# Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim
- **Tarih:** 16 Nisan 2008
- **Gündem:** SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2008-04-16-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 16 Nisan 2008 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: SOSYAL SİGORTALAR VE GENEL SAĞLIK SİGORTASI KANUNU İLE BAZI KANUN VE KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMELERDE DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.119)); konuşma 1.026 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, sayın milletvekilleri; Cumhuriyet Halk Partisi adına hepinizi saygıyla selamlıyorum. 75 ila 84’üncü maddeleri içeren beşinci bölüm hakkında Cumhuriyet Halk Partisinin görüşlerini sunuyorum.

Bugüne kadar yasaları neden çıkardığımız, kim istediği için yasa çıkardığımız belli olmuştur. Barroso buraya geldiğinde Mecliste yaptığı konuşmalarda bizim hangi yasaları çıkarmamız gerektiğini, neler yapmamız gerektiğini dikte ettirdi ama kendilerinin ne yapması gerektiği hakkında hiçbir şey söylemedi.

Bugün dünyada ekonomik kriz var. Ekonomik krizle birlikte gıda krizi de başladı. Halkın temel ihtiyaç ve gıda maddeleri aldı başını gidiyor. Pirinç, mercimek, bulgur gibi temel gıda maddelerinde yokluk başladı, yoksulluk başladı. Dünya ülkeleri bu ekonomik krizle ve gıda kriziyle kafa yormaya başladılar. Bunlar hakkında alınması gereken tedbirleri almaya çalışıyorlar. Haiti’de 50 kilogramlık pirincin torbası 35 dolardan 70 dolara çıktığı için, yapılan gösterilerde 5 kişinin ölümü üzerine başbakan istifa etmek zorunda kaldı. Bizim Başbakanımız ne yapıyor? Bizim Başbakanımız bunları hiç görmemezlikten geliyor. Medya medya, meydan meydan dolaşarak Cumhuriyet Halk Partisine ve diğer muhalefet partilerine sataşmayı sürdürüyor. Anlıyorum, Sayın Başbakanımız içine düştüğü durumun sorumlusu olarak kendi eylem ve işlemlerini görmüyor; bundan, başkalarını sorumlu tutuyor. Bugün Başbakanımız diyor ki “Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişinde kara leke var. O kara lekeyi temizlemesi gerekir.” Ben Cumhuriyet Halk Partisinin bir milletvekili olarak bundan çok alındım. Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişindeki kara lekenin ne olduğunu Sayın Başbakan açıklamalıdır. Cumhuriyet Halk Partisi, Kuvayımilliye sürecinde kan ve barut kokuları arasında, emperyalizme karşı mücadele sürecinde doğmuş, demokrasiyi bu ülkede yerleştirmiş bir partidir. Cumhuriyet Halk Partisinin geçmişinde kara leke yoktur. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanlarının kimler olduğunu herkes biliyor: Atatürk’tür, İsmet İnönü’dür, Bülent Ecevit’tir ve Deniz Baykal’dır. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanlarının hiçbirisi Afgan tarikat lideri Hikmetyar’ın önünde diz çökmemişlerdir. Cumhuriyet Halk Partisinin, Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanlarının hiçbirisi siyaseti tarikat şeyhlerinden öğrenmemişlerdir. Onlar siyaseti emperyalizme karşı mücadele içinde öğrenmişlerdir. Cumhuriyet Halk Partisinin Genel Başkanı Sayın Deniz Baykal siyaseti İsmet İnönü’den, Bülent Ecevit’ten öğrenmiştir ama hiçbir zaman Yasin El Kadı’ya kefil olmamıştır değerli arkadaşlarım. (CHP sıralarından alkışlar)

Biz, özgürlükleri sadece kendimiz için, kendimiz gibi düşünenlere istemiyoruz, halkımız adına istiyoruz, bize karşı olan, bizim düşüncelerimize katlanamayan insanların da düşüncelerinin yaşaması için çağdaş demokrasi istiyoruz.

Bugüne kadar, biz burada muhalefet partisi milletvekilleri olarak önerge veriyoruz, AKP Grubu kızıyor; soru soruyoruz, kızıyor. Burada yoklama isteniyor, AKP sıralarından yoklama isteyen -karar yeter sayısı olmadığı için toplantı sona ermek zorunda kalıyor- milletvekillerinin üzerine saldırılıyor. Bu ne biçim demokrasi anlayışıdır, bunu anlamak mümkün değildir. Parlamento konuşulan bir yerdir. İktidarın yasaları çıkarmak ne kadar meşru bir hakkı ve görevi ise muhalefetin de halkın yararına görmediği yasaları engellemek o kadar meşru hakkıdır. Yasal kurallar içerisinde muhalefet bunu yaptı diye kızmanın anlamı yoktur. Bu, aksine Parlamentoya kimlik kazandırır. Bu, aksine görüşülen konunun önemsendiği konusunda kamuoyuna mesaj verir.

Bugün, dünyada… Amerikan Kongresinde Senatör Huey Long tam on altı saat aralıksız konuşmuştur. Yine, Wayne Morse yirmi iki saat yirmi altı dakika konuşmuştur. Yine, Senatör Kilmer Corbin yirmi sekiz saat otuz dakika konuşmuştur. Bizde ise muhalefet partilerine verilen süre, düşen süre sadece iki dakikadır değerli arkadaşlarım.

Şimdi, Başbakanımız İstanbul’daki yaptığı bir görüşmede diyor ki: “Bu yasanın bir an önce çıkması için ben Meclise talimat veriyorum. Arkadaşlarımız gece gündüz çalışacaklar; cumartesi, pazar günü çalışacaklar bu yasayı çıkartacaklar.” diyor. Şimdi, yürütme organının başının Meclise talimat verdiği artık tescillenmiş olmaktadır ancak ben buradan AKP’li arkadaşlarımızı Sayın Başbakanımıza şikâyet ediyorum. Bu, Sayın Başbakanımızın söylediği gibi muhalefetin engellemeleri yüzünden olmamıştır. Keşke engelleme gücüne sahip olsaydık, keşke muhalefet halkın yararına olmayan bu yasaları engelleyebilseydi de halk bu zulmün altında inlememiş olsaydı. Bakın, bu yasaların engellenmesinin tek sorumlusu AKP Grubudur. AKP 341 milletvekiliyle Meclise gelmesine rağmen, bu yasa görüşülmeye başlanıldığından bu yana, deminki karar yeter sayısıyla birlikte tam on altı defa karar yeter sayısı ve toplantı yeter sayısı olmaması nedeniyle toplantıya ara vermek zorunda kalınmıştır. Barroso buraya geldiğinde tam tekmil olan milletvekili arkadaşlarımız Barroso Meclisten çıkar çıkmaz hemen dağılmışlar, arkasından bir karar yeter sayısı istenilmiş, çoğunluk sağlanamadığı için ara verilmek zorunda kalınmıştır. E, demin de aynı şekilde olmuştur. Bunun sorumlusu, söylenildiği gibi muhalefet falan değildir değerli arkadaşlarım. Kaldı ki biz -demin de söyledim- bunu engellemekle görevliyiz.

Değerli arkadaşlarım, görüşülmekte olan bu yasa, bundan önceki konuşmacı arkadaşlarımızın da söylediği gibi, IMF’nin dayattığı bir yasadır. Bu yasa, AKP’nin ve Hükûmetin hastanelere, eczanelere bakış açısını ortaya koymaktadır. Bu yasa… AKP öteden beri hastaneleri ve eczaneleri kâr evleri, kâr edilen yerler, yani ticarethaneler olarak görmektedir, doktorları ve eczacıları da tacir olarak değerlendirmektedir. Bu yasa çıkartılırken, yıllardır beklenilen reform yasası olarak ortaya sunulmuştur. Bu yasanın yıllardır beklenildiği doğrudur ama yıllardır bu yasayı bekleyen halkımız değildir, bu yasayı yıllardır bekleyen, egemen güçlerdir, IMF’dir, uluslararası sermayedir ve onların organize güçleridir. Bir yasanın reform yasası olması için yokluk ve yoksullukta birleşmek değil refah ve mutlulukta birleşmek lazım. Yokluk ve yoksullukta buluşturan yasa reform yasası olamaz değerli arkadaşlarım.

AKP’nin ve Başbakanın demokrasi anlayışı, bu yasada kendisini ortaya çıkartmıştır. Başbakanımız, bugüne kadar demokratlığını gazetelerin arka ve ön sayfalarında çıkan –ona göre- çıplak kadın resimlerine seslerini çıkarmayarak ispat etti ama esas demokratlığını bu yasada ispat etmeliydi. İnsanların en temel hakkı olan hak arama ve özgürlüklerinin polis copuyla, polis panzeriyle susturulduğu bir ortamda demokrasiden, özgürlüklerden bahsedemez değerli arkadaşlarım.

Bu yasa yıkım yasasıdır. Sosyal güvenlik, başta işçilerimize, çiftçilerimize, köylülerimize lazım; çilek tarlasında, erik tarlasında çalışan köylülere lazım; fabrikalarının başında, tezgâhlarında ter döken işçilere lazım; yer altı madenlerinde çalışan işçilere lazım. Egemen sermayenin temsilcileri ve varlıklı insanların sosyal güvenliğe ihtiyacı yoktur değerli arkadaşlarım.

Bakın, sanatçılarla ilgili, ben, sosyal güvenliklerinin sağlanması adıyla bir kanun teklifi verdim Cumhuriyet Halk Partili arkadaşlarımla birlikte. Bunu bu yasayla birleştirdiler ama birleştirdiler de ne oldu? Hiçbir şey olmadı. Peki, sosyal güvenlikten yoksun bu sanatçılarımızın sosyal güvenlikleri sağlanmayacak mıdır?

Sosyal güvenlik ve iş hukuku, değerli arkadaşlarım, çalışanların hukukudur. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı, teoride her ne kadar işçi ve işveren bakanı olarak adlandırılırsa da uygulamada bu Bakanlık işçi bakanlığıdır. İş hukuku ve sosyal güvenlik hukuku işçi yanında taraftır, çünkü ekonomik olarak, iktisaden güçsüz olan işçilerin korunması için, sosyal devlet olmanın gereği için böyle bir hukuk ortaya çıkmıştır. Şimdi, sosyal güvenlikteki bu yıkıntıların, bu açıkların kapatılması için bu yasanın getirildiği söyleniyor, ama bu sosyal güvenlikteki açıkların nereden kaynaklandığına ben Sayın Adalet Bakanımız Mehmet Ali Şahin’in sözleriyle cevap vermek istiyorum: “Değerli arkadaşlarım, üstüne basa basa şu hususu belirtmek zorundayım: Bu Hükûmet ve Hükûmeti oluşturan siyasi partiler…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Sosyal sigortalar ve genel sağlık sigortası kanunu ile bazı kanun ve kanun hükmünde kararnamelerde değişiklik yapılması hakkında (s.s.119)”. TBMM Genel Kurulu, 91. Birleşim tutanağı, 16 Nisan 2008. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2008-04-16-sosyal-sigortalar-ve-genel-saglik-sigortasi-kanunu-ile-bazi-kanun-ve-k (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
