# Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)

- **Tür:** Genel Kurul konuşması (TBMM 23. Dönem)
- **Konuşmacı:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin)
- **Yer:** TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim
- **Tarih:** 11 Kasım 2009
- **Gündem:** TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.321)
- **Vekilpedia:** https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2009-11-11-turk-borclar-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-321-4

> Ali Rıza Öztürk (CHP), 11 Kasım 2009 tarihinde TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim oturumunda konuştu (gündem: TÜRK BORÇLAR KANUNU TASARISI HAKKINDA (S.S.321)); konuşma 1.098 kelime.

## Konuşma metni (tutanaktan)

CHP GRUBU ADINA ALİ RIZA ÖZTÜRK (Mersin) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; görüşülmekte olan Borçlar Kanunu Tasarısı’nın üçüncü bölümü üzerinde Cumhuriyet Halk Partisi Grubu adına söz almış bulunuyorum. Öncelikle hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Değerli milletvekilleri, hukuk hayatımızda önemli değişikliklerin yapıldığı süreci yaşıyoruz. Bugünler içinde birçok temel kanunumuz radikal değişikliğe uğruyor. 1923 yılında cumhuriyetin ilanından sonra yabancı ülkelerden alınan temel kanunların neredeyse tümünün yeniden hazırlanması gündeme gelmiştir. Bu çabanın temelinde genel olarak şu düşünce yatmaktadır: Cumhuriyetin kurulduğu dönemde, savaştan yeni çıkmış Türkiye Cumhuriyeti’nde, bu derece temel ve önemli kanunları hazırlayacak kadrolar yoktu. O hâlde, cumhuriyetin ilanıyla birlikte Batı uygarlığına yetişmek isteyen Türkiye'nin bir an evvel hukuk reformunu gerçekleştirmesi gerekiyordu. Bu nedenle, temel kanunların yabancı ülkelerden alınması anlaşılır bir durumdu. Fakat, aradan geçen sürede, kendi büyük kanunlarımızı, temel kanunlarımızı hazırlayacak büyük hukukçularımız yetişmiştir. Bu nedenle, kendi kanunlarımızı kendimiz hazırlamamız gerekir düşüncesi.

Hiç şüphesiz, bu durum, gerçekten saygı duyulması gereken bir meydan okumadır ama bu meydan okuma, bir sorumluluğu da beraberinde getirmektedir. Bu meydan okumadan sonra ortaya çıkan kanun tasarısı metinlerinin de bu iddiaya, bu meydan okumaya yakışması, ona yaraşır olması lazımdır. Oysa, Borçlar Kanunu Tasarısı incelendiğinde, bu meydan okumaya yaraşır kalitede bir eserin ortaya çıktığından söz etmemiz mümkün değildir değerli arkadaşlarım.

Tasarıyla Kanun’un toptan değiştirilmesi ve maddelere yeniden numara verilmesi son derece yanlıştır. Bu kadar değişikliği gerektirecek önemli sebepler nedir? İhtiyaçlar var mıdır? Getirilen çözümler ne ölçüde bu ihtiyaçları karşılıyor? Bunun tartışmasını mutlaka yapmak gerekir ancak asla kabul edemediğim bir şeyi de söylemeliyim: O da sanki bu ülkede bir rejim değişmiş gibi, sanki bu ülkede sistem değişmiş gibi madde numaralarına varıncaya kadar kanunların değişikliğe uğramasıdır. Hani eskiden beri bildiğimiz, alıştığımız madde numaraları niye değişti?

Gerçekten herkesi rahatsız eden bir durumdur bu. Çünkü hukukçular birçok konuyu, hukuki kurumu, ilişkiyi madde numarasıyla anarlar. Bahsederken bile, bilmem, “haksız fiil” demeyiz, “Borçlar Kanunu 41” deriz. Yine, “642” deriz, “cebrî tescil” demeyiz. Yine, “munzam zarar” demeyiz, “Borçlar Kanunu 105” deriz. Âdeta, madde numaraları, bizim hukukumuzda ve uluslararası hukuk dilinde o kurumun adı hâline gelmiştir. Şimdi bu sistemi değiştirmek, hukuk uygulamasında, hukuk yaşamında büyük bir kargaşa doğurmayacak mıdır? Şu anda Medeni Kanun’da bile hâlâ madde numaralarını bilenimiz çok azdır.

Mehaz İsviçre Kanunu’nda, Borçlar Kanunu’nda değişiklik yapıldığı hâlde, Kanun hiçbir zaman tümüyle değiştirilmemiştir. Değişiklikler, madde numaralarına alt numaralar “Ek 1/a, 1/b” vesaire şeklinde yapılmıştır.

Madde numaralarının da baştan aşağı değiştirilmesi önemli bir hukuk birikimini altüst ediyor, bu, hukuk birikimini tahrip ediyor değerli milletvekilleri. Esas itibarıyla hukukçular birbirleriyle anlaşmak, ilişki kurmak konusunda madde numaralarını kullanıyorlar.

Bakın, Rona Serozan ne diyor, diyor ki bu madde numaralarının değişmesiyle ilgili olarak: “Buna bir benzetme yapmak gerekirse, böyle bir girişim, bir hukukçu için, koca bir kentin elektrik gerilimini bir anda 220 volttan 120 volta indirmekten beterdir.”

Sayın milletvekilleri, yapılmakta olan yasanın gerçekten evrensel hukuk kurallarına oturması gerekmektedir. Madde numaralarının değiştirilmesini tartışmamız gerekmekteydi.

Bir de hepimizin bildiği üzere, Borçlar Kanunu temel yasalardandır, hatta en temel yasalardandır. Sadece medeni hukukun değil, özel hukukun da temelini oluşturmaktadır. Hatta yeryüzünde ilk hukuk kuralları, borçlar hukuku nitelikli kurallardan oluşacak biçimde doğmuştur. Borçlar hukuku, toplum yaşamını çok yakından ilgilendiren, yönlendiren, yöneten bir alandır. Gerek hukuki alanda gerek siyasal, ekonomik alanda gerekse sosyal alanda bu böyledir. Hangi dünya görüşünü, hangi ideolojiyi göz önünde tutarsanız tutun, borçlar hukuku alanında ortaya konulan kuralların ekonomik yaşamı biçimlendirdiğini göz ardı edemezsiniz. Borçlar hukukunun önemi hiçbir zaman göz ardı edilemez. Böylesine önemli, temel nitelikteki yasaların da elden geldiğince uzun bir süre yürürlükte kalacağı düşünülerek elden geldiğince uzun bir süre atlatabilecek yapıda olması, o şekilde biçimlendirilmesi ve düzenlenmesi gereği vardır.

Değerli milletvekilleri, o zaman, bir borçlar kanunu yaparken dikkat edilmesi gereken şey, bu yasanın yıllarca, abartmayalım ama belki asırlarca yürürlükte kalacağı düşüncesiyle düzenlemelerin ona göre biçimlendirilmesidir. Bu da çok özenli, çok dikkatli, sabırlı bir çalışmayı gerektirir. Borçlar Kanunu’nun toplum yaşamını düzenleyen temel yasalardan olduğu, bunun enine boyuna, uzun boylu tartışılması gerektiği ve bu tartışmalar sonucunda, hatta özellikle İsviçre’de olduğu gibi, tasarı bittikten sonra bile -bir dinlenme amacıyla değil ama- bir düşünme süresi tanınıp ondan sonra tekrar gündeme alınması gerekirdi.

Bir temel yasayı kendi döneminde çıkarmak her iktidarın, hatta her bakanın en büyük arzusudur. Bu bir onurdur. Ben de bakan olsam, böyle bir yasanın görev dönemim içerisinde yasalaşmasını ben de isterdim, bundan büyük bir onur duyardım ve adım tarihe geçer, yıllarca anılırdı ama onun yanında şunun da gözden uzak tutulmaması gerekir: Böyle bir yasanın alelacele, zaaflarla, eksikliklerle dolu ve uygulamada sorunlar yaratacak biçimde yasalaşmasının getireceği olumsuzlukların da bana mal olacağını bilirdim. O hâlde, her ikisini de dengeleyerek böyle bir yasal çalışmanın içinde olurdum.

Değerli arkadaşlarım, bu yasa tasarısı içerisinde gerçekten birtakım kuralların, kısa süreli kuralların buraya monte edilmesi çok ciddi bir yanlışlıktır. Örnek verelim: Bildiğimiz üzere 6570 sayılı Taşınmaz Kiraları Hakkında Yasa ekonomik konjonktüre göre ortaya çıkan özellikler, koşullar dikkate alarak hazırlanmıştır. Bu koşullar her zaman değişebilir ama bu yasa gelmiş, bu temel yasanın içerisine monte edilmiştir. Bu yasanın hazırlık çalışması sırasındaki eleştiriler dikkate alınmamıştır.

Yine, yapılan eleştiriler dikkate alınmadığı gibi hazırlık çalışması sırasında birtakım yanlışlıklar yapılmıştır. Tasarının hazırlanmasında hâkim olan, esas alınan ana fikir yanlıştır. Tasarıda duplikasyona yer verilmiştir. Örneğin, özel bir 4857 sayılı İş Kanunu varken yine burada da hizmet akdine ilişkin hususlar düzenlenmiştir.

Yine, kira akdinde de keza 6570’e benzer hükümler getirilmiştir.

Tasarıda dil yanlışlığı çok korkunçtur sayın milletvekilleri. Felakettir, felaket bu dil yanlışlığı. Tasarı, tanım yapma yanlışlığına düşmüştür. Tasarıyla Kanun’un toptan değiştirilmesi -deminden anlattım- yanlışlıktır. Tasarının genel gerekçesi ile madde gerekçeleri yetersizdir.

Değerli arkadaşlarım, bakın, gerekçe bir yasanın ruhudur, madde metinleri bedendir. Gerekçe, ona canlılığını, yaşamını veren ruhtur. Eğer bedenden bir şey anlamıyorsanız ruhunu okursunuz. Niçin bedenin o şekilde durduğunu veya bu şekilde eğrildiğini o ruhundan çıkarırsınız, anlamlandırırsınız. Bu bakımdan bu yasa tasarısının gerekçelerinin tartışılmamış olmasını büyük bir eksiklik olarak görüyorum.

Şimdi, bakıyorsunuz yasaya, birçok maddenin gerekçesinde hiçbir şey yok. Hani bizde gelenektir ya, özel küçük kanunlar çıkarılır şöyle otuzar, kırkar maddeden ibaret. “Gerekçe” der, gerekçe aynen madde hükmünün tekrarından ibarettir ama Borçlar Kanunu gibi büyük bir temel yasada, özellikle yeni birtakım kurumları pozitif hukuk yaşamımıza sokan bir yasada gerekçe çok büyük önem taşımaktadır. Bir kısmında -dediğim gibi- hiçbir açıklama göremiyorsunuz, bir kısmında doyurucu açıklama yok, bir kısmında da maddeyle ters düşen gerekçe açıklamaları var.

Şimdi, böyle bir yasa tasarısının olduğu gibi, bu hâliyle geçmesi hepimizi ileride çok üzecektir. Amacımız, bağcıyı dövmek değil, hep birlikte üzüm yiyelim. Yediğimiz üzüm de hani lezzetli bir üzüm olsun. Tabii hatalar olabilir, aynı üzümün çöpü olduğu gibi çöpü de olabilecektir ama hiç olmazsa üzüm yerinde olsun.

Şimdi, bu derece önemli bir kanunu biz değiştiriyoruz. Uzun soluklu bir kanun demek, sadece bir asır değil, birkaç asır sürebileceğini düşünmek demektir. Nitekim, uzun soluklu bir kanuna örnek vermek gerekiyorsa bundan iki üç yıl önce iki yüzüncü yıldönümünü yaşayan Fransız Medeni Kanunu’nu burada örnek vermek istiyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

---

**Kaynak gösterme:** Ali Rıza Öztürk (CHP, Mersin). “Türk borçlar kanunu tasarısı hakkında (s.s.321)”. TBMM Genel Kurulu, 16. Birleşim tutanağı, 11 Kasım 2009. Vekilpedia: https://vekilpedia.com/konusma/ali-riza-ozturk-23-2009-11-11-turk-borclar-kanunu-tasarisi-hakkinda-s-s-321-4 (erişim: 29 Ekim 2026).

Vekilpedia, TBMM’nin kamuya açık kayıtlarını derleyen bağımsız bir arşivdir; TBMM’nin resmî sitesi değildir ve yorum yapmaz.
