır. Türk vatandaşlığından izinli olarak çıkmak isteyen binlerce yurttaşımızın dosyaları aylarca Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğünde bekletilmektedir. Bu bürokratik işlemlerin hızlandırılması için gerekli düzenlemeler yapılmamıştır.

Geçmiş hükümetler, serbest dolaşım hakkının kısıtlanması gibi, çifte vatandaşlık konusunda, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımızı pazarlık aracı olarak kullanmışlardır.

Türk vatandaşlığının geri alınması süreci askıya alındıktan sonra, bunun yerine pembe kart uygulaması getirilmiştir. Hiçbir geçerliliği olmayan pembe kartın ne için verildiği halen anlaşılmış değildir. Özellikle yabancı ülkelerin vatandaşlığını alan yurttaşlarımız, ölmeleri durumunda Türkiye'ye getirilmesinde bir yabancı yurttaş muamelesi gibi bir durumla karşı karşıya kalmaktadır.

Bir önemli konu da, yurt dışında yaşayan vatandaşlarımız özellikle uzun tatil dönemlerinde anavatana geliş güzergâhında yer alan ülke gümrüklerinde, uygun olmayan yaklaşımlara ve uzun süreli bekleyişlere maruz kalmakta, hatta soygun olayları yaşamaktadırlar. Kırk yıldır Avrupa'da yaşayan ve çalışan vatandaşlarımıza, özellikle Sırbistan, eski Yugoslavya ve Bulgaristan yol güzergâhı ve gümrüklerinde insanlıkdışı uygulamalar yapılışıdır. Vatandaşlarımız, halen, bu ülkelerden geçerken 20-50 euro arasında değişen ücretler karşılığında vize alarak gidip gelmektedirler. Bunun bir diğer örneği de, İsviçre'de yaşayan yurttaşlarımızın başka bir Avrupa ülkesine giderken dahi vize almak zorunda kalmalarıdır. Ülkemize girişlerinde, gümrük personelinin yetersizliği açısından, teknik açıdan, yine anlayış ve yaklaşım yönünden sorunlar yaşamaktadırlar. Bu durumlar en yoğun olarak feribotla ulaşımlarda ortaya çıkmaktadır.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; özetle, yurt dışında bulunan vatandaşlarımız, yıllardır döviz gönderen bir makine gibi algılanmış ve onlara geçici işçi gözüyle bakılmıştır. Bulundukları ülkelerde kalıcı olmaları düşünülmediğinden, temel gereksinimlerine çözüm üretilmemiştir; onların ülkeleriyle bağlarını güçlendirecek kalıcı önlem ve tedbirler alınmamıştır. Yine, onları sosyoekonomik, kültürel ve eğitsel açılardan tatmin edecek, özgüvenlerini artıracak resmî yasalar çıkarılmamıştır. Seçme, seçilme ve oy kullanma hakları başta olmak üzere, serbest dolaşma ve kesin dönüşsüz emeklilik hakkı, anadilde ve kültürde eğitim ve öğretim sorunlarına çözüm bulunmamıştır. Yine, din hizmetleri maskesi altında yurt dışındaki dinsel yozlaşma desteklenmiş ve bunların ileri gitmesine göz yumulmuştur. Vatandaşlıktan izinli çıkışlarda yaşanan tıkanıklıklara çözüm üretilmemiş ve üçüncü kuşak gençlerin askerlik sorunu temelden çözülmemiştir. Göçmen emeklilerin ülkeye yaptıkları her türlü yatırımları, planlı ve verimli bir biçimde değerlendirilememiştir.

Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; sizlere konuşmamın kapsamında sunmaya çalıştığım sorunlara bakarsak, bu büyük hazineyi değerlendiremediğimizi görmekteyiz. Bu vatandaşlarımız, birikimleri, becerileri ve yetiştirdikleri yeni nesillerle Türkiye için yurt dışında bir hazinedir.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Gülçiçek (CHP, İstanbul). “Yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemler (10/48)”. TBMM Genel Kurulu, 63. Birleşim tutanağı, 8 Nisan 2003. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-gulcicek-22-2003-04-08-yurtdisinda-yasayan-vatandaslarimizin-sorunlarinin-arastirilarak-alinm (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
