# Muharrem ayı ile ilgili

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 22. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Gülçiçek (CHP, İstanbul)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim
- **Tarih:** 19 Şubat 2004
- **Gündem:** MUHARREM AYI İLE İLGİLİ
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-gulcicek-22-2004-02-19-muharrem-ayi-ile-ilgili

> Ali Rıza Gülçiçek (CHP), 19 Şubat 2004 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: MUHARREM AYI İLE İLGİLİ); konuşma 618 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİ RIZA GÜLÇİÇEK (İstanbul) - Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Hicri takvime göre, Muharrem ayı, Bektaşiler ve Alevîler için özel bir önem taşır. Muharrem ayını bu denli özel kılan, Bektaşi ve Alevî dünyası için yine çok özel olan, Kerbela olayının bu ay içerisinde meydana gelmiş olmasıdır. Önümüzdeki 21 Şubat günü, Yas-ı Muharremin birinci günüdür. Bu faciayı anmak, lanetlemek ve yurttaşlarımızın yas-ı matemlerine ortak olarak acılarını azaltmak amacıyla gündemdışı söz almış bulunuyorum; bu itibarla, Yüce Meclisimizi saygıyla selamlıyorum ve Sayın Başkana, bana bu olanağı tanıdığı için teşekkür ediyorum.

Değerli milletvekilleri, Kerbela olayının temelinde iki temel karşıtlığın savaşı yatar. Bu karşıtlıklardan biri iyiyi, diğeri kötüyü simgeler. Eşit koşullarda bir savaş olmadığı için, diğer bir deyişle taraflardan biri bir anlamda tuzağa düşürüldüğü için, mazlum ile zalimin savaşıdır ve bir zulmün hikâyesidir. Bu hikâye, aynı coğrafyada bugün halen devam etmektedir.

Bu elim olayda Hz. Muhammed'in sevgili kızı Fatma, Hz. Ali'nin oğlu Hz. Hüseyin ve ehlibeytin haklılığına inandıkları için orada bulunan tüm insanlar, Emevi Halifesi Yezit'in kastı sonucunda Kerbela'da öldürüldüler. Onlara Yüce Tanrıdan rahmet, yurttaşlarımıza, İslam âlemine ve tüm insanlığa başsağlığı diliyorum.

Kerbela olayı tarihsel ve toplumsal anlamda, toplu kıyımların en zalim ve acımasız olanlarından biridir. Bir kıyım olarak Kerbela'yı anmamak ve ona yanmamak elde değildir. Bu kapsamda, Kerbela katliamının boyutlarını algılayabilen herkes, Kerbela için yanar, tutuşur; onun anısını yaşatmak için bir şey yapmak, orada şehit edilenleri anmak ve üzülenlerle saf olmak ister; çünkü, bu, insan olmanın şeref ve onuruyla ilgili bir durumdur.

Hz. Hüseyin ve beraberindekiler, tarih sayfalarını acılı hikâyeleriyle oluşturmuşlardır. Onların hikâyelerinin çarpıcılığı günümüze dek mesajın vurgulamasını taşımıştır. Bugün, artık, Hz. Hüseyin'in şahadeti ve Kerbela olayı, yeryüzünün herhangi bir yerindeki zulme karşı isyanın ve mazlumların simgesi haline gelmiştir.

Değerli arkadaşlar, bu gerçekle birlikte, Kerbela toplu katliamına duyguyla değil, akılla yaklaştığımızda, olayı bir ağlama duvarı olarak öne çıkarmanın doğru olmadığını görüyoruz. Yapılması gereken, olayı unutmadan usulünce anmak, daha da önemlisi, geleceğe ışık tutmanın bir anahtarı olarak ibret almak ve ders çıkarmaktır.

Bize göre, devleti yöneten iktidar mensupları, yönetimde adil ve eşitlikten yana olmalı, zalime ve zulme karşı durmalısınız. Devletin gücü sizin gücünüz değildir. O güce kanıp, kişisel ve siyasal amacınız için kullanmaktan sakınmalısınız. Bilmelisiniz ki, yapacağınız her icraatın, atacağınız her adımın tanığı tarihtir.

Bu yüzden, yüzlerce yıl sonra dahi, bugün yapacağınız iyilik ve kötülüklerin sorumlusu olduğunuzu unutmamalısınız. Tarihe karşı en büyük sorumluluğunuz, laik, demokratik, sosyal hukuk devleti emanetini, bulunduğu noktadan daha geriye götürmek değil, hiç olmazsa mevcudu korumak ve muhafaza etmek olmalıdır.

Değerli arkadaşlar, laik, demokratik, çağdaş hukuk devleti hedeflerinden geri dönmek demek, yeni Kerbela, yeni Sivas, yeni Çorum katliamı demektir. Kerbela katliamı, dinin siyasete alet edilmesinin en tipik örneklerinden biri, somut ve tarihsel sonucudur.

Bu olayın Alevî-Bektaşiler bakımından ifadesi şudur: Kerbela olayı, hangi inançtan olursa olsun, hangi ulustan gelirse gelsin, zulme uğramış insanların acısını, insanlığın ortak acısı durumuna getirmenin yürek dağlayan bir anısıdır.

Değerli arkadaşlar, bu olayda Hz. Peygamberimizin yakınları, torunları öldürüldü. Katliam bununla da sınırlı kalmadı; suç, suçluya değil, suçsuza yüklendi; acı, acıyı verenden değil, acıyı çekenden; baskı, baskıyı yapandan değil, baskıya uğrayandan soruldu.

Binlerce yıl, bu acının dinmesine yetmedi; tazelendi, büyüdü, çoğaldı ve giderek insanlığın unutulmaz acılarından biri oldu. Alevî-Bektaşiler acılarını dile getirmek için ağıt türünün en anlamlı örneklerini Kerbela olayına hasrettiler. Bunlardan biri de, 7 büyük Türkmen ozanımızdan biri olan Pir Sultan Abdal'dır.

Büyük ozanımız acısını şöyle dile getiriyor:

"Damarlar yarıldı kanlar çağladı

Gökte melek yerde insan ağladı

Ay gün kara giydi kara bağladı

İmam Hüseynimin kanı nicoldu?

Dedesi Muhammed yanına geldi

Torununun elin, eline aldı

Arş'ta Fatma ana saçını yoldu

İmam Hüseynimin kanı nicoldu?"

Değerli arkadaşlarım, katliamın muhatabı, Yüce Peygamberimizin soyudur. "İki gözümün nuru" dediği sevgili torunları ve ehlibeytidir. Katliamı düzenleyen ve bu amaçla Kerbela üzerine asker gönderen Muaviye oğlu Yezit'tir. İşte bunun içindir ki, Alevî-Bektaşiler binlerce yıldır Muaviye ve Yezit'e lanet eder.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Gülçiçek (CHP, İstanbul). “Muharrem ayı ile ilgili”. TBMM Genel Kurulu, 55. Birleşim tutanağı, 19 Şubat 2004. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-gulcicek-22-2004-02-19-muharrem-ayi-ile-ilgili (erişim: 1 Kasım 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
