# Denizcilik müşteşarlığının kuruluş ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.257)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim
- **Tarih:** 6 Mayıs 2009
- **Gündem:** DENİZCİLİK MÜŞTEŞARLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.257)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2009-05-06-denizcilik-mustesarliginin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-hukmund

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 6 Mayıs 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: DENİZCİLİK MÜŞTEŞARLIĞININ KURULUŞ VE GÖREVLERİ HAKKINDA KANUN HÜKMÜNDE KARARNAMEDE VE BAZI KANUNLARDA DEĞİŞİKLİK YAPILMASI HAKKINDA (S.S.257)); konuşma 786 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın bundan otuz yedi yıl önce idam edilişleri nedeniyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyorum.

Bundan kırk bir yıl önce, 1968’de, başta Avrupa ve Amerika olmak üzere, Latin Amerika ülkeleri ve tüm ülkelerde gençlik hareketleri başlamış, “özgür, demokratik üniversite” talepleriyle başlayan bu hareketler daha sonra işçi gençlik, köylü gençliğe sıçramış, toplumun diğer kesimlerine sıçramış. Bu hareketler bizim ülkemizi de etkilemiş, derinden etkilemiştir. Ama demokratik ülkelerde bu hareketler hoşgörüyle karşılanmış ve o dönemin gençlik liderleri daha sonra bakan olmuş, ancak bizim gibi ülkelerde demokrasi kıt olduğundan, demokratik hak ve özgürlükler olmadığından, bizim gençlik hareketinin liderleri idam sehpalarına gönderilmiş ve toplu katledilmişlerdir.

Şimdi, “1968 olayları” denilince akla başta Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan gelmektedir. Bunların bu yükselen gençlik mücadelesini de esas olarak bastırmak, bunların düşüncelerinin önüne geçmek için, toplumda yükselen bu muhalefeti bastırmak için 12 Mart 1971 askerî darbesi gelmiştir. Askerî darbe, tüm olağanüstü yönetimlerde olduğu gibi, bir hukuksuzluk, bir keyfîlikle başlamıştır ve başta bu gençlik hareketlerinin liderleri tutuklanmış, bunlar yargılanmaya başlanmıştır.

Şimdi, Deniz Gezmişler ne yaptı da yargılandılar, ne eylem yaptılar da yargılandılar? Onlar “Anayasa ihlal edilmesin.” dediler, “1961 Anayasası tam uygulansın.” dediler ve Anayasa’yı ihlalden yargılandılar.

Onlar, gerçekten 61 Anayasası’nın uygulanması için Samsun’dan Ankara’ya kadar yürüyüş yapan insanlardı. Onların 146’dan, yani Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nı tağyir, tebdil ve ilgadan yargılanmasını gerektirecek en küçük somut bir eylemlerinin olmadığı ve o konudaki o suçun maddi unsurlarının olmadığı bugün tüm hukukçular tarafından tespit edilen bir gerçektir.

Gerçekten Anayasa’yı savunmak ve tüm bunları yapmak için, bunu Deniz’in sorgu ifadesinde de görebiliyoruz: “İddianamede bizim Anayasa’yı cebren ilgaya teşebbüs ettiğimiz ileri sürülmektedir. Bu ülkede Anayasa'yı en fazla savunan bizleriz. Anayasa'yı ihlal edenler ise ortadadır. Anayasa'nın uygulanmasını isteyen gene bizleriz.

İddia makamı, bizim vermekte olduğumuz bağımsızlık savaşına karşıdır, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'na karşıdır, reformlara karşıdır. Onlar 36 milyonluk ülkenin bütün yükünü 20 gencin üzerine yıkmaya çalışmışlardır.

Bizi bağımsız bir ülkenin çocukları olmaktan mahrum eden, hepiniz dâhil sizlersiniz, çünkü Amerika sizin döneminiz sırasında Türkiye'ye girdi ve hiçbiriniz sesinizi çıkarmadınız.

Meydanlarda bunlara karşı bizler dövüşmek mecburiyetinde kaldık, bizler kurşunlandık ve sonunda idam isteğiyle buraya getirildik.

Türkiye'nin bağımsızlığından başka hiçbir şey istemedik ve hayatımızı bu yola koyduk. Varlığımızı Türkiye halkına armağan ettik.

Yaptıklarımızın haklı olduğuna inanıyorum ve bu sebeple Amerikan emperyalizmine ve iş birlikçilerine karşı mücadele verdik. Anayasa’nın başlangıç ilkesinde belirtilen ulusun zulme karşı direnme hakkını kullandık.”

Değerli arkadaşlarım, görüldüğü gibi, o dönem yargılanan Deniz Gezmişlerin eylemi falan değildi. O dönem yargılanan bir dönemin düşüncesiydi, onların düşünce sistemiydi ve inançlarıydı. Askerî sıkıyönetim komutanlarından emir alan askerî mahkemeler, yasa kurallarını bir kenara bırakarak tümüyle askerî sıkıyönetim komutanlarının verdiği talimatlar doğrultusunda, bu eylemlere doğrudan Ceza Kanunu’nun 146’ncı maddesini uyguladılar. Gerçekten o dönem bunları asma tutum ve davranışı Türkiye Büyük Millet Meclisi Parlamentosunda devam etti. Parlamento askerî idarenin baskısı altındaydı.

O dönemin eski İçişleri Bakanı Nahit Menteşe yanlış yaptıklarını düşünüyor: “Deniz Gezmiş ve arkadaşları konusunda yanlış yaptık, adli hatalar olabilir. O zaman banka soygunu gibi olaylar kamuoyunda çok tepki yaratıyordu, altında başka şeyler de vardı. Rejimi korumak, nizamı korumak devlet adamının görevi, devlet elden gidiyor görüşü vardı o zaman. Birtakım duyumlarımız vardı. Bunlar da gözünü budaktan sakınmıyorlardı. O zamanki asker de bunların mutlak surette idam edilmesi taraftarıydı.” diyor. Yani, o zamanki askerin bunların mutlak surette idam edilmesini istedikleri için onlar idam edilmişlerdir.

Değerli milletvekilleri, onlar, Denizler, Mahirler, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan bir uyanışın ürünüydü. Onlar, kendilerini evrensel mücadelenin, yani ezenlerle ezilenlerin mücadelesinin bir parçası olarak görüyorlardı. Onlar, emperyalizm ve iş birlikçilerinin bu ülkeden sökülüp atılacağına, Türkiye'nin bağımsızlığına kavuşacağına ve bir gün bu ülkede sömürünün olmadığı…

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

BAŞKAN – Buyurun Sayın Öztürk, devam ediniz.

ALİ RIZA ÖZTÜRK (Devamla) – … insanların eşit ve özgür olacakları bir toplumsal düzenin kurulacağına inanmaktaydılar. İnsanın insanı sömürmediği hakça bir düzenin Türkiye’de kurulmasını istiyorlardı. Böyle bir düzenin kurulması için ülkenin bağımsız olması gerektiğini düşünüyorlardı. Bu nedenle emperyalizme ve yerli iş birlikçilerine karşı mücadele edilmesinin gerektiğini düşünüyorlardı. Tarihteki pek çok devrimci gibi Denizlerin de ölümü göze almalarını, idam sehpası önünde bile kararlılıklarından yılmamalarını sağlayan işte bu inanç ve bu mücadele gücüdür. Böyle bir ortamda Denizlerin tam bağımsızlık mücadelesi ve emekten yana bir iktidar ve demokrasi mücadelesi, hedefleri açısından bugünleri aydınlatmaya devam ediyor ve o nedenle, Denizler bunun için unutulmuyor, unutulmayacaktır. Ama, Denizleri hukuka aykırı bir şekilde düşüncelerinden dolayı, inançlarından dolayı idam edenler, idam edilirken ellerini ovuşturarak onu seyredenler, bugün, Türk toplumu tarafından unutulmuştur.

Yusuf Aslan’ın idam sehpasına giderken söylediği şu cümle çok önemlidir değerli arkadaşlarım: “Ben şahsi hiçbir çıkar gözetmeden halkımın mutluluğu ve bağımsızlığı için savaştım. Bu bayrağı bugüne kadar şerefle taşıdım. Bundan sonra da bu bayrağı Türk halkına emanet ediyorum.

Yaşasın işçiler ve köylüler ve yaşasın devrimciler! Kahrolsun faşizm!”

Bunlar inançlarını, düşüncelerini bedenleriyle ödemişlerdir.

Hepinize saygılar sunuyorum. (CHP ve DTP sıralarından alkışlar)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Denizcilik müşteşarlığının kuruluş ve görevleri hakkında kanun hükmünde kararnamede ve bazı kanunlarda değişiklik yapılması hakkında (s.s.257)”. TBMM Genel Kurulu, 86. Birleşim tutanağı, 6 Mayıs 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2009-05-06-denizcilik-mustesarliginin-kurulus-ve-gorevleri-hakkinda-kanun-hukmund (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
